Jaguar’dan çıkan bu kitap zaten kapağından belli ediyor derdini. O siyah parçalar, aradaki mor çatlaklar... Hepsi kafamın içinin resmi gibi. Adı da manidar: Tiksinti.
Okurken sürekli bir huzursuzluk var. Yazar Moya, günlük hayatın içindeki o görünmez çürümeyi, insanın kendine, eşyalara, şehre yabancılaşmasını tokat gibi çarpıyor. Büyük olaylar yok. Ama sabah uyanınca yastığın kokusundan tiksinmek, otobüste yanına oturan adamın nefes alışından irkilmek.
Dili bıçak gibi. Uzun tasvirler, ağdalı cümleler yok. Kısa, net, vurucu. Okurken boğazına bir şey düğümleniyor.
Karakterin kafasının içi çok tanıdık. Hepimizin 3-4 gecesi vardır ya, tavana bakıp “ne yapıyorum ben” dediğimiz. İşte o gecelerin kitabı.
Bazen fazla karanlık. Kitabı kapatıp camı açma ihtiyacı hissettim. Herkese göre değil. Modun zaten düşükse üstüne basar.
• Sonu... Beklediğim bir çözüm vermedi. Ama galiba mesele de bu. Tiksinti çözülmez, sadece alışırsın.