-Yani nasıl bir dünya arzuluyorsunuz?
Artık kızmıştım:
-Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya. İnsanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya. Hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı... Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya...
Sevilmeye layık, küçücük kızların orospu olmadığı, geceleri hacıağaların minicik kızları caddelerden yirmi beş lira pazarlıkla otellere götüremediği, her genç kızın namuslu bir delikanlıyla konuşabildiği,para için namus, ar, haya,hayat,gece,gündüz satılmadığı bir dünya. Muhabbet tellallarının günde otuz lira kazanmadığı bir dünya. Sokaklarda sefillerin bulunmadığı bir dünya. Kafanın,kolun çalışabildiği zaman insanın muhakkak doyabildiği,eğlenebildiği bir dünya. İçinde iyi şeyler söylemeye,doğru şeyler söylemeye salahiyetle kıvranan adamın,korkmadan ve yanlış tefsir edilmeden bu bir şeyleri söyleyebildiği bir dünya.
Aynen bunları söyleyemedim. Şimdi söylüyorum.
- Zihin, beden ve ruh olarak sağlıklı olmak için evrenle uyum içinde yaşamalısın.
-Bunu nasıl yapabiliriz?
-Evrenle birlikte kendinin de değişmesine izin vererek. Ama dikkatli olmalısın;çok az ya da çok fazla değişiklik dengesizliğe yol açabilir, bu da seni hasta edebilir.