• Diyalektik açıdan iyi ve kötünün yalnızca farklı veçhelerde bakılan aynı şey olduğunu yahut kendi içinde, yani, kendi özdeşliğinin kökünde, iyinin ta kendisi olduğunu; keza, iyinin, bölünüşü ya da kendi kendisiyle özdeş olmayışı içinde bakıldığında, kötünün ta kendisi olduğunu söylemek bütünüyle doğrudur... Her şeyin sadece bir ilkesi vardır; aşk ve iyinin istenciyle ve gazap ile kötünün istenciyle hüküm süren... Tek ve aynı özdür o...
    Kötülük ise bir öz değildir; kendi içinde değil, yalnızca karşıtlık içinde gerçekliği olan bir uyumsuz aşırılıktır. Ve tam bu sebepten dolayı, mutlak özdeşlik, sevgi tini, kötülüğü önceler ancak ona karşıtlık içinde zuhur edebilir.
    Slavoj Zizek
    Sayfa 888 - Encore
  • İyilik ve kötülük, farklı taraftan bakıldığında farklı gözüken aynı şeydir; kötülük kendi içinde, yani kendi özdeşliğinin
    kökeninde değerlendirildiğinde, iyiliktir; buna karşın iyilik, kendi içinde ayrışma ya da özdeş olmama hali içinde düşünüldüğünde, kötülüktür. Bunun için şu söz tamamen doğrudur: Kendisinde kötülük yapacak malzeme ya da güç olmayan kişi, iyilik için de hazır değildir, bunun örneğine de günümüzde sıkça rastlarız. Ahlak anlayışımızın savaştığı tutkuların her biri, karşıtı olan erdemlerle aynı kökü paylaşan güçlerdir.

    İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine, Friedrich Schelling
  • İyilik ve kötülük, farklı taraftan bakıldığında farklı gözüken aynı şeydir; kötülük kendi içinde, yani kendi özdeşliğinin
    kökeninde değer­lendirildiğinde, iyiliktir; buna karşın iyilik, kendi içinde ayrışma ya da özdeş olmama hali içinde düşünüldüğünde, kötülüktür. Bunun için şu söz tamamen doğrudur: Ken­disinde kötülük yapacak malzeme ya da güç olmayan kişi, iyilik için de hazır değildir, bunun örneğine de günümüz­de sıkça rastlarız. Ahlak anlayışımızın savaştığı tutkula­rın her biri, karşıtı olan erdemlerle aynı kökü paylaşan güçlerdir.
  • 112 syf.
    ·10/10
    Özgürlük koşulsuzluğun içinde varolabilir ancak. Arzu ve iştah tükendiğinde koşullar yeniden anlamlanmakta ve belirlenim olumsuzlamayla eş. İçsel zorunluluk özgürlüğü temsil ediyor ve bu da sevgi'ye bağlı görülüyor. ''İnsanın özü bizzat insanın kendi eylemidir.'' Yani kendi isteğinin , içten doğuşun kaynağı, kendi eylemlerimizin sonucu. ''Ben'' Schelling'e göre bu şekilde tanımlanmakta. Mücadele bittiğinde ölü halde oluyoruz yani. Yaşamak için içsel ve dışsal devinime ihtiyaç duyuyoruz. ''Mutlak birlik var olmak zorunda'' Buradan da anlaşıldığı gibi mutlak bir çizgi, bir sınır söz konusu ve bu sınırın temelinde sevgi var. Kötülük varoluşun basamaklarını oluşturan zeminin basamakları ve var olan, iyilik ile tanımlanmakta. Tüm basamakları çıktığımızda ulaştığımız zirve ise irade. Kötülük varlık olarak görülmüyor yalnız iyilik kendini var eden olarak anlamlandırılıyor çünkü, özümüzdeki itkiyi sağlayan şey esasen iyilik. Dürüstlük dindarlık ile temsil edilmiş. Özsel bilgi tinsel olanda aranıyor. çünkü; tin ve kader eş olarak ele alınmış. Tinin özü özgürlük ve sevgiden geçmekte. Başlangıçlar ilk zeminde ve zemini çizen kötülük (karanlık). Aydınlığa doğru yol almak, hasret çekmekle özdeşleştiriliyor,akla , idrak edemediğimiz iyiye hasret olmak ile. Nietzsche ve Heidegger'in adımlarında etkili olan Schelling tanınmaya değer.
  • Tanrı, kötülük nedeniyle kendini ifşa etmemeyi seçseydi kötülük, sevgi ve iyilik karşısında zafer kazanmış olurdu.
  • 112 syf.
    ·2 günde
    Hegel günlükleri ile başlattığım Alman idealizmi serimin en enteresan filozoflarından birine geldi sıra Schelling. Şu bir gerçek ki Alman idealizmi saf bir Hristiyanlık duygusu ile sarıp sarmalanmış durumdadır. Özellikle Gottlieb Fichte ve Kant ile birlikte başlayan bu durum 19.yüzyıla kadar devam etmiştir. Schelling diğer arkadaşları gibi bu iki isimden hayli ile çok etkilenmiştir. Öğretmeni olan Fichte'in "Tanrısal İlhamların Eleştirisi" adlı eseri onda derin izler bırakmış ve teoloji ile ilgilenmesini sağlamıştır. Bu bir bakıma onun felsefe camiasında ki sonunu da hazırlamış oldu. Çünkü teoloji konusunda hayli vakit kaybediyor ve toplumu yönlendirebilecek fikirler üretemiyordu. Yine de ürettiği bu fikirler Hegel ve Kant kadar olmasa da onu Batı felsefesinde belli bir aşamaya taşımıştır.

    Çok daha fazla uzatmadan Schelling'in felsefesine ve kitabına değinmek istiyorum. Bu kitap da Schelling' Batı felsefesi ve teolojisinde, özgürlük kavramına ve bunun değindiği iyilik-kötülük ilişkisi üzerine ifade edilen yanlışlıkları, bir çok felsefesi bakış açısının tarihçesini vererek anlatıyor. Açık bir şekilde anlaşılıyor ki Schelling çok radikal bir adım atıyor ve Tanrı'nın ilahi adaletinin kötülüğe izin verdiği ya da insanı belli bir sınavdan geçirdiğine dair görüşler ileri sürenler ile bir hesaplaşmaya tutuşuyor. Sanırım Hegel ile ortak payda'da buluştukları tek görüş bu olsa gerek. Nitekim Hegel'de "Genel olarak kötülüğün kaynağı, özgürlüğün sırrında aranmalıdır. " diye söylemektedir. Schelling'in kötülük anlayışına yakından baktığımızda şunu fark ederiz bu tıpa tıp Kant'ın "Radikal Kötülük" kavramı ile aynıdır. Kant'a göre İnsanda kötülük her hangi bir zayıflıktan, eksiklikten değil bizzat insan doğasına özgü bir temel yönelim taşır. Daha da detayına girip kafaları karıştırmak istemem. O yüzden İnsan özgürlüğü ve üzerine adlı bölüme geçmek istiyorum.

    Schelling'in bu bölümde ortaya attığı bir kavram var "Communicativum sui" diyor ki ; "Tanrı'nın kendisiyle ve başka her şeyle, buna karşılık da insanın Tanrı'yla, en başta hissetme olmak üzere, iletişim halinde olması anlamına gelir." der ve devam eder "Sevgi, yalnızca Tanrı'nın insanlarla bağını kurmaz, Tanrı'nın kendini doğurmadan önce içinde bulunduğu kaotik yapıyı kendini zamansal bir düzen-süreç olarak tecelli ederek düzene sokması bakımından da temel bir öneme sahiptir." Buradan şu anlaşılmaktadır ki Tanrı ile İnsan arasında ki var olmadan önce ki iletişimin kaynağı sevgidir. Bu düşünceleri arasında Tanrı ve İnsan özü'nün bengiliği üzerine düşünceleri ise cabası çok karmaşık bir felsefesi olmasının sebebi de sürekli düşüncelerini değiştirmesinden kaynaklanıyor. Bu incelemeyi ne kadar detaylı yazarsam o kadar karmaşıklaşacak gibi duruyor. Heidegger'ın bu kitabı neden Batı felsefesinin en derin çalışmalarından biri olarak yorumladığını şimdi daha iyi anlıyorum. Kendime Not : Fichte okuduktan sonra geri dön ve bu kitabı bir daha oku.