Algernon'un bedenini küçük madeni bir kabın içine koydum ve eve giderken yanımda götürdüm. Onu yakma fırınına atmalarına izin vermeyecektim. Biliyorum, bu aptalca ve fazla duygusal bir yaklaşım ama gece geç vakit onu arka bahçeye gömdüm. Mezarının üzerine bir demet kır çiçeği koyarken kendimi tutamayıp ağladım.
Hastaneden çıkdım ama daha işe başlamadım. Hiçbişey olduğu yok. Bisürü teste girdim ve Algernonla deyişik yarışlar yapdım. O fareden nefret ediyorum. Hep beni yeniyo.
Ona şunları söylemek benim için neden bu kadar önemli? "Anne, bana bak. Ben artık geri zekalı değilim. Normalden de iyiyim. Ben bir dâhiyim" mi demeliyim ona?
Annesinin feodal düşünce yapısı, politik bilinçten tamamen yoksun oluşu, Emma Teyze'nin evinde öğrenmiş olduğu gibi kendinden genç insanlara ya da kendisinin astı olduğunu düşündüklerine -odunculara, çamaşırcı ve temizlikçi kadınlara- sen diye hitap edişindeki masumiyet, tüm bunlar uzaktan bakınca gülümsetiyordu onu. Ama yakında olunca iş değişiyordu.