Monokl, bir alıntı ekledi.
Dün 17:31

Deha ve Çalışma
Bu anlamda müzik eğitiminde uzman babası, Mozart’ın müzik eğitimine çok programlı ve sıkı bir şekilde 3 yaşında başladı. Var olan yeteneğinin beslenmesi uzun yıllar alan Mozart, 21 yaşında tarihe geçen eserini yazdığında tam 18 yıldır profesyonel müzik eğitimi almaktaydı. O halde deha olmak sadece doğuştan getirdiğimiz özellikler olsa bile yeterli olmuyor, ek olarak çok yoğun ve amaca yönelik bir çalışma ile parlatılması gerekiyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 72, KolektifPopular Science Türkiye - Sayı 72, Kolektif
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
23 May 00:59 · Kitabı okuyor

GENÇ KAN TAKVİYESİ
Vampir miti gerçeğe dönüşüyor. En azından vampirleri konu alan tüm o kurgu roman ve filmlerde karşılaştığımız örneklerde resmedildiği gibi genç kan takviyesi yaparak gerçekten genç kalınabileceğini öğrenmiş olduk.
Tıpkı telomerlerin yıllar içinde kısalıyor oluşu gibi, kanımız da zamanla yaşlanıp bazı proteinlerini kaybediyor. Geçtiğimiz yıllarda genç farelerden yaşlılara kan takviyesi yaparak sonuçlarını görmek isteyen araştırmacıların keşfettiği üzere; damarlarında genç kanı akmaya başlayan denekler gençleşme belirtileri göstermeye başladı. Kan plazması takviyesi yaşlı farelerin kaslarım ve bilişsel fonksiyonlarım yıllar önceki sağlıklı seviyeye döndürdüğü için kalp kasları da sağlığını geri kazandı. Hatta beyazlamaya başlayan tüyler bile eski rengine kavuştu.
Kan plazması takviyesinden elde edilen başarılı sonuçlar Alzheimer hastaları için de umut verici. 30 yaş ve altı gençlerin kan plazması bağışında bulunmaları sayesinde araştırmacılar şimdi Alzheimer hastalarını da genç kan takviyesiyle iyileştirmeyi deniyor. Nörodejeneratif hastalıkların kan terapisiyle tedavi edilmesi üzerine çalışan Alkahest adlı şirketin laboratuvarlarında çalışan Sakura Minami’nin deneylerindeyse genç insanlardan alman plazma yaşlı farelere aktarıldı ve önceki araştırmalarda elde edilenlere benzer sonuçlar ortaya çıktı. Ayrıca farenin beyninde yeni nöron oluşumu konusunda artış olduğu da gözlendi.
Bu sonuçlar, genç kan takviyesinin ALS ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisi için kullanılabileceğini işaret ediyor. Yöntemi insanlar üzerinde de test etmeye başlayan Alkahest’ten gelen haberlere göre; genç kan takviyesi yapılan Alzheimer hastalarının bilişsel testleri henüz belirgin bir iyileşme göstermemiş olsa da örneğin yemek hazırlamak gibi, zorlandıktan bazı basit işlerde önceki durumlarına oranla gelişme kaydettiler.
Aslında işin sim kandaki protein seviyelerini düzenlemekte. 2014 yılında Harvard Üniversitesi araştırmacılarının gerçekleştirdiği ilk deneyler, bu yenilenme etkisini yaratan proteinin GDF11 olduğunu gösterdi. Keşfe imza atan Amy Wagers’ın araştırması, yaşlanma sürecinde GDF 11 proteininin seviyesinde dikkat çekici seviyede düşüş olduğunu gösteriyordu. Ancak Novartis laboratuvarlarında yapılan araştırmalar, Wagers’in vardığı sonucun yanlış olduğunu gösteren şaşırtıcı bir bulguyla sonuçlandı: GDF 11 seviyesi yaşlandıkça azalmıyor, aksine artıyor. Üstelik seviyesindeki artışın kaslar üzerinde zarar verici etkilere sebep olduğu da görüldü. Kendi bulgularıyla çelişen bu araştırma üzerine deneylerini tekrarlayan Wagers önceki araştırmasında elde ettiği sonuçlan doğrulayıp, GDF11’in beraberinde, seviyesi yaşlandıkça düşen GDF8 proteinin de benzer etkiler yarattığım gördü.
Tamamen zıt sonuçların alındığı bu araştırmalardan sonra ABD Minnesota Üniversitesi, Çin Sun Yat-Sen Üniversitesi ve Meksika CINVESTAV Araştırma Enstitüsü işbirliğinde gerçekleştirilen deneylerde Duc-henne kas distrofisine (DMD) sahip farelere GDF11 takviyesi yapıldı ama hastalık yüzünden kasları zayıflayan fareler üzerinde hiçbir olumlu etki yaratamadığı görüldü. Anlaşılan o ki GDF11 ve GDF8’in yaşlanma üzerinde oynadığı rollerin iyice araştırılması gerekiyor. Sonuçta Wagers’in deneyleri fareleri gençleştirmeyi başardığı için gözden kaçan bir şeyler olmalı.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 82)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 82)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
23 May 00:04 · Kitabı okuyor

PLÜTON
GÜNEŞ'TEN UZAKLIK:5.906.376.272 KM
MÜMKÜN: OKYANUSA DAİR BULGULAR MEVCUT
BİYOLOJİK POTANSİYEL BİLİNMİYOR
NASA’nın ‘Yeni Ufuklar’ (New Horizons) uzay aracı tarafından ziyaret edilen Plüton hakkında olağanüstü verilere sahibiz. Bu uzak dünya da yerkabuğunun altında bir okyanus sakladığı sanılan adaylar arasında. Araştırma aracının yolladığı veriler hala değerlendirildiği için cüce gezegenin tüm potansiyelini henüz aydınlatmış sayılmayız. Ama onun da bir okyanus dünyası olma ihtimali çok güçlü.
Triton’dan küçük olan Plüton, Güneş’e öyle uzak ki NASA’nın uzay aracının gezegene ulaşması 9 yıldan fazla sürdü.
Su buzunun, gezegen yüzeyini bizdeki kayalar ve dağlar gibi örttüğü Plüton’da ayrıca hareket halindeki buzullar da tespit edildi. Bunlar azot ve metan buzundan oluşmuş. Uzak geçmişindeki yerkabuğu hareketlerinden geriye kalan derin izleri, yani kilometreler boyunca uzanan fay hatları da yüzeyinin altında saklanan okyanusa dair ipuçları içeriyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 65)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 65)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
22 May 23:49 · Kitabı okuyor

TRİTON Neptün
GÜNEŞ'TEN UZAKLIK: 4.487.936.130 KM
MÜMKÜN: BULGULAR VAR
Her ne kadar adını Yunan mitolojisindeki denizler tanrısından alıyor olsa da Triton’da bir okyanusun bulunduğundan henüz emin değiliz.
Azot gazı püskürten gayzerleri neredeyse yüzeyinin tamamına yayılmış olan buzul uydu volkanik faaliyetlere dair işaretler de veriyor. Tüm bu bulgular orada bir okyanusun olabileceğini söylüyor.
Triton öyle uzak ki, şu ana dek sadece Voyager 2 uzay aracı tarafından incelenebildi. 1989 yılında Triton’un yakınlarından geçen araç ihtiyaç duyulan tüm verileri toplayamadı ama elde ettiği bulgular, Güneş’e bu kadar uzak bir bölgede bulunan uyduda bir okyanusun olabileceği ihtimalini doğurduğu için oldukça şaşırtıcıydı.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 64)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 64)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
20 May 23:17 · Kitabı okuyor

MIMAS Satürn
GÜNEŞ’TEN UZAKLIK 1.421.180.000 KM
MÜMKÜN: OKYANUSUN VARLIĞINA DAİR BULGULAR MEVCUT
BİYOLOJİK POTANSİYELİ BİLİNMİYOR
Bilim insanları gezegen ve uyduların hareketlerini inceleyerek yüzey ve yeraltı tabakalarının neye benzediğini tahmin edebiliyor. Mimas’a odaklanan araştırmacılar, uydunun Satürn çevresinde yalpalayarak, tuhaf bir yörüngede döndüğünü gördü. Bunun olası sebeplerinden biri, uydunun yüzey altı okyanusuna sahip olma ihtimali.
25 ila 30 km derinliğinde olabileceği düşünülen bu okyanusun varlığı doğrulanırsa Mimas da yaşam barındırma ihtimali olan uydular arasına girecek.
Mimas’ın yüzeyindeki eşi benzeri görülmemiş dev krater, onun tıpkı Yıldız Savaşlarındaki Ölüm Yıldızı’na benzemesini sağlamış. Bu tuhaf uydunun sırlarının açığa çıkarılabilmesi için kesinlikle yakından incelenmesi gerekiyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 63)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 63)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
20 May 22:44 · Kitabı okuyor

TİTAN Satürn
GÜNEŞTEN UZAKLIK : 1.421.180.000 KM
KAPALI: YÜZEY ALTINDA HAPSOLMUŞ BİR OKYANUS
OKYANUSTA YAŞAM İHTİMALİ DÜŞÜK (YÜZEYDEKİ GÖLLERDE OLABİLİR)
Yoğun bir sisle kaplıymış gibi görünen Titan, bu nedenle araştırılması zor bir uydu. Yüzeyinde neler olup bittiğini görmek için yakından göz atmak gerekiyor. Ancak Cassini uzay aracı uydunun yakınlarından defalarca geçtiği ve bunlardan birinde uyduya sonda indirmeyi başardığı için bazı sırlarını açığa kavuşturmayı başardık.
Yer yer buzla kaplı yüzeyinin altında bir okyanus gizlediğini bildiğimiz
Titan’ın yüzeyi de göllerle dolu. Yüzlerce göl ve denizin hidrokarbondan oluştuğu ve metan içerdiği biliniyor. Bunlar, Titan atmosferinden yağmur olarak düşen içerikle beslenmeye devam eden sıvı birikintileri.
NASA araştırmacıları, uydudaki okyanusun yaşam için gereken kimyasal içeriğe sahip olduğundan kuşku duyuyor olsa da yüzeydeki göllerin henüz karşılaşmadığımız türden yaşama olanak sağlayabilecek içeriğe sahip olduğu ortada. Sıvı metan ve etan içeren bu göller nehirlerle de besleniyor. Yani oldukça faal bir yapıya sahip olduklarını söyleyebiliriz.
Titan’daki okyanusun yüzeye erişimi var mı, bilmiyoruz. Eğer yoksa tamamen yeraltında hapsolmuş olacağı için yaşama uygun koşullara sahip değil demektir. Ancak bir şekilde yüzeye dek uzanmışsa o zaman her şey değişebilir.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 62)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 62)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
20 May 20:31 · Kitabı okuyor

ENCELADUS Satürn
GÜNEŞ’TEN UZAKLIK : 1.429.400.000 KM
AKTİF : FAAL BİR OKYANUS
YAŞAM BARINDIRIYOR OLABİLİR
Satürn’ün ünlü uydusu Enceladus’un içinde gizlenmiş küresel bir okyanus olduğu anlaşıldı. Uydunun buzla kaplı kabuğunun altındaki okyanus, güney kutup bölgesi yakınlarındaki derin çatlaklardan yüzeye kadar ulaşabiliyor.
NASA’nın Cassini uzay aracı, Enceladus’un yüzeyine püsküren içeriği görüntülemeyi, hatta atmosferinden dışa yayılan bu içeriğe dair örnek toplamayı başardığı için bunun okyanus suyu olduğunu biliyoruz.
Enceladus’un okyanusu bazı mineraller de içeriyor. Okyanustaki hidrotermal aktivite, bu mineralleri bacalar yoluyla taşıyarak deniz tabanına serpiştiriyor. İçinde, Dünya’daki bazı mikroorganizmaların da besini sayılan kimyasallar bulunan Enceladus okyanusu son derece faal yapısı sayesinde yaşamın başlangıcına öncülük etmiş olabilir. Araştırmacılar Enceladus’da en azından mikroorganizma boyutlarındaki yaşam örnekleriyle karşılaşabileceğimizi düşünüyor.
Hidrotermal Aktivite
Cassini uzay aracı, 2015 yılında uydunun yüzeyinden dışarı püsküren gazlar ve buz parçaları tespit etti.Gazın içeriği de incelendi ve %98 oranında su buharı,%1 hidrojen, az miktarda karbondioksit,metan ve amonyak içerdiği görüldü.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 61)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 61)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
18 May 22:31 · Kitabı okuyor

CALLISTO Jüpiter
GÜNEŞTEN UZAKLIK : 777.904.000 KM
KAPALI : YÜZEY ALTINDA HAPSOLMUŞ BİR OKYANUS
YAŞAM İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK
Dünya’nın en derin noktası, 10 bin metreyi aşan derinliğiyle Büyük Okyanus’taki Mariana Çukuru. Callisto’nun yeraltında sıkışmış olan okyanusu da aynı derinlikte.
Bu okyanus oldukça kalın bir buz tabakasıyla örtülü. Buzun üstüyse kraterlerle kaplı. Yani oraya inmeyi başarsak bile okyanusuna ulaşıp örnek toplayabilmek neredeyse imkansız.
Callisto, Güneş Sistemi’nin, yüzeyinde en fazla krater bulunan gökcismi. Yüzeyi 4 milyar yıldan bu yana hiç değişmemiş olan uydu bu açıdan Güneş Sistemi’nin erken dönemdeki yapısını temsil ediyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 60)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 60)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
18 May 21:59 · Kitabı okuyor

GANYMEDE Jüpiter
GÜNEŞ’TEN UZAKLIK : 777.313.000 KM
KAPALI: YÜZEY ALTINDA HAPSOLMUŞ BİR OKYANUS
YAŞAM İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK
Bir gezegen büyüklüğünde olan Ganymede, Güneş Sistemi’nde, kendi manyetik alanına sahip tek uydu olma özelliğini taşıyor. Ganymede’in yüzeyi altında, katmanlardan oluşan tuzlu su okyanusları bulunabileceğine dair bazı güçlü bulgulara sahibiz. Bu katmanların bir kısmı tamamen donmuş olabileceği gibi, bazılan da sıvı halde olabilir. Merkür’den büyük olan uydunun okyanuslarında yaşam bulunma ihtimali çok düşük. Çünkü okyanus katmanlarının buzul tabakaları arasında sıkışıp kaldığı ve bu nedenle yaşamın ihtiyaç duyduğu besinleri içermediği düşünülüyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 60)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 60)