Ahlak ve davranış kurallarının "alem ne der"e indirgendiği, kendinin değil, alem'in değerleriyle yaşayan; çocuklarını da; o aptalca, miskin değerlere boyun eğdirmeye çalışan, çoğu memur, tipik bir orta sınıf çevreydi. Giyimleri mazbut, yaşamları, evleri mazbut...
Mahvolmuş hayatlar olağandır, bilgeler için de ahmaklar için de. Ancak o mahvolmuş hayat bizimki olduğunda, işte o zaman farkına varırız, intiharların, ayyaşların, hapisane kuşlarının, uyuşturucu müptelaları ve benzerlerinin. Varoluşun, menekşeler kadar, gökkuşağı, kasırga ve tamtakır mutfak dolabı kadar olağan bir parçası olduklarının.
Bazı insanlardan hoşlanmıyoruz çünkü, onlar,
bize kendi içimizde hoşlanmadığımız bir şeyi yansıtıyorlar.
Biz diğer kişi olduğunu düşünüyoruz fakat, aslında o niteliği taşımakta olan kendimiziz.
Eğer, o sevmediğin nitelikten boşalmış (arınmış) olsaydın, onu yargılamazdın.
Bu yargıdan özgürleştiğinde,
o nitelik de artık belirmez, hatta dışsal olarak dahi belirmez.
Artık onu görmezsin ya da en azından ona büyük bir şefkat ve anlayış ile bakarsın çünkü, onun kasıtlı olmadığını bilirsin.
Bizler aslında tercihen câhil değiliz.
Öyle geliyor ki, bir şey gerçek görüşü gizlemekte.
Dolayısıyla, bir kişiyle karşılaştığında, onun mevcûdiyeti, senin içinde bir rahatsızlığı tetikliyorsa, bu, çoğu zaman kendi içinde derinlemesine bakman gereken bir şey olduğuna işarettir.
Ben şimdi sizi bir adım daha öteye götürüyorum.
Hem başkalarında, hem de kendinizde gördüğünüz şey,
yani kusurlu bulduğunuz bu şahsiyet,
sadece ve sadece kim olduğunuza dâir bir fikir ve onun kendi şartlanmalarıdır.
Hakîkî Benlik değildir. Sadece sonradan edinilmiş bir hâldir, öğrenilmiştir veya inşâ edilmiş yapay bir benliktir.
Ve tüm kötü kokular buradan gelmektedir.
Dolayısıyla, bilge olan,
bu tarz rastlaşmaları reddetmek yerine,
bilakis içtenlikle karşılar.