• 432 syf.
    ·4 günde·10/10
    Tanıtım Bülteninden:

    Cehennemden kaçmanın tek gerçek yolu onu fethetmektir. Kayıp bir tanrı! Evrenin sırlarını gizleyen bir kütüphane! İnsanlığını yitirdiğini farkedemeyecek kadar meşgul bir kadın. Carolyn, evrene dair her türlü bilgiyi barındıran, Baba adında gizemli bir adamın mutlak yönetimindeki Kütüphaneyi mesken tutmuş, her biri farklı konulara hâkim on iki kütüphaneciden biridir. Kendisi tarafından evlat edinildikleri günden beri Baba’nın korumasında sorumlusu oldukları konuları öğrenen bu on iki kişi bir gün açıklanamayan bir şekilde Baba’nın ortadan kaybolması sonucunda ne yapacaklarını şaşırırlar. Son altmış bin yıldır dünyayı gizlice yöneten Baba’nın ölmüş olması ihtimali, güçlü rakipler arasında bir mücadeleye sebep olur. Kül Dağı’ndaki Kütüphane, tanrı olmayı öğrenen bir kadının yitirdiği insanlığını geri kazanması üzerine tuhaf, korkunç ama dokunaklı bir hikâyeyi anlatıyor…

    ***

    Carolyn! Deli dolu kadın! Carolyn kim mi? İnsanın içini korkudan titreten genç bir kadın o! Mesleği kütüphanecilik. Ama o bildiğiniz türden kütüphanecilerden değil. Hem güzel, hem olağanüstü derecede akıllı, üstün yeteneklere sahip, disiplinli ve ayrıca dışarıdan başkaları için esmer güzeli hoş ve narin bir kadın gibi gözükse de tam bir cengâver ve bir dava insanı. Tek başına, kimselere güvenmeden, tüm sorumluluğu üstüne alarak giriştiği dudak uçuklatıcı projesinde, sevip saydığı biricik özel adam Steve olmadan planlarını acaba hayata geçirebilir miydi?

    Bir kütüphane düşünün. Amerika’da bir yerlerde, kocaman da bir şey! Normal insanların bırakın içine girebilmesini, dışarıdan fiziksel olarak bile farkedemedikleri, gizemli bir kitap mabedi. Sadece kitap mı? Daha neler neler var içerisinde. Öncelikle bir Baba’sı var kütüphanenin. Kütüphanenin biricik yaşlı lideri, hem de ne yaşlı! On iki tane de çırağı var. Onları daha çok küçükken yanına almış. Hemen hepsi de yetimler. Her birinin –Baba’nın karar verdiği- kendine has katalogları var. Mesela Carolyn küçüklüğünden beridir bir dilbilim uzmanı olarak yetiştiriliyor. Dünya üzerindeki hemen tüm dilleri konuşup yazabiliyor, ayrıca başka yetenekleri de var, hem de çok özel yetenekler! David var mesela, bir aslan parçası, etten kemikten bir savaş makinesi, çıplak bir silah ve tam bir zırdeli o! Michael, hayvanların dostu, hemen tüm hayvan türleriyle yine onların kendi dillerinde konuşabiliyor. Ölüleri “Öte Taraftan” geri getiren kendisi de yarı ölü bir kız. Bir de, ölenleri hayata döndüren ya da ölümcül yara alanları iyileştiren sağlıkçı başka bir kız. On iki üstün yetenekli genç kadın ve erkek! Yıllarca, Baba’nın sultası altında kendi kataloglarını yine Baba’nın verdiği eğitimler sonucu öğrenmişler, ancak kendi kataloglarını diğerlerine anlatmaları yasak. Yasağı delenler, kendilerini bronz boğanın içinde kızartılırken buluyor. Doğru duydunuz, domuz pirzolası kıvamında pişirilip tekrar hayata döndürülüyorlar. Cezalar acımasız; ancak savaşlar da, gerçek dünya da çok acımasız. Baba’yı kimse sevmiyor, ondan çok da korkuyorlar; ancak yine de o bir önder, ona karşı besledikleri saygı uçsuz bucaksız…

    Steve, Carolyn’in yüzünden bu ekibe sonradan eklemleniyor. O, önceleri belki bir piyon, ama sonradan çok önemli bir anahtar durumuna geliyor. Dünyanın sonu çok yakın. Çok büyük güçler, evrenin tüm hazinelerini barındıran kütüphane için kıyasıya bir savaşa tutuşuyorlar. Bu savaşa Amerikan Devletinin çok seçkin deniz piyadesi askerleri de dâhil oluyor. Suçsuz, masum yüzlerce insan bu savaş ortamında ölümü tadıyor. Evrenin sonunu engelleme sorumluğu Carolyn ve Steve’in omuzlarında taşınması zor bir yük. Gerçi yardımcıları da var, gözüpek ve akıllı eski ajan Erwin, kudretli kadim yaratıklar ve daha nicesi…

    Söylemeden edemeyeceğim, bu kitabı yalnızca iki gün ve iki oturumda okudum. Hem de nasıl bir okuma! Sayfaları koparırcasına çeviriyordum. Hep bir koku vardı burnumda; çürümüş et ve kan kokusu. Bir de uzun çoraplar, kadın ve erkeğin ter kokusu, ama çok seksi bir koku aslında, zihinsel bir uyarıcı! Yazarımız Scott Hawkins, vahşetin ilmini yapmış besbelli. Aslında onun ilk romanı. Ancak bir bilgisayar programcısı için nefis bir başyapıt olmuş, ellerine sağlık. Kitabın çevirmeni, meslektaşım da olan M. Boran Evren’i de tebrik ederim. Çok temiz ve akıcı bir Türkçesi var kitabın. Hızınızı asla kesmiyor, su gibi akıp gidiyor metin. Ancak, her ne kadar İthaki’nin yaptığı hemen tüm işleri sevsem de, harika bir kitap tercihi ve nefis bir kapak çalışması yapan İthaki, kitabın matbaa dizgi ve/veya son okuma işinde çuvallamış. Epey dizgi hatası vardı, tüm hataları İthaki’ye rapor ettim, sanırım ikinci baskıda düzeltilirler.

    Olağanüstü güzel bir post apokaliptik bilimkurgu olan bu kitabı lütfen okuyun, okutturun. Ayrıca her beş yılda bir tekrardan okuyun, çünkü ben okuyacağım.

    Elinizden kitap, kalbinizden huzur hiç eksik olmasın.
  • Kayıp Bir Tanrı.
    Evrenin Sırlarını Gizleyen Bir Kütüphane.

    İnsanlığını Yitirdiğini Fark Edemeyecek Kadar Meşgul Bir Kadın.
  • 432 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kül Dağı’ndaki Kütüphane Amerika’da geçen bir fantastik kurgu. Ana karakterimiz Carolyn, kendisi gibi ailesini kaybetmiş on bir arkadaşıyla birlikte Adam Black adındaki adam tarafından evlat edinilmiş ve evrenin tüm sırlarına sahip bir kütüphanede, onun usullerine göre yetiştirilmiştir.

    Kütüphanede on iki farklı kategori vardır ve çocukların her biri, bir konu üzerinde ustalaşmıştır. Hikayemiz son altmış bin yıldır dünyayı yönetmekte olan Adam Black’in, çocukların tabiriyle ‘Baba’ nın, ansızın ortadan kaybolmasıyla başlar. Çocuklar (elbette artık birer yetişkindirler), bir yandan Baba’yı bulmak için yeteneklerini kullanırken, diğer yandan ona ne olmuş olabileceğini çözmeye çalışmaktadırlar. Baba’nın olası düşmanları, çocukların kendi aralarındaki çatışmalar ve gizem yüklü hikâyeyi okurken kendimi gerçekten tuhaf bir Amerikan filmi izliyormuşum gibi hissettim. Karakterlerin arasındaki diyaloglar, tasvirler, olayların gelişmesi, olay örgüsü tamamen ilgi çekiciydi. Bazı konulardan bahsedilmesine rağmen çok yüzeysel olarak geçilip gitmesi ya da olaya gerçekten dahil olmamaları bir eksiklik olarak yorumlanabilecek olsa da yazarın odaklanmayı seçtiği noktalar düşünülürse bunun bilinçli bir tercih olduğu söylenebilir.

    Eğer Fantastik ya da gerçekten kendine has kurgular okumaktan hoşlanıyorsanız kesinlikle kütüphanenizin bir köşesinde görmek isteyeceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.
  • Beton basamakların sonuncusunun üstünde kan vardı. Ne kadar uzun süredir orada olduğunu merak ettim. Bir haftalık olabilir miydi? Benim kanım olabilir miydi? Meganın ki. Acaba evind e kan buldukları için mı tutuklamışlardı? Mutfağı ve oturma odasını zihnimde canlandırmaya çalıştım. Çok temiz antiseptik. Net hatırladığım tek şey sırtındaki terin ve nefesindeki bira kokusuydu.
    Alt geçitten koşar adım ilerlerken bleheim caddesinin köşesinde tökezledim. Korkumdan başımı kaldırmadan kaldırım boyunca aceleyle yürümeye başladım. Başımı kaldırdığımda görecek hiç bir şey yoktu. Scott un evinin dışında park halinde ne minibüs ne de polis arabası vardı bir şey bulmuş olsalardı kesinlikle orada olurlardı... izleniyordum
    Sadece bilmek istemiştim. Gitmek için arkamı döndüğümde kapı açıldı. Kolumdantutarak beniiçeri çekti. Korku ve adrenalin içinde karanlığın geldiğini gördüm. Bağırmak için geç kalmıştım beni evin içine çekip kapıyı arkamdan kapadı.
  • 391 syf.
    ·3 günde·8/10
    Kitabın başlarında 3 ana karakterin-Rachel, Megan ve Annanın gözünden günlük olaylar canlanıyor ve aynı zamanda bu kadınların psikolojisini, olaylar karşısında sergiledikleri tavırları görerek yavaş yavaş onları tanıyoruz. Kitabın en sevdiğim tarafı da buydu zira olaylara kişinin kendi gözünden bakmak kitabı daha iyi anlamaya yardımcı oluyor. Sonunu beğendim mi? Pek söylenemez aklımda daha farklı bir son vardı. Ama genel olarak güzel, heyecanlı ve sadece sonunda değil her sayfada sizi ters köşe yapan bir kitaptı. Okumaya değer..
    ----------------------
    Bundan sonrası bazıları için SPOİLER içerebilir))
    ----------------------
    Kitabın sonunda Rachel ve Scott'un yakınlaşmasını falan bekliyordum aslında. En azından arkadaş olarak kalmalarını. İkisi de hayatlarında çok acı şeyler yaşamış, sevgiden yoksun, yalnız karakterlerdi ve bence kitapta mutlu olmayı en çok onlar hakediyordu. Ama Scott'un sonraki hayatını öğrenmemekle birlikte Rachelin nasıl acı çektiğini görüyoruz ve kitap burda bitiyor. Anna umrumda değil zaten en baştan ısınamadım ona ne olsa mübah. Ama diğer ikisi... Yazar muhteşem bir kitap yazmış da sonunda sanki "amaaaan kim uğraşacak" dercesine sallamış gibi. En son böyle bir ruh düşkünlüğünü Beyaz Geceler'de yaşamıştım. Bir hafta da bunu düşünürüm herhalde...
  • 432 syf.
    ·21 günde·Beğendi·10/10
    Bugüne kadar harika bir sürü kitap okudum. Bir sürü efsane kurguyla tanıştım. Ama bu cok baska. Yemin ederim ki, bu bambaska. Tüylerim diken diken olurken ayni zamanda beni aglatan bi kitapm hele bi cumlede yaaa deyip dir kitaba sarıldım. Keske 100 kere okusam. Keske herbir cumlesi zihnimde asılı kalsa. Yazarin ilk kitabiymis. parmak uclarim titriyo yazar. Konusamiyorum. Dilim damagım kurudu sanki. Bu nasil ilk eserin olabilir. Sen bi efsanesin. Sen bir dahisin. Bu nasil bir kurgu. Zaman carkindan sonra okudugum en iyi kurgu. O kada beni bastan cikardi ki.
  • Aramızda şu devasa boşluk vardı.
    Aynı kelimeleri kullanıyorduk ama farklı şeyleri kastediyorduk..