Sevgi, her zaman "temiz ve güzel" yaşanabilen bir duygu değildir. Kitabın kaba bir özeti olan, orta yaşlarda iki adamın üniversite öğrencisi Nihal'e -hem de arkadaşları Fikret'in kendilerine emanet ettiği Nihal'e- aşık olmaları da, dışarıdan bakıldığında "temiz ve güzel" sevgi gibi görünmüyor. Bu noktada Barış Bıçakçı'nın ince işçilikli ve şiirsel anlatımı, bu hassas konuyu insani ve masum bir sevgi öyküsüne dönüştürüyor.
Kahramanlarımızdan Ender'in, Çetin'le konuşuyormuşçasına olayları aktardığı anlatım biçimine kısa sürede alışıyoruz.
Bu iki ahbabın gerçek hayatta garipsenecek derecedeki yakınlığına da... Nihal'in yıkıntılar üzerine bir hayat inşa etmeye çalışırken kurduğu hayallere ve yaşadığı hayal kırıklıklarına da...
Kitabı okurken zaman zaman şaşırıyorsunuz. Yarı şair-yarı filozof bir adamın içinizde olmuş-bitmiş, kimsenin bilmediğini sandığınız duyguları alıp size yeniden anlattığını hissediyorsunuz. Hem de ne anlatış...
İyi kalpli erkekler, aşk serüvenleri başladığında, çaresiz ve şaşkın bir bakışla dünyayı yeniden anlamaya çalışırlar. Ender'in başına gelen buydu, Çetin'in başına gelen buydu, Barış Bıçakçı'ya bu romanı yazdıran buydu. Teşekkürler Barış Bıçakçı...