Taşı toprağa çeviren rüzgar yenmeyen sert armudu olgunlaştırırdı. Ama çiğ insanı yirmi dört saat güneşin önüne dik olgunlaşmazdı. Rüzgara dik, rüzgara set gerer, ağaç fidesini seyret desen, kökünden koparıp atardı. Insanı mevlanin ilacı sözdür. Insan sözün hizmetine varmadigi sürece dünyayı ateş gibi yakar, kavurur.
Başkasının derdine ağlarken bir de bakarız ki, o dert bizim derdimiz olmuş. Öyle olmasa hiç bu kadar ozan peyda eder mi bu topraklarda... Demiş bu Anadolu'nun bağrı çok yanıktir, çok güzel ağlar, zaten destanini, masalını da ağlarken kurar.
Her gelen hükümdar gideni aratır. Şehrazat anamız zalim şahı yola getirmek için ona bin gece masal anlattı. Onu söz diyarında alıp gezdirdi. Ne oldu? Her padişaha bir Şehrazat göndersek, masaldan kursa dünyayı yeniden, bize bir karış huzurlu toprak düşer mi.
Sen demez miydin karanlıkta ışığı arıyoruz. Taş ki taştır, rüzgarın sesinde dile gelip toprağa döner. Belki yüz bin yılda toprak olur. Bizimkisi taşı merhamet çağıran rüzgar gibi. Yüz bin yıl taşa ağıt yakacaksin ki, toprağa dönsün, dur durak bilmeden acıyı söze dökeceksin ki , çiçekler açsın.