Geçmişin Parmak İzleri
Tek gerçek; yalanın gölgesine dokunmamış, çıkarın soğuk ellerinden uzak, saf bir sevgidir. Bu, eşinin yüreğine işleyen bir bakış, çocuğunun ruhuna kazınan bir gülüş ya da ruhunu sonsuzluğa bağlayan bir sevda olabilir. Ama o sevgi, yüreğinin en derin uçurumlarında ne zamanın amansız fırtınaları ne de hayatın ihanetleri karşısında susmalı. Çünkü o, tüm sahteliklerin küllerinden yükselen, ruhu karanlıktan kurtaran tek ışıktır.
Geçmişin Parmak İzleri
Aslında ölüm dediğimiz şey tam da dibimizde ve bizimle beraber. Yaşayanla ölümü bölen, narin, kırılgan bir eşik var. Bir adım, bir nefes, bir anın gözyaşı. Bu eşikte, insan, kendi masalının hem ozanı hem yolcusudur. Her kalp atışı, bir umutla çarpıp bir vedaya hazırlanır. Ömür, bir damla mürekkeptir sonsuzluğun boş sayfasına düşen. Ne eksik ne fazla, sadece o an, ebediyetin kıyısında titreyen bir ışık.
Geçmişin Parmak İzleri
Adalet dedikleri şey, yalnızca güçlüler için mi işlemekte, yalnızca rakamlarla ifade edilen istatistikler mi önem taşımakta? Bana yıllardır “zamanla geçer” dedikleri bu acı, içime gömdüğüm, kimseyle paylaşmadığım, tek başıma taşıdığım bu keder nasıl hafifleyebilir? İnsan bir gün gelip de haksızlıkları unutur mu? Bu mu hayatın bana sunduğu güzel sürpriz? Bu mu adalet?
Geçmişin Parmak İzleri
Artık kendime ait bir dünya kurmuştum. İçinde sessizliklerin değil, umudun yankılandığı bir dünya... Çocuklarımın neşesiyle, varlıklarının her anında hissettirdiği sevgiyle inşa ettiğim bir dünya.