İbrahim DurmazGeçmişin Parmak İzleri
Zaman, dikenli bir ip gibi boynuma dolanırken, ruhuma zehir akıtan bu mahkeme tiyatrosu bir idam sahnesinden farksızdı. Sessiz bir salonda, içimdeki tüm sesler boğuluyordu. Yargının maskeli oyuncuları arasında adaletin adını anmak bile suç gibiydi. Bu bilinmezlik, adeta üç perdelik bir trajediye dönüşmüş; ilk perde umutla, ikincisi korkuyla, sonuncusu ise inancımın mezar taşını dikercesine kapanıyordu. Evrenin bile sustuğu bu sahnede, ben sadece içimdeki çocukla baş başa kalmıştım…********
İbrahim DurmazGeçmişin Parmak İzleri
Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey var: Yaşamın anlamını kaybetmek. Ve ben, geçmişin yükü altında kamburlaşmış bir bellekle, o anlamı ellerimin arasından akıp giderken izliyordum. Ne tutunacak bir dal ne seslenecek bir isim... İçimde yankılanan tek şey, kaybolmuşluğun sessiz çığlığıydı.
İbrahim DurmazGeçmişin Parmak İzleri
Her sabah doğan güneşin bu karanlığa hiçbir etkisinin olmadığını biliyorum. Işık giriyor ama içimde hiçbir yeri aydınlatmıyor. Yine de ne yaşarsak yaşayalım bizi yarına taşıyacak kadar inatçı umutlar büyütüyoruz içimizde. Belki de insan, umutsuzluktan değil; umudu kaybettiği hâlde hâlâ umut etmeye çalışmaktan yoruluyor. İbrahim Durmaz
İbrahim DurmazGeçmişin Parmak İzleri
Kafamın içinde o kadar çok şey hayal ediyorum ki, o kadar fazla şey var ki, onların bir şekilde ortaya çıkması gerekiyor. Düşünüyorum bazen, bu kadar düşünce, bu kadar hayal benim kafamın içinde dursa ve onları hiç kimseyle paylaşamasam! Ama ne yazacağım dört duvar arasında. Ayaklarım özgür olmadıktan sonra. Ufku göremedikten sonra…