• Katil olarak seçilen çocuk, " Çok kolaydı, " dedi. Kimse benden şüphelenmedi; çünkü katili bulmamız gerektiğini en yüksek sesle bağıran bendim.
  • Aşk o dur ki iki gönle vurulan bir mühür gibidir. Herkes söyler, herkes okur, herkes kendince yaşamaya çalısır. Lakin aşk kördür görmez sağırdır duymaz, laldır konuşamaz. Aşk seçilen gönle değil seçtiği gönle sevdalanır. Ve acı çektirir aşk çünkü sen istemeden girer kalbine ve seni dünyanın en mutlu insanı yapar bir ömür yol olur. Acı çektirir çünkü hissiz gönlüne ilk girişi ömründe çığır açar tokat gibi yüzüme çarpar gitmek istersin bırakmaz kalmak istersin bırakmaz ilahidir aşk bir yanını öldürüp diğer yanını diriltendir acıdır çünkü ağlatmaz öldürür. Ve sana istediğini vermez sana kendi istediğini tattırır bu yüzdende can yakar.

    Dewran
    Kardeşim verdiği cevap o kadar samimiydi ki okusanız ki zaten anlarsınız ben o kitabı sana yollamak isterim Kardeşim hatta senin istediğin bir kitabı sana alıp göndermek isterim.
  • Tarih boyunca, meridyenlerin ilk noktası olarak seçilen Başlangıç Meridyeni zamana ve ülkelere göre değişmiştir. Eski çağ haritalarında Kanarya Adaları kabul edilmişken, 6. yy da Bağdat, İskenderiye ve Yeşil Burun Adaları başlangıç noktası olarak belirlenmişti. 1884 te baş meridyen çizgisi olarak LLondra'daki Greenwich semti seçilse de Osmanlı kendi coğrafyasında Ayasofya'dan geçen meridyen çizgisini kullanmıştır..
  • "... mesele, böyle bir tekniğin bir insanı gerçekten iyi bir insana dönüştürüp dönüştüremeyeceği. Iyilik içten gelir. Iyilik seçilen bir şeydir. Insan seçemediğinde insanlıktan çıkar."
  • Hafiften “kısık” sesli kadınlar vardır hani…
    Bakışları derin.
    Kendine özgü aurasıyla, ortaya çıktığında…
    Kalabalığın arasında kolayca seçilen…
    “Dönüp baktıran” kadınlar.
    Ağlamasını, gülmesini…
    Oturup kalkmasını izlemek…
    Herhangi bir konuda rastgele anlattıklarını dinlemek keyiflidir…
    Çevrelerine yaydıkları enerji farklıdır onların…
    Ruhları farklıdır…
    Vücut dilleri özgüvenli…
    Ahenkli, çekicidir…
    Bazen zarafetin doruklarında…
    Bazen yosmalığın sınırlarında dolaşırlar…
    Tizleştiğinde çatallanır bu kadınların sesi…
    “Hızlı” yaşamaktan mı…
    Uykusuzluktan, yorgunluktan mı…
    Neden böyle olduğu bilinmez…
    Gizemlidirler…
    “Puslu kadınlar” derim ben onlara.
    İçlerinden bazıları, adeta “askeri” bir disiplin altında yaşar…
    Bazıları, gününü gün eder…
    Yaşam tarzı kendine özgüdür hepsinin…
    Değişken ya da tutarlı olabilirler…
    Ama sesleri tizleştiğinde mutlaka çatallanır.
    Gözlerinde nedeni belirsiz bir buğulanma vardır hep…
    Gülerken ağlamaları…
    Ağlarken gülmeleri vardır…
    Görünmeyen ufuklara dalıp gitmeleri vardır…
    Duydukları bir şarkı…
    Gördükleri yağlıboya resim…
    Yerdeki yaprakları birbirine katıp telaşla uçuşturan esinti…
    Yağmurun başlaması…
    Onları alıp, uzaklara götürür.
    Eski sevgililerinin buruk hatırasına daldıkları sanılır çoğu zaman…
    İlgisi yoktur aslında…
    Düşündükleri hayatın kendisidir…
    Zamanın nasıl geçtiği…
    Beş yıl sonra, on beş yıl sonra, neleri yapıp neleri yapamayacaklarıdır…
    Hataları, günahları ve sevaplarıdır…
    “Puslu” kadınlar kendileriyle yüzleşmeye meraklıdır…
    İroniyi çok severler…
    Kendileriyle dalga geçmeyi…
    Ve gülmeyi.
    Şen şakrak kahkahaları kapalı mekanlardan sokaklara taşar sık sık…
    Çünkü “gülebiliyor olmanın” kıymetini bilirler.
    Sevmekte çok başarılıdırlar…
    Nasıl “kadın” olunur…
    Nasıl mutlu edilir…
    Nasıl can yakılır…
    Bir erkeğin yanındaki, hayatındaki boşluk nasıl doldurulur…
    Çok iyi bilirler.
    Hem tecrübeleriyle…
    Hem sezgileriyle…
    Karşılarındakinin beynini okurlar…
    Hayatta her duruma karşı hazırlıklıdırlar…
    Kalpleri birden fazla kez kırılmıştır…
    Ama kırılmaya alışamamış…
    Kırılma korkusunu aşamamış…
    Çocuksu ve naif bir ruhları vardır öte yandan…
    Olanca güçleriyle sahiplenmeleri…
    Savunmaları…
    Başkalarıyla (aslında kendileriyle) savaşmaları vardır…
    Kıskançlıkları…
    Kaprisleri…
    Ara sıra “arızaya bağlamaları” vardır…
    Hem “kazanan” hem “kaybeden” sıfatını yakıştırabiliriz onlara…
    Belki de bu yüzden…
    Puslu kadınlara saygı duyarım ben…
    Yaşamışlıklarına…
    Derinliklerine…
    Sahip oldukları mutlak yeteneklerine…
    Saygınlığı, kimseyi kandırmadan, göz boyamadan…
    “Kendileri gibi” davranarak avuçlarının içinde tutmalarına…
    Toplumu eğitmelerine, erkekleri yontmalarına…
    En güzel şarkıları sadece onların besteleyebiliyor olmasına…
    Bu şekilde “kadınlık” kavramını onurlandırmalarına…
    Büyük saygı duyarım.
    Puslu kadınların birçok ismi vardır benim için…
    Kimi yerde Sezen’dir onun adı…
    Kimi yerde Ayşe, Fatma…
    Başka kültürlerde başka adları vardır…
    “Amy” diye seslenenler çıkmıyor artık ama…
    Bazen yıldızların ışığı erkenden sönüveriyor, üzülüyorum…
    Mümkün olduğunca uzun yaşamalarını istiyorum…
    Onları gözlemlemek, öğrenmek…
    Onları yaşamak…
    Bütün duyularımı onlara açıp, kana kana içmek için…
    Puslu kadınları çok seviyorum ben…
    Onlar hem çok özeldir, hem de…
    En nihayetinde…
    Senin gibi biri...

    DENİZ UĞUR
  • "İyilik içten gelir...iyilik seçilen bir şeydir. İnsan seçmediğinde insanlıktan çıkar."
    Anthony Burgess
    Sayfa 73 - Türkiye İş Bankası
  • "İyilik içten gelir. İyilik seçilen bir şeydir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar."
    Anthony Burgess
    Sayfa 73 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları