• 128 syf.
    Narsisizm üzerine bir okuma yapmak için bu kitabı edinmiştim. Uzunca bir süredir de kitaplığımda durmaktaydı, kitabı bitirdiğimde anladım ki seçim yapmadan önce daha detaylı bir araştırma yapmalıydım.

    Özellikle psikoloji üzerine daha önce okuma yapmamış kişilerin bu kitap ile başlamaları doğru değil. Ayrıca Freud okumaya başlamak için doğru kitap olmadığı da aşikar.

    Bu kitabı okumadan önce temel psikoloji kavramlarının bilgi dağarcığımızda yer etmesi gerekmekte. Daha sonra da bu kitabı rahat bir şekilde anlamak için bazı psikolojik rahatsızlıklar konusunda bilgi sahibi olunmalı ve Schreber Vakası okunmalı. Freud eleştirisi kısmında da Freud'un babası ile ilişkisi ele alınmış bu sebepten Freud'un hayat hikayesinin bilinmesi de durum değerlendirmesi yapabilmek adına gerekli.

    "Ben ettim siz etmeyin" gibi bir giriş oldu. :) Ancak kitabı bitirdiğimde şunu da anladım ki, 'Ben'lik kavramı ve narsisizm konusu için bu kitap kısıtlı bir içerik barındırmakta. Zaten 147 sayfacık ve 4-5 bölüme ayrılmış durumda. Bu bölümlerden ikisi Freud'un Schreber Vakası yorumları, bir bölümde Freud'un yaklaşım hatalarıyla ilgili. Beklediğim içeriğin ne kadarcık bir bölümü kapsadığını söylemeye gerek yok. Başta belirttiğim yeterince araştırmamaktan kasıt buydu.

    Yine de okurken beni zorlayan bu kitaba başladığım için memnunum. Eksik olduğum başlıkları değerlendirmek adına iyi bir okuma oldu. Umarım bu yazı kitaba başlayacak kişilerin kafasında bir fikir oluşmasına yardımcı olur.
  • 512 syf.
    ·4 günde·9/10
    Okumanın boş zaman uğraşısı olarak görüldüğü, kültür ve sanata yaşamda çok az yer ayrıldığı hızlı, yorucu ve yıpratıcı bir çağda yaşıyoruz. Karşılığının maddi menfaatlerde arandığı meşgaleler, görsel ve sosyal medya belirliyor tercihlerimizi. Uzun olmayan, kolay anlaşılır metinlerin zirve yaptığı günler yaşıyoruz. Böyle bir ortamda gerçek ve nitelikli edebiyata omuz verenleri görünce bir başka mutlu oluyoruz. Necip Tosun; özellikle son yıllarda yayınlanan pek çok kitap ve dergiyle altın çağını yaşayan öykü türünün çalışkan isimlerinden.Öykü yazıyor, süreli yayınların pek çoğuna yazı yetiştiriyor, kitaplar çıkarıyor, söyleşilere katılıyor. Yazarken bizim yorulduğumuz tüm bu işleri üstelik asli işi memurluktan arta kalan zamanda yetiştiriyor. Bu sabrı, çalışkanlığı ve fedakarlığı takdir etmemek mümkün değil. Necip Tosun’un yeni kitabı ‘Edebiyat Atlası’ Dedalus etiketiyle raflardaki yerini aldı. Yazarın otuz yıllık öykü ve edebiyatla içi içe yaşamının bir yansıması diyebileceğimiz kitap yalnızca öykü değil, hemen her türün dünyadaki ve bizdeki gelişim çizgisini takip etmemizi sağlama yanında, her türün en önemli eserlerinin değerlendirilmesiyle, yayınlanan binlerce kitap içinde bilinçli bir seçim yapmamıza da ciddi katkı veriyor. Edebiyat Atlası’nı  yazma amacını; ‘Bu kitabın öncelikli hedeflerinden biri günden güne gücünü yitiren, gözden düşen edebiyatın hayatımızdaki karşılığını yeniden sorgulamak, gündeme getirmek, önemini vazgeçilmezliğini ortaya koymaktır.’ şeklinde vurgulayan Tosun’un, ‘ …edebiyatsız bir dünyanın nasıl barbar, hoşgörüsüz ve ötekini anlamaktan uzak kaba bir dünya olacağı hatırlatılmaya çalışılmakta’ değerlendirmesi de, onun edebiyat aşkının boyutlarını net bir şekilde ifade ederken, bir zamanlar özellikle de romanın zirvesindeki Rusya’nın, o altın çağlarda dillere destan zulümlerini yapmasına edebiyatın yazık ki mani olamamasını da hatırlamadan edemiyoruz. Necip Tosun, yakından tanıyanların da bildiği gibi oldukça nazik, naif bir insandır, edebiyatın amacına bakışı da ideal olanı, temennisi de güzel ama bu görüş pek de yerini bulmuş gibi gelmedi bana. Geçelim.Kitapta konuların ele alınış biçimi, Necip Tosun’un daha önceki bazı hikaye kuram ve inceleme kitapları paralelinde özetlemeler, nokta atışı hükümlerle oluşturulmuş. Okurken sıkılmıyorsunuz. Seçilen örnekler, başta Mansfield, Borges, Tanpınar, Oğuz Atay vd. gibi önemli isimlere yapılan atıflar dikkatimizi her an ayakta tutan belli başlı amiller. Önce edebiyatın, okumanın önemine değinen Tosun; edebiyatın ahlak, dil gibi kavramlar ile ilişkileri ve edebiyat mahfilleri, yazar okulları, edebiyat dergileri gibi çetrefilli meseleleri ele almış. Edebiyatın hayatımıza neler kattığı, hemen her uğraşıyla bir ilişkisinin olması giriş kısmında bizi karşılayan konular. Her türlü uğraşının sonucunda elde edilecek bir karşılık alma beklentisinin olduğu günümüzde edebiyatsız bir yaşamın boşlukta kalmasının kaçınılmaz olduğu vurgulanır. Kitaptan buna bir örnek verecek olursak, Necip Tosun, Enis Batur’a atıfla, Sezai Karakoç okumadan Ortadoğu’da olup bitenin anlaşılamayacağını vurgular. Bir diğer önemli tespit de çeviri eserler konusundadır. Batı kaynaklı eserler yayıncıların ve çevirmenlerin desteğini alırken, yakın coğrafyamızdaki komşularımızın eserlerine yeterli ilginin gösterilmemesi, bu türden çevirilerin yeterli olmaması  edebiyatımız adına bir eksikliktir. Yazmaya meraklı olanların, yazılarını öncelikle dergilerde yayınlatmak isteyenlerin ne gibi engelleri aşmaları gerektikleri noktasında adeta rehber vazifesi gören Edebiyat Atlası, birçok makalede, ülkemizin edebiyat ortamının bir fotoğrafını çektikten sonra doğruları ve yanlışları masaya yatırır. Pek çok süreli yayında, hikaye türü başta olmak üzere çeşitli türleri, eserleri ve yazarları konu edinen önemli makaleler yayınlayan Necip Tosun, bu ortamları en iyi bilen ve sözü geçen eleştirmenlerdendir aynı zamanda. Adam kayırma, orantısız övme ve yerme, gruplaşma gibi edebiyatımızın baş ağrısı başlıca meseleleri hakkında son derece yerinde tespitlerde bulunan yazarın, bu yanlışları engelleme noktasında umudumuz olduğunu üstüne basa basa vurgulamak istiyorum. Çünkü, tekrar ifade etmemiz gerekirse Necip Tosun edebiyatımızın saygın, sözü geçen, bilgili, çalışkan kalemlerindendir ve birçok olumsuzluğun ortadan kaldırılmasında ya da azaltılmasında etkili bir güce sahip sınırlı sayıdaki aydınımızdan biridir. Okuyanların da ilgisini çekecek ve onları heyecanlandıracak güncel konulardan sonra kitapta, deneme türünden başlayarak hemen her türün ülkemizdeki ve dünyadaki gelişim çizgisi özetlenir, okunması gereken en önemli eserler özlü bir şekilde değerlendirilir, önemli yönleri vurgulanır. Bu makaleler, okuyucuların ilgi duydukları türlerin nereden nereye geldiğini görmelerini ve ömrün yetmeyeceği binlerce eser arasından hangilerini okumaları gerektiğini belirlemeleri açısından da son derece faydalı bir işlevi haiz. Kitabın sürprizlerinden biri de, roman ve hikaye türlerindeki okuma listeleri Bu listelerin, Necip Tosun’un seçtiği birer tavsiye okuma listesi değil, türlerin gelişim çizgilerinin önemli sac ayakları olduğunu ifade etmekte fayda var. Listedeki isimlerden Suat Derviş’ten Kara Kitap’ın alınmasını da son derece olumlu buluyorum, Derviş’in hakettiği değeri ve ilgiyi görmesine, gündeme gelmesine katkısı olacağını umut ediyorum.Türk Edebiyatının yaşayan en önemli isimlerinden biri olan Necip Tosun’un büyük emek ve fedakarlık ürünü ‘Edebiyat Atlası’; okuma ve yazma meraklılarına rehber olma, edebi türlerin gelişim çizgilerini toplu olarak bir arada sunma ve tanıtma gibi amaçları ehil bir kalem tarafından ortaya koyan kıymetli bir eser, okunmasını hararetle öneriyorum...KİTAPTAN...Çağımızda aklın, zekanın her şeyi kavramada yetersiz olduğu görüldü. İşte edebiyat, gerçeğin arkasındaki görünmeyeni, hakikati bize bildirir. Sanat, edebiyat bunun için de sezgimizi harekete geçirir.(…) Dünya, sahteliği, ikiyüzlülüğü, körlüğü geçer akçe yapmaya çalışırken, edebiyat bunu iyiliğe, güzelliğe, samimiyete çevirmenin yollarını açıklar. ( s.14)Edebiyat tarihin atladığı boşlukları doldurur. (…) İnsanlığın büyük ütopyalarını önce büyük edebiyatçılar kurar. ( s. 18-19)Edebiyat asla flörtü kabul etmez apaçık bir evlilik ister. (s.47)Yazınsal türler içerisinde dille ilişkileri en gerilimli olan tür şiirdir. (s.69)Günümüzde edebiyat dünyasındaki en büyük yozlaşma eleştiri kurumunda yaşanıyor. (s. 84)Edebiyatçı etrafında olup biten, gelir geçer olaylara kendini kapamalı, iç dünyasını sadece edebiyata açarak onu bir sanat eseri olarak korumalı, her şeyi içine alarak içinin düzenini, ahengini bozmamalı, orada özenle kendi kozasını örmelidir. (s.98)Yazar, yalnızlığını üzerinden attıkça sosyal çevrelerde itibarı artar ama genellikle yazdıkları kötüleşir.(s.100)Türkiye’deki edebiyat ortamının en temel meselelerinden biri yazar olmayı düşleyen insanların nasıl bir yöntem izleyeceğini bilmemeleri ve yazarlığa giden yolların  belirgin araçlardan, yöntemlerden yoksun olmasıdır. (s. 117)Suç ve Ceza’dan hukuk, psikoloji, sosyoloji gibi disiplinlerin öğreneceği hala çok şey var. (s.310)
  • 976 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Hem sinema hem de edebiyat dünyasının en çok etkilenip konu aldığı kitap “İlahi Komedya”dır diye tahmin yürütmek sanırım yanlış olmaz. Özellikle simgebilim, şifre, gizem gibi konuları işleyen film ve kitaplarda, barındırdığı bulmacavari ve mistik anlamlar sebebiyle hep başrolü üstlenmiştir. Bu sebepten dolayı da “içinde kayboluruz endişesi” ile biz okurların her zaman uzak durup, okumaya cesaret edemediğimiz bir eser olmuştur. Bu eşiği geçip okumaya başladığınız andan itibaren “nasıl olur da ben bu muhteşem eseri hep erteleyip durmuşum” düşüncesi ile doluyorsunuz. Ama sakın endişelenmeyin, çünkü eserin büyüsüne ilk cümlesinden itibaren kendinizi öyle bir kaptırıyorsunuz ki, aldığınız haz sizi bu düşünceden ve pişmanlıktan alıp götürüyor.
    Dante Alighieri’nin hayatı da başlı başına bir roman, ama burada uzun uzun anlatmak yerine hap niteliğinde bir bilgilendirme yapacağım.
    Dante; 1265 yılında Floransa’da doğmuştur. Küçüklüğünden itibaren Floransalı ve Bolognalı önemli şair ve yazarlardan şiir ve dilbilgisi dersleri almıştır. Gençliğinden itibaren Floransa’da önemli siyasi etkinliklerde bulunmuş, ancak iktidar çekişmelerinden (Papacılık-İmparatorculuk çekişmeleri) dolayı sürgün ile cezalandırılmıştır. 13 yıllık sürgün hayatı boyunca Floransa’ya olan özlemini her fırsatta dile getirmesine ve 1315 yılında adına af çıkarılmasına rağmen dönmemiş ve 1321 yılında memleket hasreti ile hayata gözlerini yummuştur. Dante İlahi Komedya’yı, Latince haricinde bir dil kullanarak –o tarihlerin halk dili olan İtalyanca- yazdığından dolayı da İtalyanca’nın kurucusu kabul edilmektedir.
    Gelelim bu muhteşem esere. İlahi Komedya; Dante’nin öteki dünyaya yaptığı düşsel gezintiyi destanlaştıran, Cehennem, Araf ve Cennet adlarıyla 3 bölümden oluşan bir şiirdir. 14.233 dizeden meydana gelmektedir. 3 sayısı Hristiyanlığın teslis ilkesini belirttiği için Ortaçağda özel bir anlam ifade ettiğinden dolayı İlahi Komedya da bu önemi açıkça belli etmektedir. Eser 3 bölümdür ve tamamı 3 satırlık kıtalardan oluşmuştur. Giriş kantosu sayılmaz ise her bölümde 33’er kanto vardır. Hayatının aşkı ve en önem verdiği insan olan Beatrice, 3 eserin de tam ortasında yani Araf’ın 30.kantosunda kendisine eşlik etmeye başlamıştır.
    Dante; Cehennem’i betimlerken günahkarların, Araf’ı betimlerken tövbekarların, Cennet’i betimlerken de iyilerin öteki dünyadaki yaşamlarını göstermek istemiştir.
    Cehennem: Dante’nin tasarladığı Cehennem, dibine inildikçe daralan ve dokuz kattan oluşan; her katta ayrı günahlar işlemiş olanların bulunup aşağıya inildikçe çekilen cezaların şiddetinin arttığı bir çukurdur. Olağanüstü bir düşsellik ve tasvir zenginliği ile anlatılan Cehennem, gerçekten de eserin en çok ibret alınması gereken bölümünü oluşturmaktadır. Cehennem gezisi boyunca Dante’ye; sanatını en çok etkileyen, “rehberim, ustam, babam, ışığım, yol göstericim, akıl hocam” dediği Vergilius eşlik eder. Ayrıca Cehennem, okuduğunuz her satırda Dante’nin siyasi çekişmelerden dolayı kızdığı insanlara olan acımasızlığını ve kinini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bölümdür.
    Araf: Dante’nin Araf’ı Cehennem ile Cennet arasında yer alan bir köprü vazifesi görür. Cehennem’in karanlığının yerini aydınlığın aldığı bir dağ şeklinde betimlenmiştir. Yedi kattan oluşmakta ve 7.katta Adem ile Havva’nın yaşadığını varsaydığı “Yeryüzü Cenneti” bulunur. Ruhlar bu dağa tırmanarak eğitilir ve günahlarından arınır. Bu bölümün ortasında Dante, Beatrice ile karşılaşınca Vergilius ondan ayrılır ve Dante artık gezintisine Beatrice’in rehberliği ile devam eder. Cehennem’deki Dante’nin acımasızlığı ve kini, artık yerini biraz daha sevecen bir tavra bırakmıştır.
    Cennet: Dante Cennet’i çağdaşı olan diğer yazarlardan farklı bir şekilde betimlemiştir. Sürekli bir devinimin olduğu, insanın gözünü zorlayan bir ışığın egemen olduğu ve 10 kattan oluşan bir yerdir. En üst kat elbette “öncesiz ve sonrasız güçlü ışık” olan Tanrı katıdır. Dante’yi çağının yazarlarından ayıran diğer bir görüşü ise Tanrı’yı sonsuz bir enerji kaynağı olarak değerlendirmesi ile bilimden yana seçim yapmasıdır. Cehennem ve Araf’ın aksine Cennet’teki katlar düz bir çizgi şeklinde ilerler. Dante bir üst kata ulaştığını Beatrice’in ışığının yoğunluğundan anlar, çünkü katlar çıkıldıkça Beatrice’in ışığı da artmaktadır. Acımasızlığından ve kininden tamamen uzaklaşıp sevecenlik dolduğunu açık bir şekilde farkedebilirsiniz.
    Eser boyunca Dante’nin kendisi insanoğlunu, Vergilius aklı, Beatrice ise inancı temsil etmektedir.
    İlahi Komedya’yı 3 değişik bakış açısıyla okuyabilirsiniz:
    İlahiyat (tanrıbilimsel) yönü ile. Dante’nin din konusuna ve Tevrat-Zebur-İncil kutsal kitaplarına hakimiyetinin olağanüstü seviyede olduğunu farketmemek imkansız.
    Tarihsel yönü ile. Antik çağlardan kendi yaşadığı döneme kadar olan geniş tarih bilgisini damarlarınıza kadar hissedebiliyorsunuz. Mitoloji ve gerçek tarihi birbiri ile mükemmel şekilde bağdaştırmış olması hayranlığınızı kat kat artıracak niteliktedir.
    Edebi yönü ile. Şiirin estetik yapısını ve verdiği duyguların yoğunluğunu, betimlemeleri ve kullandığı üslup ile edebi yönden tarih boyunca yazılmış en muhteşem şiir olduğunu inkar edemeyeceksiniz.

    Yazıma Borges’ten İlahi Komedya üzerine olan bir alıntıyla son vermek istiyorum.
    “ Commedia (İlahi Komedya) herkesin okuması gereken bir kitaptır. Commedia’yı okumamak insanın kendisini edebiyatın verebileceği en büyük armağandan yoksun kılmasından, anlaşılmaz bir çileciliğe boyun eğmesinden başka bir şey değildir. Commedia’yı okumak gibi bir keyfi kendimizden niye alıkoyalım? Kaldı ki, okunması zor da sayılmaz. Asıl zor olan kitabın kendisini okumanın dışında kalanlar, yani görüşler, tartışmalar. Kitabın kendisi billur gibi. Sonra, diyelim Commedia’nın öteki kişilerini bir yana bıraktık, başkişisi Dante edebiyatta rastyabileceğimiz en canlı kişi. Bana yıllarca eşlik etti. Yarın tekrar okuyacak olsam daha önce hiç görmediğim şeyler bulacağımı biliyorum.” J.L.Borges
    Saygılarımla….