• 534 syf.
    ·9 günde·Beğendi·8/10
    Ve serinin 1. Kitabı bitti. Yazarımızın önceki serisini de çok sevmiştim. Fantastik konusunda gerçekten çok başarılı :)
    Bu sefer ki yine bambaşka bir kurgu olmuş, öyle alıştığımız klasik fantastik hikâyelerden değil.
    Bu sefer beni rahatsız eden sadece çok fazla yazım hatası olmasıydı.
    Ejder Armani Bölgesinde yaşayan Akita Min’in yıllar önce ailesi öldürülmüştür. Onu büyüten ancak asla sevgi göstermeyen kör Getor olmuştur.
    Yıllardır bulunamayan bir seri katil hep aynı yöntemle bir çok üst düzey pelerinlileri ve Akitanın sevdiği herkesi tek tek öldürmüştür. Sahip olduğu birkaç dostu vardır onu hayata bağlayan, onları da kaybetmekten ölesiye korkarak yaşar. Bu nedenle o artık kimseyi sevmeme kararı alır, çünkü sevdiği herkes ölüyordur.
    Ejder kelebeğin sahibini seçme zamanı gelmiştir ve herkes heyecanla bunun için hazırlanmaya başlar, herkesin hayali kelebeğin kendisini seçmesidir. Tek seçilmek isteyemeyen Akita dır. O kimseye bağlanmak istemez.
    Ve yola çıkarlar ancak birçok tehlike beraberinde onları beklemektedir.
    Çıktıkları yolda neler olacak?
    Ejder kelebeğin olduğu bölgeye ulaşmayı başarabilecekler mi?
    Peki Ejder Kelebek Günbatımı kimi seçecek?
    Pelerinlilerin verdiği eğitimde kim başarılı olup pelerin hakkını kazanacak?
    Sürekli işlenen cinayetlerin arkasında kim var ?
    Akita’nın Anne Babasına ne oldu ?
    Akita ettiği yeminini tutabilecek mi ?
    Daha bir çok olay, macera, heyecan, gizem, bilinmezlik hikâyemizde. Fantastik seviyorsanız devamı için okumalısınız :)
    Kitabın finali tabi ki yine çok heyecanlı bir yerinde bitti. 2. Kitabı için sabırsızlanıyorum :)
    Ben severek okudum, yazarımızın yüreğine, emeğine gönlüne sağlık :)

    Kitaptan bir alıntı ile yorumumu bitireyim ….

    “Beynin kalbini dinlerse kader, dinlemezse cezan olur”….
  • 1-Ne zaman ki hikayemi anlatıp susacağım, artık sadece yeni hatalar yapacağım! Zamanı dörtnala koşturacak kadar yabancı hatalar! Duvar saatlerini miknatısa tutulmuş pusulaya çevirecek kadar bilinmeyen hatalar! Daha önce kimsenin yapmadığı, adını bile duymadığı hatalar! (sy.21)

    2-Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk.(sy.22)

    3-‘‘Çıplak ayağı Doğu’da, ayakkabılı olanı Batı’da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de kaçak denilen insanlar.. Elimizden geleni yapıyorduk.. Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya..” (sy.22)

    4-Ama zaten dünyanın bütün nefret suçları da simge temelli değil miydi? Kurbanlar, katillerinin gözünde her neyi simgeliyorlarsa, o yüzden saldırıya uğramıyorlar mıydı? Kişisel bir mesele değildi nefret suçu. Nesnel bir şiddetti. Kurbandan nefret etmek için, onu şahsen tanıyarak zaman kaybetmeye gerek yoktu. Havada uçuşan genel nefretten birkaç doz koklamak yeterliydi. (sy.50)

    5-Yaşamak için nefes nefese kaldığımız kasabanın adı Kandalı’ydı. Kandağlı denildiği günlere yetişememiştim. Ğ’de beni beklememiş ve çoktan tarihe karışıp gitmişti. Bir dağdan çok dev bir kanepeye benzeyen Kandağ’ın ortasında oturan, bu yüzden de kaybolmadığı sürece hiçbir rüzgarın yolunun düşmediği, nedense herkesin ilçe demekte ısrar ettiği bir kasabaydı Kandalı.(sy.53)

    6- Nasıl aşık olunur bilmiyordum ama böyle bir şey olmalıydı: Soyguna gidecekmiş gibi planlar yapmak… Doğru hamleler, doğru yerler, doğru anlar peşinde koşmak.. Avlanmaktan pek bir farkı yoktu aslında. Hatta dünyanın ilk leopar desenli giysisini üreten adam da böyle düşünmüş olmalıydı. Aşk, avlanmakla ilgiliydi. Yoksa hangi kadın bir hayvan gibi görünmek isterdi? (sy.60)



    7– Artık aşık değildim. Sadece yolu izledim. O insanların bana gösterdiği yolu. Tek yön. dönüş yoktu… Üzerinde melek olan kırmızı tişörtleri, başka dünyaların en güzel kızlarını satın almak için sakladım. Sonra onlara da gerek olmadığını anladım. Öğrendim ki sol elimin işaret parmağı bir namlıydu. Herhangi birine doğrultmam yeterliydi.(sy.70)

    8- Peki, bir korkaktan canavar olur muydu? Tabi ki! Hatta galiba sadece korkaklar canavar oluyordu. Yaşayan kanıtıydım bunun. Talaştan midemin bulanması da bu yüzdendi. Çünkü ben talaştım. Toz ve kıymık. Dünyayı benimle örtseler, geriye tek bir iz kalmazdı. Denedim kendimi o kadınların üzerine defalarca serptim ve hepsini yok ettim. (sy.70)

    9- Üstelik bunları da başka şeyleri asla hatırlamamak için yaptım.. Ama bugünü, dünü unutmak için yaşamak, hiçbir halta yaramadı. Aksine.. Unutulması gerekip de unutulamayanlar, katlana katlana çoğaldı. Meğer önce yarını unutmak gerekiyormuş… Her doğanın yeni bir güneş olduğuna inanacak kadar unutmak.. Her güneşi ilk ve son kez gördüğüne emin olacak kadar unutmak. ”Bugünkü biraz daha geniş sanki!” ya da ”Dünkü güneş daha ovaldi, değil mi?” diyecek kadar unutmak.. her günü ilk kez yaşıyormuş gibi hissedecek kadar unutmak gerekiyormuş.. Ve de bağırmak: ”Hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım!” Ve de susmak: Nerede diriliş yok, ben orada olacağım.. (sy.75)

    10- Jack Londan okurlardı. Ama benim okuduğum Jack London’lardan değil. Onlarınki başkaydı. Jack Londan’ın yıllar önce keşfettiğim, içindeki bütün ”Beyaz Diş”lerin teker teker çürüyüp döküldüğü romanlarını tercih ederlerdi… (sy.77)

    11- Genellemelerden kaçamayacak kadar örgütlü bir dünyada yaşıyorduk. Artık çok geçti! Çünkü toptan alınıp toptan satılmak istiyorduk. Avuç içi kadar örneğini beğenen, bütün kumaşı almak zorundaydı.Tekstil sektöründe olduğu gibi. Daha doğrusu, örümcek ağı sektöründe.. Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi her şey, kumaşlarla ilgiliydi. Adalet tanrıçası Justitia’nın göz bağından bayraklara kadar, her şey bir kumaş meselesiydi.. Hala çıplak kalabilmiş birkaç Amazon yerlisinin yüzlerindeki o huzur, kumaşsızlıktan geliyordu. Benim yüzümdeki huzursuzluk da, kumaşlarımızın aynı olduğu babamla konuşuyor olmamdan.. (sy.88)



    12- Okulu bırakmıştım. Eğitim hayatımı, babamın kolları ve kendi ellerimle boğmuştum. Aslında gayet iyi olmuştu. Çünkü başka bir okula başlamıştım. Bütün derslerinde insanlığın işlendiği bir okula. Üstelik istediğim kadar kitap da okuyabiliyordum. Şehirdeki kitapçılara gittiğimde, kimsenin yanaşmadığı raflara yöneliyor ve kimsenin kapağını açmadığı kitapları karıştırıyordum. (sy.128)

    13-Böylece geriye, belki de en ilginç olan yöntem kalıyordu; Lideri seçimle belirlemek. Demokrasi! En mantıklısı buydu. Sonuçta, toplumla lider ilişkisi, aynı kafeste kapalı kalmış bir insanla bir hayvanın durumundan pek farklı değildi. Diktatörlükte kafesin kapısı birden açılır ve içeri aç bir aslan atılırdı. Ama demokrasi, insanın ne tür bir hayvanla kafese kapatılacağını seçme özgürlüğüydü. (sy.133)

    14-Peştuca bilmeye gerek yoktu, çaresizlik ve korkuyu tanımak için. Özellikle de ortada, hepsinin geleceğini ilgilendiren,karanlık bir sır varken, paniğin zahirli bir gaz gibi depoyu doldurması sadece birkaç saniye sürmüştü. (sy.139)

    15-Bir insanın kendine oy vermesini hep çirkin bulmuşumdur. Dünyanın en çirkin iki şeyinden biridir. Diğeri de, kriket oynayan bir Hintlidir. (sy.140)

    16-Biz burada ölü değil, çukur gömüyoruz, korkma!” demişti. Meğer gerçekten de öyleymiş. İki saatlik bir işmiş, çukur kazıp kapamak. Çukur gömmek. Eğer konu ölü gömmek olsaydı, yani bir an için bile gömdüğümün bir insan olduğunu düşünseydim, herhalde asırlar sürerdi. (sy.165)

    17-Sonuçta, hayaletler her şeyi biliyordu. Kimin etten bir duvar, kimin insan olduğunun farkındaydılar. Bu yüzden de bazılarının içinden geçip gidiyor, bazılarının da kulaklarına bildikleri her şeyi fısıldıyorlardı. (sy.167)

    18-Babamı,o an, o bahçede, o çardağın altında, hala üzerinde ölü toprağı olan o kürekle öldürebilirdim. Ama yapmadım. Onun yerine, sadece yüzüne baktım. Depodaki kameralardan ekranıma kadar gelen görüntülere baktığım gibi. Hiçbir şey hissetmeden. (sy.173)

    19-Belki de ilk kez babam benimle ilk kez konuşuyordu. Ya da hayal görüyordum ve Ahad, aslında kendisiyle konuşuyordu. Kelimeler ağzından öyle bir boşanıyordu ki matkap gibi yağan yağmurdan önce, onlar bizi boğacaktı. (sy.185)

    20-Ama ne alevini, dudaklarımdaki sigaranın ucuna götürebildim ne de hareket edebildim. Çünkü o çakmağın ucunda cehennemi gördüm. Üstelik o cehennemdeki tek ateş benim elimdeydi. Demek ki şeytan bendim orası benim evimdi. (sy.198)

    21-Ama o yine ”Daha”! diyordu.. Hangisiydi acaba? Depodakilerin hangisi? İçlerinden hangisi, Türkiye’den geçeceğini bildiği için o sihirli kelimeyi öğrenip de gelmişti? Daha çok su, daha çok yemek, daha çok hava, daha çok şu, daha çok bu ve her şeyden daha çok istemek için o kelimeyi, daha yolculuğa çıkmadan birilerine sorup da öğrenmiş olan kimdi? (sy.201)

    22- Dudaklarımı mühürlesem de giriyordu içime. Beni o cehennemde hayatta tutmak için önüne çıkan bütün engelleri aşıyor ve bir yolunu bulup, burun deliklerime saplanıyordu. Kimsenin gelmeyeceğini düşündüğüm ve yeniden intiharı hissettiğim o yer ve zamanda beni yaşatarak gebertiyordu! (sy.202)



    23- Ayrıca saate bakmama da gerek kalmamıştı. Saniyelerin akışını ikinci nabzım gibi duyuyor ve hiç zorlanmadan, dakikalar ve saatleri sayabiliyordum. Ne benim, ne hikayemin ne de filmimin bir isme ihtiyacı vardı. Ben, zamandım. (sy.236)

    24- Sayın seyirciler, bu gün elimize geçen bir habere göre, Dünya olarak bilinen bir gezegende insanlar doğdu, yaşadı ve öldü. Şimdi sıradaki haberimize geçiyoruz. (sy.254)

    25- Ender’e de söylediğim gibi: Neye inanmak istiyorsan, ona inan! En azından, kendinden başka,kimse seni kandıramaz. 21. yüzyıl şartlarında, bu da, hiç yoktan iyidir, değil mi? (sy.260)

    26- Şimdi, kim bilir neredeler? Kim bilir, neler yapıyorlar? Bana hiçbir zaman kötü davranmamış ve ilk günden beri, beni en yeni eski dostları olarak kabul etmiş olan o insanlar, kim bilir dünyanın hangi noktasında, bitmiş birer cümle gibi duruyorlar? (sy.273)

    27- Dünyanın en büyük günahkarı olarak, kurtuluş planım belliydi: Önce cennete gitmek, sonra da orada ölmek. Asla intiharla değil.. Zamanla. (sy.299)

    28-Bu süre içinde, kendisine sunulmuş olan fikri alıp, üzerinde birtakım değişiklikler yaparak kişiselleştirmesi gerekiyordu. Böylece fikri, kendisi bulmuş gibi sahiplenmesi mümkün olabiliyordu. Emre için, bu kendini kandırma süresi, yaklaşık dört saatti. (sy.302)

    29- Ağladım. Hem de istediğim kadar! İnsanın gerçek özgürlüğü buydu:İstediği kadar ağlayabilmek. Belki bir de istediği şeye ağlayabilmek.(sy.309)

    30-Diyor ya Aşık Veysel, ‘iki kapılı bir han’ diye? Ondan cereyan yapıyor bu hayat! Onun için üşüyorum hep. Gideyim de kapatayım birini!” (sy.80)

    https://www.soylentidergi.com/...an-gunday-30-alinti/
  • 2018 YILINDA EN ÇOK OKUNAN 40 KİTAPMIŞ ...

    SİZ HANGİLERİNİ OKUDUNUZ ?

    1-Kırlangıç Çığlığı- Ahmet Ümit

    Ahmet Ümit okurlarının yakından tanıdığı baş komiser Nevzat karakterinin yeniden işlendiği Kırlangıç Çığlığı yine mükemmel bir yalın dille yazılmış her sayfanın su gibi akıcılıkta olduğu 2018 yılının en çok satan kitabı olmuştur. Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem.

    Ahmet Ümit’i Kırlangıç Çığlığı kitabı için ayrıca tebrik etmek gereklidir. Son yılların en hassas yarası olan çocuk tacizlerine değindiği için vicdanlarımızı sızlatan bir kitap olmuş demek oldukça doğru olacaktır. Kırlangıç Çığlığı

    2-Gazi Mustafa Kemal Atatürk- İlber Ortaylı

    İlber Ortaylı gibi Türkiye’nin yaşayan büyük Türk Tarih Profesörü tarafından Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabının yazılması beklenen bir durumdu. Kitap içeriğinde sadece belgeler yer almazken Büyük tarihçinin bu yaşına kadar edindiği deneyimler ile karşılıklı okuma tekniği kullanılarak oldukça sade bir şekilde yazılmış olduğunu belirtmek gereklidir.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabını torunu ve tüm gençlere ithaf ettiğini de belirterek her Türk gencinin okuması gereken kitaplardan biri olmuştur. 2018 yılına girdikten sonra en çok satan kitap listesinde yer almaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk

    3-Ikigai-Hector Garcia Frances Miralles

    Ikigai Japonların her zaman meşgul olarak mutlu olmalarını, yaşlanırken genç kalmalarının yer aldığı muhteşem bir kişisel gelişim kitabıdır.2017. Japonların mutlu ve uzun yaşam sırlarının yer aldığı bu kitapla her gününüzü mutlu yaşayabilirsiniz. Ikigai

    4- Saklı Seçilmişler- Soner Yalçın

    Araştırmacı gazetece yazar Soner Yalçının kaleme aldığı Saklı Seçilmişler kitabı 2018 yılının en çok okunan kitaplarındandır. Dünyada gıda terörünün nasıl işlediğini ülkemizdeki etkilerini ve son yıllarda giderek artan kanser, hormonsal bozukluklar, diyabet gibi hastalarının temelini kaleme aldığı bir eserdir. Kitabı okur okumaz seçen değil seçilen olduğunuzu hissedeceksiniz. Saklı Seçilmişler

    5- Momo- Michael Ende

    Yaşamlarımıza küçük dokunuşlarla bizleri mutlu eden insanları hemen biliyoruz ama yaşamımızdan zamanımızı çalanlar ne olacak? Günlük yaşamda yapacağımız işleri oldukça kısa sürelerde yapabiliyorken zamanın yetmediğinden hep şikayet ediyoruz. Zamanın etkili ve doğru anlatılmasının kaleme alındığı bu muhteşem eser ile kendinize ayıracak zamanınız olacak. Momo

    6- Bir Çöküşün Öyküsü- Stefan Zweig

    XV Louis dönemini konu alan kitapta sarayda etkin rolü olan bir kadının Kral tarafından saraydan sürülmesi anlatılır. Stefan Zweig’in en beğenilen kitaplarından biri olan Bir Çöküşün Öyküsü 2018 yılında en çok okunan kitapların listesine girmeyi hak etmiştir Bir Çöküşün Öyküsü

    7- İnsanın Anlam Arayışı- Viktor Frankl

    Yazar bu eserinin ilk bölümünde Nazilerin yaptığı soykırım nedeni ile Auschwitz toplama kampında gönderilmesinin öz yaşam öyküsünü konu alırken ikinci bölümde oldukça anlaşılır bir akademik konuya değinmiştir. Ön siparişte olan kitap şimdiden en çok satanlar listesinde yer almaktadır. İnsanın Anlam Arayışı

    8-Sakın Büyüme Çocuk- Muhammet Recep Arar

    Yazarın yazma tarzı genel anlamda çok beğenilmese de kitapta yer alan çarpıcı ve etkili sözleri sayesinde en çok okunan ve satılan kitaplar listesine girmiştir. Yalnızlar kalabalıkları dinler de kalabalıklar yalnızları pek dinlemez çocuk gibi etkili cümleler yer almaktadır. Sakın Büyüme Çocuk

    9-Kafası Değişikler Atlası- Fatih Dikmen-Zeynep Sevde

    Günümüze kadar gelen her alanda büyük yenilikler ve buluşlar yapan adını bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok mucidin konu alındığı resimli bir eserdir. Onlarca icat, yüzlerce eser, 52 büyük isim bu atlasta. Kafası Değişikler Atlası

    10-Yine de Sevdik- Miraç Çağrı Aktaş

    2018 yılı en çok okunan kitaplarından olan Yine de Sevdik Miraç Çağrı Aktaş en sevilen kitaplarından olmuştur. Bir solukta okunacak akıcılıkta yazılmış bu kitap bir çok kitapsever tarafından oldukça beğenilmiştir. Yine de Sevdik

    11-Harry Potter Seti ( 7 kitap takım kutulu)- J.K.Rowling

    Tüm dünyayı kasıp kavuran Harry Potter kitaplarının bir sette toplanması ile tek seferde tüm kitaplara sahip olma kolaylığı sunulmuştur. Türkiye’de en çok okunan kitaplar listesine girmeyi başarmıştır. Harry Potter Seti ( 7 kitap takım kutulu)

    12-El Vedud- Tuğçe Işınsu

    Kitabın en sevilen tarafının her yaprağın mükemmel bir gül kokusu ile harmanlanmasıdır. Tuğçe Işınsu tarafından yazılmış olan kitapta tüm duaların birleştirilmiş halini bulacaksınız. Ruhani açıdan ruhunuzu yenilemek için mükemmel bir başucu kitabı olarak değerlendirilmiş, en çok okunan kitaplar arasına girmiştir. El Vedud

    13- İki Sela Arası- Nazim Yaşar

    Orhan beyin oğlu Süleyman Paşa'nın konu alındığı kitapta tarihe ışık tutacak bilgilerin yer aldığı Osmanlı Döneminde Süleyman Paşa gibi bazı kahramanların isimlerinin bile anılmamasının konu edildiği araştırma, tarih severlerin yoğun ilgisiyle karşılaşmıştır. İki Sela Arası

    14- Sürgün Ruhlar Senfonisi- Erden Bolerden

    Yazar Erden Bolerden tarafında kaleme alınan Sürgün Ruhlar Senfonisi kitabı 2018 yılında çok okunan kitaplardan biri olmuştur. Plaza cehennemlerinde yıkık, dökük hayatları konu alan başkahraman Salih’in hikayesini çok seveceksiniz. Sürgün Ruhlar Senfonisi

    15-Pembe Fili Düşünme- Zeynep Selvili Çarmıklı

    Kişisel gelişim alanında yazılmış 2018 yılı itibarı ile oldukça fazla okuma sayısı elde etmiş kitap Pembe Fili Düşünme ile kendi kendinizi yeniden inşa etmenin rahatlığını yaşayacaksınız. Pembe Fili Düşünme ile farklı pencerelerden bakma imkanı elde edeceksiniz. Pembe Fili Düşünme

    16-Kökenler: Yaratılışın Bilimsel Öyküsü- Jim Boggott

    İnsanlığın tarihi boyunca yaradılış hakkında bir çok hikaye dile getirildi. Kökenler: Yaratılışın Bilimsel Öyküsü kitabı 2018 yılının en çok okunan akademik ve bilim alanında yazılmış kitaplarından biridir. Kökenler: Yaratılışın Bilimsel Öyküsü

    Yaradılış, evren, galaksi ve daha fazla bilim ve teknik bilgiye ulaşabileceksiniz.

    17-Çıplak İstatistik- Charles Wheelan

    İstatistik sevenler için harika bir yardımcı olacak bu kitap aynı zamanda istatistik alanı ile sorun yaşayanların vazgeçilmezi olmaya adaydır. 2018 yılında en çok okunan ve satın alınan kitaplar arasındadır. Çıplak İstatistik

    18- Günden Kalanlar- Kazuo Ishiguro

    Romanda anlatılan başkahraman uşak Stevens için yaşamında en önemli şey verilen görevi yerine getirmektir. Günden Kalanlar kitabı oldukça naif duygular ile nakış nakış işlenmiştir. Kitapta sık sık geçen vakar kelimesi Stevens ile yeniden anlamlanmıştır. Günden Kalanlar

    19- Hatırlama Süreci- Joe Vitale

    Hatırlama süreci aslında yeni bilinen bir yöntemdir. Bu yöntem henüz olmamış olayları "hatırlama" yoluyla doğru yolu bulma, buldurma amacı taşır. Psikolojiye ilgisi olan herkesin okuması gereken enfes kitaplardan biridir. 2018 yılında en çok okunan kitap olması şaşırtıcı değil doğrusu. Hatırlama Süreci

    20-Keş On Dı Teybil- Zafer Algöz

    Türk tiyatrosunun usta ismi Zafer Algöz tarafından yazılan Keş On Dı Teybil kitabı oyunculuk alanındaki başarısını kitabında da göstermiştir. Anı tarzında ve yaşanmışlıklar içeren bu kitabı okurken kahkahalara boğulacaksınız. Keş On Dı Teybıl

    21- Online Alemin Flört Rehberi- Eric Smith

    Oldukça farklı konulara parmak basan Online Alemin Flört rehberi ile online alemde aktif olan fakat sosyal yaşamına bunu yansıtamayanlar için hazırlanmış mükemmel bir kitap. Online Alemin Flört Rehberi

    22- Yağsın Yağmur- Paul Bowles

    Edebiyat uyarlaması filmleri bizlere sevdiren yazar Paul Bowles Yağsın yağmur kitabı ile de çok beğenilmiş ve çok satılmış kitaplar listesine girmeyi başarmıştır. Okurlarını bir solukta okunacak ve içine çekecek eşsiz bir serüven sunuyor. Yağsın Yağmur

    23-Kampana- Seçkin Erdi

    Kampana kitabı daha ilk bakışta bir yerlerde uzun süredir demlendikten sonra ortaya muhteşem bir anlatımı ne kadar içtenlikle yazıldığının göstergesidir. Bazı kitapları yorumlamak yerine okumanın daha latif bir yöntem olduğunu bilerek 2018 yılının en çok okunan kitabı olmayı hak kazanmış eseri bir an önce satın alarak okumanızı temenni ediyoruz. Kampana

    24-Hayvanlardan Tanrılara Sapiens- Yuval Noah Hararı

    2017 yılında edebiyat dünyasına bir göktaşı gibi düşen bu eşsiz eserin içeriği rahatsız edici boyutta konular içermekle birlikte bir solukta okunacak en iyi kitaplar arasında yer almaktadır. 2018 yılı itibarı ile hala çok okunan bir kitap olması sanırım tesadüf değildir. Hayvanlardan Tanrılara Sapiens

    25-Leyla ile Mecnun- Burak Aksak

    Bir dönem tv dünyasının en ses getiren dizilerinden olan Leyla ile Mecnun Türkiye tarihinin en iyi senaryolu dizisi olmaya hak kazanmış dizidir. Yayınlanan dizinin sevenlerini bu kez daha farklı bir hikâyenin beklediği henüz çıkmamasına rağmen ön siparişle en çok okunacaklar listesine girmeyi hak kazanmıştır. Leyla ile Mecnun

    26- Hayvan Çiftliği- George Orwell

    Sanırım bir solukta okunacak bu kadar iyi başka bir kitap yoktur. Distopya denince akla ilk gelen eserlerden olan George Orwell'ın bu alegorik eseri Dünya Edebiyatı'nın bir başyapıtı sayılıyor. Okurken insan doğası, güç ve çıkar çatışmaları içinde kendinizi sorgulayacağınız çok satanlar listesinden asla düşmeyen tek solukta okunacak kült bir eser. Hayvan Çiftliği

    27-Şeker Portakalı- Jose Mauro de Vasconceles

    Zamanı geldiğinde acıyı keşfeden küçük Zeze’nin acı dolu yaşamına ve onun en iyi dostuna tanık olmaya hazır mısınız? Tüm dünyada en çok okunan ve satılan kitaplar arasında yer alan Şeker Portakalı 2018 yılı itibarı ile aynı coşku ile okunan kitaplar arasında yer almıştır. Şeker Portakalı

    28-Dirilt Kalbini- Nouman Ali Khan

    Nouman Ali Khan isimli yazarın Türkçeye ilk defa kazandırılan eseri Dirilt Kalbini 2018 yılı itibarı ile de çok satanlar listesinde yerini almaya hak kazanıyor. Yazarın geniş dini bilgisi düşünüldüğünde, bu tarz kitaplar okumayı sevenlerin okuyucalarımız Nouman Ali Khan'dan hiç duymadıkları bilgiler edineceklerine eminiz. Dirilt Kalbini

    29- 1984- George Orwell

    Geleceğe ilişkin kâbus senaryoları yer alan, harika kurgusuyla ve incelediği kavramlarla okuyucusunu düşünmeye iten bir eser 1984. 20.yy'ın en etkili romanlarından biri olan bu başyapıtı mutlaka okumalısınız. 1984

    30-Sabahattin Ali- İçimizdeki Şeytan

    Türk Edebiyatının en değerli yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan kitabı günümüzde hala en çok okunan eserleri arasında yer alır. Yazarın kullandığı oldukça mükemmel Türkçesi ile kitap tam bir okunmaya değer eser haline geliyor. İçimizdeki Şeytan

    31- Zülfü Livaneli- Huzursuzluk

    Zülfü Livaneli eserlerinin her biri ayrı güzel, mükemmel dili sanatçılığının getirdiği sanata yakınlığı kitaplarından hissedebiliyorsunuz. Güneydoğunun Mardin’inde yaşayan kavruk adam Hüseyin’in ve Ezidi kızı olan Melek Naz'ın hikâyesidir. Okurken içinizin ezileceğini Livaneli kitabı yazarken huzursuzlukla doldum diye dile getirmesinden anlayabilirsiniz. 2018 yılı itibarı ile hala en çok okunan kitaplar arasındadır. Huzursuzluk

    32- Kırmızı Çizgi- Samar Mahfouz Barraj

    Son dönemlerde kanayan yaramız olan çocuk istismarı konusunda anne babaların çocuklarını bilinçlendirmek için vücutlarının ve yaşamlarının kırmızı bir çizgi ile ayrılmasını anlatan mükemmel bir çocuk kitabıdır.2018 yılı itibarı ile en çok okunan çocuk kitabı olmuştur. Kırmızı Çizgi

    33- Göğe Bakma Durağı- Turgut Uyar

    Turgut Uyar'ın aynı isimli şiirinden adını alan bu kitap şairin seçme şiirlerinden oluşuyor. İkinci Yeni'nin alışılmışın dışında sizi içine çeken tarzı ve üslubu bu kitapta okurlarını bekliyor.İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım gibi dizesi ile aşkı anlatan en iyi şair Turgut Uyarın bu eserini okumanız dileğimizle. Göğe Bakma Durağı

    34- Bağırmayan Anneler- Hatice Kübra Tongar

    Çocuk yetiştirirken dikkate alınması gereken hususları, sakin kalmanın püf noktalarını anlatan bu kitabı çocuk sahibi olan herkes muhakkak okumalı.. Bağırmayan Anneler

    35- Sabahattin Ali- Kürk Mantolu Madonna

    Özellikle 2017-2018 yılının en çok satan kitaplarından olan Kürk Mantolu Madonna kitabı hala aynı oranda okunan büyük edebi bir eserdir. Sabahattin Ali’nin berrak Türkçesi ve insan ruhunu en iyi anlayarak aktardığı kitaplarından olan bu eser her kitaplığın baş köşesinde çoktan yerini almıştır. Kürk Mantolu Madonna

    36-Bazı Yollar Yalnız Yürünür- Özgür Bacaksız

    Yaşamanızda yeni bir sayfa açmak istiyorsanız yaşamınızı yepyeni yollar ile mükemmel bir hayat sürebilirsiniz. Özgür Bacaksız tarafından kaleme alınan bazı yollar yalnız yürünür eseri ile öz benliğinizi yeniden keşfedeceksiniz. Bazı Yollar Yalnız Yürünür

    37- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu- Stefan Zweig

    Ünlü yazarın her kitabının ülkemizde bu kadar çok okunmasındaki neden belki de kaleminin çok güçlü olması ile alakalıdır. Bir kadının hayatı boyunca sevdiği adama gönderdiği mektup kitabın konusudur. Ve gönderenin adı yoktur orada şöyle yazar ‘Sana beni asla tanımamış olan sana ’diye etkili bir biçimde giriş yapılmıştır. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

    38- Simyacı- Paulo Coelho

    Dünyanın en ünlü Brezilyalı yazarlarından olan Paulo Coelho tarafından kaleme alınmıştır. Antidepresan etkisi yaratan bu kitapla hayat amacınızı, yapmak istediklerinizi tekrar sorguluyorsunuz. 1996 yılından beri çok sevilen, çok konuşulan ve çok okunan bu kitap yeni baskısı ile 2018 yılında da en çok okunanlar listesine girmeyi başardı. Simyacı

    39- Zamanın Kısa Tarihi- Stephen W. Hawking

    Yakın zamanda kaybettiğimiz Ünlü Fizikçi Stephen W. Hawking tarafından yazılmış olan evrenin doğası hakkında çarpıcı bilgilerin yer aldığı bu eser oldukça ses getirmiş 2018 yılında hala en çok okunan kitap olmayı başarmıştır. Zamanın Kısa Tarihi

    40. Başlangıç- Dan Brown

    Sanırım dünyada yaşayan en ilginç yazarlardan biridir Dan Brown. Kışkırtıcı, akıl karıştırıcı, şaşırtıcı bir roman olan Başlangıç ile oldukça iyi benzetmeler ve betimlemeler ile her kitabında ayrı bir heyecan yaşatmayı başarabiliyor.
  • 520 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Bağımsızlığımızın Timsali olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
    * * *
    “Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız.” 1923, Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Atatürk’ün S.D. III, S. 71)
    * * *
    “1881-1893 arasında sadece Mustafa’ydı,
    1916’ya kadar Mustafa Kemal,
    1921’e kadar Mustafa Kemal Paşa,
    1934’e kadar Gazi Mustafa Kemal,
    1934’te Atatürk!”
    * * *
    Bandı biraz geriye saralım,
    Mustafa Kemal’den önce, Mustafa Kemal’den sonra…
    https://www.youtube.com/watch?v=r7nBtlbICTc
    *
    Vatan nedir bilmezsen, İşgal ederler!
    Toprak nedir bilmezsen, Parçalarlar!
    Devlet nedir bilmezsen, seni Sömürge yaparlar!
    Eğer direnmezsen;
    Eğer var olmak için Yemin etmezsen,
    Eğer Bağımsızlık için, Hürriyet için Kanının son damlasına kadar mücadele etmezsen;
    Seni köle ederler, uşak ederler, vatansız ederler, milliyetsiz ederler, dilsiz ederler…
    Seni hem manen, hem madden Haritadan silerler!
    Sen eğer “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” diyemezsen,
    Sen eğer “Hatt-ı Müdafaa Yoktur, Sath-ı Müdafaa vardır, O Satıh Bütün Vatandır” diyemezsen,
    Sen eğer İstanbul’a demir atmış işgal gemilerini gördüğünde “Geldikleri Gibi Giderler” diyemezsen,
    Sen eğer “Egemenlik Verilmez, Alınır” diyemezsen,
    İstanbul İşgal edildiğinde, İzmir İşgal edildiğinde, Doğusu, Batısı İşgal edildiğinde, daha yolun başındayken “Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.” diyemezsen,

    ”Türkiye halkı, asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı bir yaşama gereği saymış bir milletin kahraman evlâtlarıdır. Bu millet, bağımsızlıktan uzak yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır!” diyemezsen,

    “EGEMENLİK! KAYITSIZ, ŞARTISIZ! MİLLETİNDİR!” diyemezsen,
    İngiliz’in, Yunan’ın, Fransız’ın, İtalyan’ın, Rus’un egemenliğinde sömürge olursun!
    Bilmezsin tabi Yunan'ın İzmir’i İşgal ettiğinde ilk ne yaptığını!
    Bilmezsin tabi, Fransız’ın Fatih’in girdiği kapıdan İstanbul’a girdiğinde ilk ne yaptığını!
    Bilmezsen; Yine Yaşanır!
    O yüzden unutma!
    HATIRLA!!!
    https://www.youtube.com/watch?v=PoYtoyMCERs
    Kolay Kurulmadı efendim! Kolay Kurulmadı, ANLAYIIN!


    *

    “40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu,
    Ne traktör, ne biçerdöver vardı,
    Şeker üretimi yoktu,
    Un ithaldi, pirinç ithaldi,
    Hastalıklar tüm sınırları sarmıştı,
    Bit’le başa çıkılamıyordu,
    İnsanlar ve hayvanlar kırılıyordu,
    Verem, tifüs, tifo salgını vardı,
    Bebek ölüm oranı yüzde 40'ın üstündeydi,
    Dünyaya gelen her iki bebekten biri ölüyordu,
    Anne ölüm oranı yüzde 18'di,
    Her beş anneden biri ölüyordu… Oran yüzde 40’tı.”
    *
    Devlet-i Aliyye hem güç kaybediyor hem içeride hem de dışarıda manen ve madden yağmalanıyordu.
    *
    1881’de Mustafa Kemal Dünyaya geldiğinde, Osmanlı iflas etmiş, “hasta adam” diye tabir ediliyordu. Padişah Abdülhamid’di, Düyun-u Umumiye kurulmuştu. Yabancı devletler, savaşmadan önce borç vererek, kredi vererek kendilerine bağımlı bir devlet yaratıyordu. Üretmeyen bir ülke bu borçları nasıl ödeyebilirdi? Tabi ki ödeyemezdi…
    *
    Demiryolları, limanlar, bankalar, sigorta şirketleri, posta şirketleri, telefon şirketleri, tramvay şirketleri, elektrik santralleri bize ait değildi, verilen borçlar, özellikle kapitülasyonlar Almanların, Fransızların, İngilizlerin, İtalyanların işine yarıyordu. Dilimizden düşmeyen İstanbul nüfusunun çoğunluğu yabancıydı. “Şimdilerde de Arap dolu gerçi…”
    *
    Birinci Dünya harbi kaybedildiğinde Alman mühendisler, Alman şirketleri ülkeyi terk etti. Aylarca Tramvaylar çalışmadı, zaten az olan elektrik, şehre verilmedi, İstanbul karanlığa bürünmüştü. Şehrin matem havası, Yıldız Sarayı’na pek uğramıyordu… İş gücü yabancı uyruklu vatandaşlardaydı.
    *
    İzmir ait olduğu bayrağa kavuştuğunda, Ermeni asıllı zanaatkarlar da ülkeyi terk ediyordu. Bütün el işçiliği biz de değil onlardaydı. Ustalar gitmiş, geriye çırak bile kalmamıştı. İzmir yanıyordu. Savaşın en büyük kaybı gençlerimizdi. Ülkenin genç nüfusu önceki yıllarda heba edildi. Yanlış komuta ve plansızlık bunun en başlıca nedeniydi. Mustafa Kemal rapor üstüne rapor yazmış, Alman komutanlardan idarenin alınıp, Osmanlı komutasına verilmesini istese de Enver Paşalar tarafından reddedilmiştir. Çöl dediğimiz vaha, belki İstanbul’dan bir ülke sınırı gibi gözükse de, vatanperver gençlerin mezarı olan kumdan ibaretti. Sadece geri çekilmek ve kalan canları kurtarmak, son ülke sınırını çizmek gerekiyordu. Her şey için geç kalınmıştı. Misak-ı Milli sınırlarımızı belirleyecek son savaş Mustafa Kemal tarafından kazanılmıştır. Yıllar sonra… Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi 30 Ağustos’ta nihayete ermiş, 9 Eylül’de İzmir düşman işgalinden def edilmişti. Sokaklar mavi beyaz bayraklardan arındırılıp, Şehitlerimizin kanı ile boyanmış Kırmızı Beyaz bayrağımızla donatılmıştı. Herkes elinde Mustafa Kemal fotoğrafı taşıyordu. İzmir alındığında, her şey yeniden başlıyordu. Herkesin savaşın artık son bulduğunu sandığı zaman diliminde Mustafa Kemal “Asıl savaşımız şimdi başlıyor.” diyerek, cehaletle savaşın fitilini ateşliyordu. Artık kafasında ki fikirleri, Cumhuriyet aydınlanmasında uygulamak için gün saymaya başlayacaktı.
    * * *
    Mustafa Kemal Ankara da iken direksiyon binasında kalıyordu. Direksiyon binası Ankara garı idi.
    Osmanlı’dan kalan dört fabrika vardı; Hereke İpek, Feshane Yün, Bakırköy Bez, Beykoz Deri…
    Limanlar, madenler yabancılara aitti.
    Kadın insan değildi, söz söylemesinin imkânı yoktu, erkek önde o arkada yürürdü,
    Erkeksiz kadın sokakta dolanamazdı,
    Vapurda, Tramvay da perdeler vardı,
    Kadının meslek edinme, seçme ve seçilme hakkı yoktu,
    Kızlık soyadını kullanma hakkı yoktu,
    Tiyatro da oynayamaz, yazamaz, çizemez, söyleyemezdi,
    Kadın Osmanlı toplumunda yok hükmündeydi…
    Var gibi ama yok gibi…
    *
    Mustafa Kemal’in aile geçmişi ve çocukluğu hakkında yanlış bilgiler verilmiştir. Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi varlıklı ailelerden gelmişlerdi. Evleri ve gelirleri vardı, Ali Rıza Efendi’nin kereste mağazaları vardı. Yokluk içinde değil, varlıklı bir çocukluğa sahipti Mustafa. Selanik dönem itibari ile gelişen ve büyüyen bir yapıya sahipti. Abdülhamid’in hafiyelerinin daha az olduğu, yasaklı kitapların bulunabildiği, daha özgür bir şehirdi. Mustafa’nın okuduğu ve çokça duyduğumuz Şemsi Efendi Okulu, bilinenin aksine dini eğitim veren bir okuldu. Şemsi Efendi’nin eğitim alanında aldığı övgüler ve ödüller mevcuttur. Okulun yapısı, diğer okullar ile mukayese edildiğinde gelişmiş ve modern bir yapıya sahipti.
    *
    Mustafa Kemal’in küçüklüğünü merak eder sorarlarsa, can yoldaşı Nuri Conker’e atardı topu. Anlat Nuri derdi, kulübeye koliba derdi. “koliba da karga kovalıyordu” derdi Nuri, aralarında bir espriydi. Bunu ciddiye alanlar gerçek olarak yazdılar, Bozkurt kitabında H. C. Armstrong bunu yazmıştı. Yaşadığı dönemde yazılan ilk biyografilerdendi. Ne yazık ki, hiçbir şekilde Atatürk’ün yakınında dahi bulunmamış bu İngiliz casusu, Yüzbaşı H. C. Armstrong bu kitabında birçok iftiraya yer verecekti. Mustafa Kemal kitabı getirtti, tercüme ettirdi ve H. C. Armstrong a cevap verdi, dönemin akşam gazetesinde yayınlandı.
    *
    Günümüzde tarihçi vasfı ile hakaretler yayınlayanların kaynaklarından biri oldu. Bu kaynaklara Rıza Nur da katılacak, 1960 yılından önce basılmayacak kaydı ile İngiliz yayınevlerinden birine yazdığı söylenen hatıratını teslim edecekti. Düşüncesinde bu yıllara kadar yazdıklarına kimse cevap veremeyecek, çünkü herkes ölecekti. Kendisi 1942’de öldü. Hatırat denilen yalanları fesli 1958 ‘de Rıza Nur’un yazdıkları diye yayınladı. Kim ne kadar ekledi, gerçekten yazdı mı yazmadı muamma. Ama bütün bu karalamalar ve yalanların ardında hep İngilizler çıkmaktadır.
    *
    Tarihçi Gazeteci / Yazar Murat Bardakçı bu sözde hatırata kısaca cevap verecekti, buyurunuz;
    https://www.youtube.com/watch?v=dC7uRkJTns4

    Bir cevabı daha; https://www.youtube.com/watch?v=wXSdbd2hFKA

    Bir de bu kısa videoyu örnek olarak vereyim; https://www.youtube.com/watch?v=lYvw66zN3Vc

    İlber Ortaylı Yorumu;
    https://www.youtube.com/watch?v=LNeL20wYGL8
    Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir, altlarda diğer söz de tarihçilerin yalanlarına istinaden birkaç örnek daha vereceğim…
    *
    Çocukları severdi, onları evlat edinirdi,
    Hayvanları sever ve sahiplenirdi,
    Tam bir doğa aşığı idi,
    Atatürk Orman Çiftliği onun eseriydi,
    Bir ağaç kesilmesin diye Yalova’da ki Köşkü temelden 4 metre diğer tarafa kaydırttı,
    Mühendisler geldi, zemine indi, hareket ettirmek için ray döşediler,
    Çalışmaları izlemesi için koltuk getirttiler, oturdu günlerce izledi, takip etti,
    https://pbs.twimg.com/media/DBd9FOKXgAAngwK.jpg
    Çalışanlar için çadır kurdular, o da çadır kurdurttu, çadırda kaldı,
    Dönemin gazeteleri bu olayı gereksiz uğraşlar olarak tenkit edecekti,
    Yıllar sonra doğa ve ağaçlar katledildiğinde ise ilk bu konu akıllara gelecekti,
    Atatürk Orman Çiftliği ise bu düşüncenin ürünüdür,
    Ot yeşermez denen yerde çiftlik kurmuş,
    Cumhuriyet’in doğal ürün ihtiyacı bu çiftlikten karşılanmıştır,
    Her yıl mahsuller çoğalmış, daha da büyümüştür,
    *
    Kitap okumayı severdi,
    Cephelerde dahi vazgeçilmeziydi,
    Kurşunların yağdığı cephede Madam Corinne ile mektuplaşırken, kitap istiyordu,
    En sevdiği kitaplar arasında;
    Grigoriy Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesi,
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu,
    Türk Tarih Kurumu’nun çıkartmış olduğu, Belleten,
    Jean Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, (Mecliste bahsetmiştir)
    Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları gibi eserler vardır.
    *
    Tevfik Fikret hayranıydı,
    Birçok ülkenin sözlükleri elinin altında bulunurdu,
    Balkanlar’da, Trablusgarp’da, Çanakkale’de, Sakarya’da, Kocatepe’de… Düşmanla burun buruna olduğu her yerde, tek düşüncesi vardı… Bağımsız bir ülke, bilimin ve fennin liderliğinde özgür bir Türkiye Cumhuriyeti… Özellikle sürgün edildiği yıllarda, gittiği Avrupa ülkeleri ona rol model olmuş, gelişmişliğe bizzat tanık olmuştu. Kısa zamanda iyi taraflarını düşüncesine not etmiş, çıkarttığı yayınlarda bahsetmeye başlamıştı. Türkiye o zaman Türkiya olarak geçiyordu, sonradan çıkmadı hep vardı.
    *
    Mustafa Kemal’in fikirlerinin en önünde Bilim ve Fen vardı, Kadın özgürleşmeliydi;
    Medeni kanunu meclisten geçirdi,
    Dönemin gazete ve dergilerinde kapanmalar meydana gelirken, kadın dergisi hayata geçiyordu,
    Resmi nikahı getirdi, ilk nikahı kendisi kıydı,
    Artık tek eşlilik vardı, birden fazla kadınla evlilik tarihe karışacaktı,
    Küçük yaşta evlilikler önlenebilsin diye yaş sınırı kondu,
    Seçme ve seçilme hakkı kademeli olarak kadınlara verildi,
    Meclis’e ilk ayak basan kadın, eşi Latife idi,
    Kadın hakları savunucusu idi,
    Mustafa Kemal’in eşi değil yardımcısıydı,
    Kadınlara eğitim hakkı verildi,
    Sakarya ‘da Yunanlılar varken, cepheden Türkiye Eğitim Kongresini tertipledi, açılış konuşmasını yaptı, “Saygıdeğer Hanımlar, Efendiler” diyerek konuşmaya başladı, kadınları ön safhalara aldı, bir ilk yaşanıyordu, değişim daha zafer gelmeden başlıyordu, savaş cehaletle verilecekti, ilk adımı atıyordu, yıl 1921 idi.
    Düşman yaklaştığı için planlanandan birkaç gün daha az sürdü, cepheye geri döndü,
    *
    Dönem itibari ile;
    “Kadınlar insan yerine konmuyor, sayılmıyordu,
    Nüfus sayımında büyükbaş hayvanlar sayılıyor, kadınlar sayılmıyordu,”
    Artık zamanı gelmişti, Cumhuriyet’in aydınlanmasına kadın eli değecekti,
    “Kıvılcım olarak gönderecek, ateş olarak geleceklerdi”,
    Cumhuriyetin temelini oluşturdular,
    Sabiha Gökçen ; ilk savaş pilotumuz oldu, dersler verdi, pilotlar yetiştirdi,
    Afet İnan ; Fransızca eğitimi aldı, Cenevre Üniversitesi Tarih bölümünden diploma aldı, Türk Tarihi Tezi ile doktora yaptı, Ankara dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde doçent oldu, profesör oldu. TTK’nun asbaşkanı oldu. Kara Harp okulunda ders verdi, Devrim tarihi ve kadın haklarına dair kitapları dokuz lisana çevrildi. Çağdaş Türk kadını modeliydi.
    Fatma Refet Angın, Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmeni,
    Leman Cevat Tomsu, Cumhuriyet’in ilk kadın mimarı,
    Bedia Muvahhit, Cumhuriyet’in ilk kadın tiyatrocularından,
    Keriman Halis Ece, 1932 yılı Dünya Güzellik yarışması birincisi,
    Cahide Sonku; Cumhuriyet’in ilk kadın yönetmeni,
    Halide Edip Adıvar, her ne kadar sonradan Atatürk ile ters düşse de Milli Mücadelenin en önemli figürlerinden, yüreği vatan aşkı ile yatan vatanseverlerinden, yazar / gazeteci,
    Remziye Hisar, Cumhuriyet’in ilk kadın Kimyageri,
    Müzeyyan Senar, Cumhuriyet’in Divası,
    Yıldız Moran İlk mektepli kadın fotoğrafçımızdı,
    Safiye Ayla dendiğinde akan sular duruyordu, kendisinden sonra gelecek seslere ölçüt oldu,
    ….
    *
    Mustafa Kemal’den önce, Mustafa Kemal’den sonra Türk Kadını diye iki ayrılır… Devamında kadınlarımız güçlendikçe güçlenecekti, Cumhuriyet’in savunucuları olarak Atatürk’ün vasiyetini yerine getireceklerdi.
    *
    “4 bin 494 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı…
    Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu,
    Medreselerde Türkçe yasaktı,
    Tek üniversite darülfünun vardı o da medreseden halliceydi…”
    *

    Abdülhamid zamanında “yalan beyanlarla” tutuklandı,
    Bomba atıp, tahtı ele geçireceği suçu ile karşı karşıya geldi,
    Gizlice bastığı yayınların ve muhalefetinin bedeli idi,
    2 ay tutuklu kaldı,
    Affedildi,
    İlk görev yeri olan Şam’a sürüldü…
    Görev yeri 5. Ordu idi, Kurmay Yüzbaşı idi,
    Sürgünler yeni başlıyordu,
    Abdülhamid; İttihad ve Terakki tarafından tahtan indirildi,
    Sürgün edildi,
    Artık başa Enver ve Talat Paşa önderliğinde ki İttihad ve Terakki geçmişti,
    Mustafa Kemal içlerindeydi fakat, siyasetin ordunun işi olmadığını söylüyor,
    Tenkitlerini sürdürüyordu,
    Enver Paşa’dan “siyaseti, siyasetçilere bırakmasını” istiyordu,
    Terakki ve Enver Paşaların sonunu Mustafa Kemal’in öngördüğü bu tutumları getirdi,
    Vatanperverlerdi lakin planları yoktu,
    1907’de Kıdemli Yüzbaşı oldu,
    1909’da Hareket Ordusu ile İstanbul’a girdi, Kurmay Başkan’dı, İstanbul’da başlayan ayaklanma bastırılmıştı, “Hareket Ordusu” adı Mustafa Kemal’e aitti,
    1910’da Fransa’ya gitti, Picardie Manevraları'na katıldı.
    https://i0.wp.com/...569794499.jpeg?ssl=1
    Fotoğrafa iyi bakın. Şapka’nın gavur icadı olduğu ve dine karşı olduğu söylendiği yıllardı,
    1911’de Trablusgarp'a kaçak yollarla gitti. Vatanı savunması arz ediyordu. Tobruk ve Dernede görev aldı. İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 1 yıl sonra Derne Komutanlığına getirildi.
    1912'de Balkan Savaşı baş gösterdi. Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'a gitti. Dimetoka ve Edirne'nin alınışında bulundu, katkıları büyüktü. Geri alınışında büyük hizmetleri görüldü.
    Sofya Ateşemiliterliğine atandı,
    Mustafa Kemal’i Dünyaya tanıtan fotoğrafı buydu,
    https://isteataturk.com/...07571365_ataturk.png
    Kıyafet balosu için İstanbul’dan istetmişti, Salona girdiğinde alkış tufanı kopmuş, ilgi odağı olmuştu,
    “Yeniçeri kıyafeti diye bilinse de Uçbeyi kıyafetiydi,"
    1914’te Yarbaylığa terfi etti,
    Sofya’da duramazdı, düşman Çanakkale’de idi,
    Enver Paşa’ya telgraf üzerine telgraf çekti,
    “Çanakkale’ye atandı,
    Orient Express’le İstanbul’a geldi,
    Tekirdağ’dan Halep isimli vapura bindi,
    Anafartalar Kahramanı,
    Gelibolu’ya ayak bastı.”

    *
    “57'inci Alayı alarak yolsuz, sarp ve derin derelerle kesilen arazide intikal ederek, saat 09.40'ta Kocaçimen mevkisine vardı. Burada 57. Alay dinlenmeye bırakılmış, Atatürk Conkbayırı'na geçmiştir. Orada cephaneleri bittiği için çekilen ve düşmanca kovalanan bir gözetleme bölüğüne rastladı,
    Mustafa Kemal anlatıyor:
    "- Nerede düşman?
    - İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
    Gerçekten de düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, serbestçe ilerliyordu.
    Düşman bana askerlerimden daha yakın. Düşman bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek. O zaman, bir mantıkla mıdır, yoksa bir içgüdü ile mi, bilmiyorum, kaçan erlere:
    - Düşmandan kaçılmaz dedim.
    - Cephanemiz kalmadı, dediler.
    - Cephanemiz yoksa süngümüz var, dedim. Ve bağırarak,
    - Süngü tak, dedim. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı'na doğru ilerleyen piyade alayı ile Cebel Bataryası'nın erlerini marş marşla benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayını geriye saldım. Erler yatınca, düşman da yere yattı. Kazandığımız an, bu andır."
    *

    “Cephede öğle yemeklerinde bando çaldırıyordu,
    Askerin moralini yüksek tutmaya çalışıyordu,
    İngilizler deliriyordu, bombardıman daha da kuvvetleniyordu,
    Carmen Operetinden parçalar çaldırırdı.”
    *
    “Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka kumandanlar gelebilir” diyecekti, göğüs göğüse süngü çarpışmaları yapacaktı,
    Düşman onu ve kahraman Mehmetçiği hiç unutmayacaktı,
    *
    Savaşın huzursuzluğunu biraz olsun azaltmak için kitap okuyor,
    İstanbul’daki arkadaşı Corinne ile Fransızca mektuplaşıyordu
    *

    Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal Paşa gündemdeydi,
    Gazeteler ondan bahsediyordu,
    Harp Mecmuası’nda “Çanakkale kahramanı” başlığı ile fotoğrafı yayınlanacaktı,
    Baskı durdu, fotoğraf kalktı,
    Yıllar sonra Yakup Kadri Karaosmanoğlu TRT’de anlatacak,
    “Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’den bahsedilmesin” diye emir verdiğini söyleyecekti,
    İttihad ve Terakki Paşaları rahatsızdı,
    Mustafa Kemal adı her yerdeydi,
    Tenkit ve raporları onu ön plana çıkartıyor,
    Terakki liderleri onu İstanbul’dan uzaklaştırmak istiyordu,
    Anafartalar Grubu Komutanlığındaki üstün başarı ve hizmetlerinden dolayı, 17 Ocak 1916'da Muharebe Altın Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi,
    Çanakkale’de kazandığı “Kılıçlı Gümüş Liyakat Madalyası” en sevdiği madalyaydı,
    Onu hiç çıkarmayacaktı…
    1916'da karargâhı Edirne'de bulunan 16'ncı Kolordu Komutanlığına atanmıştır,
    “15 veya 16 Mart 1916'da Diyarbakır'daki görevine gitmek üzere İstanbul'dan ayrılmıştır. 26 veya 27 Mart'ta kolordunun komutasını üzerine almıştır. Albay olarak görevi üzerine alan Mustafa Kemal, 1 Nisan 1916'da mirlivalığa (tümgeneralliğe) terfi etmiştir.”

    *
    İncelemeyi uzatmamak adına;
    Bu kronolojinin devamına Falih Rıfkı Atay ‘ın Babanız Atatürk kitabına yaptığım incelemeden devam edebilirsiniz. --->> #32524477
    Osmanlı’nın son durumu, Balkan savaşları, Trablusgarp ve devamı için Zeytindağı incelememe bakabilirsiniz. ->>>#31846184
    Sakarya Meydan Muharebesi ve Başkomutanlık Meydan Muharebeleri için -->> #28696189

    19 Mayıs 1919 ve sonrası için Nutuk incelememe bakabilirsiniz. ->> #28597997
    *

    Kitabın Kaynakçasız olduğu sürekli dile getiriliyor, doğrudur kaynakça yok. Lakin bu kitapta kaynakçaya ihtiyaç var mıydı? İnanın bana gerek yoktu. Zaten bir kitaptan alıntı yapıyor ise Yazarın adı ile konuya başlıyor. Geri kalan kısım bilinen şeylerin Özdil yorumu ile bize ulaşması. Yani yazılarına ve kitaplarına aşinaysanız zaten biliyorsunuz demektir. Sizler için bir kaç not aldım ve son okuduğum İpek Çalışlar'ın kitabında ki bilgiler ile ufak bir karşılaştırma yaptım;

    Sayfa 102 Çerkez(s) Et(d)hem olayı çok kısa tutulmuş, malum yeterince ortalığı karıştıran var, en azından bir iki sayfa ayrılmalı, ilk defa karşılaşan okura bilgi verilmeliydi,

    Sayfa 142 ‘de meşhur Kocatepe fotoğrafı ile ilgili Yılmaz Özdil Edhem Tem, İpek Çalışlar Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı kitabında sayfa 312’de fotoğrafın J. Weinberg imzası taşıdığını söylüyor, https://i.sozcu.com.tr/...zdilyenifoto20cm.jpg

    Sayfa 197 ‘de Latife’nin Mustafa Kemal’i köşk’te karşıladığı yazıyor, Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı kitabında ise Latife’nin evde olmadığı, daha sonra geldiği, içeri girmek isterken içeri alınmadığı ve bu evin hanımı benim dediği aktarılıyor. Daha sonra Mustafa Kemal kapıdan gelen sese doğru gidip, Latife’yi karşıladığı belirtiliyor. Aklına babasının Mustafa Kemal’i köşk’e davet ettiği sonradan aklına geldiği belirtiliyor.

    Sayfa 202’de Latife ile Mustafa Kemal boşandığından birbirlerine mektuplar yazıyorlar. Bu mektuplar şu an sergileniyor. Yılmaz Özdil başka, İpek çalışlar farklı anlatıyor. Çalışlar Latife’nin Aile yadigarı dediği ve notlar olan kitaplarını aldığını söylüyor. Özdil; Latife’nin kitapları Mustafa Kemal’in ricası ile bıraktığını yazıyor.

    Sayfa 211 Fikriye’nin intiharı. İpek çalışlar birden fazla örnek ile konuyu geniş tutarak havada bırakıyor. Özdil, Turgut Özakman’ın filme uyarladığı şekilde intiharı anlatıyor. Çalışlar o kadar çok örnek vermişti ki, konu yaverin üzerine kalıyordu.
    Çok üzücü bir durumdu, Mustafa Kemal Fikriye’nin ölümünü kolay atlatamamıştır. O yüzden önemli bir konudur.

    Derinlemesine inceleyiniz, Latife Hanım ile ayrılığına zemin hazırlayacak dönemlerin başlangıcına işaret eden olaydır.
    Sayfa 213’te Sabiha Gökçen’in Latife ve Fikriye kıyaslaması var. Unutulmasın, sayın Gökçen ikisi ile bir arada olmadı. Köşke daha sonra geldi.

    Sayfa 295 te Mustafa Kemal’in asıl sesinden bahsediyor sayın Özdil…
    https://www.youtube.com/watch?v=g-b67r8feec
    Celal Şengör bu sese bilerek mi kalınlaştırdınız, ne gerek var buna demişti. Orijinal sesinin daha ince olduğunu söylüyordu. Tarihin teknolojik yönden gelişmemiş olmamasının sorunlarından biri. Hala emin olamıyoruz.

    Sayfa 335 Topal Osman… Çankaya’da bir silahlı çatışma olduğu ortak kanı. Bundan sonrası biraz sıkıntı. Yalnız asıl konu Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey… Yalan, yani Çukur Tarih yazanlar Mustafa Kemal’in Topal Osman’a emir verdirdiği, Topal Osman’ın Ali Şükrü’yü öldürdüğünü, sonra Atatürk’ün Topal Osman’ı öldürttüğünü yazıyorlar.

    Topal Osman Mustafa Kemal’in korumasıdır. Ali Şükrü’nün Mustafa Kemal’e söylediği sözler üzerine bu durumu kendi şahsi kararı ile yapmış olduğu kanısı vardır,

    İpek Çalışlar bir çarşaf konusu ortaya atmıştır. Strateji bakımından mantıklı olsa da bana pek mantıklı gelmedi.
    Bu konu ile ilgili detaylı araştırma yapmak önemli. Eğer belgelendirilemeyen bir şey ise, farklı yorumların olması doğal bir durum.

    Sayfa 467 de Atatürk’ün üçüncü kez kalp krizi geçirdiği yazıyor. İlk ikisini genelde Laitife Hanım’a bağlıyorlardı. Yalnız o zamanın teknolojisi ile bunu anlamanın imkansıza yakın olduğu belirtilmiş kendi doktorları tarafından. Sadece tahmin yürütülmüş. Yabancı iki doktor bu durumu savunmuş, yalnız ilerleyen yıllarda bir daha böyle bir sorunla karşılaşmamıştır Mustafa Kemal.
    *

    * * *
    Mustafa Kemal’i yazmak Yılmaz Özdil’in boynunun borcuydu, yazdı.
    Mustafa Kemal’i okumak, anlamak, araştırmak da bizim boynumuzun borcudur.
    Ne bir kitap okumakla onu anlayabiliriz, ne de onun fikirlerini belleğimize alabiliriz.
    Ömrü cephelerde geçmiş olmasına rağmen, her zaman şık giyinirdi,
    Bizim günlük hayatta bahane ettiğimiz şeylerin hepsi, onun karşılaştığı durumlara kıyasla hiçbir şey.
    Mustafa Kemal’i kimse yıpratamaz, sadece saygısızlık yaptıklarını sanırlar lakin baş edemezler,
    Vücut bulmuş bir Mustafa Kemal ile baş edemediler, heykelleri ile takılıyorlar,
    Fikirlerinin yayıldığı Milyonlarca Mustafa Kemal ile asla baş edemediler, edemeyecekler,
    Unutmayalım “Fikirlere Kurşun İşlemez.”
    Bırakın kendi hallerine, onlarda öyle mutlu olsun demeyeceğiz,
    Daha çok öğrenecek ve gayri resmi yalan tarih anlatılarına belgelerle cevaplar vereceğiz.
    * * *

    Bu animasyonu seviyorum, Atatürk ne yaptı diyorsun,
    Sana kısaca bak bunları yaptı diyor, buyurunuz;
    https://www.youtube.com/watch?v=r7LMJs7jDOQ

    Yazdığım en uzun inceleme oldu.
    Sevgili Yılmaz Özdil;
    Eline, emeğine, içinde ki Atatürk sevgisine sağlık.
    Bu kitap çığır açan yeni bilgiler mi sunuyor, hayır,
    Tartışmalı bilgiler var mı, her Atatürk biyografisinde olduğu gibi, evet,
    Sevgili Özdil;
    Atatürk’ü bilmeyen ya da ders kitaplarından öğrenmiş insanlara,
    Tarihten korkan ve detaylı biyografileri gözünde büyüten,
    Araştırma yapmayan, merak etmeyen,
    Yalan tarih yazanlara cevap veremeyen,
    Selanik neresi diye sorsalar, Ankara’da değil mi diyecek kişilere,
    En basit anlatım ile Mustafa Kemal’i anlatmışsın.
    Atatürk’ü keşfetmeleri de artık onların boynunun borcu olsun,
    Yeni bilgiler edinmek için kendilerinde “kuvvet” bulsunlar.
    Dönemin öncesi ve sonrasını anlamak için yeni araştırmalar yapsınlar.
    *
    Kırmızıkedi ve bu kitapta emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Müthiş bir kampanya ile yoluna devam ediyor.
    *
    Bu uzun incelemeyi okuduysanız, teşekkürlerimi sunuyorum.
    Okuyun,
    Okutun,
    Hediye edin.
    Yalnız; tembih edin ki bu kitapla sınırlı kalmasınlar,
    Sadece başlangıçları olsun…

    İlber Hoca’nın Atatürk kitabına detaysız bir kitap olduğu için eleştiri yapmıştım, vazgeçtim. Detaysız tabirimi, hitap ettiği kitleye kolay ulaşması ve anlaşılır olması bakımından yeterli olarak değiştiriyorum.

    Bu ülke Tarih sevmeye ve okumaya başladı.
    Bu kitaplar sayesinde umarım ki, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün söylediği gibi;
    “Türk Çocuğu Ecdadını (Atalarını) Tanıdıkça Daha Büyük İşler Yapmak İçin Kendinde Kuvvet Bulacaktır”
    Tekrar tekrar üzerinde durmak istiyorum, asla yetinmeyin, araştırmak ödeviniz olsun.
    *
    *
    Daha derinlemesine inmek istiyorsanız;
    Atatürk - Modern Türkiye'nin Kurucusu
    Atatürk'ün Anlatımıyla Kurtuluş Savaşı Nutuk
    https://www.kaynakyayinlari.com/...sikalar-p363936.html
    (Günümüz için En başarılı iki Nutuk basımı diyebilirim.)
    Çankaya
    Tek Adam - Cilt 1 (I-II-III)
    10 Kasım Yas Günü (O günleri gerçekten yaşayın)
    İlhan Ersel
    https://www.odakitap.com/...-arsel/9789753431507
    Cumhuriyet dönemine inin. Dönemin yazarlarının ne yazdığını öğrenin, araştırın. Özellikle Cumhuriyet’in temelinde emeği olan kadroyu asla es geçmeyin. Yazdıkları kitapları bulun, okuyun.
    Dönemin yazarlarının yazılarının derlendiği ciltli bir kaynak, Altı Ok
    https://www.odakitap.com/...lektif/9786051820323
    Muazzez Çiğ - Atatürk ve Sümerliller;
    https://www.odakitap.com/...ye-cig/9789753435727
    Cahit Kayra derlemesi;
    http://www.tarihcikitabevi.com/...isinin-oykusu-i-cilt (I-II-III)

    Araştırdıkça daha çok kitap bulacaksınız emin olun. Örnek olması açısından vermek istedim.
    *

    *
    Celal Şengör’den güzel bir hediye bırakıyorum sizlere;
    https://www.youtube.com/watch?v=rkOHtieBG5k
    *
    *
    Atatürk ve Sevgi ile kalın…
    Atatürk’ün izinden değil, Yolundan gidin…
    Neyi nasıl yaptığını, neler yapmak istediğini anlayın,
    Onun izi 10 Kasım 1938 günü Saat 09:05’te ebediyete intikal etti,
    Onun yolu 10 Kasım 1938 günü saat 09:06’da bize armağan oldu.
    *
    Yolun, yolumuzdur,
    Açtığın Yolda, Gösterdiğin Hedefe!

    *
    Ruhun Şad olsun!
    Kurduğun Cumhuriyet ilelebet Payidar Olsun!
    Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
    Atatürk’ün görüntüleri ile birlikte 10. Yıl Nutku Konuşması; https://www.youtube.com/watch?v=wQPtkbAiRrU

    Bir Milletin Yeniden Doğuşu;
    https://www.youtube.com/watch?v=JWi-5AVfX9I
    *
    Son olarak bir sorum var, bize ne lazım İsmet Paşam?
    https://www.youtube.com/watch?v=bn3NVJ2YfG0
    *
    Cumhuriyetimizin 95. Yılı Kutlu Olsun!
    *
    Saygı ve Sevgilerimle…
    *