• Keyif verici alışkanlıkların azı çoğu olmaz, ya bırakırsın ya yaparsın: Kumar, alkol, sigara, şeker, trans yağ. İyi bir başlangıç gibi gözüküyordu değil mi? Ben şu an bunları biliyorum, zaten daha fazlasını bilmek, bana hiçbir yönden fayda getirmiyor, çünkü sigara, şeker ve trans yağ kullanıyorum. Bunları azaltarak bitirmeye yolunu seçtim, imkanlarım buna müsait. Sigara bu konuda istisna, çünkü sigara içtikçe ihtiyacı gideren bir madde değil, arttıran bir maddedir, tam bir meret. Sigarayı sona bırakıyorum, onunla sonra hesaplaşacağız. Hatırladığım kadarıyla Satranç kitabında ne demiş Stefan Zweig" Hiçliğe mahkum ettiler. Sigara gibi bir sakinleştirici bile vermediler..."
  • Biraz da hemcinslerimizden bahsedelim istedim. Erkek şiddeti belki de daha ön planda olduğundan daha çok göze sokulduğundan kadının kadına gösterdiği şiddet çok dikkat çekmiyor ve belki fark etmeden ben de dahil bir noktasından buna destek oluyoruz. Bu yüzden karşıma çıkan bir kaç olayı dilim döndüğünce ve biraz da hayal gücümü katarak anlatmaya çalıştım.
    "Her ne kadar sürçülisan ettikse affola!"

    KADINLARIMIZ

    "Hişt!"
    "Efendim."
    "Benim sevgilime yazıyormuşsun." Aslında o bana yazıyordu. Olur olmadık yerde karşıma çıkıyor, göz hapsine alıyor ve dünyanın en muhteşem erkeğiymiş gibi 'benden iyisini mi bulacaksın' bakışları atıyordu. Tüm kadınlar onunla olmak için yanıp tutusuyorlarmis da 'bak ben seni seçtim, değerimi bil' pozu veriyordu.

    "Hayır o bana yazıyordu." Ama gidip ona hesap soramazsın tabi, ya beni terk ederse ne yaparım diye düşünüyorsun, bulunmaz Hint kumaşı çünkü. Sinirini benden çıkarmak daha kolay.

    "Ya ahahahaah. Seni kim ne yapsın, dönüp aynada baktın mı hiç kendine?" Baktım ve bir sorun bulamadım. Ve bundan iki gün önce sen de bana baksan bir sorun bulamazdın. Ama şimdi düşmanınım hem de hiçbir şey yapmamışken. Sevgilin sana ihanet ettiği için, her ihtimale karşı bir kenarda bir yedek tutmak istediği için , belki de senden ayrılmak istediği ama bir gün bile boş kalmak istemediğinden önce başka birini ayarlamaya çalıştığı için ve bu durumda tercih edilen ben olduğum için bana düşmansın. Sadece ben olduğumu da düşünmüyorum gerçi. Hepsiyle aynı konuşmayı yaptın belki. Hepsi onu ayartmaya çalıştı, hepsi onun peşinden koştu ama o masumdu ve hep sana sadıktı. Buna inanıyor musun gerçekten?

    "Uğraşamayacağım seninle, git sevgilinle hallet sorununu. Ona da söyle beni rahatsız edip durmasın." Arkamı dönüp uzaklaşmaya başladım ama nefretini duydum 'kevaşe'. Neler olduğunu o da biliyor ama aldatılmayı, bir değeri yokmuş gibi kenara atılmayı kendine yediremiyor, suçu başkasına atmak daha kolay geliyor. Ben sevgilisinin aklını çeldim, ben onu benimle olması için zorladım. Sevgilisinin gözünde hala en değerlisi o. Keşke aldatılmanın onun değerini zerre kadar düşürmediğini, birine bağlı olmadan da sadece kendi başınayken bile, sadece bir canı olduğu için bile çok değerli ve kıymetli olduğunu anlasa. Hatta ona sevgilisinden daha çok benim değer verdiğimi görse.

    Otobüsteyim, eve gidiyorum. Bir  kız arkadaş grubu oturuyor önümdeki koltuklarda, sanırım liseliler. Sınıflarındaki göğüsleri fazla büyük kızı konuşuyorlar. Çok belli oluyormuş, çok çirkin görünüyormuş, acaba hamile miymiş hamile olunca göğüsler büyürmüş, zaten sevgilisiyle yapmadıkları kalmamış (+Ne yapmışlar ki? - Ne biliyim herkes öyle diyor. +Ne diyor? - Of Seda ne diyorlarsa diyorlar.), koşarken çok sallanıyormuş erkekler hep dalga geçiyorlarmış, müdür yardımcısı sürekli bakıyormuş ve geçende odasına çağırmış, yoksa... (+Ama sınavda birinci olduğundan tebrik etmek için çağırmamış mıydı? - Ne biliyim Seda, bi sus). Seda susuyor ve sonraki durakta iniyor. Hemen arkasından konuşmalar başlıyor:

    "Gerizekalı gerçekten."
    "Aynen. Azıcık aklı olsa kilo verirdi zaten. Bir de etek giymiyor mu, millet meraklıydı senin duba gibi bacaklarına."
    "Dikkat çekmeye çalışıyor. Bugün bankta futbol oynayan erkekleri izlerken bacak bacak üstüne atıyor, eteğini yukarı çekiyor falan. Yollu işte." Kendilerine uymayan, her dediklerini onaylamayan, azıcık da olsa karşı çıkan herkes karşı tarafta ve hepsi yollu, kaşar, bazen kezban bazen fahişe... O sırada bir teyze müdahale ediyor:

    "Kızım ayıp, mahalle karısı gibi dedikodu yapmayın. Bir de sesli sesli gülüyorsunuz, aranıyor gibi." Teyze söylediklerinden gururlu. O eski zamanın insanı olarak terbiyesini çok iyi almış ama yeni nesil çok kötü, böyle bir terbiye dersi lazımdı. Kızlardan biri cevap veriyor:

    " Teyze sanane ya. Sana giren çıkan mı var?" Sonra arkadaşına dönüp teyze de duysun diye yüksek bir fısıltıyla ekliyor "Olmadığından böyle zaten, iyi bir *** lazım." Teyze sinirden kıpkırmızı, başlıyor saydırmaya; gençlerin hiç terbiyesi kalmamış da, ana-babaları hiç mi bir şey öğretmemiş bunlara da... Teyze konuştukça sinirleniyor, sinirlendikçe kafasında az önce gördüğü kızlarla ilgili yeni hikayeler yazıyordu; kim bilir nerelerde sürtüyor kimlerle yatıp kalkıyorlar da, kesin patlaktırlar bir de utanmadan insan içine çıkmışlar da, kız mıymışlar kadın mıymışlar belli değilmiş de... Teyze konuşurken kızlar iniyorlar. Teyze de sakinlesiyor ve verdigi dersten gururlu hemen yanındakine dönüyor:

    "Görüyorsun demi bunlar da ileride ana olacak, çocuk yetiştirecek. Kimbilir kimler geçti üstlerinden yazık bunları alacak adamlara." Yanındakinden ses çıkmayınca ısrarla konuşmaya devam ediyor, hakettiği takdiri alamadı. "Ahlak diye bir şey kalmadı kimsede, azmış hepsi. Başlarını bağlayıp kurtulacaksın bunlardan, gittikleri yerde illaki adama benzetirler." Hala bir tepki bekliyordu, cevap verdim ben de:

    "Sana benzemesinler yeter teyze. Onlar bir iki seneye büyür, akıllanır ama senin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim." Şaşırdı kaldı. Destek çıkmamı bekliyordu çünkü söylediklerinde yanlış bir şey yoktu.

    "Kimsede saygı kalmamış." Ben de kötü oldum birden. İçinden bana da neler diyor kim bilir. Belli bir yaşı geçenlerin herkese herseyi deme hakkını kendinde bulup, bir başkası onu eleştirince hemen terbiyesizlikle, saygısızlıkla yaftalamaları nasıl bir düşüncenin ürünüdür. Uzatmıyorum, hata yaptığını bile düşünmüyor ki nerede hata yaptığını anlatayım. Bir sonraki durakta da ben iniyorum.

    Apartmana giderken alt komşunun bakkalının önünden geçiyorum. Adam ben geçerken dışarı çıkıyor, açık açık çıplak bacaklarıma bakıyor. İçinden etek giymeseymiş diyor, ben bakayım diye giymiş işte, sırf beni tahrik etmek için giymiş, benim bir suçum yok, ona bakmam için zorluyor beni. Ben de insanım, benim de iradem bir yere kadar. Kafasını çevirmeyi seçebilir ama seçmiyor çünkü iğrenç bir insan ve daha da kötüsü ne kadar iğrenç olduğunun farkında değil.

    Merdivenleri çıkıyorum, komşu kadınlar bizim evden çıkıyorlar. Boşanma haberi duyulduğundan beri her gün bizim evdeler, sözde destek için. Annem kapıyı kapattığı anda başlıyorlar dedikoduya "karı dediğin karılığını yapmazsa adam tabi gider başkasına" Bunu söyleyen de bakkalın karısı ama o tabi ki karılık görevlerini yerine getiriyor, kuyruk sallayan ben olduğum için kocasının aklı çekiniyor. "bazen iki üç gece eve gelmediği oluyor fark ediyorum ben. Koca yatakta beklesin sen git elin adamlarıyla uğraş" "diğer kadın da hiç utanmıyor muymuş evli adamla oynaşmaya" Evli adam hiç utanmıyor muymuş diğer kadınla oynaşmaya.

    Merdivenlerde beni görünce susuyorlar, bazıları utanmış numarası bile yapmıyor. Kapının önüne gelip zile basıyorum. Kadınlar evlerine dağılıyorlar ama merdivenlerde seslerini duyuyorum. "Kadın başına bu koca kıza nasıl mukayyet olacak. Açılmış saçılmış şimdiden" "Birini bulmak lazım, söyleyeyim de benim şu yeğenle baş göz edelim kızı. Bir erkek dursun başlarında." Kendilerince kötü yola düşmekten kurtardılar beni. Kendilerini çok yardımsever, çok düşünceli, iyilik meleği gibi hissettiklerine eminim şuan.

    Annem açıyor kapıyı, belli ağlamış. Evden ayrılmadan neler söylediler kim bilir. Alttan alta kendilerince hangi yetersizliklerini, hangi yanlışlarını vurguladılar da kendilerini yüceltip nasıl mükemmel kadın, nasıl mükemmel anne olduklarını anlatıp onu aşağı gördüler, suçladılar. İçeri girip sarıldım sıkı sıkı. "İyi ki benim annemsin anne. Senin kızın olmaktan gurur duydum hep. Hep sana özendim hep ben de annem gibi olacağım dedim. Ne baban okumayacaksın dediğinde okulundan vazgeçtin ne kocan çalışmayacaksın dediğinde işinden vazgeçtin ne annen boşanmayacaksın dediğinde gururundan vazgeçtin. Herkes karşı dursa ben senin yanındayım anne." Kendimiz için de ağladık; kendine saygısı olmayan, var olmak için hep başkasına ihtiyaç duyan, değer görmek için hep birilerinin bir şeyi olmak zorunda olduklarını düşünen kadınlar için de ağladık. Attık içimizdekileri, boşalttık ne varsa.
  • Dikkat, bu gönderi rahatsız olabileceğiniz müstehcen ifadeler içeriyor olabilir.
    TÜRKİYE'DE KADIN CİNSELLİĞİ VE TECAVÜZ -MART AYI HİKAYE ETKİNLİĞİ


    Yazdığım hikayeye başlamadan önce, sizleri uyarayım. Bazı sözler ve anlatımlar bazıları için rahatsızlık verici olabilir, can sıkıcı, iç bunaltıcı olabilir, umarım da olur. Rahatsız etmesi için uğraştım, rahatsız etmeli çünkü, rahatımızdan etmeli bizi. Yazsam mı diye çok düşündüm, sonra yazmaya karar verdim, umarım kaldırılmaz.Biraz ağır sözler, pornografik ögeler ve küfür içeriyor. Küfür dediğim de karakterlerimin ettiği başıboş küfürler değil, maalesef toplumumuzun hastalıklı zihinlerinin ürünü olan küfür…

    Belirli yerlerde sizlere kendimce mesajlar vermeye çalıştım, bu hikayenin asıl amacı sizi sarsmak ve harekete geçirmektir. Ya da çok abartmayın, benim anlatımım size yetmeyebilir, daha yirmisine yeni basmış birinin cümlelerini okuyorsunuz sonuçta, ama ana temayı kaçırmayın.

    ------------


    Saat gece dört… Odamdayım, kardeşim uyuyor. Sakince yatağımdan kalkıyorum. Parmağım ıslak ve buruşmuş. Uykum gelmiş, canım sıkılmış. Kardeşim sayıklıyor, üstünü örtüyorum. Ellerimi ve bacak aramı yıkıyorum. O’nu çok özlemişim. Tekrar odaya giriyorum. Etrafı kolaçan ediyorum, çok karanlık. Telefonumun ışığını açmam gerekecek. Şimdi aydınlandı ortalık. Çantamın gizli bölmesine elimi daldırıyorum, sigara paketini buldum sonunda! Çakmağı bulamıyorum, mutfaktaki ocaktan yardım mı alsam, ya koku sinerse üzerime, annemler uyanırsa, kirpiklerimi yakarsam! Aldırmıyorum, iyi gider şimdi sigara. İki koşup yakıyorum, dalıyorum balkona! Ciğerlerim bayram ediyor, efendim nerelerdeydiniz, bizi çok özlettiniz, daha çok çekin lütfen daha çok… Kırmıyorum onları, derin bir nefes daha çekiyorum. Az önce ıpıslak olan parmağım şimdi kurumuş, sigara kokusunu emiyor. Ve ben yine onu düşünüyorum. En gizli hazlarımda o var. Yeni tanıştık geçen, lisemin ilk yılı benim, şehri tanımaya çalışıyorum, yeni geldik biz buraya, derken onu gördüm. Benden yaşça çok büyükmüş. Ama çok düşünceli görsen bir, gözleri beni görünce nasıl parıldıyor. Beni bir kafeye götürdü, sigara içtiğimi görünce şaşırdı, daha küçüksün dedi, beni nasıl da düşünüyor! Zararı yok dedim, şimdi herkes içiyor, hem ben biraz da böyleyim, gamsızım biraz, yaşım da çok küçük değil, artık liseye başladım, arkadaşlarımdan içmeyen yok, içki uyuşturucu bile var, benimki çok masum kalır onların yanında, hatta aramızda kalsın ama, patlak olanlar da var, daha kaç yaşındalar, hiç mi ailelerini düşünmüyorlar, ileride kocalarının yüzüne nasıl bakacaklar? Haklısın dedi bana, sen sakın yapma, bak ben diyeyim kuzum, bu erkek milletine güven olmaz, hele senin yaşıtların şimdi, kızgın boğa gibi girecek delik arıyorlar, sen de gençsin tazesin daha, sakın onlara kanma, koru kendini kuzum. Tamam dedim gülümseyerek, elimi tuttu, elini tuttum. Hafifçe ürperdim, boynumdan ılık rüzgarlar geçti, sigaramı unuttum, dudaklarını uzattı, dudaklarımı uzattım, belli belirsiz öptü, hoşuma gitti, karnımda garip şeyler oldu, midem tatlı tatlı bulandı, çamaşırım ıslanıyor, eyvah, hazırlıklı değilim, daha vakti gelmedi ki, kalkmam gerekiyor! Bana nasıl da gülümsüyor, ama gitmeliyim dedim, sebebini sormadı, sarıldık öyle o anda, kalktım hemen markete koştum. Ped aldım bir paket, gizli saklı attım çantama, sanki uyuşturucu taşıyoruz, en yakın tuvalete girdim, kapıyı kapadım, oturdum, çamaşırımı indirdim, bir kırmızılıktır bekliyorum, fakat öyle değil, etrafı sel almış, hayır normal bir akıntı da değil, nedir ki bu, hastalık mı kaptım, evet evet olabilir, hem midem de bulanıyordu, ama çok da tatlıydı, hastalık zevk verir mi ki insana, eve gidince bakacağım, sorun yoktur umarım bende, ya da öyle yapmayayım ben, O'na sorayım, O'nunlayken oldu çünkü, hem bütün gün konuştuk, bana şehri anlattı, kitaplardan bahsetti, kadın kahramanlardan bahsetti, kadın haklarından bahsetti, O'na sormalıyım evet, O'na güvenebilirim.


    Sigaramdan bir yudum daha alıyorum. Bizim balkonun manzarası güzel, gittikçe evler işgal ediyor ama olsun, ben liseyi bitirene kadar manzara kalır, manzaranın keyfini çıkarayım. Sigaram bitiyor, yorulmuşum, kendimle çok oynamışım, ama O'nunlaykenki sigaranın yerini tutmuyor. Ne kadar da değişmişim, ona ruhumu satmışım, kölesi olmuşum, bedenim O'nu özlüyor, arkadaşlarıma laf eden ben değilmişim gibi.Ama ben seviyorum, bu başka, benden çok büyük olsa da, seviyorum işte, hiç incitmiyor beni, çok acıyacağını düşünmüştüm oysa, halbuki çok da değilmiş, isteyince acımıyormuş, biraz kirlenmişim gibi hissediyorum, ama O'nunla olma hissi bertaraf ediyor tüm bu düşünceleri, hem O dedi ki, ben artık bir kadınmışım, bir kadının bacak arası sadece kendi tekelindeymiş, istediğini alır, istediğini almazmış oraya, ailem bile kontrol etmemeliymiş onu, yüzyıllardır bastırmış kadınlar oranlarını, artık bastırmamalıymış, hem O'ndan daha iyisini bulamazmışım, O beni hiç incitmezmiş, kadın ruhundan çok iyi anlarmış...


    Bir yudum daha, ben artık kadınım, bunun şerefine, daha alışamasam da bu duruma, garip bir şekilde kendine çekiyor beni. Çok değişeceğimi düşünmüştüm, öyle de oldu biraz, ped yerine tampon alıyorum şimdi. Bu bile zevkli geliyor, aynı yurtdışındaki genç kızlar gibi. Artık rahatlıkla dolaşıyorum, rahatça temizleyebiliyorum içimi, nasıl olsa korumak zorunda olduğum bir şey kalmadı. Aklım o ilk seferime takılıyor. Mutlu muydum, değil miydim, garipti. Ben aslında yaşıtlarımdan hep olgun oldum biliyor musun, belki de o yüzden benden yaşça büyük adamı seçtim. Ama çok güven veriyordu, bir de öyle güzel öpüyordu ki tenimi, yine o ilk tanışmamızdaki gibi tatlı kramplar giriyordu mideme, bu sefer içim de sızlıyordu, bir boşluk olduğunu sezinliyordum, doldur diyordum, dolduruyordu... Annem duysa ne der, annemin babamı hiç böylesine arzuladığını sanmıyorum, gece biz uyurken kapı kilitleniyor, beş dakika sonra açılıyor, oysa O saatlerce uğraşıyor benimle, gerçi niye babamla kıyasladıysam, babam da iyi insandır, ama O'nun kadar iyi değil bu işlerde, annemin bu kadar sinirli olmasına şaşmamalı, ben ne kadar da gamsızım...


    Beni nasıl inandırdı, nasıl ikna etti o güne, öyle tatlıydı ki, geri çeviremedim. Okuldan çıktığım bir günde, yine beni okuldan aldığı bir günde, beni evinde götürmeyi teklif etti, bahçesi varmış, orada otururmuşuz, sigara içermişiz, bana yemek yaparmış…


    Sen de azarlayacaksın beni değil mi, senin baban olabilecek adamla nasıl olursun diye, hiç iğrenme yok mu sende diye, o erkek, onun canı çeker diye… Ben de diyeceğim sana, sevmiştim, güvenmiştim, hem aşkın yaşı olmazmış, bu kurallar normaller içinmiş, sevince görmüyor insan, kaç yaşındaymış, göğüs kılları çok muymuş, sevişirken boğuk boğuk sesler çıkarıyor muymuş…

    Evine gidiyoruz, arabayı durduruyor. Sahile çok yakın, tenhalarda bir ev, iki katlı, arkadan bahçeli, muhteşem deniz havası, daha havalar soğumamış, ılık ılık rüzgarlar esiyor, bu şehir her zaman rüzgarlıdır zaten, rüzgar gülleri vardır. Bahçeye geçiyoruz, kül tablası getiriyor içeriden, sigaramı kendi yakıyor, dudaklarım dudaklarına değsin diyor, gülümsüyor, o zamana kadar çokça öpüşmüşüz, biraz da elleşmişiz, ama kıyafetler hep kalmış üstümüzde. Yanıma yaklaşıyor, dumanı ağzıma üflüyor, soğuk puslu duman birden sıcacık oluveriyor, ben de karşılık veriyorum, henüz acemiyim, biraz da garip hissediyorum kendimi, ama bir eli saçlarıma değince, daha çok duman istiyor canım. Gel diyor, gel içeri, evim çok güzel, çok beğeneceksin. Kapıyı açıyor, bir müzik çalıyor, kendi söylüyor, en sevdiğim şarkılardan seçmiş.


    Birden sarılıyor, benim tüm sevincimi kazanmış, bana sürpriz hazırlamış, ayaklarım havada uçuyor, ellerini kalçamla belim arasına yerleştiriyor, ilk baş tedirgin oluyorum, kaç yaşında adam, kendine mukayet ol, karşılık verme, ama sesi öyle güzel ki, şakıyor da şakıyor, şimdi ben de ellerimi boynuna doluyorum, dokunabildiğim tek yer orası zaten, o her yerime dokunsa da, ben onun gibi değilim. Dudakları dudaklarımı buluyor, salsam mı kendimi, bu işin sonu nereye gidecek, ya birlikte olursak, olursak ne olacak ki, ne mi olacak, baban yaşında adamla yatacaksın, durdur dudaklarını, yapma diyorum sana, bu işin sonu iş değil kızım, böyle mi hamile kalınıyordu, ama çok güzel öpüyor, iyice sardı beni, müzik de iyice güzelleşti...


    Odasına taşıyor şimdi, tek tek öpüyor her yerimi. Henüz yeni açmış çiçeklerimi kokluyor, taze, yumuşacık bedenini altına almış, gemiyi o yönetiyor. Kendimi bir işe yaramıyor gibi hissediyorum, ama o bütün sorumluluğu almış, bedenini savunmasızca bıraktı şimdi, rüzgârlar üzerimden esiyor, denizin dalgaları kıyıları dövüyor, solukları hızlanıyor, yine de kendini tutabiliyor hâlâ, yüzünü indiriyor, ellerimi kafasına koyuyor, keyfine bak diyor, birazdan kadın olacaksın.


    Kadın olacağım, kadın olacağım... Annemin ilk kanadığımda söylediği sözdü bu. Kadın oldun, artık kendine dikkat et, kıyafetine çeki düzen göster, öyle sokaklarda erkeklerle oynama bak, memelerin büyüyor, sen koştukça sallanıyorlar, herkesi kendine baktıracak mısın, baban imam biliyorsun, kızına bak bir de babasına bak derler, baban cumaları minbere çıkıyor, cemaate kadınlar için tesettürü anlatıyor, kızı bile böyle olursa, kim takacak onun öğütlerini? Kadın olacağım... Bir kanla mı olacağım her seferinde kadın? Bir zar yırtılınca mı kadın olunur, patlayınca mı, kanayınca mı? Bir saniyede mi kadın olunur, tenin başkasına değince mi, zevkten kendinden geçince mi, acıdan ağlayınca mı? O aşağılarımda oyalanıyor, bense gözlerimi tavana dikmiş böyle şeyleri düşünüyorum. Şuan düşünmenin sırası mı?! Biliyorum değil ama engel olamıyorum işte. Nasıl kadın olunur onu bir anlasam ben de olacağım. Bir zara mı bağlıyız biz, varlığımızı bir zardan mı ibaret görmeliyiz; okuduğumuz onca kitaplar, izlediğimiz onca filmler, dinlediğimiz onca müzikler bizi kadın yapmaz mı? Halbuki ben çok okurum biliyor musun? Küçükken babaannem zorla okutuyormuş, çocuklar için 100 temel eser serisini, gazete veriyormuş, babaannem diğer kadınlardan çok farklıdır bu arada, ne zaman ona gitsem okur, boş boş evlilik programlarına baktığını hiç görmedim. Beni de o yetiştirmiş, onun sayesinde fen lisesini kazanmışım, ufkumu hep açar o, ama şimdi ne yapıyorum, nerede kaldı onun bana verdiği ahlâk eğitimi, ben burada ne yapıyorum, zevk alıyorum yabancı bir adamdan, benden yaşça büyük bir adamdan. Halbuki o görse beni burada şuan, boşuna mı okuttum sana der Kur'an, elifbayı öğrenmiştik birlikte, hani Ömer Seyfettin nerede, Muzaffer İzgü nerede, Ayşegül serisi nerede?! Susun artık düşünceler susun! Eski masum kız değilim ben, kadın olacağım birazdan, kolay mıdır kadın olmak sanıyorsunuz, birazdan çok acıyacak canım, büyükannemin altın gününde dedilerdi, orana kılıç sokmak gibiymiş, biri acıdan avaz bağırmış, kocası zevkten sanıp devam etmiş, birinin kanı taa tavana sıçramış, birinin beli kırılmış, birinin kocası içine girememiş, biri soluğu acilde almış...


    Susturuyorum düşüncelerimi, işte o an gelecek, ben de çok istiyorum kadın olmak, patlakmışım, fahişeymişim, onlar aklıma gelmiyor şimdi, kan dolmuşum içlerime kadar, bu hissi hiç bilmiyorum ben, dur, çok ilerleme acıyor, daha küçüğüm, bakireyim, yavaşça ilerle şimdi, evet öyle, lütfen öp ve saçlarımı okşa, kötü bir şey yapmadığıma inandır beni, yorganı alalım üzerimize, beni görmek mi istiyorsun, daha görmedin mi işte, ben iyi değilim ama utanıyorum, hava da aydınlık, yüzüne bakamamam ondan, haydi çek şu yorganı lütfen, evet oldu teşekkür ederim, dur hızlanma bekle, evet işte böyle yavaş, evet küçük bir sinek ısırığı sadece...


    Bana zafer kazanmış gibi bakıyor, sanki ben onun topraklarına katmak istediği bir şehirmişim de, amacına ulaşmış, beni satın almış, ilkinim diye bağırıyor, korkuyorum, aniden duraksıyor, özür diliyor ve devam ediyor. Yatağın başı duvara çarpıyor, ritmik bir "tak tak..." sesinden başka, bir de üzerimde O'nun hırıltılarından başka, ve bir de kafamdaki seslerden başka ses yok odada şimdi. Yorgan bir inip bir kalkıyor. Aniden içimden çıkıyor, boğuluyor gibi oluyor. Boş boş bakıyor suratıma, alıp kendime çekiyorum onu, babama bile sarılmamışım böyle.


    Kalkıp banyoya koşuyor hemen. Yüzüne bakmaya çalışıyorum, çırılçıplak yorgana sarılmışım, ne olduğunu anlayamamışım, su sesleri geliyor, gözlerim doluyor, müziğin sesi kısılmış, coşkulu halimden eser kalmamış. Ne yaptım ben Allah’ım, ne yaptım?!! Kaç yaşında adamla yattım, üzerim doğmamış çocuklarıyla dolu şimdi, kirlendim, pislendim, sarılmak istiyorum ona, hiç de güzel değilmiş kadın olmak, ağır bir yük biniyormuş üzerine, sarılmak istiyorum sadece şimdi, üzerimden bu yükü kaldırıp atsın, kadın olmama sevinsin istiyorum. Sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, ben küçük fahişen, oyuncağın değilim değil mi, sev beni lütfen, her şeyi yaparım, ne yapmak istersen yaparım, ne olmamı istersen o olurum, niye aniden gittin, memelerim mi küçük geldi, limon gibi mi demiştin, ama annem de çok büyük diyor, dar giyinme diyor,beğenmedin mi onları, daha çok küçüğüm bekle, git gide büyüyecek onlar, nasıl istiyorsan öyle sunayım, sen bir sarıl yeter, çok hareketsiz mi yattım, ruh gibi ölü gibi cansız gibi hiç gibi, kımıl kımıl mı olayım, seni isteklendireyim mi, seni ağzıma mı alayım, bunu bile yaparım, ben onlardan hep iğrendim biliyor musun, bir gün arkadaşımınkini gördüm, iğrendim, çok kaba ve korkutucu, ama sen istersen yaparım, sen yeter ki sev beni, okşa beni.


    Ağlamaya başlıyorum, ne yaptığımın farkına varıyorum, burada sahilde, lisemin ilk aylarında. Kadın olmak buymuş işte, yalnız başına üzerindeki adam yerine menili çarşafına sarılmakmış. Ağlamam kesiliyor, ayağa kalkıyorum, saçlarım dağılmış, yastığın altına gizlenmiş birkaçı, çıkarıyorum onları, kıyafetlerimi aramaya koyuluyorum, her yere dağılmış, saat kaç oldu, ailem merak etmiştir, arkadaşımdayım dedim gerçi, nasıl bakacağım yüzlerine, herkese fen lisesini kazanmış çok çalışkan diyorlar, çok edeplidir kızımız diyorlar, biz ona güveniyoruz, o ‘’öyle şeyler’’ yapmaz diyorlar, banyonun kapısı açılıyor. Çırılçıplak, gülümseyerek çıkıyor, özür dilerim, temizlik takıntım var da benim, hemen gitme, sarılalım diyor. Gözlerim ışıldıyor, beni seviyor, beni seviyor! Sertçe soksa da içime kendini, beni seviyor demek ki, yatağa geçiyoruz. Kaşık pozisyonundayız, sarılıyoruz, bir cenin gibi uzanmışım, dizlerimi karnıma çekmişim, çenesi saçlarımın üstünde, öpüp duruyor, çok hoşuma gidiyor, bir süre sonra yeniden kıpraşıyor, sırtımda sertliğini hissediyorum, yüzünü dön diyor, dilini dilime doluyor.


    Saatlerce benimle oyalanıyor, seni o noktaya ulaştırmadan bırakmam diyor, benim organım daha alışmamış ki, içimin dolu olmasını garipsiyorum, o zaman çok öpeceğim diyor, öpüyor da. Beraber duşa giriyoruz. Çocuğuymuşum gibi temizliyor. Beni evime bırakıyor, artık benimsin diyor, bırakmam seni. Hoşuma gidiyor.


    Eve gidiyorum, annem meraklanmış, nerede kaldın diyor, arkadaşım salmadı diyorum, odama geçiyorum hemen, sanki saatlerce öpüştüğüm belli olacakmış gibi dudaklarımdan, yatıyorum, bugünü düşünüyorum. Pişman mıyım, değil miyim, anlayamıyorum, babam gibi mi görüyorum onu, bilinçaltım bana kötü bir oyun mu oynuyor, zevk aldırdı sonunda bana, bundan sonra ne olacak ilişkimiz, yanındayken kendimi çok güvende hissediyorum, aynı zamanda iğreniyorum da kendimden, onunla evlenmem mi gerekiyor, artık zarım yırtıldı, kim kabul eder beni, insanların kulağına giderse ne olur, ne yapacağım şimdi, hala az az kanıyor, çamaşırımı değiştireyim, sonra da uyuyayım, çok yoruldum en çok da düşünmekten.


    Kaçıncısı olduğunu bilmediğim sigarayı söndürüyorum, dünya kadınlarını düşünüyorum, kadın olmayı düşünüyorum, ülkemde kadın olmayı düşünüyorum, gerdeğe kadar saklayamadığım bekaretimi düşünüyorum, gelinin kırmızı kurdelesini, ilk gece çarşaftaki kanı, gözyaşlarımı, O’nun böğürmesini, bir annenin doğumdaki çığlığını, bir kadının dövülürkenki çığlığını, kocası tarafından ters ilişkiye zorlanan kadının yalvarışını, saçlarının çekilişini, sevişirkenki tokat yiyişini, sperm fışkırtılışını, zorla bok yedirilişini, çocuklarının gözü önünde katledilişini, on yerinden bıçaklanışını, çocuğu olamayışını, yanına zorla ikinci kadın alınışını, yumuşacık tenine acı verici şaplaklar atılışını, kıpkırmızı bir biçimde kalışını, acıdan oturamayışını, acıdan yırtılan organının dikişlerini, çocuğunu kendi elleriyle toprağa verişini, sokaklara düşüşünü, her ay yüzlerce adamı içine alışını, vücudundaki izleri, ruhundaki izleri, aldatılışını, bir fahişe gibi sevişemediği için fahişelerle aldatılışını, ölü gibi yatışını, adamının orospusu olamayışını, adamının onu pazarlayışını, başka adamların koynuna sokuşunu, etrafında onlarca adam tarafından birer birer vajinasının parçalanışını, yüzünün, saçlarının, vücudunun spermden kandan terden geçilmeyişini, on ikisinde altmışlık adama verilişini, on birinde babasının çocuğunu doğuruşunu, okula gidemeyişini, çağlar boyunca ezilişini, yasalarca adının olmayışını, hep birinin kadını, birinin annesi oluşunu, sevişmekten başka bir işe yaramayışını, çocuk doğuramayınca değerinin bir hiç oluşunu, dul kalınca yardımsever erkeklerin avı oluşunu, babası olmayınca açık bir av oluşunu, bir delikten iki de memeden ibaret oluşunu, saçının uzun aklının kısa oluşunu, kuluçka makinesi oluşunu, kafasının öyle her konuya basmayışını, çoğu zaman sadece bir seks objesi oluşunu, pornolardaki bir et parçasından ibaret oluşunu, ‘’ince bel koca bir göt iri memeler uzun bir saç uzun bacaklar dolgun dudaklar iri gözler uzun kirpikler’’in kurbanı oluşunu, her yerde sadece bir nesne oluşunu, profesör olamayıp da kadın profesör oluşunu, penisi olmadığı için işe alınmayışını, alınırken ‘’ne zaman evleniyorsun ne zaman çocuk yapacaksın’’ sorularının muhatabı oluşunu, işe alınınca üç çocuklu evli patronundan seks teklifi alışını, kabul etmeyince orospu oluşunu, işten atılışını, aynı işe daha az ücret alışını, sevişmek isteyince orospu; istemeyince frijit, soğuk oluşunu, vücudunda bulunan her deliğe penis sokuluşunu, seksten zevk alamasın kocasına sadık olsun diye klitorisinin kesilişini, taşınabilir yatak aleti oluşunu, mutfak robotu oluşunu, bütün gün çalışıp bir de evde ücretsiz tam mesai yapışını, üstüne üstlük geceleri yatakta zerre zevk almadığı ilişkiye girişini, aşırı fedakarlıkta bulunuşunu düşünüyorum…

    Sigaram bitmiş. O’nunla geçen bir ayda hep buluştuk, seviştik, O’na iyice bağlandım, ara sıra hayvanlaşsa da bana iyi davranmaya çalışıyor. Ama gittikçe garipleşmeye başladığını sezinliyorum, yarın yine buluşacağız, bana yeni kıyafetler alacağını söyledi,. Sigara çöplerini topluyorum, poşete koyuyorum ve çantama atıyorum, yarın çöpe karışacaklar. Yatağıma uzanıyorum, uykum beni bekletmeden geliyor, göz kapaklarım kendiliğinden kapanıveriyor…


    Okula gidiyorum. Çıkış saati yaklaştıkça heyecanlanıyorum. Ne yapacağız? İlişkiye girmeden önce hep daha çok eğlenirdik, şimdi kendimi kötü hissediyorum zaman zaman. Göğüslerim büyüdü, birisi fark etmesin diye uğraşıyorum, kendimi daha kadınsı hissediyorum, yaşıtlarım daha çocuksu gelmeye başlıyor, O geliyor, yanına geçiyorum. Gaza basıyor, hızla sürüyor. Bana bakıp gülümsüyor, küçüğüm diyor, hoş geldin, beni çok seviyorsun değil mi? Evet diyorum, bana zevk vermediğin zamanlarda bile sarılınca geçiyor diyorum. Güzel, diyor. Benim için bir şey yapar mısın, diyor. Senin için her şeyi yaparım diyorum. Tamam o zaman diyor, benim hız tutkum var, hızı severim bilirsin diyor, bilirim diyorum. Bak gördün mü, kalkıyor, şuana kadar hiçbir şey istemedim senden, bence artık zamanı diyor, neyin diyorum. Bak gördün mü seni istiyor diyor, şaşırıyorum, korkuyorum, beklemediğim bir anda gelince boğulacak gibi oluyorum, kusacak gibi oluyorum, gözümden yaşlar geliyor, zor nefes alıyorum, bir ayağı gazda, bir eli direksiyonda, bir eli kafamı ileri geri ittiriyor, suya atılan taş sesleri gibi sesler çıkarıyorum, pantolonumu indiriyor, bir sigara yakıyor, bu arada nefes alıyorum, ağlıyorum, dur ne yapıyorsun diyorum, ne olur yapma diyorum, parmaklarını ağzıma sokuyor, konuşmama izin vermiyor, frene basıyor, araba duruyor, ormanlık bir alana gelmişiz şimdi, üzerimi soyuyor, gözlerinden ateş fışkırıyor, onu hiç böyle görmemiştim, çok korkuyorum, hiç böyle korkmamıştım, annemi istiyorum, meğerse daha kadın olmamışım, bir zarla olacak şey değilmiş kadınlık, ben daha çocukmuşum, gerçi kadın olsaydım da değişmezdi, ama O öyle demiyor, her kadın sertliği severmiş, her kadın tecavüz sahnesini çekici bulurmuş, ıslanırmış. Sigarayı atıyor, bacaklarımı kaldırıyor, suratımı direksiyona vurduruyor, gözlerimi kapıyorum, hiçbir şey düşünemiyorum, imdat diye bağırıyorum, kimse duymuyor, kafamı direksiyona bastırıyor, beni bir köpek gibi diz çöktürüyor, daha on beş yaşındayım, bakire sayılırım daha, zorluyor, canımı çok yakıyor, içim parçalanmış gibi hissediyorum, bıçak sokuyorlar gibi hissediyorum, tüm dünya gelmiş de kapıma dayanmış girişimi zorluyorlar gibi hissediyorum, beni arkadan boğuyor, üstünü bile çıkarmaya cüret etmemişken ben gittikçe sona yaklaşıyorum, acıdan belim uyuşmuş, sanki çocuk doğurmuş gibiyim, lütfen oraya girme dur bekle, yalvarırım n’olursun! Ben hayatımda böyle acıyı tatmadım!.. Sertçe vuruyor, ellerinin izi çıkıyor, derim kalkmış gibi oluyor, imdat!!..., sesimi duyan yok mu, yalvarırım dur canım çok yanıyor, yalvarırım dur, söz kimseye anlatmayacağım, yeter ki bırak da gideyim ne olursun! Boğmaya devam ediyor, artık bağıramıyorum da, nefesim tükenmiş, gözlerim şişmiş, kirpiklerim ıpıslak, içim kupkuru, onun suyundan hariç, etlerim parçalanmış, taze etlerim koltuğa yol olmuş akıyor, efendinim senin diyor, sana hükmediyorum diyor, canavarlaşıyor, yüzüme tokat atıyor, enseme vuruyor, arabanın anahtarını derime sürtüyor, ve bitiyor. Gözlerim yanıyor, vücudum fırına atılmış gibi kavruluyor, zangır zangır titriyorum, kriz geçiriyor olmalıyım, dilim tutuluyor, ağzımdan köpükler, tükürükler, sıvılar çıkıyor, yine tokatlanıyorum. Akşam olmuş, hava kararmış, çok da soğumuş, ne kadardır buna katlanıyorum, annem babam neredeler, gözlerim çok yanıyor, ağlayamıyorum, çok korkuyorum, üzerini giyiniyor, beni kucağına alıyor, ormanın derinliklerine götürüyor, konuşacak, bir şey söyleyecek halim kalmamış.


    Sen çaresizlik ne demek bilir misin, karşında senden kat kat güçlü birinin işkencelerine katlanmak, sahipsiz olmak ne demek bilir misin? Ne demek tecavüze uğrayan kadın olmak, ne demek? Kaşınan demek, belki aşık olan demek, o saatte orada ne işi olan demek, ayartan demek, zaten bakire olmayan demek, açık giyinen demek, frikik veren demek, kur yapan demek, azıcık sırıtan demek, kahkaha atan demek, kıvırtan demek, sigara dumanını üfleyen demek, yolda yürüyerek sigara içen demek, babası kocası abisi dayısı olmayan demek, kocasıdır hakkıdır yapar demek, sarhoş demek, rızası olan demek, geceleri evde durmayan demek, orospu demek, azgın demek, yollu demek, kaşar demek, motor demek, fahişe demek…


    Sen bilir misin güçsüzlüğü, onun gurur kırıcılığını? Sırf daha fazla kası var diye sana zorla sahip olanları, önündeki çıkıntıya güvenip kendini adamdan sayanları, azıcık oran açıldı diye, gözünü dikip bir daha kaldırmayanları, laf atanları, gece korka korka hızlıca yürütenleri, eve erkek ayakkabısı koyduranları, biber gazı bıçak sopa aldıranları, uçkurundan başka bir şey düşünmeyenleri, güçsüzü koruyacağına, ezip öldürenleri…


    Niye bu ülkede kadınların hep başı ağrıyor bilir misin sen? Sevişmeye sevişmek demedikleri; sikmek dedikleri, sokmak dedikleri, vurmak dedikleri, vurdurmak dedikleri, köklemek dedikleri, kaklamak dedikleri, bıçaklamak dedikleri, dağıtmak dedikleri, altına almak dedikleri, altına yatmak dedikleri, yapıştırmak dedikleri, yaslamak dedikleri, yatırmak dedikleri, pompalamak dedikleri, kaktırmak dedikleri, koymak dedikleri, amına koymak dedikleri, düzmek dedikleri, düzüşmek dedikleri, itelemek dedikleri, kaçak et kesmek dedikleri, döşemek dedikleri, köklemek dedikleri, attırmak dedikleri, becermek dedikleri, patlatmak dedikleri, basmak dedikleri için…


    Bedenimi toprağa fırlatıyor, sırtüstü düşmüşüm, ağzım gözüm kan ve gözyaşı içinde, soğuktan meme uçlarım dikleşmiş, fark ediyor, yeniden kalkıyor, tekme atmaya başlıyor, istediği gibi duramamışım, artık bir ümidim kalmadı, hayallerim de kalmadı, yarı baygın bir haldeyim.


    Arabalar geliyor, rahatlıyorum, sonunda beni buldular, çok şükür, acıdan ölüyorum, vajinam yırtılmış, tüm deliklerim yırtılmış, saçlarımda sperm kalıntıları, gözlerimin feri kaymış, arabalar duruyor, içinden birkaç adam iniyor, selamlaşıyorlar, onlar da pantolonlarını indiriyorlar, afallıyorum, bağıracak gücüm kalmamış, her yerim korku doluyor, başımı çevreliyorlar, sıkıştırıyorlar, bağırıyorlar, beni aralarına alıyorlar, alay ediyorlar, hırlıyorlar, saçlarımdan çekiyorlar, ellerimi, ağzımı, vücudumu hep dolduruyorlar, acı çektiriyorlar, işkence yaptırıyorlar, hayvanlaşıyorlar, üzerime atlıyorlar, terliyorlar,saçlarındaki, alınlarındaki, teri üzerime siliyorlar, boşalıyorlar, ağzım, ellerim, saçlarım, yüzüm tüm vücudum onlar kokuyor..


    Kendimi berbat hissediyorum, korkudan altıma yapmışım, dişlerim soğuktan ve çıplaklıktan birbirine çarpıyor, ağlıyorum, birilerini bekliyorum. Bir beyazlıktır beliriyor şimdi, adamların hepsi bir yok oldu bir geldi. Öldü mü diyor biri, öldü diyor öteki, giyiniyorlar, apar topar arabalarına biniyorlar, çırılçıplak kalıyorum. Ölmüşüm, farkında değilim, günler sonra bulunuyorum, vücudum bakılmaz hale gelmiş, üzerime beyaz örtü seriliyor, şimdi tabuttayım, yerin altındayım, benim gibi kadınların yeridir orası…Üzerime toprak atılıyor, babamı ilk defa ağlarken, üstelik benim için ağlarken görüyorum, toprak atılıyor, ama gözlerim rahatsız olmuyor. Hep önümü görüyorum, ben böyle olsun istemedim baba, özür dilerim, sizi hak etmedim, namusunuzu kirlettim, özür dilerim, ölümü hakkettim, ama çok canım yandı biliyor musun, keşke sadece bedenime tecavüz etseydi, onun yaraları çabuk sarılıyor, fakat ruhum, o bir türlü geçmek bilmiyor, burada şimdi sizsiz, mahşere kadar belki anca sararım yaralarımı, hesap günü varsa eğer sorarım Tanrı’ya neden sessiz kaldığını, şikayetçiyim O’ndan derim, beni annemin elinden aldı, bak nasıl şimdi, kendinden geçmiş, o kadar çok ağlamış ki gözyaşı kanalları artık çalışamaz hale gelmiş, bir canı almak, beni almak, on beş yaşındaki bir genç kızı, bir çocuğu, annenin evladını, babaannenin torununu almak bu kadar kolay işte, bir kadının canına kıymak, acıta acıta kıymak bu kadar kolay, keşke acı çekmeden öldürselerdi demek, keşke vurup öldürseydi demek, hatta hatta, ne yazık ki, ne iğrenç ki, keşke tek kişi olsaydı demek bu kadar kolay! Cenazem bitiyor…
  • Ben hayatım boyunca kapıyı çarpıp çıkmak istedim bir yerlerden. Biliyor musunuz, insanın bir yerden kapıyı çarpıp çıkabilmesi büyük bir güvencedir. Gidecek bir yeri olmayanlar, bu istekle yanıp tutuşurken, sadece kalmaya devam ederler.

    Kaldığım günlerden biriydi. Odamda oturmuş elimde bir kitap tutuyor, okuyormuş gibi sayfalara bakıyor, kafamın içindeki seslerle tartışıyordum. Bir hışımla girdi eve. Ne olduğunu anlayamadım. Gidiyorum ben dedi. Nereye demedim. Neden dedim. “Neden?” Cevap vermedi. Durdurmaya gücüm yetmezdi, denemedim. Gitti. Arkasından hayatımı izledim.

    Çocuk denebilecek yaşta tanışmıştık onunla. İlişkimizin ilk zamanlarında, şimdi bu söyleyeceğim tanıdık gelecek ama, her şey öyle büyülüydü ki... Bir şirkette yönetici olarak çalışıyordu o, bense üniversiteyi henüz kazanmıştım. Aramızdaki yaş farkı onun gözümdeki yerini derinden etkiliyordu. Her şeye sahip, yetişkin bir adamın beni sevmesi, benimle ilgilenmesi öyle okşuyordu ki gururumu, bunu hak edecek ne yaptığımı bilmiyordum. Herkese esip gürlerken, benim tek kelimemle büyüleniyor, kalbini bana açıyordu.

    Değişmeyen ritüellerimiz vardı. Bir kere hiçbir özel günü atlamaz, bana pahalı hediyeler alırdı. Arkadaşlarım bile hayrandı ona. O, herkesin sahip olmak isteyeceği bir erkekti. Ve mucizevi bir şekilde benimdi. Herkes kıskanırdı ilişkimizi, bana aldığı hediyeleri, gezdiğimiz yerleri, yediğimiz özel yemekleri... Sahip olamadığım ne varsa, gümüş bir tepside hayat bana sunmuştu işte. Aşıktım da hem, kimsenin yakalayamadığı o duyguyu ben, doyasıya yaşıyordum. Onu görmeden duramıyor, bana dokunduğu zaman kendimi kusursuz bir kadın gibi hissediyordum.

    Üniversite bitti, evlendik onunla. Yalnız, büyü bozulmaya başlamıştı sanki. Eskisi gibi sözlerimi dinlemiyor, ben günümü anlatırken sıkılıyor, değersiz hissettiriyordu bana. Ama olsundu, bunlar önemli değildi. Biz birbirini bulma şansını yakalamış aşıklardık. İşleri yüzünden olmalıydı bu sıkıntılar. Bana bağırması, hakaret etmeye başlaması bu yüzdendi. Başka bir sebep olamazdı. Kariyerim de fena gitmiyordu hem. Hayalimdeki gibi akademisyen olamasam da, onun bir arkadaşının şirketinde güzel bir maaşla çalışıyordum. Çevremde saygın ve sözü dinlenilen bir kadındım. Ben konuşurken herkes beni izler, büyülenirdi. Yalnız bir tek evde yoktu bu etkim. Evde sanki daha solgun, daha sönük bir kadın oluyordum. Yahut da dışarda, eşim yanımdayken normalde olduğu gibi o büyük özgüvenim, havam yoktu sanki üzerimde.

    Bir gün biraz geç gittim eve. İş çıkışı arkadaşlarımla yemek yemeye gitmiştik. Eşime haber vermemiştim, birbirine sürekli hesap veren çiftlerden değildik biz. Ama nedense o gece çok sinirlendi. İlk kez o gün tokat attı bana. Aramızda hiçbir diyalog geçmedi birkaç gün boyunca. Ağladım. Gözlerim şişene kadar durmaksızın ağladım. İstemeden yaptığını biliyordum. Bir açıklaması olmalıydı, başına çok kötü bir şey gelmiş ve ruh hali bozuk olduğu için kendini kontrol edememiş olmalıydı. Yoksa yapmazdı, aşıktık çünkü biz. Çevremizde sayılan, eğitimli ve görgülü insanlardık. O tokadı kabul etmek demek utanç demekti, kendime saygımı yitirmem demekti. Olmamış gibi davranmayı seçtim. Çünkü nasılsa, bir daha olmayacaktı.

    Ufak tefek tartışmalarla seneleri tüketmeye devam ediyorduk. Ruhsal bozuklukları olduğu ortaya çıkmış, ilaç tedavisi görmeye başlamıştı. Yalnız ben de biraz değişmiştim sanki. Bu değişimi ancak çok sonraları fark edebildim. Eskisi gibi güzel değildim. Bakımsızlaşmıştım. Neden bilmiyorum, içimden gelmiyordu. İnsanların beğenisi, saygısı artık o kadar ilgilendirmiyordu beni. Belki de bunları yitirdiğim için ilgilendirmediğini düşünmek istiyordum. İşimde eskisi gibi azimli de değildim artık. Tuhaf bir havası vardı evimizin. İçine girdiğim anda, aklımdaki tüm planlar kayboluyordu. İçimdeki tüm arzuları emiyordu bu ev. Ve yine neden bilmiyorum, korkuyordum artık ondan. Bana parmağının ucuyla dahi dokunmasa da, korkuyordum.

    Görünmez duvarlar vardı sanki aramızda. Mesafeliydik. Sebepsiz yere, bir anda asla öpmezdik birbirimizi. İlk zamanlarımızı hatırladıkça kahroluyordum. Bana aşkla bakışını, dokunuşunu hatırladıkça, karşımdaki adamı daha yabancılar olmuştum. Onun dediklerini yapınca iyiydik iyi olmasına. Ama ne zaman çizdiği daireden ufak bir adım atsam dışarıya, korkutuyor, sindiriyordu beni. Kendimi bu ilişkinin içine hapsolmuş gibi hissetmeye başlamıştım. Ama bırakamazdım ki onu, bana ihtiyacı vardı. Hem ben o olmadan yaşamayı unutmuştum. Bir parçamdı o benim. İnsan çocuğu ne kadar yaramazlık yaparsa yapsın, terk edemezdi ya, işte ben de öylesine bir şefkatle bağlıydım ona. Hem delicesine seviyor, hem de korkuyordum ondan. İnsanın korktuğu birine merhamet hissetmesiyse en tehlikelisidir, sonradan anlayacaktım. Ama bütün bu tutarsız duygular bir aradaysa, bunun adı muhakkak ki aşk olmalıydı. Hayır, bırakamazdım onu. Ne olursa olsundu.

    Bu büyülü aşk hikayesine öyle sıkı sıkıya tutunmuştum ki yediğim dayakların, işittiğim küfürlerin hiçbirini kabullenemiyordum. Bunlar benim başıma geliyor olamazdı. Bir yanlışlık olmalıydı. Biliyordum, hasta olduğu için yapıyordu bunları. İlaçlarını düzenli kullanmasını sağlamaya çalışıyordum. Ama zaman geçtikçe, onunla birlikte ben de çürüyordum sanki. İşimi bıraktım, kendimi onun iyi olmasına adamalıydım. Zaten artık içimden de gelmiyordu çalışmak. Kendimi beceriksiz ve işe yaramaz hissediyordum. Belki de bu şekilde “hissettiriliyordum.” Bunu görecek güce sahip değildim. Eskiden bana hakaret ettiği zaman kalbim kırılırdı, kendime olan saygım zedelenirdi. Ama artık yapış yapış bir lakaytlık vardı üzerimde sanki. Ne söylerse söylesin, hastalığına veriyordum. Onun elinde değildi, terk edemezdim böylece. Hem gitsem nereye gidebilirdim ki? Hayatımda yaptığım tek iş bile onun sayesindeydi. Arkadaşının iş yerinde çalışmıştım. Kendime ait tek bir başarım bile yoktu.

    İşte benim hayatım. Hikayenin sonunu görememek için, en az benim kadar aptal olmak gerek. Birlikte olduğum adamı senelerdir gösterdiğim sonsuz özveri ve sabırla iyileştirdim, yaralarını sardım. Ve o, iyi olduğundan emin olur olmaz, çantasını toplayıp gitti. Şimdi beni dinleyebilen bir arkadaşım olsa, demek isterdim ki ona:

    “Asla hayatını bir erkeği iyi ve sana bağlı tutmaya adama.”
  • İş olsun diye lisedeyken fen kolunu seçtim.hiçbir dersi sevmiyordum.össye çalışırken nefret ettiğim fizik dersine en çok dikkat etmek zorundaydım çünkü hiç çalışmasaydım hiçbiryeri kazanamayacaktım.bütün fenciler gibi biyolojiyi salladım çünkü çalışsamda yapamayacaktım zaten beş yanlışı çaktım.ancak kimyayı görmem bile anında soruyu çözmem için yeterliydi.kimyadan da fizikten de fulledim sınavda matematiği ezberlemiştim çalışırken çünkü matematiğim çok kötüydü zaten sınavda beş yanlış ta bana çaktı.bu kadar fen bölümü.tarih dersi diye bişey ise saygıdeğer hocamız İlber ortaylı bana özel ders olarak ikibin saat anlatsa tek kelime hatırlamam anlamam da.tarih kitabı da okuyamıyorum kafa basmıyor.esasında dil sınıfında olması gereken bir öğrenciydim.anlayacağınız yanlış meslek seçen binlerce kazazededen biriyim.
  • kendime dünyada bir
    acı kök tadı seçtim
    yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    Uzak nedir?
    Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
    gidecek yer ne kadar uzak olabilir?

    / İsmet Özel
  • Artık böyle yaşamayı seçtim..
    Ne güzelmiş böyle
    Herşeye umrumdışı
    Sakin dingin...
    Kendi halinde kendi kendine...
    Kafa yormadan bir çok şeye
    Uğraşmadan kimseyle...
    Çekilip kabuğuma ...
    Büyük yemin ettim artık
    Kendimi mutlu etmek için yaşayacağım..
    Şimdi tanıştığım bu yeni benle
    Memnun oldum tanıştığıma
    Tüm kalbimle...
    Bu saatten sonra kimse bozamaz
    Benimle benim aramı ...
    Hatta hayat sen bile ...!