1000Kitap Logosu
Seda Bera
TAKİP ET
Seda Bera
@seda_bera
Kimseye kitap tavsiye etmem. Eğer tavsiye ettiğim kitaba layıksa,onu araya araya kendisi bulur. Layık değilse hediye etsem okumaz, hatırım için okusa da anlamaz. Kemal Tahir
Yüksek Lisans
Türk Dili ve Edebiyatı
1808 okur puanı
25 Eki 2019 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Sabitlenmiş gönderi
227 syf.
Aşıklar Bayramı
" Her baba, aslında bir imadir oğluna. Mevsimler, yıllar ve hayat, Ah, böyle böyle geldim huzura, Çiğnedim babamın sancı sırtını, Gittim raylarda unutulan hikayelerin kahrına. Ben o dişi taşların oyuklarında duaydım artık.. Alışır, alışır diye düşünürken, Merak oldum ona. ... Anneler erken, Ölümlerine yakın sevilir, babalar..." Aşıklar Bayramı... Kategorisine roman denip geçilmiş... Lakin esasen bir destan... Bir yönüyle okuruna aşkı iliklerine kadar hissettiren bir aşk romanı: Baba aşkı, evlat aşkı, yar aşkı, yaren aşkı, saz aşkı, ezgi aşkı, heves aşkı.. Diğer bir yönüyle de okurunu hem reel hem de mecazi anlamda diğer diyar diyar gezdiren bir yol romanı: Diyarbakır'dan Kars'a, hasretten vuslata, yaşamdan ölüme uzanan... Kemal Varol, derdi olan, gamlı bir yazar... Okuduğum tüm kitaplarında bunu çok net olarak hissettim. Kendisine yürekten hayran bir okuru olarak, onunla aynı dili konuştuğumuz olgusu da su götürmez bir gerçek.. Bir masada karşılıklı otursak da "Hadi Kemal ağabey, ben anlatayım, sen yaz desem.. beni Yusuf kimliği altında ancak bu kadar yalın, bu kadar gerçek anlatabilirdi.. Kİtabı okuma sürecim boyunca nasıl eziyet çektiğimin izahı ise elbette ki mümkün değil. Okuyanlar anımsayacaktır, yazarın Jar ve Ucunda Ölüm Var adlı kitaplarında kısmi olarak da olsa göze çarpan baba oğul hikayesi, Aşıklar Bayramı kitabında tam olarak vücut buluyor. Gerek dünya, gerekse Türk edebiyatında çok alışık olduğumuz bu izlek, bu eserde okuru bambaşka bir açıdan yakalıyor. Geleneksel ve modernizmi hakkıyla harmanlayan Kemal Varol, kulaklarımızı sağır edercesine, "Toplumcu gerçekçi edebiyat ölmedi, ben varım" diye bağırıyor. Yusuf tam emin olamamak ile birlikte, kuvvetle muhtemel doğruluğuna inandığım perspektif ile ismini Yusuf kıssasından alan baş karakterlerimizin birincisi. Tıpkı bir kuyuya terkedilen Yusuf Peygamber gibi, babası tarafından terk edilmiş; kimsesizlik içinde kendi çabalarıyla bir yere gelmiş, kimliği nedeniyle işkencelere maruz kalmış, cezaevinde konaklamış, şimdi ise ağır ceza avukatlığı yapmakta olan 25 yıldır babasına hasret bir oğul Yusuf... Babasızlığın ve yaşadıklarının olumsuz etkileri, hayatının her aşamasına zuhur eden Yusuf'un hikayesi, kendisi ile çelişkiler yaşadığı ve iç hesaplaşmaları ile yüzleştiği bir gece ansızın çalan kapı zili ile başlıyor: "Babam tam tamına 25 yıl sonra bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu kapının önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu." Yusuf gibi dert sahibiyim ben de, Onun gibi yaralarım var benim, Onun gibi küllenmiş acılarım.. İlkokul çağlarımdayken beni ardında bırakan babam, tam da 25 sene sonra seslendi bana, Tıpkı Heves Ali misali... Sesine kayıtsız kalmayı çok isterdim, kalamadım, Tıpkı Yusuf misali... Lakin Yusuf misali soğukkanlı, Yusuf misali kararlı olamadım ben. Ne yazık ki kaçılmıyor, ne kaderden ne de kederden...Belki de yaralarıma bu değin dokunması yaktı canımı, bilemiyorum... Ucunda Ölüm Var kitabından aşina olduğumuz Yusuf'un babası heves Ali ise, âşıklık geleneği ile yorulmuş Anadolu'nun bağrından kopmuş, bulunduğu her diyarda, konduğu her çiçekten bal almak suretiyle başka başka diyarlara göç etmiş, üç telli bağlamasına aşık, gezgin bir halk ozanıdır. Ardında hep gönlü kırık bir kadın, yarım kalmış bir sevda bırakan Heves Ali, ona biçilen 83 senenin sonunda heveslerini almış mıdır bilinmez.. Bilinen tek gerçek var ise o da aşklarının ve sevdalarının özünde asla heveste kalmamış olduğu... Bu dünyadaki son cümlesini, oğluna bağlamasını uzatarak "Şunu tutar mısın" şeklinde kuran Heves Ali, heveslerini oğlu üzerinden devam ettirmeyi arzulamış ve bana bu bağlamda kesinlikle ; "Beni babamın ayacuna gömün" vasiyetinde bulunan Neşet Ertaş'ı çağrıştırmıştır. Tüm bu çağrışımlar bile şahsım adına, Kemal Varol' a bir teşekkür sebebidir. Aşık Veysel, Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Ruhi Su ve aklıma gelmeyen nice ozanlarımız, bu vesile ile ruhlarınız şad olsun... Kah Kur'an-ı Kerim'den, kah Kültigin Anıtı'ndan, kah Yağmur Atsız'dan, kah Pink Floyd' dan, kah anonim halk türkülerinden, kah Karacoğlan'dan, kah Faulkner'den seçtiği muazzam epigraflarla, çok sesli ve çok kültürlü bir yazar olduğunu okurunun gözlerinin önüne seriyor Kemal Varol. Beni en derinden etkileyen bir başka özelliği ise eserlerinde metinlerarası tekniğine hallice yer vermesi. Üstelik de bunu, zaman zaman öz metinlerarasılık olayına çevirmesi, olayı bambaşka boyutlara ulaştırıyor. Mesela... Yusuf'un, Kars yolculuğu sırasında arabada bulduğu ve arabanın camından cezaevi inşaatında doğru savurduğu, Yıldız'a ait o tek kızıl saç telinin, bir vakit sonra Kara Sis'ler arasından çıkıp gelen Barana'ya yaren olmasının güzelliğini ve önemini inkar edemez. Geleneklerimize ve öz kültürümüze layığı ile bağlı olan Kemal Varol, öyküsünü doğal olarak türkülerle yoğuruyor. Kimi zaman olduğu gibi alıyor, kimi zaman ise kurguya uyarlayarak metne yediriyor türküleri. Kazancı Bedih'in nefis yorumu ile can bulan "Tükendi Nakti Ömrüm" gazeli ile açılışını yaptığı hikayesini, Pir Sultan'ın ölümsüz dizelerinden uyarlanan Sultan Suyu türküsü ile sonlandırıyor. Kazancı Bedih'e olan saygı ve sevgisini ise, üstadın ismini, bir ahde vefa örneği sergileyerek, karakterin kendisine kucak açan ve onu şekillendiren, hiçbir sıkıntısında onu yalnız koymayan müzik öğretmeninin ismine vererek göstermiş oluyor. Dünya edebiyatında baba ve oğul temini en iyi işleyen eserlerden birisi olan 'Babaya Mektup" eserinden bir pasaj ilave ederek de, Kafka' ya verdiği değeri bizlere gösteriyor. Babası ile bir arada büyüme şansı bulamayan Yusuf'un, bu ayrılığa, bu yokluğa rağmen yine de babası Heves Ali'nin birtakım mizacı özelliklerini kendine aldığını gözlemliyoruz. Kimi olayları ve kimi insanları, babası gibi yarım bırakmayı, onlardan kaçmayı tercih eder Yusuf hayatının bazı aşamalarında... 15 sene önce hiç sebepsiz, hesapsız ve açıklamasız terk ettiği Aylın, hayatına giren onlarca kadına rağmen kapanmayan yaralarından biridir Yusuf'un. "Aylin" değil efendim, dikkatinizi çekerim; "Aylın"... Zira bu sevdanın "i'' si, zamana ve ayrılığa yenik düşerek kaybolmuştur. Ulaşamayacağını bile bile ona mektuplar yazar Yusuf. Öyle sıradan değil bunlar... Dokunaklı, saf, samimi ve en önemlisi de ayan beyan redifli mektuplar.. Altını çizmek istediğim çok önemli bir konu da, yazarın sosyal meselelere, dozajını muhteşem düzeyde ayarlayarak değinmiş olması...Yani Kemal Varol, suya sabuna dokunmayan, tabiri caizse 'omurgasız yazar' lardan biri asla değil! Ülkemizin şahitlik ettiği Ermeni Tehciri, mezhep çatışmaları, sıkıyönetim dönemlerinde bilhassa doğuda karşılaşılan kontrol noktaları vakaları, askeri barikatlar, Bingöl Anıtı, Diyarbakır'daki yıkık sur içi vb gibi meselelere, satır aralarında değinerek, gerekli yerlere gerekli göndermeleri yapmış olması, şahsım adına muazzam detaylar. Kitabın ismi ise bende apayrı bir muammaya sebebiyet verdi. Aşıklık malumunuz bizim folklorümüzün en başat ögelerinden biri. Olay örgüsü de Kars'ta gerçekleştirilen bir aşıklar bayramında nihayet buluyor. Öyle sanıyorum ki, kitap ismini bu gelenekten almış olamaz, olmamalı.. 25 yıllık bir hasretten sonra, acısıyla tatlısıyla, kırgınlık ve kızgınlıklarıyla rafa kaldırılıp, canı gönülden birbirine sarılarak vuslata eren bir baba oğulun bayramıdır bence Aşıklar Bayramı... Şahsi tercihlerim doğrultusunda, çevresine pek kitap tavsiye eden bir okur değilim. Lakin bu kitabı, öğrencilerime zorunlu tuttum, üstelik de vize notlarının % 30'unu kapsayacak derecede. Varın gerisini sizler düşünün. Ne kadar anlatsam da sizlere eserin güzelliğini ve detaylarını aktarmam sözkonusu olamaz. En iyisi mi, kitabı edinip, okuyun ve bu hazdan eksik koymayın dimağınızı... Sevgili Kemal Varol, sesimi duyacağınız ümidi ile, duruşunuz, emeğiniz, samimiyetiniz, özveriniz, nezaketiniz ve hepsinden önemlisi "sesime ses olduğunuz" için yürekten teşekkür ediyorum size. Sağ olun, var olun, hep bizimle olun...
Aşıklar Bayramı
8.8/10 · 1.376 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Seda Bera
tekrar paylaştı.
Ey Türk Faşisti!
Birinci vazifen Türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara saldırmaktır. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip, üzerlerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel, partinin hazinesidir...
Aziz Nesin
Sayfa 108 - CEM - MAY
okkalı bir selam verelim faşişt cenaha!
1962'de Aziz Nesin, Düşün Yayınevi için kendisinden bir şiir kitabı ister. O da, "Hiroşima" adını verdiği kitabını gönderir. Ne yazık ki, Düşün Yayınevi'nde çıkan bir yangında, bir kopyası daha bulunmayan bu kitap tümüyle yanar.
Mehmet Aydın
Sayfa 18 - HATİBOĞLU YAYINEVİ
11,2bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.