Buna Can Dayanır Mı?
"Her kalbin bir yarası, her gönlün bir duası vardır. Güzel günler, güzel hissiyatlar zamanla yaralara merhem olur lakin, kalp kırılınca, gönül yorulunca artık dildeki kelam biter, beden bir sükunete girer. Susar durur da kimseye anlatamaz halini. Kırılmış dökülmüştür bir kere, geri toparlanamaz bilir. Sükut elbisesini giyer ve eğilir hayat odasının en ücra köşesine."
Esendere Köyü'nde yaşayan Ali hayvancılıkla uğraşan bir ailenin ortanca oğludur. Geçim sıkıntısı nedeniyle sevdiğini ve ailesini geride bırakıp İstanbul'a çalışmaya gider. Tek hayali biraz para biriktirip ailesine destek olmak ve döndüğünde ise Gülizar ile evlenmektir. Ama büyük şehirde hayat onun düşündüğü gibi değildir.
Onu anlayan ve dinleyen kimse yoktur. Kimse etrafında olup bitenle ilgilenmektedir. Zaman geçtikçe Ali bu duruma daha fazla dayanamaz ve köyüne dönmeye karar verir. Fakat döndüğü zaman bile umduğunu bulamaz. Babası gelmesinden memnun değildir, sevdiği ona eskisi gibi davranmamaktadır. Şantiyeye geri dönmekten başka çaresi kalmayan Ali giderek daha da içine kapanır. Sonrası mı? Sonrası bir gencin yarım kalmış hayalleri, umutları ve geleceği...
Acıya, yokluğa, sevgisizliğe ya da anlaşılmamaya alışabilir mi bir insan? Kitap sessizce taşınan, kimseye söylenmeyen yorgunlukları anlatıyor aslında. İçimizde biriken, biriktikçe dışarı çıkmak için çırpınan ama bir türlü dışarı çıkmaya cesaret edemeyen...
Zaten dünyanın kahrı en çok da hayali olanlara denk düşüyor.