Şimdi düşününce anlıyorum ki, hayatta her şeyin zamanını belirlemeye çalışanlar, zaman tarafından cezalandırılmaktan kurtulamıyor. Hele ki başkalarının duyguları hakkında karar vermek, o duyguların ne zaman, hangi şartlar altında filizlenip nasıl yeşereceğini tayine girişmek, kibirle harmanlanmış budalalıktan başka bir şey değil.
Kalpteki ağrının terazisi yoktu, kimsenin sızısı kimseninkiyle kıyaslanamazdı, biliyordum. Yeri geldi mi ayrılık ölümden beter olurdu, yeri geldi mi kalp kırığı kurşun deliğinden ağır kanamalı.
Ne var ki hasretle beklenen insanlara daha çabuk kavuşulamadığı gibi, aceleyle koşulan yerlere de daha hızlı varamıyor bazen. Sabırsızlandığında, insanın ayağı en çok kendinin telaşına takılıyor.