Kalbimin tam ortasında, yılların köhneliğine yenik düşmüş iki kelimeyken
Geçen zamanla benden geçip gitmeyi tercih etmiş olansın
Sahi?
Gerçekten o karanlığa “evet” dedin mi?
Bir aydınlık bulma umuduyla,
O boşluğu doldurmak adına,
İki hecelik o kelimeye sığındın mı?
“Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu
Ta ezelden gam turabıyla yoğrulmuş bir bedendir bu
Gelen gider, giden gelmez iki kapılı handır bu
Sakın insafı terk etme makam-ı imtihandır bu”
Hakikaten bizler, başarıya ulaşma yolunda doğrudan sonuç odaklı mı düşünüyorduk? Sonuca odaklandığımız için daima andan kopuyor ve istikrarı kayıp mı ediyorduk? Bugüne değin yaşadığım başarısızlıklar hatrıma geldi bir bir. Çoğunluğunda durum böyleydi. Bana kalırsa bunun sebebi fazla çaba göstermeksizin, doğrudan yahut dolaylı olarak elde ettiklerimiz. İçine doğduğumuz bilim çağı ile birlikte son yıllarda teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler ne yazık ki insanlık için ulaşılması zahmetli olanı ve çaba gerektireni, kolay ve en hızlı şekilde ulaşılabilir kılıyor. Böyle bir sistemin içinde yavaş kalmamak, hayatın hemen her alanında hızlı yaşamak ve kolay yoldan hızlı sonuç alınan başarılar elde etmek gerekli görülüyor. Fakat unutulan bir husus var ki; sonuca bir an evvel varabilmek adına ne kadar hızla yaşanılırsa o kadar hızla tüketiliyor, tükeniliyor. Durup sorguluyor ve “başarma”nın tadına anda öğrenerek varıyor olmanın hiçbir ehemmiyeti kalmıyor. Bu noktada yaşantılananların ve dolayısıyla süreç içerisinde gelişim göstermenin manası, derinliği yitip gidiveriyor diye düşünüyorum. Bilmem, yanılıyor muyum?
Belki de durup düşünmek gerek, kimsenin henüz buna vakti yokken…
Ne dersiniz?
“Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık. Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan. Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır.”