• “Mahremiyet ve tevazu yerine kamusal çıplaklık ve gösteri, perdeli pencereler yerine evin içini gösteren cam duvarlar, ıstırap ve yasın mahrem yaşantısı yerine sosyal medyada herkese ilânı…Utanma duygumuzu kaybettikçe, kendimizi göstermeye duyduğumuz ihtiyaç artıyor. Diğer kişisel mülkiyet kategorileri gibi “sır”, tanımı gereği, diğerleriyle paylaşılmayan ya da paylaşılan kişinin yakinen takip edildiği bilginin bir parçasıdır…’Günümüzde bizi korkutan, mahremiyetimize ihanet edilmesi ya da onun ihlal edilmesi olasılığı değil, bunun tam tersidir: Mahremiyetten çıkışın önünün kapatılması- mahremiyet alanı, artık bir hapsedilme alanı oldu’ diyor Bauman. ‘Sevilmeme korkusu’ öylesine içimize işlemiş ki, sürekli dışarıda bizi beğenecek bir bakış arıyoruz. Halbuki eskiler, ‘kem göz’den korkardı. Başkasının göz ve tecessüsünden korumamız gereken iç sınırlarımız, hayat alanlarımız var. Hayâ büyük bir muhafızdır. İnsana alenîyet üzerinden özgürlük vaat edenler, onu yeni iletişim teknolojileriyle seyirlik ve suistimal edilebilir bir nesneye dönüştürüyor. Her türlü arzu ve duygusu güdülebilir/yönlendirilebilir bir otomat. Oysa özgürlüğün yolu, mahremin ve sınırların korunmasından geçiyor.

    ...........

    Kalplerimizi makinalara verdik ve şimdi kendimiz de makinalara dönüşmekteyiz. ‘Şeffaf ol bu bir emirdir!’ diyenler, bizi büyük şirketlerin veri havuzunda küçük ve manipüle edilebilir bir istatistiğe dönüştürmek istiyor. Kişiliğimizi, karakterimizi koruyalım istiyorsak mahremiyeti istila etmek isteyen bu barbar saldırısına karşı duvar örmeye başlamalıyız. Hayâ en büyük muhafızdır. “http://www.mucerret.com/...f-ol-bu-bir-emirdir/

    Kemal Sayar