• Rabbimiz, yolun zorluklarına tahammül etmemiz için, yakıcı aşkımıza sabrı yoldaş et. Şehadet yolundaki acelemizi kabul buyur.
  • AYNAYA BAKIP DA:
    -"BİZ KİMİZ" dediğimiz oluyor mu hiç?

    Hadi bakalım ve soralım mı?
    KİMİZ BİZ?

    Bir yandan Bosna'da;

    -"Çocukları küçük kurşunlarla öldürüyorlar değil mi anne" diyen çocuğun,

    Suriye'de;
    -"Sizi Allah'a şikayet edeceğim" diyen çocuğun,

    Halep'te;
    -"Cennette yemek var mı anne?
    Varsa ölelim" diyen çocuğun,

    Yine Halep'te;
    -"Cevaz verin,karılarımızı-kızlarımızı öldürelim.
    Tecavüz ediyorlar onlara" diye haykıran ümmetin vebalini bütün ağırlığıyla omuzlarında taşırken..

    Diğer yandan:

    -"Osmanlı'nın artığısınız" dediklerinde' kahroluyorum' diyen Kerkük'lü ninenin!

    -"Bizi kimlere bırakıp gidiyorsunuz? diye haykıran Şam'lı dedenin!

    -" Türkiye için dua etmeden seccademi kaldırmam"diyen Bosna'lı teyzenin!

    -"İki patik ördüm, köyüme ilk gelen Türk askerlerine vereceğim* " diyen Ahıskalı gelinin!

    -"Ordumuza katılmak için" ceketini satan Pakistanl'ı gencin!

    Şehadet parmağını İsrail'li askerlere uzatarak;

    -"BİR GÜN GELECEKLER" diye ağlayan Gazze'li çocuğun...

    Baykal'ın,
    Hazar'ın,
    Tuna'nın,
    Fırat'ın,
    Nil'in...

    Aras Nehri'nin,
    Ağrı Dağı'nın,
    Türkmen Dağı' nın,
    Apşeron'un,
    Elbruz'un,
    Erciyesin. ..

    Erbil'in,
    Halep'ın,
    Ahlat'ın,
    Urumçi'nin,
    Fergana'nın,
    Tebriz'in...

    Velhasıl-ı kelam...

    Yürek bohçasında bize dair ağıt ve umut taşıyan,bizi bekleyen bütün mazlumların..
    Her yerin...
    Her mazlum sesin umuduyuz!

    Ya birlik olup bu umutlara ışık olacağız.
    Ya da Bosna'da, Irak'da, Yemen'de,Halep'te,Suriye'de yaşanan kaçınılmaz sonuca yakalanacağız!

    Üçüncü bir yol yok!
  • BEN NUŞİREVAN’DAN DAHA AZ ADİL DEĞİLİM

    Tarihte adı adaletle beraber anılan bazı insanlar vardır. Sasanoğullarının meşhur kisrası Nuşirevan bunlardan birisidir. Onun zamanını idrak eden Hz. Ömer ise, hilafeti devrinde onun adaletini unutturacak kadar adaletle özdeşleşmiştir. Bu konuda tarih kitaplarından şu enteresan hadiseyi nakledelim.

    Hz. Ömer zamanında Şam valisi bir camiyi genişletmeye karar verdi. Caminin etrafındaki arsalar değerleri verilerek istimlâk edildi. Bu arada bir Yahudi’nin de istemeyerek de olsa karşılığı verilerek yeri camiye katıldı.

    Yahudi bu durumu hazmedemeyerek şikâyet amacıyla Medine’nin yolunu tuttu. Ama Medine’ye gelip de, halifeyi sade elbiseler ve mütevazı bir yaşantı içinde görünce, sukut-u hayale uğradı. Böyle eski ve yamalı hırkalar giyen biri Şam valisi gibi debdebeli bir adamdan nasıl hakkımı alır diye düşündü. Bununla berber, boşuna gelmiş olmamak için şikâyetini de halife’ye arz etti.

    Hz. Ömer şikâyeti dinledikten sonra orda bulduğu bir deve kemiğinin üzerine “Ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” diye yazdı ve bu kemiği valiye vermesini söyledi.

    Kemiği gören valinin yüzünün şekli birden bire değişiverdi. Korku içinde, Yahudi’den özür diliyor, yaptıklarını nasıl telafi edebileceğini soruyordu. Bu duruma çok şaşıran Yahudi, eğer kemiğin üzerinde ne yazdığını ve bunun kendisini neden bu kadar etkilediğini söylerse valiye hakkını helal edeceğini söyledi.

    Vali dedi ki; “İslamiyet’ten önce içlerinde Halife’nin de olduğu bir grup Arap tüccarı ile birlikte İran’a gitmiştik. Hicaz’a döneceğimiz sırda Kisra Nuşirevan’ın en büyük oğlu ve veliahdı Mirza Hürmüzan iki yüz devemizi gasbetti. Biz Arapça olarak bir dilekçe yazıp durumu Nuşirevan’a şikâyet ettik. Nuşirevan bir tercüman çağırttı, dilekçemizi okuttu. Biz konuşulanları anlamıyorduk. Sonunda her birimizi biner dinar bahşiş verildi. Saraydan çıktık.

    Bize yapılan muameleye razı olmamıştık. Düpedüz dilenci yerine konulmuştuk. Tekrar bir dilekçe yazarak bize yapılan muamelenin haksız olduğunu anlattık ve bin dinarı geri verdik. Nuşirevan, bizim halimize, tavrımıza bakarak, tercümanın oyununa geldiğini ve bu sebeple yanlış hüküm verdiğini anladı. Tercümanı derhal katlettirdi. Yeni bir tercüman çağırttı. Maktulü ona göstererek, dilekçeyi doğru okumazsa sonunun aynı olacağını anlattı. Sonunda, develerimizi bize iade ettirerek, iki biner dinar da hediye verdi. Ve sarayın sol kapısından çıkmamızı emretti.

    Kapıdan çıkarken bir adamın darağacına asıldığını ve üzerindeki yaftada ise Arapça olarak şöyle yazıldığını gördük; “Memleketimize gelen tüccarların can, mal ve ırzını korumak kanunumuzun gereği ve boynumuzun borcu olduğu halde, Nuşirevan’ın büyük oğlu Hürmüzan bunu çiğnediğinden, görenlere ibret olsun diye asılmıştır.”

    İşte Halife bu olayı hatırlatıyor ve size yaptığım haksızlıktan dönmezsem sonumun aynı olacağını dile getiriyor” deyince, Yahudi kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu, arsasını da camiye bağışladı.
  • CELLAT


    Bir çift yeşil göz... Dalıp gidiyorum yeşiline. Ama gittiğim yerde hiçbir şey yeşil değil. Kuş kadar pencere, iki dirhem ışık... Yırtık çarşaf, pis kokan yastık… Kireci dökülmüş duvar, kırık ayna… Bozuk musluk, sararmış tuvalet… Bir de anamı ağlatan, imanımı da gevreten köpoğlu soğuk…

    On gündür beni bağrına basan kirli yatağın, bağrından kalkıp, oturuyorum. Başım,  ellerimin arasında. Gözlerim, nasırlı ayaklarımda. Otuz yıldır, istisnalar hariç beni istediğim her yere götürdü bu ayaklar. Bugün yine istisna bir durum için istemediğim bir yere götürecekler.

    Kalkıp tıraş oluyorum. İlk ve son adam akıllı abdestimi alıyorum. Niyet… Besmele… üç ağza, üç burna… Diğer sıralamayı hatırlamıyorum. Kafama göre… Temiz olayım da gerisi mühim değil.

    Benim için özel olarak getirdikleri beyaz kıyafeti giyiyorum. Sünnet olduğum zaman giydiğim uzun gömlek geliyor aklıma. Daha şimdiden hayatım, gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Hâlbuki bu son an da olması gereken bir şeydi, niye şimdiden başladı ki? Az ömre çok şey sığdırdığım için mi?

    Kapı açılıyor. Cüppeli, sarıklı bir imam giriyor içeriye. Açıyor Kur'an-ı Kerim'i… Euzu Besmele… Yasin…  Sadakallahul azim… Bir şeyler daha söylüyor ama anlamıyorum. Kulaklarım uğulduyor. Bu da en son olması gereken bir şeydi ama o da erken başlıyor.

    İmam çıkıyor, iki adam giriyor içeriye. Vakit geldi, gidiyoruz diyorlar. Sesleri boğuk, çehrelerinde tutulan bir yasın kederi var. Benim yasım mı bu? Bunun için de erken değil mi?

    Kalkıyorum. Ellerimi arkadan bağlıyorlar. Çıkıyoruz hücreden. Karanlık bir koridordan geçiyoruz.
    Kesif bir koku… Rutubet… Ciğerlerimi çürüten, sinsi düşman!

    Son koridordan da geçiyoruz, son kapı da açılıyor. Avludayım. Beyaz bir ışık delip geçiyor gözlerimi. Hava da çok soğuk,  şamar gibi çarpıyor suratıma rüzgar.
    Ne istiyor benden doğa? Ne yaptım ki ona? İklimin  dengesini mi bozdum? Atmosferi mi deldim? En fazla denize işemişimdir. Onun intikamı da böyle olmamalıydı.

    Yürüyorum. Dar ağacı karşımda. Protokol sağda. Yas tutan adamlar iki yanımda. Meraklı gözler pencerede. Martılar havada. Canım burnumda.

    Celladım gözlerime bakıyor. Ne görmeyi umuyor ki? Hissettiklerimi, hissedebileceğini mi sanıyor avel!

    Kolumdan tutup götürüyor beni dar ağacına. İtina ile ilmeği geçiriyor boynuma. Son duamı ediyorum. Kelime-i Şehadet… Eşhedü… Tekme… Ayaklarım yerden kesiliyor. Havadayım ama uçmuyorum. Nefes alamıyorum ama hala yaşıyorum. Çırpınmaya başlıyorum. Hırıltılar çıkıyor. Boğazım acıyor. Ciğerim gövedeme sığmıyor. Kanım kuruyor. Ayaklarım üşüyor. Daha çok çırpınıyorum. Hücrelerim ölüyor. Gözlerim yuvalarından çıkıyor. Kulaklarım uğulduyor. Yüzüm seğiriyor. Dişlerim kasılmaktan kırılıyor. Ama bir türlü can çıkmıyor.

    Sakinleşiyorum. Çırpınmıyorum artık. Gözümün önünden geçen hayatımı izliyorum. İlk kavgam. İlk aşkım. İlk öpüşüm. İlk ağlayışım. İlk cinayetim. Son günüm.

    Hafifliyorum yavaş yavaş. Ruhum çekiliyor. Bedenim tek kalıyor. Ölüyorum sanırım. Cellat… Martı… Soğuk… Işık… Karanlık…


    Öldü. Daldığım gözlerden çıkıyorum. Kan yürümüş, artık yeşil değil gözleri.
  • Mektebinde şehadet olanın kaderinde esaret olmaz...
  • Cami imamından ibretlik mesaj...

    Çocuklarımıza ibadet öğretmeden önce
    ahlâklı olmayı öğretelim yoksa çocuklarımız;

    NAMAZ kılan bir hırsız
    ORUÇ tutan bir sapık
    HACCA giden bir yalancı
    KURBAN kesen bir tefeci
    ŞEHADET getiren bir terörist olabilir..!