• Haberdar olmamışsın kendi zatından da hala sen,

    "Muhakkar bir Vücudum'." dersin ey insan, fakat bilsen

    Senin mahiyyetin hatta meleklerden de ulvidir:

    Avalim sende pinhandır, cihanlar sende matvidir;

    Zeminlerden, Semalardan taşarken feyz-i Rabbani,

    Olur kalbin tecelli-zar-ı nura-nur-i Yezdani.

    Musaggar cirmin amma gaye-i sun'-i İlahisin;

    Bu haysiyyetle payanın bulunmaz, bitenahisin!

    Edib-i kudretin beytü'1-kasid-i şi'ri olmuşsun;

    Hakim-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.

    Esirindir tabiat, dest-i teshirindedir eşya;

    Senin ahkamının münkadıdır, mahkumudur dünya.

    Bulutlardan sevaik sayd eder irfan-ı çalakin ;

    Yerin altında ma'denler bulur nakkad-ı idrakin.

    Denizler bisterindir, dalgalar gehvare-i nazın;

    Nedir dağlar, Sema-peyma senin şehbal-i Pervazın!

    Hava , bir refref-i seyyal-i hükmündür ki bir demde,

    Olur dem-saz-ı avazın bütün aktar-ı alemde.

    Dayanmaz piş-i ikdamında mani'ler müzahimler;

    Kaçar, sen rezm-gah-ı azme girdikçe muhacimler.

    Karanlıklarda gezsen, şeb-çerağın fikr-i hikmettir,

    Ki her işrakı bir sönmez ziya-yı sermediyyettir;



    Susuz çöllerde kalsan, bedrekan ilham-ı sa'yindir,

    Ki her hatvende eyler saye-küster vahalar zahir.

    Ne zindanlar olur hail, ne menfalar, ne makteller

    Yürürsün sedd-i rahın olsa hatta ahenin eller.

    Yıkar baru-yi istibdadı bir asude tedbirin;

    Semalardan inen te'yidisin guya ki takdirin!

    Taharriden usanmazsın, tealiden tealiye

    Atıldıkça, atılsam şimdi, dersin, başka atiye!

    Senin en şanlı eyyamında, en mes’ud halinde,

    Bir istikbal-i dura-dur vardır hep hayalinde.

    O istikbaledir şevkin, odur ma’şuk-i vicdanın,

    O kudsi neşvenin şeyda-yı bi-aramıdır canın.

    O şevkin daim ilcasıyle seyrin ıztıraridir;



    Terakki meyli artık fıtratında ruh-i saridir!

    Bütün esrar-ı hilkatten haberdar olmak istersin,

    Bu gaybistan-ı hiça-hiçten kurtulmak istersin!

    Meadın, mebdein, halin ki üç müdhiş muammadır

    Durur edvar-ı müstakbel gibi karşında hep hazır.

    Koşarsın bunların sevda-yı idrakiyle durmazsın,

    Hakikatten velev bir şemme duymazsan oturmazsın.

    Serair perde-puş -i zulmet olsun varsın isterse

    Düşürmez düştüğün yelda-yı hirman ruhunu ye'se:

    Emel, meş'al-keşin, bir reh-nüma hem-rahın olmuşken,

    Tehaşi eylemezsin sine-i deycura girmekten.

    Gelip bir gün tecelli etse mahiyyat-ı masnüat,

    Taharriden geçer, bir dem karar eyler misin? Heyhat!

    Tutar mahiyyet-i Sani', o en heybetli mahiyyet

    Olur ateş-zen-i aramın, artık durma cevlan et!

    Tevakkuf yok seninçün, daimi bir seyre tabi'sin

    Ne zira hale razisin; ne müstakbelle kani'sin!

    Mehmed Akif, bir İstiklal şairi. Bütün şiirlerinin toplandığı büyük bir eser. Okumanızı tavsiye ederim.
    İyi Okumalar...
    Kalbi Selamlar...
  • “Dudaklarımdan ‘İstanbul’u özledim’ diye bir cümle çıktı sonra kalbim düzeltti: ‘İstanbul’u değil, onu özledin!’ doğruydu, seni özlemiştim. Özlemek için insanın, ara sıra aklından çıkarması gerekir özlediklerini, ama ben seni hiç çıkarmıyorum aklımdan! Demek ki ben seni hiç özlemiyorum, hiç aklımdan çıkmıyorsun. Bir içim biliyor bir de ben biliyorum seni sevdiğimi… Sen de biliyor musun seni sevdiğimi bilmiyorum ama neler vermezdim seni ne kadar sevdiğimi sana haykıra haykıra söyleyebilmeye… Hayır, sessizce sadece senin duyacağın biçimde söyleyebilseydim de razıydım buna… Neden söyleyemediğimi, düşünüp duruyorum günün her vaktinde, gözlerini, saçlarını, gülümsemeni hayal ederek…”
    Bülent Keskin
    Sayfa 98 - Akşehir Belediyesi Kültür Yayınları
  • Emr-i bülendsin ey Ezan-ı Muhammedî.

    Kâfi değil sadâna Cihân-ı Muhammedî.

    Sultan Selîm-i Evvel'i râm etmeyip ecel,

    Fethetmeliydi âlemi Şan-ı Muhammedî

    Gök nûra garkolur nice yüzbin minâreden

    Şehbâl açınca Rûh-u Revan-ı Muhammedî

    Ervah cümleten görür Allah-ü Ekber'i

    Akseyleyince arşa Lisan-ı Muhammedî
  • Suç O'nda değil. Suç, O'nu biz anlatamadık... O kendini anlatmıştı. Çeyrek asırlık kısa bir zaman içinde yarı yer O'nun sesini duymuştu.

    Beşerin beşte biri "lebbeyk ya Resulallah" deyip karşısında dize gelmişti.

    Ama biz duyuramadık. Düşman gemi azıya almış, esirdikçe esiriyor ve O'na, O'nun dünyasına salyalar atıyor.

    Yeni bir kısım dostlar çıktılar; bunlar da O'nun yerine başkalarını oturtma gayreti içinde. Ayrı bir çarpıtma, ayrı bir saptırma gayreti içindeler. Adeta düşmanla bir kısım dostlar el ele, omuz omuza O'nu hafızalardan silmek, O'nu bize unutturmak, O'nu nesillere unutturmak için yarışıyorlar. Ben biliyorum ki O güzelliğiyle, kendine has cazibesiyle, maşuklara has keyfiyetiyle, azıcık aşka adım atmış sinelerin daima mahbubu, daima maksudu, daima matlubu olacaktır.

    O'nu unutturamayacaklar. Çevrelerine baksalar, çevrelerinize baksanız siz de bunu anlayacaksınız. On beş yirmi yaşında Hz. Muhammed'i anlamak çok zordur. Ama, nam-ı celili anılınca dudağını yalayan insanlar var, göz yaşlarını ceyhun eden insanlar var. Ne on dört asır O'nu unutturabilmiş, ne de şu iki üç asırdan beri, şom ağızların, bir kısım safderun, başkalarına ait ağızlarla bir araya gelip O'nu unutturmaya çalışmaları...

    Unutulmadı. Unutulmayacak. Aksine her gün biraz daha canlanacak, biraz daha tazelenecek, biraz daha sinelerimizde yeni bir Muhammed (s.a.v.) bulacağız.

    Her şey düşlerle başlar. Nesiller onu düşlemeye başladı. Artık rüyalarımıza girdi. Vakıa, pek çoğumuz itibariyle diyeyim beni bağışlayın, O'nu rüyalarda görmek cahillerin tesellisi.. ona da muhtaçtık ya, ona da susamıştık ya. Rüyalarımız bile O'na yabancı olmuştu. Yatınca başka şey görüyorduk, kalkınca da başka şeyin hayalini yaşıyorduk. Demek ki ilk defa kadem bastı gönül tahtına. Allah Resulü ilk defa rüyalarımıza kadem bastı. Ve biz de O'na "hoş geldin ya Resullallah" diyoruz. Gönül tahtına hoş geldin sultanım...

    Gönül koyuyorum. O'nun yerine bazılarını oturtmak istemeleri karşısında gönül koyuyorum. Kendimi de affedemiyorum, yapılanları da mazur göremiyorum, gönül koyuyorum. O, yerine insan konacak bir insan değil.

    Allah mahlukat arasında, varlık arasında eğer eşi olmayan, menendi olmayan, benzeri olmayan birisi varsa O olarak yarattı. Madem ki O, gönlümüze kadem bastı, içlerimizde bir duygu, bir düşünce, bir rüya, bir hülya olarak yeşermeye başladı, gönül yamaçları matlubunu buldu demektir, rüyalarımız aradığını buldu demektir.

    Ve o düşün çok yakın bir gelecekte, Rahmeti Sonsuz tarafından gerçekleştirileceği ümidini besliyoruz. Ümidimiz; şehbal açsın ruh-u revanı Muhammedi her yerde (s.a.v.) Bütün gönüller O'nu duysun, bütün gözler O'nun için yaşarsın, bütün nabızlar O'nun için atsın, bütün kalpler Muhammed diye atsın (s.a.v.)...

    Çünkü, varlığımız O'nunla başladı...