• İyi bir şehir; iyi bir kütüphanede çalıştıktan sonra, iyi bir salonda, iyi bir tiyatro oyunu seyredebildiğin ve temsilin ardından güzel bir kafeye gidip sohbet edebildiğin şehirdir.
  • "Uzak bir şehir ve şarkı vardı.
    ...Şarkı nihaventti."
  • 272 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Bazı kitapların sadece isimleri dahi o kitabı okumamız için yeterlidir. Medeniyetler ve Şehirler de benim için öyle oldu.

    Medeniyetler ve Şehirler; büyükelçilik, dışişleri bakanlığı ve başbakanlık görevlerini yürütmüş olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun medeniyet ve şehir kavramları üzerine yeni bir bakış açısı getirerek şehirler ve medeniyetler arasındaki ilişkiyi incelediği kitabıdır.

    Ahmet Davutoğlu kitabında medeniyetlere ve şehirlere dair izlenimlerinden kesitler sunar, Batı merkezli dünya şehir tarihi yazımının yanlışlarına işaret eder, eksen şehirleri ve önemini vurgular.

    Medeniyetler ve Şehirler; giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde yazarın düşünce dünyasına zemin teşkil eden konular ve zihnî serüven okuyucuya sunulur.

    “Şehirlerle İlk Tanışmam: Mekânın İzleri” başlıklı birinci bölümde, daha önce gidip gördüğü, bizzat tecrübe ederek hissettiği şehirlerin yazar üzerindeki izleri anlatılarak okuyucu medeniyetler ve şehirler üzerine bir gezintiye çıkarılır. Bu bölümde yazarın şahsî hisleri oldukça yoğundur.

    Samimi bir üslup ve yalın bir dille ele alınan bu bölüm, ikinci ve üçüncü bölümdeki daha teorik tahliller için bir ön hazırlık mahiyetindedir. Okuyucuda bir hatıra kitabı, hatta dünya seyahatnamesi tadı da hissettiren bölümün, okuyucunun hazırbulunuşluğu için oldukça yerinde olduğu söylenebilir. Kırka yakın şehirden bahsedilen bölüm, yazarın medeniyet tarihi idrakini anlamak için de oldukça önemlidir.

    “Ne kadar sistematik olursa olsun hiçbir teorik tahlil, doğrudan insanın ruhuna ve zihnine hitap eden şahsî ve kendine özgü tecrübelerden daha etkili değildir.” ifadesi ile Davutoğlu, ruh ve fikir dünyasındaki izlenimleri paylaşmasının önemine işaret eder. Kahire’de kaldığı üç ay için; “Sanki bir laboratuvardaydım ve her anı değerlendirmezsem bu laboratuvarın sihri kaybolacaktı.” diyen yazar, sadece Kahire’yi değil, gittiği her yeri bu şuurla değerlendirmiş gibidir. Bu yaklaşım, gezip görülen yerler için okuyucuya örnek olabilir.

    “Şehir Tarihi Yazımı ve Osmanlı Şehri” başlıklı ikinci bölümde özellikle Max Weber’in kavramsallaştırmaları çerçevesinde dünya şehir tarihi yazımının eleştirel bir değerlendirmesi yapılmaktadır.

    Şehir tarihi çalışmalarının kurucusu Weber’in çalışmaları, Batı benzersizliğini ortaya koyma çabasının ürünüdür. O, insanlık tarihinde Batı insanını özne konumunda gördüğü gibi şehirlerin tarihinde de Batı şehrini özne konumunda gösterir. Bunlar, “Batı’nın “biricikliği”ni ortaya koyma çalışmalarının bir yansımasıdır.

    Medeniyetler ve Şehirler, Weber’in “Occidental” ve “Oriental” şehirler şeklinde yaptığı Batı merkezli kutuplaştırıcı/kategorik ayrıma bir cevap niteliği taşımaktadır. Bu bölümde söz konusu metodolojik hatalar açık bir şekilde izah edilmektedir. Osmanlı şehir tarihi yazımı üzerindeki etkileri ele alınmakta ve tarih yazımında Osmanlı şehirlerinin önemi vurgulanmaktadır.

    “Tarihin Öznesi Olarak Şehir: Medeniyetler Tarihi ve Eksen Şehirler” başlıklı üçüncü bölümde ise medeniyetler ve şehirler arasındaki ilişki, şehirlerin özgün/ibdai tasnifi ile incelenmektedir.

    Yazar, şehirlerin aslında tarihte sadece belirlenen ve şekillendirilen/dönüştürülen bir nesne değil, aynı zamanda tarihin akışında etkide bulunan ve şekillendiren/dönüştüren bir özne olduğunu söyler. Ahmet Davutoğlu, şehirlerin özneliğini ve şekillendiren/dönüştüren özelliğini eksen şehirler teziyle serdeder: “Tarihî akışın doğrultusunu belirleyici bir eksen rolü oynayan ve bu akışın anlaşılmasında ve anlamlandırılmasında bizler için yön gösterici bir pusula işlevi gören bu şehirler, medeniyetin eksen şehirleridir.”

    Şehir tarihi yazımının Batı merkezi ile açıklanmasının yanlışlığına mukabil; şehirler, eksen şehirlerin kılavuzluğuyla tasnif edilir: *Medeniyete Öncü Kurucu Şehirler *Medeniyet Tarafından Kurulan Şehirler, *Aktarılan Şehirler, *Hayalet Şehirler, * Tasfiye Edilen Şehirler, *Etkileşim Şehirleri, *Dönüşen/Dönüştüren Şehirler.

    Yazar, dünya şehir yazımına uzun bir süre egemen olan oryantalist yaklaşımda iddia edilenin aksine, başta Osmanlı şehirleri olmak üzere kadim Doğu şehirlerinin son derece dinamik bir şehir hayatına sahip olduğunu izah eder.

    Farklı Medeniyetleri Buluşturan/Dönüşen/Dönüştüren Şehirler başlığında “Medeniyetler Harmanının Özne Şehri İstanbul” için; “Kadimin her aşamasında ve modern dönemde eksen şehir niteliğini koruyan İstanbul’un küreselleşme sürecinde tarihî akışın merkezinde olması kaçınılmazdır. Bu açıdan, İstanbul’un önümüzdeki yüz yıl içinde bir ulaştırma kavşağı, ticaret ve finans merkezi, kültür ve medya odağı olması, yaşayan canlı bir şehrin kaderidir.” der. Bu müjdenin, tarih karşısındaki sınavımız olarak sorumluluk da getirdiği ortadadır. Zira ihya-inşa dengesi bir zihniyet meselesidir.

    Medeniyetler ve Şehirler, geçmişten günümüze medeniyetler ve şehirler hakkında sahih bilgi ve fikir sahibi olmak isteyenler için okurken çokça notlar alınacak değerli bir kaynaktır..
  • Sabah şairin üstüne saldırıyor
    yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
    onun kalbi topraktan sıyrılıyor
    aşk dahi sıyrılıyor topraktan
    gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
    beyni: aç kuşlardan bir ambar.
    Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
    Allah'ın ve devletin dibinde insanlar
    onu barutla karıştırıyor
    ve zerdali çiçekleriyle.
    Ahali kapısını taşlıyor onun
    onun için develer kesiyor halk
    aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi
    topraktan sıyrılıyor.

    Ben
    topraktan sıyrılıyorum
    buğular
    ve aşiret rüzgarları kanımda.
    Arklardan gece vakti sular
    kaç zaman ayaklarıma
    yaslı bir selam gibi dokundu
    kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
    dedim rahmet yağar ben yürürken
    gece benim ardımda
    taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
    hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
    beynimde hep manalı bir uçurum.

    Benim hayranlığımdan inlerdi şehir
    ben atlara ve uzaklar hayrandım
    kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar
    ansızın patlak verirdi baharda.
    Dudaklarımda çürükler vardı
    dağ çiçeklerinden ötürü.
    Irmaklara salardım kendimi
    ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
    bana hain sevgilimdi.

    Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
    beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
    çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
    Yürüsem rahmet boşanacak.
    ve sana bir karşılık vereceğim

    Sana bir karşılık vereceğim
    toprağı deşen boğuk sesimle
    sana bir karşılık vereceğim
    amansız kum fırtınası altında
    sana bir karşılık vereceğim
    birbiri üstüne yığılırken günler
    ey taşan suların imkanı
    ey taşan suların bekareti sana
    bir karşılık vereceğim.
  • Okumuş insanın görmesi gereken beş şehir: Petra, Antakya, Palmira, Efes ve İskenderiye...
  • Alt yapısı olmayan bir şehir gibiyim.
    Ne zaman hüzünlensem, gözlerimi
    su basıyor ve ne zaman seni düşünsem, kalbimin trafiği aksıyor.
    Küçük İskender
  • Dalai Lama birden kelebeklere atla­yıp onlardaki empatiyi sordu, bende kendimi espri yapmaktan alı­koyamadım: "Onların empati gösterecek zamanı yok çünkü sadece bir gün yaşarlar!"
    Kelebeklerin kısa hayatı aslında bir şehir efsane­sidir ama bu böcekler birbirlerine karşı her ne hissediyorsa, o şeyin empati olduğunu zannetmiyorum.