• Sen Varsın

    Gönül tezgahında şiir dokudum
    İplik iplik nakışında sen varsın
    Aşk yolunun kanunu okudum
    Madde madde yokuşunda sen varsın

    Fikir vadisinden bir ırmak geçer
    Eğilir serviler suyundan içer
    Bağrında ay doğar zambaklar açar
    Sessiz sessiz akışında sen varsın

    Öz suyusun hayat denen şişenin
    Nedenisin keder ile neşenin
    Sevda cephesinde şehit düşenin
    Donuk donuk bakışında sen varsın

    Hep senin renginde görünür bahar
    Yaprakta yeşilin gülde kokun var
    Yama yama kalbimdeki yaralar
    Sıra sıra dikişinde sen varsın

    Gidip de yorulma çok uzaklara
    Sen-seni gel benim içimde ara...
    Umut güneşimin mor bulutlara
    Girip girip çıkışında sen varsın

    Abdurrahim Karakoç
  • Islam, merhamet dinidir. Öte yandan, Müslümanların durumu
    da ortadadır. Tam da şu soruda olduğu gibi: "İslam güzel de, Müslümanlar bunun neresinde?"
    Maalesef, yakıcı ve yıkıcı bir vicdan tutulması yaşıyoruz. Ahlak
    buhranı. Acımasızlık. Umursamazlık. Parçalanmışlık. Ayrıca, zayıflığımızdan güç ve yüz bulanlar.
    Televizyonlardan görüntüler, gazetelerden ve haber sitelerinden fotoğraflar yağıyor.
    Arakan'dan bir fotoğraf: Anne-babası şehit edilmiş çocukların
    ellerini bağlamış ve açlığa mahkûm etmişler. Issız bir yer. Çocuklar çaresiz. Korkuyor ve ağlıyorlar. Şimdi, kim bilir neredeler, ne
    haldeler? Hayattalar mı? Bilmiyoruz.
    Suriye'den bir fotoğraf: Küçük kız, donarak can vermiş kardeşini karton kutuda taşıyor. Buna benzer yüzlerce fotoğraf var. Bazen bir annenin, babanın kucağında, bazen bir hastane odasında.
    Kimi donarak, kimi vurularak, parçalanarak bu dünyadan ayrılmış.
    Acı, büyük. Fotoğraflara, beş çocuk babası olarak bakıyorum. Acı,
    daha da büyüyor.
    Salih Zengin, yıllar evvel yazdığı bir şiirde, 'atlar fotoğrafta da
    yürür' demişti. Bu çocuklar, fotoğrafta da yaşıyorlar. Yüzlerindeki o ifade, gözleri, dudakları. Küçük bedenleri. Masumiyetleri. Belki
    de, sevdiklerini üzmüş olmanın mahcubiyeti. Anlatılamıyor işte.
  • ŞAKA GİBİ GELİYOR AMA İNANIN BUNLARIN HEPSİ GERÇEK

    DÜŞÜNÜN;

    Hava buz gibi.
    Camiye gittiniz.

    Şadırvan da abdest alacaksınız ama buz gibi su içinizi titretiyor.

    Tam o anda elinde ibrik yanınızda bir genç bitiyor.

    “Buyurun Beyefendi” diyor.

    “Abdestinizi sıcak suyla alın”

    Şaşırıyorsunuz.

    Sonra gencin yakasındaki karta ilişiyor gözünüz:

    “Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Etme Vakfı Görevlisi!” yazıyor.

    Ya da tam tersi.

    Ağustos sıcağı, dilinizi damağınıza yapıştırmış.

    “Şöyle buz gibi bir su olsaydı” diye içinizden geçirirken, bir bardak uzanıyor elinize.

    Suyu kana kana içiyorsunuz, içiniz ferahlıyor.

    Teşekkür etmek ve eline üç-beş kuruş tutuşturmak için bardağı uzatan gence dönüyorsunuz.

    Ama o parayı kabul etmiyor.

    Daha da şaşırıyor ve “Sen de kimsin?” diyorsunuz.

    “Ben, Yaz Günleri Soğuk Su Dağıtma Vakfı Görevlisiyim” diyor genç.

    Bitmedi, çok fakirsiniz.

    Evlilik çağına gelmiş bir kızınız var.

    Ama çeyizi bile yok.

    Bir gün akşam karanlığı çökmek üzereyken, kapınız çalıyor.

    Kapıda iki bayan; ellerinde paket paket danteller, el işlemeleri, çeyizlik havlular, saten örtüler.

    Gözünüz yaşlı, sesiniz titrek soruyorsunuz; “Siz de kimsiniz?”

    “Biz” diyorlar. “Fakir Kızlara Çeyiz Hazırlama Vakfı‘ndan geliyoruz”

    Şaka gibi geliyor ama inanın bunların hepsi gerçek.

    Hem de bundan 500 yıl önce bu topraklarda yaşanıyordu.

    Nereden mi biliyorum?

    Vakıflar Genel Müdürlüğü, harika bir çalışma yapmış.

    Osmanlı‘da kurulan vakıfların listesini çıkarmış.

    İnsan okudukça çarpılıyor, tüyleri diken diken oluyor.

    “Yarabbi bu nasıl büyük bir medeniyettir, nasıl üstün bir meziyettir” demekten kendini alamıyor insan.

    Kimisi 15. yüzyılda kurulmuş, kimisi 16. yüzyılda.

    Hani Türkiye ilerliyor, demokratikleşiyor, sivil toplum güçleniyor deniyor ya.

    Hepimize kapak olsun, işte Osmanlı’da kurulan vakıflar:

    1. Güzel Yazı Öğretme Vakfı,
    2. Sokak Hayvanlarına Ekmek Verme Vakfı,
    3. Hastalara Evinde Bakma Vakfı,
    4. Kızlara Çeyiz Hazırlama Vakfı,
    5. Duvar Yazılarını Silme Vakfı,
    6. Kadın Sığınma Evi Vakfı,
    7. Sıcak Pide Dağıtma Vakfı,
    8. Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtma Vakfı,
    9. Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Etme Vakfı,
    10.Sıcakta Sebillere Kar Koyma Vakfı,
    11.Yol Güvenliğini Sağlama Vakfı,
    12.Helalleşme Vakfı,
    13.Hristiyan Esirleri Kurtarma Vakfı,
    14.İlkokul Hocalarına Tütünü Yasaklama Vakfı,
    15.Yoksul Mahkumlara Harçlık Verme Vakfı,
    16.Güvercin hane Yaptırma Vakfı,
    17.Leylekleri Koruma Vakfı,
    18.Dara Düşenlerin Vergisini Ödeme Vakfı,
    19.İflas Eden Tüccarlara Yardım Vakfı,
    20.İlmi Kitapları Bağışlama Vakfı,
    21.Şehit ve Sahabe Türbelerini Tamir Etme Vakfı,
    22.Şehir Estetiğini Koruma Vakfı,
    23.Hayvanlara Mera Açma Vakfı.

    Daha onlarcası var.

    Ama hepsini yazmaya imkan yok.

    Ancak şimdi siz karar verin;

    500 yıl önceki Osmanlı mı ileri, yoksa bugün çağdaşım diye kan ve gözyaşı ile beslenenler mi?

    Umudumuz ve temennimiz bu tür vakıfların ülkemizde çoğalmasıdır. O zaman bu vatan maddi ve manevi saadetler içinde gül ve gülistana dönecektir, inşallah.

    Prof. Dr. Sıtkı Göksu

    Kaynak: İlginç Vakıflar / Vakıflar Gen. Müdürlüğü Yayını
  • K/aralamalar

    Şehit

    Bir hayat var ölümün ötesinde bir yerde,
    Ayet ayet bir levha hemen biraz ilerde...
  • "Şehadet şerbetine son saatler
    Var mı daha güzel şey ? Varsa o da sadece annemdir ama ondan ben de emin değilim. İkisinin kıyası çok zor.

    Şehadet mi annem mi?

    Salon boşaldı. Şu âna kadar olmayan ciddiyet bir anda herkesi kapladı."
  • Bizim İstiklal Marşında aksayan bir taraf var,
    bilmem, nasıl anlatsam.
    Ákif, inanmış adam.
    Fakat onun ben
    inandıklarının hepsine inanmıyorum.
    Beni burda tutan şey
    şehit olmak vecdi mi?
    Sanmıyorum.

    'Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın"
    Hayır.
    Gelecek günler için gökten ayet inmedi bize.
    Onu biz kendimiz vaadettiği kendimize.

    Bir şarkı istiyorum
    Zaferden sonrasına dair...
    "Kim bilir belki yarın..."