• Bir millet, ülküsüne varmak için ırmaklar gibi kan akıtır,yığınlarla can harcar. Ülkülere kanla, kılıçla, dövüşle, milli kinle varılır. Ülkü çelik yürekler,demir bilekler,sarsılmaz iradeler, yüksek ahlaklar ister. Ülkü bir dindir. Kahramanlar ve şehitler ister.
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 31 - ötüken neşriyat
  • Şevket Süreyya Aydemir’in 1970-72 yılları arasındaki gazete yazılarından oluşan kitap, o dönemden hatta daha önceki zamanlardan günümüze aktarılan toplumsal ve siyasi sorunların kaynaklarını derinlemesine inceliyor. Kimi satırlarda ise usta bir planlamacı gibi geleceği (yani bugünleri) okuyor. Kitap gazete yazısı olduğu için dili çok da ağır değil. Fakat yazılar oldukça derinlikli. Ayrıca bu kitap "Roman" olarak geçiyor. Bildiğiniz anlamda "Roman" değil. Ya da yanlış bir şekilde tasnif edilmiş. Arka kapak yazısı ve içindeki yazıların başlıkları şu (alıntıları peyderpey vereceğim) :

    “Kendini imgelerinin coşkun tutkusuna kaptırmış bir genç... Ülkücü bir öğretmen... «Ebedi ülke : Turan» için savaşmak amacında Doğu cephesinde, Kafkaslarda, Azarbeycanda… binbir serüven! Gencecik bir insan, tarihin amansız patlamalarının göbeğinde durmaksızın kişiliğini oluşturuyor. Cepheler, savaşlar, ihtilâller… Anadolu’da çağımızın ilk bağımsızlık savaşı ve savaşçısı!.. yepyeni bir devrimci: Mustafa Kemal! Ve işte bu kadar zengin anıların, eğitimin, deneyimin içinden süzülüp gelen bir yazar: Şevket Süreyya Aydemir!

    Eğitimci, sosyolog, iktisatçı, ya da bir tarihçi bu yazar. Sezen, bilen, gören ve yorulmayan güçlü bir düşünür… bir kadro adamı, bir uzman bu kişi, ilk plancı ve planlı kalkınma savunucusu. Devrim’e sahip çıkan bir kuramcı.

    Yorgun Anadolu topraklarında eğilmiş tarım devrimiyle ona koşut sanayi devrimini gerçekleştirmek için çırpınan bir eylemci…

    Yönetici kadroyu etkilemek, yurdun insan varlığını ülkücü bir yoğuruşla oluşturmak çabası içinde.

    Bütün bunların yanında usta bir yazarlık, içe işleyen bir anlatım, Yurdumuzun gerçeklerini, olaylarını usta yazarımız Şevket Süreyya Aydemir’in nasıl dile getirdiğini göreceksiniz bu kitapta.” (Arka Kapak yazısı)

    Kitabın içindeki yazıların başlıkları:

    "Önsöz", "Kahramanlar Doğmalıydı", "Nereye Gidiyoruz", "İnkâr Edilmek Kahramanların Yazgısı", "Kahraman, Lider ve Devlet Adamı", "Gamsızlığın Kurbanı Olabilirsiniz", "Faşizm Nasıl Filizlenir", "Üniversite Çağdaş Kanunlara Baş Eğer", "Celalet Şahlanırsa", "Parlamentoda Çoğunluk Her Şey Demek Değildir", "Bir Sahipsizliğin Hikâyesi" , "Anarşizm, Yüz Yıl Geride Kalmıştır", "Emeklilik Fobisi", "Yeniden Yerleşmek", "Komutanın Özlemi", "Bu da bir Aşamadır", "Köyde Mezarı Olmayan Aydın Yalnız Öğretmenlerdir", "Devler Çocuklarını Yerler" , "Yıldız Şehirler!", "Soldaki Boşluk", "Unutulan Şehitler!", "Köyleri Boşaltmayın", "Putlaştırılmak" , "Toptan Zehirlenmek", "Öğretmeni Cesaretlendirmek", "Çıkmaz Sokak", "Mao'ya Armağan" , "Birleşik Amerika'nın Yarınki Yalnızlığı", "Rüzgâr Gibi Geçti", "Orman'ın Hikâyesi" , "Ziya Gökalp ve Milliyetçilik", "Bu Saraylar Kimin?", "Üniversite Gençliği ve Yetişmek İhtirası", "Bir Garip Haysiyet Meselesi", "Fikir Boşluğu", "Türk Düşünce Yaşamının Bir Yoksunluğu" , "Çöldeki Derviş" , "10 Yıl Sonrasını Görmek" , "Doğu'ya Yöneliş", "Küskünler Partileri", "Kahramanlar Dönemi ve Sonu".
  • DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

    İzmir Ödemiş Kaymakçı çok programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor.

    Olayın araştırılması için Maarif Müfettişi Doğan Ceylan görevlendiriliyor.

    Müfettiş, öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne=babaların okuması ve kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.

    Türk gençliğinin içüinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ*ne işaret ediyor.

    Lütfen okuyun ve günümüz gençliğinin son durumunu değerlendirin.

    İşte o rapor,,

    DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

    Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi

    Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.

    Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

    Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

    Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.

    Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

    Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
    Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

    İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.

    Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

    Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
    Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.

    Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.

    Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.

    20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?

    Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?

    Evlerini nasıl idare edebilecek?
    Ülkeyi nasıl yönetecek?
    Vatanı nasıl savunup can verecek?

    Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.

    Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
    Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.

    Çocuklar hayattan bihaber.

    Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında,
    acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.

    Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
    Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
    Hiç susuz kalmamışlar.
    Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.

    Çocuklar hiç üşümüyorlar.
    Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.

    Çocuklar hiç ıslanmıyorlar,
    evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
    Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
    Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.

    Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
    İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
    Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
    Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

    Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
    Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.

    Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
    Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.

    Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
    açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
    üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

    Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.

    Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
    Acımıyorlar……Facebook/Geleceğin Mimarları Öğretmenler.Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….

    Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.

    Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.
    Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

    Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
    Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
    Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…

    Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi
  • İzmir Ödemiş Kaymakçı çok programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor.

    Olayın araştırılması için Maarif Müfettişi Doğan Ceylan görevlendiriliyor.

    Müfettiş, öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne=babaların okuması ve kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.

    Türk gençliğinin içüinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ*ne işaret ediyor.

    Lütfen okuyun ve günümüz gençliğinin son durumunu değerlendirin.

    İşte o rapor,,

    DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

    Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi

    Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.

    Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

    Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

    Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.

    Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

    Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
    Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

    İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.

    Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

    Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
    Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.

    Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.

    Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.

    20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?

    Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?

    Evlerini nasıl idare edebilecek?
    Ülkeyi nasıl yönetecek?
    Vatanı nasıl savunup can verecek?

    Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.

    Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
    Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.

    Çocuklar hayattan bihaber.

    Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında,
    acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.

    Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
    Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
    Hiç susuz kalmamışlar.
    Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.

    Çocuklar hiç üşümüyorlar.
    Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.

    Çocuklar hiç ıslanmıyorlar,
    evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
    Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
    Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.

    Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
    İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
    Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
    Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

    Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
    Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.

    Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
    Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.

    Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
    açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
    üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

    Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.

    Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
    Acımıyorlar……
    Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….

    Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.

    Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.
    Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

    Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
    Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
    Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…
  • Herşey vatan için Allah için .üzülme şehidim birgün bizde yeminlerimizi tekbirlerimizi sokakları inleterek söyleriz elbet .Belki bu dünya kaldıramaz sesimizi ama bir gün tüm kandaşlarımızla tanrı dağında sesimiz kısılana kadar marşlarımızı söyleyeceğiz .işte ozaman tüm şehitler bizimle söyleyecekler yeminimizi çakıroğlu önkuzu kılıçkıran günsazak ve daha bir çoğu .işte başta başbuğ Alparslan türkeş eşlik edicek yeminimize ardından tüm şehitler katılacak sözümüze .üzülme şehidim elbet bir gün....
  • Nitekim Hazreti Hamza’yı veya Hazreti Hüseyin’i -Allah sırlarını aziz eylesin- Şehitler Efendisi kılan sebep, yaşamayı beceremeyip kahramanca can vermeleri değildi. Onlar nasıl yaşanacağını insanlara gösterip ondan sonra bu yaşama uygun şekilde canlarını Hakk’a sundukları için Seyyidü’l Şühedaydılar.
  • Nazım Hikmet'in seçme şiirlerinden oluşuyor, okudukça anladım neden bu kadar sevildiğini :) Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları çok güzeldi gerçekten özellikle 3. Bölümü :)
    Otobiyografi ve Şehitler şiirini de çok sevdim :)