• Bana rahat vermeyen birçok sorudan bir tanesi de, geçmişte ve şimdi toplumlarda kadınların, erkeklerin gerisinde yer alması. Herkes bunun haksızlık olduğunu söyler ama bu yanıt bana yeterli gelmiyor. Ben bu büyük haksızlığın nedenlerini bilmeyi çok isterim.
    Belki başlangıçtan beri erkeğin büyük beden gücünden dolayı kadına hükmetmiş olduğu düşünülebilir. Parayı erkekler kazanıyor, çocukları erkekler yapıyor, erkekler her şeyi yapabiliyor... Bütün kadınların kısa bir süre öncesine kadar sessizce her şeye katlanmış olmaları büyük bir aptallıktı, çünkü ne kadar uzun çağlar bu kurallar yaşanmışsa, o kadar fazla kökleşmiş. Yine de şansımıza okul, iş ve eğitim kadınların gözlerini açmasını sağladı. Birçok ülkede kadınlara eşit haklar verildi. Birçok insan, öncelikle kadınlar, ama erkekler de şimdiye değin dünyadaki paylaşımın ne kadar yanlış olduğunu artık anlıyorlar. Modern kadınlar tam bağımsızlık hakkı istiyorlar.
    Ama sadece bu değil: Kadının değeri verilmeli! Her yerde erkekler yüceltiliyor, kadınlar neden bu değerlere hiç ortak edilmiyor? Askerlere ve savaş kahramanlarına saygı gösteriliyor ve övgüler yağdırılıyor. Kaşifler ölümsüz bir şöhret elde ediyorlar, şehitlere tapılıyor. Ama kim kadını da bir savaşçı olarak görüyor?
    Doğumdan dolayı deforme ve çirkin olmuşsa bir köşeye itiliyor, bir süre sonra artık çocuklar da ona ait olmuyorlar, güzelliği de geçmiş oluyor. Kadınlar insanlığın devamını sağlamak uğruna çok acıya katlanan birçok çenesi düşük özgürlük kahramanından daha yürekli, çok daha gözüpek ve çok daha fazla savaşan askerlerdir.
  • Saygı duruşu esnasında dinlediğiniz o müzik ne mi? Şimdi sıkı durun .amerikan ordusunun yat borusu!
  • Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan'dan sonra her ne kadar beklentimi yüksek tutmuş olsam da bu kitabı nedense hiç beğenmedim. Aşk çok arka planda, eleştiri yapabilmek için bütün rastlantılar dini ve milli duyguları yanlış gösterecek bir algı içinde yazılmış; yazar, bir kurgudan ziyade içinde biriktirdiği nefreti kustuğu bir kitap yazmış adeta. Diğer romanlarındaki gibi insan psikolojisinden çok olaylar ve mekanlar üzerinde durulmuş. Güzel kısımları elbette var. İnsanı etkileyen betimlemeleri ve tespitlerine tanık oluyoruz her zamanki gibi. Yusuf'u, Muazzez'i, Şahinde'yi, kaymakamı ve diğer karakterleri güzel işlemiş. Ancak yazar görüşünü savunma ve karşıtı olduğu düşünceleri eleştirme konusunda o kadar yoğun ve ısrarcı davranmış ki kitabı okumaktan sıkıldım, zor bitirdim.

    Sabahattin Ali'nin görüşünü zaten biliyordum, saygı da duyarım. Her insan fikrini, düşüncelerini özgürce dile getirebilir, diğer görüşlere eleştiri de yapabilir. Ancak bu kitap beni çok şaşırttı. Şehitlere, namaza, dini ve milli değerlere hakaret niteliğinde sözler var ve bu durum beni çok üzdü. Dediğim gibi edebi anlamda Sabahattin Ali'nin çok başarılı bir dili var ancak ne yazık ki bu kitabında bunu gösterememiş, eleştiri yapmaktan kurgudaki rastlantısal öğeleri çok saçma bir biçimde birleştirmiş ve diğer romanlarına göre çok başarısız olmuş. Ana tema tam oturmamış. Bence Yusuf'un başına gelenlerden ve kötü karakterlerin zalimliğinden bu kadar çok bahsedileceğine; Yusuf'un ve Muazzez'in hislerine, düşüncelerine daha çok yer verilseydi çok daha başarılı bir kitap olabilirdi.
  • Kadının değeri verilmeli! Her yerde erkekler yüceltiliyor, kadınlar neden bu değerlere hiç ortak edilmiyor? Askerlere ve savaş kahramanlarına saygı gösteriliyor ve övgüler yağdırılıyor. Kâşifler ölümsüz bir şöhret elde ediyorlar, şehitlere tapılıyor. Ama kim kadını da bir savaşcı olarak görüyor?