• Kitap beş hikayeden oluşmaktadır ve Atsız'ın başlangıç dönemi diye tabir edilen bir üsluba sahiptir. Zaten hikaye konusunda fazla eseri olmayan Atsız'ın bu hikayelerini de Ötüken Neşriyat'ın bu kitabı basmasıyla haberdar oluyoruz bir anlamda! Kitabın başında yer alan Ercilasun hocanın önsözü de kitap ve Atsız hakkında bize detaylı bilgiler vermektedir.

    Hikayelerinde savaş, şehitlik, keder, ölüm, nefret ettiği siyasi dalkavukluk ve sonu hüsranla biten bir aşkın hikayesi bulunmaktadır. Atsız'ı okuyanlar bu hikayelerde Atsız'ın yazdığı romanlardan birer parça bulacaklardır. Okurken kendinizi bazen Bozkurtlar'da bazen Ruh Adam'da bazen Dalkavuklar Gecesi'nde bulabilirsiniz.

    Hikayelerin sonunda herkesi etkileyebilecek bir son bulunmaktadır. Ve benim aklımda kalan da en çok Erkek, Kız hikayesindeki kızın sevgisine rağmen inatçılığı bir aşkın bitmesine neden oluyor. Ve Atsız; " Hayat kısadır... Neticeler çabuk alınmalıdır... Ve takıntılar insanı yürümekten alıkoymamalıdır..." sözleri olmuştur.
  • Bir defasında Diyarbakır Barosuna bağlı ırkçı bir avukat, Bekir Beyi tehdit etmiş, “Bekir Bey, buralarda yalnız gezmekten korkmuyor musun?” demişti. Ona karşı, “Biz, Allah’a güveniyoruz. Ecel birdir, tagayyür etmez. Şehitlik ise büyük bir makamdır. Onun için kimseden korkumuz yoktur.” deyince o avukat susmak zorunda kalmıştı.
  • Büyük adam için şunları söylüyordu:

    “Büyük adam, davası büyük olan adamdır.

    “Büyük adam, himmeti büyük olan adamdır.

    “Büyük adam, hedefi büyük olan adamdır.

    “Büyük adam, nefs-i emmaresini yenmiş adamdır.

    “Büyük adam, dünyaya, menfaate, şöhrete, mala, paraya, makama ve nefsine esir olmayan adamdır.

    “Büyük adam, meşru lezzetleri bile davası uğrunda terk eden adamdır.

    “Büyük adam, şeytanına ‘eynel mefer’ dedirten adamdır.

    “Büyük adam, darağaçlarına, zindanlara, kurşunlara, tehditlere ve tehlikelerin her türlüsüne meydan okuyan, pabuç bırakmayan adamdır.

    “Büyük adam, şehitlik makam ve rütbesinin üstünde makam ve rütbe tanımayan adamdır.

    “Büyük adam, büyüklük davası olmayan adamdır.

    “Ve nihayet, büyük adam, bütün küçüklüklerden sıyrılmasını bilmiş ve bütün büyüklükleri şahsında cem etmiş adamdır.”
  • "BİRAZ DA SEN AĞLA"

    Her şeyden önce, savaşlarla ilgili kitapların kıymetini daha iyi anlamama vesile olan Ebru Ince ablaya bir selam.

    Bugün 10 Kasım, ömrünün büyük kısmı vatan müdafaası için cephelerde geçmiş Atatürk ve milletimizin gazi ve şehitlerini rahmet ve minnetle anıyorum. Klasik bir cümle ama bizim ihtiyacımız hiç bitmeyecek klasik olana..

    Savaş.. Soğuk bir kelime.. İnsanlar her savaşta biraz daha acımasızlaştı. Şolohov, 2. Dünya Savaşından kesitleri hikayeleştirmiş bu kitabında, çok sevdim yazarı ve anlatım tarzını. 5 kısa hikaye var kitapta, biraz anı, biraz kurmaca diye düşünüyorum, yaşanmış veya yaşanmış olması muhtemel gerçekçi insan hikayeleri..

    Kitaba ismini veren , Yaşam Bu Mu hikayesini ağlaya ağlaya okudum ve utanmıyorum bunun için. Ağlayamazsak halimiz nice olur bilmiyorum..

    Bu kanlı ve zalim savaşın kurbanlarından sadece bir tanesi olan genç bir adamın hikayesi, bir Rus gencinin. Çoluk çocuğunu evde bırakıp mecburen cepheye giden, sonra Almanlara esir düşen, bir şekilde kurtulan ama artık hayatını ruhen kaybetmiş bir adam..

    Alıntılar paylaşmak istiyorum.

    "Bazı geceler uyku uyumadığın ve gözlerini karanlıkta açıp hiçbir şey görmeden baktığın zamanlarda kendi kendine sorarsın: Niçin hayat beni bu kadar yıktı,hangi suçum için beni cezalandırıyor, bu soruma hiçbir zaman bir cevap bulamadım. Ne karanlıkta, ne gün ışığında, zaten bir cevap da beklediğim yok ya ! "
    "Memlekette kalan babam,annem,küçük kız kardeşim açlıktan öldüler, yalnız ben kaldım. Ailemden birini bulmak için bütün dünyayı dolaşabilirdim.Hiç kimsem kalmamıştı, bir kendim bile yoktu."
    "Üstlerimiz trene binmek komutunu verdiler,birdenbire göğsüme düştü,boynuma asıldı,sonra yıkılan bir ağaç gibi titremeye başladı Çocuklar ona anlatmaya çabaladılar, ben de öyle, fakat hiçbir şey fayda etmiyordu. Başka kadınlar kocaları ile, oğullarıyla konuşuyorlardı, benimki bana yapışmıştı, tıpkı dalda bir yaprak gibi ve sadece titriyordu, bir söz söylemiyordu."

    "İki kere yaralandım. İkisinde de hafif yaralar almıştım. Birincisinde kolumdan ikincisinde bacağımdan. Birincisi uçaktan atılmış bir kurşunla, ikincisi de bir obüs parçasıyla olmuştu. Kamyonumu kalbur gibi delik deşik etmişlerdi, ama ağabey,ben her zaman kurtuluyordum. Günün birinde o kadar iyi kurtuldum ki nihayet iflahımı kestiler, yani beni esir aldılar."

    "Kendi kendime 'işte ölümüm yaklaşıyor' dedim, doğrulup oturdum. Sonra kalktım, yattığım yerde ölmek hoşuma gitmiyordu. Birkaç adım yaklaşınca içlerinden biri omuzundaki kayışını indirdi otomatik silahını eline aldı. Bak ağabey,insan ne tuhaftır, içimde ne korku ne panik kaldı, hangi tarafımı kalbura çevirmesinin bence çok önemi varmış gibi yalnız kendi kendime 'şimdi kısa bir yaylım yapacak,ama acaba başıma mı nişan alacak yoksa göğsüme mi?' diye sordum."

    Kahramanımızı ve yanındaki birkaç askeri yakalayıp esir alırlar, bir kiliseye kapatırlar. İçlerinden birinin beni okurken mahfeden çaresizliğini aktarıyorum,

    "Yapamam. Allahın evini kirletemem. Ben insanım, iyi bir Hristiyanım, arkadaşlar söyleyin ben ne yapayım? Askerleri bilirsin, içlerinden biri gülüyor,diğerleri onu azarlıyor,başkaları da derdinden kurtulması için ona çeşitli öğütler veriyordu. O gece bu manyakla çok alay ettik, fakat işin sonu güzel olmadı, zavallı kendini tutamadı, kapıya vurmaya tekmelemeye başladı,çıkmak istiyordu. Çok ısrar ettiği için cevabını da aldı. Bir faşist kapının öte tarafından yaylım ateşi açtı, dini bütün çocuk hemen öldü. Onunla birlikte üç kişi daha. Bir kişi de ağır yaralandı, sabaha karşı o da öldü."

    Asker olmadan önce , muhtemelen her pazar gittiğine benzer bir kilisede, en insani tuvalet ihtiyacını karşılayamadığı için ölüme giden bir adam. Şehitlik diye bir şey varsa bu olsa gerek, bunun dini, dili, ırkı olur mu?

    Biraz daha alıntı,

    "Yahudi misin diye soruyor, sen istediğin kadar hayır demekte inat et, dinleyen kim? İnsana, 'çık sıradan' diyorlar ve işini bitiriyorlar."

    "Esirken çektiklerimi anlatmak, bana onları hatırlatmaktan daha acı geliyor. Orada çektiğin orada tahammül ettiğin tabiat dışı acıları ve bu kamplarda ölünceye kadar işkence çekmiş arkadaşlarını tekrar düşündüğün zaman yüreğin göğüs kafesinden gelip boğazına tıkanıyor ve orada çırpınıyor. Nefes almakta güçlük çekiyorsun."

    "Beni neden istediğini sormaya lüzum yoktu. Canıma okumak içindi. Bunun ne demek olduğunu anlayan arkadaşlarıma veda ettim, içimi çektim ve yürüdüm. Avludan geçtim, yıldızlara baktım,onlara da veda ettim."

    "Son iki sene içinde insan gibi muamele görmeyi unutmuştum. Bak ağabey, sana söyleyeyim ondan çok daha sonra hatta bugün bile ne zaman bir üst karşısına çıksam sanki beni dövecekmiş gibi, omuzlarımı kaldırır,başımı arasında saklamak isterim.Alışkanlık meselesi. Onlar faşist kamplarında bizi böyle alıştırmışlardı."

    Sonra bütün bunlarla kalmaz bir de mektup alır memleketinden,

    " Bir mektup aldım komşumuzdan.Almanların uçak fabrikasını bombaladıklarını, bu sırada bir bombanın doğrudan doğruya bizim evin üstüne düştüğünü, bomba düştüğü gün,İrina ve çocukların o sırada evde bulunduklarını ve sonra onlardan ufak bir parça bile bulunmadığını yazıyordu. Bu mektubu sonuna kadar okuyamadım. Bu haber bana taş gibi çarpmıştı, gözlerim karardı, kalbim göğsümün içinde büzüldü sıkıştı top gibi bir şey oldu ve bir daha da açılmadı."

    "Bütün sevdiklerimi her gece rüyamda görüyorum.Her zaman şöyle görüyorum : Ben tel örgüler arkasındayım, onlar öte tarafta, İrina ile çocuklarla şundan bundan konuşuyorum fakat tel örgüleri biraz açıp onların yanına gitmek istediğim zaman kayboluyorlar. Tuhaf olan şurası ki gündüzleri her şeye iyi tahammül ediyorum, ne iç çekiyorum ne ah ediyorum ama gece uyandığım zamanlar yastığımın gözyaşından sırsıklam olduğunu görüyorum."

    Sonra, kendisi gibi bütün yakınlarını kaybetmiş bir çocuğa rastlar bu adam, yanına alır ve evladı sayar onu. Ne acılar çekilmiş ve neler yaşanmış neler..

    Diğer 4 öykü de, Yabancı Kan, Aile Babası, Mişka ve Bostan Bekçisi. Hepsi de yine savaş odaklı.

    Yazarın herhangi bir kitabını okumanızı tavsiye ederim, ihmal edilmiş ve çok az okunmuş, ben okumaya devam edeceğim savaşları anlatan kitapları. İnsan olduğumuzu hatırlamak için ihtiyacımız var çünkü bu kitapları okumaya..
  • Alışmak, alıştırılmak
    Ölümsüz ölümlere
    Şehitlere
    Benliğim dahil
    Kimseyi eleştirmek değil niyetim
    Bu işin içinde ben varken
    Bu tarz bir ölüme yakınken
    Bazen oluyor
    Duyduğun an hüzün çöküyor
    Ama birkaç saat sonrası normalleşme
    Profesyonelleştim mi yani
    Böylesi piskolojik gelişmişliği istemiyorum
    Zaten öyle olduğunu da düşünmüyorum
    Hislerimiz saman alevi
    Ne yapabiliriz acaba?
    Yeni gelen nesile nasıl aşılayabiliriz
    Şehitlik muhteşem bir mertebe evet
    Ancak bu işi seçti diye tedbirsizlikten
    Kişilerin hataları yüzünden şehitlik olmasa be
    Hainlik,adilik,kahpelikle savaşmakta bile
    Şunu diliyorum ve saçma mi bilmiyorum
    Şehit olurken düşmanınla vatanın için bayrağın için geçmiş şehitlerin için
    Elinden geldiğince zaiyat ver ve savaşarak göz yum
    İki ölüm olmadığına göre o tek ölüm yiğitçe olsun sözlerini yani
    Şehit Şamil Basayevden
    Ama anlatmak isteğim şu
    İnsanlar askerin polisin görevi şehit olmak olarak görmesin.
    İtfaiyeci yangına nasıl giderse
    Bunlarında görevleri bu demesin
    Buna gidiyoruz korkarım ki...


    Eray.D
  • Ben Atsizin kalemini çok seviyorum. Lafını sakınmadan tokatlar gibi yaziyor. Mesela dalkavuklar gecesinde cüce idrasin yerine baska bir ismi koy al sana 2018 Türkiyesi. İsim de veririm de hakim yüzü görmeden hapse girerim ve silivri bu mevsimde soğuk olur. Yazıldıgi dönemin yansimasi bir kitap olsa da. Aslinda her devrin kitabı. Çünkü dalkavukluk kadrosu hep açık ve zamanla sadece atananların ismi değişiyor. Hep aynı başı bozukluk, liyakatsizlik. Dalkavuklar gecesi bana biraz da sokratesin savunmasıni hatirlattı. Güzeldi. Biz de dönemimizin tutaşillerini, ergenekondan yargiladik. Pek güzel harcadık.... z vitamini kısmının da şehitlik bölümünü inanılmaz beğendim. Belirli bir siyaset ve tarih bilginiz yok ve günde mi de sıkı takip etmiyorsaniz. Kitabi anlamlandırmada zorlanabilirsiniz. Ayrica kitapta geçen şiirler de gayet hoş. Söyleyeceklerim bu kadar, daha söylerdim de kpss puanima kiyamiyorum.
  • ..kuşkusuz hümanist İyilik ahlakı yolunu da, reform­cu inanç uğruna şehitlik yolunu da açmaz, ama yalınlıkla kâr arasında bir güzellik arayan öte dünyasız teknisyenin ahlak dişiliğini daha fazla ilan eder. Paradoksal biçimde, sanatçı tüm güzellikten yoksun olması gereken bu çorak
    toprakta, bu çölde bir huzursuzluğu renklerin, biçimlerin, uzayların baş yapıtı halinde yoğunlaştırır...