• KİBİR, RUHUN KANSERİDİR.

    Jules Verne, benim çocukluğumu temsil eder. Onunla sevdim ben kitap okumayı. Seksen günde devri alem ise ilk okuduğum kitaptı. Sonra Rus edebiyatı esir alsa da beni Jules Verne'in yeri her zaman özel kaldı.

    --SPOİ SPOİ SPOİ--
    Master Zacharius, İsviçre'nin Cenevre'sinde nam salmış dünyaca bilinen bir saat ustasıdır. İlgilenenler bilir İsviçre saat denilince ilk akla gelen ülkedir. Romanın gerçekçiliğini araştırmadım ancak Cenevre - Saat ikilisi göz önüne gelince de düşünmüyor değil insan.

    --ANLAMSIZ ALAN--
    Hiç hayatınızı sorguladınız mı? Ya da durup düşündünüz mü? Şu hayatta yaptığım en iyi şey nedir diye. Çoğumuz sevmediğimiz meslekleri icra ediyoruz. Sevmediğimiz şehirlerde yaşıyoruz. Nefes alıp verirken bile lanetler, küfürler, isyanlar sıralıyoruz. Bir amacımız yoksa hele cehenneme teslim ediyoruz ruhumuzu. Dün ''Loving Vincent'' filmini seyrettim. 800'den fazla tablo yapmış Van Gogh ve sadece birisi satılmış. Sevdiği iş olan ressamlığı yapıp bir yandan da aşık olduğu kadının muhitinde bulunuyor oluşu onu mutlu eder diye düşünüyorum düz mantık. İntihar ettiği gerçeği ile çalkalanıyorum sonra. Kulağını kestiği yetmezmiş gibi. Yani dünya öyle garip bir yer ki, bazen değil çoğu zaman ne yaparsan yap mutluluğu yakalayamıyorsun. Yani yakalasan da bir yere kadar. Gece yükselen yıldız gibi sabahına teslim ediyor ruhunu güneşe. ''Dünyada hiçbir şey hiçlik kadar büyük bir baskı yapmaz insan ruhunda'' sözü geliyor Zweig'in sonra. Beni uzun uzun düşüncelere sevk ediyor bunlar. Resmen varoluşumuz bir hiçliği temsil ediyor. Hayatın bug'ını bulanları kıskanıyorum. En azından uzun bir süre mutlu ya da en önemlisi huzurlu olmayı diliyorum içten içe. İçimde yaşıyoruz ya zaten her şeyi. Artık derdimizin, sıkıntımızın da dostlarımızda bir ederinin olmadığı da aşikar. Neyse.
    Bütün bunların kitapla ne alakası var diyenler varsa kitabı okuyunca anlayacak. Master Zacharius yaptığı işte dünyanın en iyisi konumunda. Gün geliyor saatler duruyor. Sattığı onlarca saatle beraber alıcılar aşındırıyor kapıyı. İsyan ediyorlar.

    Dünyanın en iyi saatçisinin yaptığı saati alıyorsunuz ve bozuk çıkıyor. Haklılar isyanlarında bir yandan. Usta, saatlerine aşık. Onlarla resmen tinsel bir yakınlık kuruyor. Saatleri bozuldukça sıhhati de sekteye uğruyor. Yataklara düşüyor. Ancak acıdır ki, kibri tutuyor ayakta. İnat edişi hep kibrinden. Öyle bir noktaya geliyor ki Zacharius Usta, ''İnsanoğlu, tanrının dengindendir'' savını savuruyor.

    Koskoca ustanın dünya üzerinde tek bir saati kalıyor ayakta. Ruhunu, ününü, kibrini kurtarmanın yolunu ise gidip bu saati almakta buluyor.

    Minnacık bir kitaptan değerli dersler çıkardım. Sizin de okumanızı isterim elbet. İyi okumalar...
    https://www.youtube.com/watch?v=EFJ7kDva7JE
    (Chopin'in bu eseri tam da saat yaparken dinlenilmezmi?) :D
  • 1.Mahbod Seraji- Tahranın Damları
    2.kleinbaum- Ölü Ozanlar Derneği
    3.Cristin Agatha- On küçük Zenci
    4.Bitov- Puşkin Evi
    5.Verne- Seksen Günde Devri Alem
    6.Cengiz Aytmatov-Toprak Ana
    7.Cengiz Aytmatov- Cemile
    8.Zülfi Livaneli- Veda
    9.Aziz Nesin- Zübik
    10.Hosseini-Uçurtma Avcısı
    11.Jack London- Demir ökçe
    12.Jane Austen -Gurur ve Önyargı
    13.Beydeba- Kelile ve Dimme
    14.Jonh Steinbeck- Gazap Üzümleri
    15. C.Dickens- Oliver Twist
    16. Antoine- Küçük Prens
  • -Yirmi bin sterlin ha! diye bağırdı John Sullivan. Umulmadık bir gecikme elinizden uçurabilir bu yirmi bini!
    -Umulmadık şey yoktur, diye karşılık vermekle yetindi Phileas Fogg.
    Jules Verne
    Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Dünyada beklenmedik bir şey yoktur.
  • Tuna Kılavuzu,okumak için heveslendiğim ve sabırsızlandığım,beklentilerimin olduğu bir romandı ancak beni hüsrana uğrattı.Yazarın Seksen Günde Devri Alem kitabını çok sevdikten sonra ister istemez bu kitabı da seveceğimi düşünmüştüm.Tuna Kılavuzu,cidden kötü bir deneyim oldu benim için.

    Jules Verne,uzay ve evrenle ilgili yazdığı kitaplarla ünlü olan bir Fransız yazar.Çoğunuz adını duymuş veya bir kitabını okumuşsunuzdur.Denizler Altında 20.000 Fersah,Dünyanın Merkezine Seyahat,Ay'a Yolculuk,Doktor Ox'un Deneyi gibi birçok klasikleşmiş eserin yazarıdır kendisi.Seksen Günde Devri Alem kitabında yazarın esprili dilini,sade anlatımını,ördüğü olay örgüsünü ve oluşturduğu karakterleri çok sevmiştim.Bay Fogg ile Jean Passepartout 'un seksen günde dünyayı dolaşma macerasını çok keyifle okumuş ve bittiğine üzülmüştüm.Tuna Kılavuzu'nda ise tam tersi oldu.Bir an önce bitsin düşüncesi hep zihnimdeydi,anlatım çok sıkıcıydı,vurucu bir olay yoktu,gereksiz uzundu.Karakterlere ısınamadım.Bir tek İlia Brusch ilgimi çekti kitapta.Ne Serj Ladko ne Karl Dragoch ne İvan Striga...Hiçbirine kanım kaynamadı.Kitap gerilim desen değil,macera desen değil,polisiye desen tam değil.Kitabın türü hakkında bile kesin bir yargıya varamadım.

    Biraz konusuna dalacak olursak...Tuna sahillerinde yaşayan çeşitli milletlere mensup balıkçıların kurduğu uluslararası Tuna Derneği adında bir topluluk var. Dernek üyeleri arasında sürekli olarak balık tutma yarışması düzenleniyor ve kazananlara ödül veriliyor.Bu yarışmaya Sigmaringen adı veriliyor ve dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar bu yarışmaya katılıyor.Yarışmanın iki kategorisi bulunuyor : En ağır balıkları tutma ödülü ve sayıca en çok balığı tutma ödülü.
    Yarışmanın kazananı şaşırtıcı bir şekilde Macar asıllı İlia Brusch oluyor.

    Daha önce kimsenin tanımadığı ve de bilmediği bir insan olan İlia,iki kategoride de birincilik ödülünün sahibi oluyor.Dürüst ve becerikli olan İlia,civar çevrede üne kavuşuyor.Fakat işler kimsenin umduğu gibi gitmiyor.Soygun,cinayet,alıkoyma gibi suçları bulunan tehlikeli bir çete,kurnaz bir dedektif ve de Serj Ladko adında Bulgar bir adam işin içine karışıyor ve durumlar arap saçına dönüyor.

    Tuna Kılavuzu'nu sevmemiş olmamın temel nedeni kitabın hiç mi hiç akıcı olmamasıydı.Bir sayfada anlatılacak olaylar bir bölüme sığdırılıyor.100'lü sayfalara kadar hiçbir aksiyon yok.Karakterler sönük,kurgu zayıf,üslup sürüklemiyor,heyecan yok.Arka kapak yazısına güvenerek başlamıştım oysa ki.Bir olay olsun diye bekleyip duruyorsunuz,ama olmuyor.Olsa bile yeteri kadar heyecanlandırmıyor.Aslında kurgunun oluşturulması zekice,çok heyecanlı bir polisiye kitap olacabilecek kapasitede.Ama konu gereksiz detaylarla ve karakter karmaşalarıyla heba olmuş.Yazarın elinde kaliteli bir ipek varken dikememiş hissi verdi bana kitap.Maalesef ki tavsiye edemiyorum.

    Jules Verne'den beklediğim çok daha iyi bir eserdi.Tuna Kılavuzu çok vasat bir kitap.Yine de Jules Verne'ün kitaplarına devam edeceğim,tercih edeceğim kitap Ay'ın Çevresinde olacak.Bu sefer çok daha sağlam bir kurgu bekliyorum yazardan.Umarım bu kitaptaki hayal kırıklığını söküp atabilirim.Herkese bol okumalı ve huzurlu günler diliyorum.Sağlıcakla kalın.

    KISA BİR DEĞERLENDİRME

    Konu ve kurgunun güzelliği :
    Konu güzel ama kurgusu tatmin edici olmamış.Olay örgüsünü de beğenmedim.

    Akıcılık ve sürükleyicilik :
    Emin olun kitabı okurken can çekiştim.Çok ama çok sıkıcıydı.

    Karakterler :
    Dediğim gibi karakterlere de ısınamadım.Sadece İlia Brusch'u biraz sevdim ama onun ilk bölümler dışında pek bir payı olmadı.Kitap ilerleyince karakterler öyle bir karışıyorki.Tam bir curcuna oluyor.Serj Ladko kimdi,İlia kimdi,İvan Striga kimdi diye uzun süre düşündüm.

    Çeviri :
    Bazı ifadeler fazla Türkçeleştirilmiş.Şeytan çarpsın,Allah vere gibi mesela.Onun dışında başarılı denebilir.

    Baskı :
    İş Bankası'nın baskıları hoşuma gidiyor amma ve lakin puntolar çok küçük.Paragraflar arası çok az boşluk var.Sıkılmamı sağlayan etkenlerden birisi de buydu.Kitap boyunca gördüğüm bazı yazım yanlışları da vardı.Sayfa ve kapak kalitesine ise lafım yok.

    Kapak tasarımı :
    Üst kısımdaki süslemeler dışında kapak görselinin çok kötü olduğunu söyleyebilirim.Kitabın içinden alınan bir görsel,ne manaya geliyorsa artık.Kitabın içindeki illüstrasyonlar da eski sessiz korku filmlerine benziyordu.Bari o illüstrasyonlar düzgün olsaydı.

    Orijinal isim :
    Le Pilote Du Danube,Tuna Pilotu demek.İsim orijinaline pek uymamış.Trajikomik olanı ise Türkiye'deki isim orijinal olmasa bile daha uyumlu.Çünkü kitapta pilotlukla ilgili en ufak şey geçmiyor.

    Son :
    Sevinçli bir son.Ama yine de
    sonuç kısmının toparlanışı yetersiz.Olaylar şimşek hızıyla gelişmiş.Son kısmı da yetersiz ve anlaşılmazdı.

    Genel Düşüncem : Vasat bir kitap olduğu yönünde bir düşüncem bulunuyor.
  • Eskiden okuduğum bir eser olmasına rağmen o zamanlardaki zevki ve heyecanı yaşamak için tekrar okumak istedim. Eser oldukça sade bir dille yazılıp macera konuludur. Ortaya konulan 80 günlük devri alem isimli bir bahis ve bu 80 gün içinde yolculuk sürerken ortaya çıkagelen plan dışı bir sürü farklı türden macera... Kitap okumamada bir dinlenme gibi oldu. Oldukça akıcı, oldukça güzel.. Okunmasını tavsiye ederim. Herkese iyi okumalar.
  • Büyük bir kumar diyebiliriz girilen o büyük iddaya karşılık tüm serveti ve zamanı sadece 80 gün
    Surekliyici bir kitap ve kitabın sonundaki yanlış saat herşeyi degistiriyor