• - " İnançlı bir Katolik için insan hayatı ana rahmine düşmeyle başlar. Onun için, yapılan işin alçaklığı açısından, bir embriyonun, bir çocuğun ya da bir yetişkinin öldürülmesi arasında bir fark yoktur. Bu bakış açısına göre, yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca kürtajın gerçekleştirildiği bir yerde, katliam gerçekleştirilmektedir ve bu katliamı tarihten bir katliamla, hatta Holokost’la karşılaştırmakta da bir sakınca yoktur.
    Bu sebeple, dini bütün bir Katolik için Kardinal’in sözlerinde skandal niteliği taşıyan hiçbir şey yoktur. O sadece dini kanaatlerini makamına uygun bir biçimde dile getirmiştir. Elbette Kardinal’in dini kanaatlerini inanılmaz bulanlar olabilir. Ne fark eder ki? Seküler bir toplumu belirleyen özellik, dini vecibelerin kişisel alanda ve kamusal alanda yerine getirilebilmesi ama kamusal alanın hiçbir din tarafından belirlenmemesidir. Dini vecibeler kamusal alanda yerine getiriliyor olsa bile, din kişisel bir meseledir. Seküler bir toplumda din kamusal alanda yaşanabilir, çünkü din kişisel bir meseledir ve seküler toplumlarda çeşitli kişisel fikirler kamusal alanın şekillenmesinde rol oynayabilirler..."

    (Jan Philipp Reemtsma, Dindarlığa Saygı Göstermek Gerekir mi?Çeviren: Itır Arda, izdiham.com)
  • "Modern bilim tarihi, yalnızca bilimsel keşifler ve onların zihinsel içeriklerinden ibaret değildir. Bu tarih, seküler bir din halini almış olan birtakım felsefi temellerin teşkil ettiği bir inançlar kümesini de içine almaktadır. Bilimin cümlelere dökülmeyen bu itikadi aksiyomları, bilimsel etkinlik içinde, bir bilgi akdi olarak degil, bir inanç akdi olarak işgörürler. Modern bilim, dahili olarak sahip olduğu epistemolojik değerlerle bize dolaylı yoldan bir dünya görüşu önerir; daha doğrusu bir açı sunar. Bize, 'Bu açıdan ve bu sınırlar içerisinden bakacaksın' der." (bkz. İlhan Kutluer, Modern Bilimin Arkaplânı)
  • Günlük hayattaki önemi gittikçe azalan Allah aşkının yerine ikame edilen dünyevi aşk ilişkide maşukla bir olma hali, o büyük güvencenin tekrar yerine konabilmesi olasılığı, bizi Frankl'ın tarif ettiği varoluşsal vakumdan koruyabilecek yegâne şeymiş gibi görülüyor. Maşuk seküler Tanrımız oluyor böylece
  • 390 syf.
    ·10/10
    Aşk, tarih, gizem, macera ,efsane ve simya.... Yazar, Kaan Murat Yanık yazdığı Butimar eseriyle aslında günümüz kitap denmeyecek kağıt israfı müsvedde ve ergen çalışmalarına bir ders vermiş.
    Yazar bir çok insan kılığına girerek genelde toplumu özelde bireyi anlamaya çalışır. Bu yönüyle de aslında ne kadar realist bir eser olduğunu gösterir. Popülerliği ön plana almayan yazar daha çok okunmayı amaç edinmemiştir. Nitelikli edebiyat adına her şeyi yapmak birikimlerini kalite adına damıtmak istemiştir.
    Günümüz eserlerin yazarları gibi ticaret için yazmayı düşünmemiştir. Yazar olarak kendi deyimiyle objektif olması gerektiğini söyler . mevzu edindiği karakterleri aşağılama ya da yüceltme gayesinin olmadığını belirtir . açıkça tanınmışlık girdabına düşen bir o kadar çok yazar var. Para kaygısı güdüp güncel aktüelitede hangi tarz eser varsa ona uyup klişeden kurtulmayan bir yazara karşın Kaan Murat Yanık el üstünde tutmak belki biz okurların görevidir.
    Butimar ile kalite ve kalıcılığı başarmıştır.
    Uzun zamandır böyle kaliteli iyi bir eser okumamıştım.
    Butimar bir fars mitolojisinden bir kuş türüdür. butimar kuşu susadığında deniz suyunu içmeyen içtiği vakit denizin kuruyacağından korktuğundan denize baka baka ölürmüş ha bir de ağaca tünediğinden uçamazmış...
    Hem 1910 'lu yılları hem günümüz modern dünyasını konu edinen eser dini yozlaşma savaşlar gizem efsane keşmekeşliğin, değişimin, seküler hayatın değişimine rağmen yerinde ve anlam mana yoğunlığuyla zamana ve mekana meydan okuyan aşk …
    Tarihi olay ve olgular mekanlar asıl gayenin bir nevi süsü mahiyetindedir. Ara da bir keskin girişler yapsa da yine de ana gayeden ayrılmaz yazar . divan edebiyatından serpiştirmelerle konuyu romantize eder . Azeri türkü ve şiirler de cabası …..
    Aşk kitabın esas konusu değildir …
    Modern zaman eleştirisi getiren eser Franz Kafka’ya gönderme yapmasıyla takdire şayan …
    Çarpık tasavvuf kültürüne değinen ve mesleki hayatın içine giren karakterlerin aşk duygular iç güdü yalnızlıklar ile psikolojik tahlillerini yapar
    Tasavvuf üzerinde ticari kaygılar taşıyan eserlerin verilmesinden ve Mevlana ve şems üzerinden din tacirliği yapılan modern toplum cühalalarına iğneleme yapar
    Kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşayan karakterimiz delilik ile akıllılık arasında med-cezirler yaşayan esas oğlanı ile çelişik psikolojik durumları zıtlıkları insan mevhumunun zamane haline nazar eder.
    Butimar aşkı temsil ederken Yusuf dünyayı kazanma hırsını temsil eder. Ve yazar okuru bu konuda uyarır:
    ‘’Para hırsı bu dünyanın güzelliklerini örten kara bir perdedir. O hırsın peşine düşen kişiler bir bebeğin ilk gülüşünü bir ağacın boyu atışını bir yıldızın kayışını izlemeyi kaçırırlar.’’
    Esasen eser de Yusuf kuyuya düşmenin teleşında …
    Butimar gerçekliğin aşkı temsil ederken hayalin peşinden koşmayı durdurak bilmeden başına buyruk kör kütüktür . Yusuf macerasının peşinden giderken uyurılara kulak asmazken kuyunun ağzı ardına kadar açıkken yanlış yola sapmakta gayret ederken ve nihayetinde kuyuyu ıskalarken aslında ne aşk ne para ne dünya metası sadece takıntı haline getirdiği simyasına her varlığını aşkını geleceğini feda eder.
    ‘’Her doğum ölümlü ikiz kardeştir. Herkes unutur ikizini, ama o gıkını çıkarmadan yıllarca ensende yaşar, günü gelince de meydana çıkıp yalnızca o konuşur.’’
    Sihir aslolanı kaybedince bozulur dünya senin olsa ne yazar…