• *Bu konuda çok becerikli olmamama rağmen Alper Abinin isteği üzerine bu incelemeyi yaptım, umarım bir fikir sahibi olmanıza yardımcı olabilirim.*

    Kemal Sayar bu kitapta genel olarak modern çağ ve bu çağda karşılaşılan durumları ele alıyor. "20.yüzyıl insanının temel sorunu nedir? diye sorar Rollo May ve kendi sorusuna kendisi cevap verir: Boşluk. İnsanlar neyi istediklerini ve neyi hissettiklerini bilmemektedir." (syf. 98) alıntısını sayfalara güzelce yaydırıyor ve bu tür sorunların nasıl aşılabileceği hakkında ufak tavsiyeler veriyor.

    Hayatımızın ne kadar da hız üzerine kurulu olduğundan şikâyetçi oluyor ve 'telâşsız, dünyayı bir koşuşturmaca yerine çevirmeyen sakin ruhlar'a ihtiyacımız olduğunu söylüyor, ardından Tanpınar'ın şu sözünü ekliyor: "Şark, oturup beklemenin yeridir." (syf. 144)

    Kişisel gelişim kitaplarının gereksizliğinden dem vuruyor, "Gelişmek, bir kitaba sığdırılmış sloganları ezberlemekle olmaz; hayatın duvarlarına çarpa çarpa, yaşayarak, tecrübe ederek, yaşadıklarından öğrenerek gerçekleşir." (syf. 115) diyerek gelişmek için 'yaşamak' gerektiğini vurguluyor, "Başarılı olmanın ölçüsü, maneviyata önem veren bir toplumda çok farklı olacaktır." (syf. 116) cümlesiyle de başarıyla seküler kültürü şartlandırmanın hata olduğunu belirtiyor.

    "Batı dünyasından yayılan ve bizim sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz, 'Mutlu değilsen ve olamıyorsan, normal bir insan değilsin' düsturu baştan aşağıya hatalı." (syf. 85) ifadesiyle mutluluğun 'elzem' olmadığını, olmaması gerektiğini ve mutsuz bir bireyin durumunun anormalleştirilmemesi gerektiğini söylüyor ve ısrarla mutlu olmaya çabalamanın, üstelik bunun için 'yaşam koçları'na muhtaç olmanın mantığa aykırı düştüğünden, hayatın ele avuca sığmayacak kadar karmaşık olduğundan, bazı zamanlarda hayatımız üzerinde denetim kurmaktan vazgeçmemiz gerektiğinden bahsediyor.

    Bu kitap, Kemal Sayar'ın bütün kitaplarında olduğu gibi bir yandan kendimizi sürekli psikolojik açıdan değerlendirmeye aldırıyor, bir yandan da nasıl yapıyorsa bir şekilde memleketimize tekrar tekrar âşık olmamıza neden olacak paragraflar sunuyor. Yazarın bu kitapta ele aldığı güzelliğimiz ise 'çay'ımız.
    "Çay, birbirimizi anlamanın, birbirimizi dinlemenin, kalplerimizi birbirimize açmanın sembolüdür." (syf.65)

    Velhasıl, bu kitabı da bir iç muhasebe amacıyla okuyun, okutun. Harcadığınız vakit için pişman olmazsınız. İyi okumalar..
  • BİR HAM YOBAZ-KABA SOFTA İLE ARİF'İN TARTIŞMASI.
    Ham Yobaz - Kaba Softa: ''Türkiye'de şu aydınlar yönetimi ele geçirse - iktidar olsa, bizi keserler.''
    Seküler- Aydın: İktidar sahipleri için, siz varken hayat daha güzel aslında, neden öldürelim sizi?
    Mesela şirket kurup iki işçi çalıştırmaya kalksan, Ham Yobaz - Kaba Softa olmayan işçi “sendika, hak, hukuk, fazla mesai, iş ve işçi güvenliği, İLO sözleşmesi” der…
    Ama Ham Yobaz - Kaba Softa işçi öyle mi? “Allah'a bin şükür” der oturur.
    20 sene sigortasız çalışır, üzerine bir de seni velinimet addeder, duacı olur.
    Mesela politikaya atılıp, ülkeyi yağmalayıp talan etmeyi, ihalelerden köşeyi dönmeyi, yedi ceddini ihya etmeyi istersen.
    Sosyal demokrat seçmen “saydamlık” der.
    “Bütçe denetimi” der.
    “İhale şeffaflığı” der, der de der...
    Ham Yobaz - Kaba Softa seçmen ise: İki “Allah” bir “bismillah” de. Cuma, bayram namazlarında cami önlerinde endamı arz et, kamu kaynaklarından kotarılan iftar sofralarında şöyle bir görün, donunu alsan ses çıkarmadığı gibi, üstüne senin eli palalı fedain olur, ölür, öldürür...
    Mesela evleneceksin, aydın kadın: Resmi nikâh, evlilik sözleşmesi, gezmek, eğlenmek ister.
    Yemeği o yaparsa, “salatayı sen yap” der.
    Ham Yobaz - Kaba Softa hatun öyle mi ya?
    İrinli yaralarını yalayarak temizlese erkeğin hakkını ödeyemeyeceğini düşünür. Yemeğini yapar, evini temizler, saçını sana süpürge eder, bebelerini doğurur, bakar, büyütür.
    Eskirse ya da usanırsan üzerine üç tane daha nikâhlar, istersen yüzlerce cariye alırsın gıkı çıkmadığı gibi, onlarla rekabete girer, her gece “bana da sıra gelir mi” diye ayak sesini dinler, sana kul köle olur, cennette de bu enayiliğinin mükâfatını alacağını düşünür.
    Zaten diklenecek olursa da çarparsın iki tane, oturur aşağı.
    Çok mu canını sıktı?
    Üç kere “boş ol” dersin biter.
    Seküler - Aydın kadınla evlen: Mahkeme, nafaka, hak, hukuk…
    Uzun iş?
    Halk: “Hak hukuk adalet, aş, iş, özgürlük, çevre, doğa” demeye mi başladı?
    Kenedi halkın veya komşularınla çıkarırsın bir savaş:
    Ham Yobaz - Kaba Softaya: “Hadi koçlarım, Cennette Huriler sizi bekliyor” deyip, bir de cemilerden sâlâ okuttun mu, her daim bakire 72 huri hayaliyle bir ton bombayla kendini patlatır da, gözünü kırpmaz. İbadet olsun diye, anasını, kardeşini bile boğazlar artık.
    Seküler, Aydın insan ise: Yok “vicdani ret” der.
    Yok “barış” der.
    “Kardeşlik” der.
    “Bu benim savaşım değil” der...
    Sonra uğraş dur...
    Üniversite mi açacaksın. Seküler – Aydın bilim adamı: Akademik özgürlük, akademik yayın, ödenek, laboratuvar, alan araştırması, hakemli dergi ister.
    Ham Yobaz - Kaba Softa Profesöre ver üç beş ilmihal, Siyeri Nebi kitabı: Sana hangi batı icadının, Kur-an’ın hangi ayetinde zaten yazılı olduğunu, hangi Müslüman bilim insanının bunu daha önce keşfettiğini şak diye çıkarıverir.
    Cin çarpmasına karşı muskadan tut, deve sidiğinin şifa olduğuna, peygamber sidiğinin cennete götüreceğine, ölen karınla kaç saat daha halvet olabileceğine dair fetvaya kadar, lüzumlu lüzumsuz her şeyi önüne döker...
    Yeraltı - yerüstü kaynaklarını küresel sermayeye açacak, ülkene ihanet edecek, aradan komisyon mu kapacaksın?
    Sosyal Demokrat, aydın insan başa beladır.
    Protesto eder…
    Gösteri düzenlerler…
    Yazı yazar…
    Eylem yapar...
    Ham Yobaz – Kaba Softaya gelince:
    "Ayasofya’yı ibadete açalım mı ?" de…
    Eyyy Amerika…
    Eyyy İsrail…
    Eyyy Almanya… de.
    Örtülü ödenekten, ardında basın ve koruma ordusu ile şöyle bir Umre’ye-Hac’ca kadar uzanıver.
    Artık sen “dünyaya posta koyan, ülkeye çağ atlatan” Zeus’u sun onun.
    Hasıl-ı kelam iki gözüm: Birilerini kesecek kadar vicdanımız zaten yok, karınca ile insanın yaşama hakkı birdir bizim için ya, iliğinize kadar sömürmek varken, neden kessin sizi Aydın insan?
  • "Gerçek din, doktrinlere entelektüelce hayran­lık duymaktan ibaret olamazdı; insanın onu tüm kalbiyle benimsen­mesi gerekiyordu, yoksa anlamsızdı..."
  • "...kamu yararı, Devlet'te olması gereken
    her şeyin ölçütüdür.(..)

    Bir dinin dogmalarını ve disiplinlerini denetlemek yalnızca ve yalnızca
    bu otoritenin işidir. Dogmaları denetler(...)"

    Raynal
  • "Özgürlük mutlak yarardır, öyle ki (Rousseau: "Çünkü sadece nefsle yönetilmek köleliktir ve kişinin kendine koyduğu yasaya itaat etmesi özgürlüktür").Yasayı severiz çünkü hedefi herkesin iyiliğidir, özgürlüğü frenleyici değildir..."
  • "Ama savaş hep bir radikalleşme kaynağı olmuştur..."
  • "Devlet, yönetilenlerin rızasını kazanmalıdır; sadece başta değil, meşruluğun süregelen bir koşulu olarak. Kamuoyunun meşrulaştırma işlevinde yüzeye çıkmaya başlayan budur.."