• Dîvân-ı Kebîr onun gazel ve bir kaç da değişik şekildeki şiir ve rubailerini ihtiva eden bir diğer büyük eserdir. Ancak rubaileri ekseriyetle ayrı bir eser hâ­linde toplanmıştır. Gazellerinin çoğunun sonunda kendi adını veya mahlasını söyleyeceği yerde, şairlerin usulleri hilafına Şems, Şems-i Tebrîzî isimlerini mahlas olarak kullanmıştır. Bundan dolayı bu divana Dîvân-ı Şems veya Dîvân-ı Şems-i Tebrîzi adi verilmiştir. Çok geniş bir hacme sahip olduğundan Dîvânı Ke­bîr adı da verilen eser, yukarıda belirttiğimiz gibi şiirlerde Şems ve Şems-i Teb­rîzî mahlasları kullanıldığından Külliyât-ı Şems ve Külliyât-ı Şems-i Tebrîzî isim­leriyle de bilinmektedir.

    Mevlânâ şiirlerinde mahlas olarak sıkça kullandığı Şems ve Şems-i Tebrîzî isimlerinin yanında Hâmûş kelimesini de dikkat çekecek bir çoğunlukta kullan­mıştır. Dîvân’ın tamamının incelenmesi sonucunda, 932 gazelde Şems, Şems-i Tebrîzî, Şemsu’1-Hak, Şems-i Dîn gibi Şems’e işaret eden isim ve terkiplerin, 492 gazelde ise Hâmûş kelimesinin mahlas olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Bunlara nispetle az olmakla birlikte bazı gazellerde Selahaddîn-i Zerkûb ve Hüsameddîn Çelebi’nin isimleri de mahlas olarak geçmektedir.

    Selahaddîn adı­nın bulunduğu gazel sayısı 54 iken, Hüsameddîn isminin zikredildiği şiir sayısı ise 5’tir. Ancak Mevlânâ’nın şiirlerinde kullandığı bu mahlasların çoğu hitap ma­hiyetindedir. Mevlânâ’nın Şems ile olan ilgisinden haberi olmayan kimseler, Şems’in Farsça yazılmış gazelleri olduğunu, bu çok değerli beyitleri onun yazdı­ğını sanmışlardır. Hâlbuki Şems şair olarak tanınmamaktadır.
  • "Can can'a emanettir."