• ÜLKESİ İÇİN AYAKLANMIŞ YÜREKLER-
    Her sabah olduğu gibi Uğur erkenden kalkmış,sabah namazını kılmış ve oğlu Umut ile oynadıktan sonra evden çıkmıştı. Babasından yadiğâr, küçük olsada kendilerine yeten bir de bakkal dükkanları vardı. Bakkal dükkanlarına doğru giderken kafasında çocuğunun bugün doğum günü olduğunu ve buna rağmen daha bir hediye almadığını düşünüyordu. Bunlar aklından geçerken aile dostları da olan Komiser Yılmaz, arabanın kornasına basarak Uğur'u durdurdu. Ve devam etti:
    -Ooo Uğur. Nasılsın kardeşim?
    -İyiyim Yılmaz Komiserim. Sizi sormalı?
    -İyiyim bende Uğur. Sağolsın.
    -Bu arada dün seni aradım ama sanırım duymadın telefonu. Herhalde görevdeydin. Akşam Umut'un 7. doğum günü var. Gelin sizde. Hem Aligil de geliyor.
    Yılmaz Komiserin bu daveti kabul etmesinin ardından yollarına devam ettiler. Uğur bakkal dükkanına geldi. Yerleri süpürdü, ürünlerin tarihini kontrol etti. Kendini işine kaptırdı, dükkan müşteri ile dolup taştı. Havanın karardığını fark edince saatine baktı. Yandaki oyuncakçı dükkanı kapatmadan hızlı adımlarla oraya gitti. Oğlu Umut için eğiminde de kullanabileceği eğitici tarzda bir oyuncak alıp hızlı adımlarla henüz kapatmadığı bakkal dükkanına gitti. Daha sonra bakkal dükkanından meşrubatları alıp evinin yolunu tuttu. Eve geldiğinde ise daha kimsenin gelmediğini gördü. Kayınbabası salonda oturuyor; kayınvalidesi ve eşi Rüzgâr Hanım ise Umut'u akşam için hazırlıyorlardı. Rüzgâr Hanım görmeden ağzına bir kurabiye atıp kayınbabasının yanına geçti. Aralarında şu konuşma geçtikten sonra Uğur oradan ayrıldı.
    -Selamün aleyküm baba.
    -Aleyküm selam evladım. Hoşgelmişsin. İşlerin nasıldı?
    -Hoşbuldum babacım. İşler bugün her zamankinden daha iyiydi çok şükür.
    -Öyle mi evladım çok sevindim. Allah bundan geri koymasın.
    -Amin babacım. İzninle ben bir namazımı kılıp geleyim.
    Uğur namazını kıldıktan sonra tekrar salona geldi. Salona geldiğinde misafirlerinin gelmiş olduğunu gördü. Demin kalktığı koltağa geri oturdu ve kayınbabasıyla arkadaşlarının ülke hakkında olan konuşmasına dahil oldu. Bu konuşmalarda ise, ülkemizin diğer ülkeler tarafından kıskanıldığı ve onların nasıl bize gıpta ile bakıldığı konuşuluyordu. Tüm bu konular konuşulurken Yılmaz Komiser'in aniden telefonu çaldı. Yılmaz Komiser panik olsada etrafındakilere belli etmeden konuşmaya çalıştı. Telefon kapandıktan sonra ise Uğur ve eşi Rüzgâr Hanımdan özür dileyip göreve çağrıldığını ve acil olarak gitmasi gerektiğini söyledi. Merak ve telaş içinde bakan eşini sardı ve oğlunu bir daha göremeyecekmişçesine sarılıp öptü. Sanki ilerleyen saatlerde yaşanacak kötü olayları bilir gibi... Ev halkı ile vedalaşıp onlara baktı ve " Her şey güzel olacak!" dedi. Yılmaz Komiser gittikten sonra eşi Zeynep Hanım içindeki huzursuzluğu ve korkuyu dile getirip çocuklara bakma bahanesiyle dışarı çıktı. Asıl dışarı çıkmasının altındaki neden ise gözlerinin dolması ve onların yanında ağlamak istememesiydi. Geri geldiğinde ise Yılmaz Komiser'in giderken söylediği cümleye aklının takıldığını söyledi. Sahi neden giderken öyle demişti. Neden " Her şey güzel olacak!" demişti? Kesin bir şeyler biliyor ama söylemiyor diye geçirdi aklından. Pastanın kesileceğini haber vermek için tekrar çocukların yanına gitti. Mutlu ve gözleri ışıl ışıldı çocukların. İçerdekiler de dahil herkes Yılmaz Komiser'in ani gidişini düşünürken çocukların oynadıkları oyunu kimin kazanacağını düşünmesi nasıl bir şeydi? Bencillik mi yoksa umursamazlık mı? Hayır! İkisi de değildi. Çocuktu onlar çocuk. Tabii oynadıkları oyunu düşüneceklerdi üstelikte hiçbir şeyden de haberleri yoktu. Zeynep Hanım'ın aklından bunlar geçerken Uğur odaya gelmiş herkesi pastayı kesmek için salona çağırmıştı. Pastayı kestikten sonra herkes korkusunu belli etmemek için birşey olmamış gibi davrandılar. Bu çaba nafileydi ama... Akşam aniden görve çağrılan bir polis memuru ve göreve giderken söylediği o sözü kim unutabilirdi ki... Bu olanları kim normal karşılayabilirdi ki. Yine akıllarda korkunç senaryolar, yine kötü haberlerle dolu bir gece olacağını kim bilebilirdi ki... Ama hal böyle olunca ağızlarda bilinen tüm dua ve senaryolar. Herkes bunları düşünürken Ali'nin telefonu çaldı. Arayan İlayda Hanım idi.(Yani Ali'nin annesi.) "Haberleri açın oğlum haberleri!" diyordu endişeli ve korku dolu bir sesle. "Bazı kişiler ülkedeki bütünlüğünü ve huzurumuzu bozmak istiyorlar. Ama unuttukları bir şey var evladım. Bu millet ülkesi için canını bile verir. Hadi sizde çıkın sokağa!" dedi ve telefonu kapattı. Neler olup bittiğini anlamak adına televizyonu açtırdı Ali. Bir son dakika haberi adı altında savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı ve bu olayların terör alarmı mı yoksa darbe girişimi mi olduğu konuşuyordu. bu kötü haberlerin ardından gelen haber ise Genelkurmay ve MİT binasına yapılan hain saldırıydı. Bu olanlardan sonra, Ali'nin aklında sadece iki soru vardı. Birincisi Yılmaz Komiser bu saate kadar neden onları daha aramamıştı? Yoksa başına bir şey mi gelmişti? İkincisi ise ülkeyi,vatanı nerede savunacaklardı? Peki şimdi bunları düşünmenin zamanı mıydı? Bunları düşünmek elbette gerekiyordu ama şimdi değil. Şu an yapılması ve düşünülmesi gereken tek şey şanlı bayrağımızı alıp meydanlara,sokaklara,caddelere çıkmaktı. Tam televizyonu kapatacakken bir son dakika haberi daha. Atatürk Havaalanı'na askerlerin baskın yaptığı ve uçuşların iptal edildiği idi. Uçuşları iptal edilen yolcular, korkarak ve telaşlanarak etrafa bakıyor; ardından gelen patlama ve bomba sesleri içinde daha da korkuyorlardı. Tüm olanları öğrenen insanlar vatanı korumak amacıyla sokağa atıldılar. Tabii ki Uğur ve diğer kişilerde...Akıllarına merkezde olmasa da merkeze yakın olan bakkal dükkanına gitmek geldi. Hem orada insanlara su falan da vererek yardımcı olabilirlerdi. Yoldayken Zeynep Hanım'ın aklına eşini aramak geldi. Biraz korkarak biraz da umutlanarak aldı telefonu eline. Elinde duran telefondan aradı eşini. Aradı,aradı,aradı. Açan olmadı. Tam ümidini kaybetmişken telefonu çaldı. Arayan eşiydi.Belkide eşine bir şey olmuştu ve bunu haber vermek isteyen başka biride olabilirdi. Neden kötü düşüneyim diye geçirdi aklından ve telefondakinin Yılmaz Komiser olduğunu biliyormuş gibi açtı telefonunu.
    -Alo! Yılmaz!
    -Zeynebim. Güzel karım. Korkma ben iyiyim. Nasılsınız?
    -İyiyiz biz. Sen iyisin dimi yalan söylemiyorsun?
    -İyiyim canım. Çok vaktim yok. Telefona Ömer'imi de verde onunda bir sesini duyayım.Ne olacağı belli değil sonuçta. Hakkını helal et Zeynebim!..
    -O nasıl söz Yılmaz'ım hakkımız sana her zaman helal-i hoş olsun. Ama bunları konuşmanın sırası değil. Ömer'e veriyorum yine ara bizi...
    Zeynep Hanım telefonu tam Ömer'e verirken, Yılmaz Komiser'in telefonuna kurşun isabet etti. Eee hal böyle oluncada doğal olarak telefon kapandı. Ömer telefonu aldı; konuştu,konuştu,konuştu. Baktı ki ses yok, telefonu annesine verdi. Zeynep Hanım da telefonun kapandığını ve eşini arayacağını söyledi oğluna. Aradı ama telefon kapalıydı. İşte o anda içindeki korku heyelana dönüştü ve Zeynep Hanım'ın içindeki her şeyi alıp götürdü. Önce aklına eşinin vurduğu geldi, sonra ise gözünün önü karardı ve olduğu yere yılıp kaldı. Ömer korkup ağlamaya başladı. Ömer'i Umut sakinleştiriken; Rüzâr Hanım ise Zeynep Hanım ile ilgilendi. Çantasından su alıp ona içirdi. Yüzünü yıkadı. Bir süre sonra Zeynep Hanım kendine geldi. Ve yürümenin ona iyi geleceğini söyleyip yürümeye başladı. Yılmaz Komiser hayatında ilk defa korkmuştu böyle. Yanlış anlamayın sakın! Ölmekten değil, ailesinden haber alamamaktan korkmuştu. Yılmaz Komiser, Başkomiser'inin yanına gitti ve olanları anlatıp oğlunu aramak için telefonunu istedi. Başkomiser ise az kalsın vurulacakmışsın diye başlayıp sitem dolu bir konuşma yaptı. Sitemi ailesi ile konuşmasına değil, konuşurken dikkatli olmamasınaydı. Yılmaz Komiser susamıştı ve bir bakkal vardı ilerde. Bu bakkalı görünce aklına Uğur geldi,eşi geldi. Saate baktı. Gece yarısını geçmesine rağmen insanlar hâlâ sokaktaydı. Bakkala girdiğinde televizyonda bir haber vardı. Darbe yapmaya çalışan -ama yapamayan- askerler bir haber kanalını basıp, spikere yalan yanlış şeyler söyletiyordu. Verdiği paranın bile üstünü almayı unutan Yılmaz Komiser suyunu alıp dışarı çıktı. Tam suyunu açmış bir yudum alacakken şiddetli bir ses duydu. Bomba sesiydi bu. Evet bomba sesiydi. İleri baktı. Etraf kıpkırmızı olmuştu sadece bu da değil. Yerde parçalanmış vücutlar, ağır yaralı insanlar... Yanlarına doğru giderken arkadan bir ses geldi. "Kaldır ellerini havaya yoksa olacakları biliyorsun." Arkaya döndüğünde meslektaşı Adil'i gördü. Adil, Yılmaz Komiser'i önce bombayı patlatıp sonra ölen olmuş mu diye bakmaya gelen insanlardan sandı. Gayet normaldi. Çünkü, Yılmaz Komiser'in üzerinde üniforma yoktu. Acil olarak çıkınca sivil vatandaş sanılma ihtimali yüksekti. Yılmaz Komiser bunları yaşarken, Uğurgil çoktan bakkal dükkanına gelmişti. Hatta insanlara yiyecek bile dağıtıyorlardı.Ama kimsenin ne bir şey yemeye meceali vardı ne de bir şey içmeye... Söz konusu vatan olunca insanlar her şeyi unutuyorlardı. Gece böyle geçmiş, vakit çoktan öğlen olmuştu. Başbakan ve Cumhurbaşkanımız önderliğinde, kahraman Türk polisleri ve askerler tarafından savunulmayla ve tabii ki sivil vatandaşlarının da katkısıyla TÜRKİYE büyük bir felaketten kurtulmuştu. Aslında her şerde bir hayır vardır dedikleri burada anlam kazanıyor. Bu olaylar evet kötü şeylerdi. İnkar etmiyorum. Ama bir de şu pencereden bakalım.
    Hani amaçları ülkemizdeki huzuru ve bütünlüğü bozmak isteyen insanlar varya işte bu olay asıl onlara acı verirken aynı zamanda da bir şey öğretti. Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan her vatandaş (dil,din,ırk farketmeksizin) bu vatan için malını,mülkünü hatta canını bile verir. Ne demişler "MEVZUBAHİS OLAN VATAN İSE, GERİSİ TEFERRUATTIR".
    BİR DAHA YAŞAMAMAK ÜMİDİYLE...

    Gökçen Kız
  • Yazar: Osman Y.
    Hikaye Adı : Mavi Tişört
    Link: #31484470
    Müzik Parçası : Oblivion

    Astor Piazzolla–Oblivion
    https://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs

    MAVİ TİŞÖRT

    Merhaba abi afiyet olsun, seni ilk defa görüyorum burada. Oturabilir miyim masana? Sağolasın. Kokoreçler benden olsun, Adnan abinin kokoreçi bi tanedir kimsenin kokoreçine benzemez.

    -Adnan abi bana da bi yarım az acılı biliyorsun işte.
    -Tamam Fırat.

    Bugün biraz canım sıkılıyor da abi, kokoreç iyi geliyor biliyor musun böyle zamanlarda ondan erken geldim bugün. Şu üzerimdeki tişört var ya abi işte bunun yüzünden hep.

    -Al Fırat yarımını.
    -Eyvallah abi.

    Ne diyordum ha evet şu mavi tişörtüm. Bunu bugün çöpe atmam gerekiyor ama nasıl yapacağımı hiç bilmiyorum, biriyle konuşmaya çok ihtiyacım var sana anlatsam olur mu abi başını ağrıtmazsam.

    -…..

    Eyvallah abi itiraz etmediğine göre dinleyeceksin. Abi bundan yedi sene önceydi , bi kızla tanıştım ben. Nasıl güzel ama nasıl iyi görsen. Nasıl mı tanıştım? O zıkkım feysbuk yok mu oradan işte. Bu geldi buldu beni iyi mi , aslında kızlar pek eklemezdi beni şaşırdım. Sonra selam kelam yazdım cevapladı, öyle öyle konuşmaya başladık iyi mi? Görmek istiyorum inat ediyor, fotoğrafı da yok, buluşalım diyorum istemiyor iyi mi ? Tam altı ay dil döktüm abi, başkası olsa bu kadar uğraşır mıydı sen söyle , alem puşt olmuş afedersin, herkes bizim gibi iyi niyetli mi? Neyse ne diyordum altı ay evet, buluştuk abi ama nasıl güzel hayallerimden de güzel inanmazsın abi. Tamam dedim oldu bu iş. Ayrıldık evlerimize gittik, telefondan yazıyoruz artık biliyor musun abi kaynaştık ne sohbet ne muhabbet of ne biçim. Görüşmek istiyorum ben tabi ama kız inat etti yine iyi mi ? Dokuz ay daha inat etti abi ikinci görüşme için, abi süreye bak bu kadar zamanda bi çocuk dünyaya geliyor biliyorsun abi az zaman mı? Ama görüştük sonunda, bu daha da iyi geçti , tamam dedim artık aylarca beklemek neymiş , haftada bir görüşürüz, haftasonları var yani değil mi abi? Öğrenci o, ben de çalışıyorum işte abi. Okumaya gelmiş büyükşehire , Karadenizin küçük bir kasabasından abi, dereceyle kazanmış okulu , İngilizce falan desen o biçim. Ben liseyi zor bitirdim be abi anlıyor musun yani aslında olacak iş değil. Neylersin abi gönül laf dinlemiyor. Ne oldu dersin sonra peki ?

    -…..

    Anlatayım abi, bir daha göremedim onu ne olacak. Bir duydum ki yurt dışına gitmiş, okulun da yükseği varmış ya mastır diyorlar abi sen daha iyi bilirsin. Çok kafam bozuldu abi , ne yapsam bilemedim. Attım kendimi kızın memleketine, evini bulurum dedim hiç değilse yerini yurdunu görmüş olurum, bindim otobüse abi. Kafamdan neler geçiyor, evine gidip ortalığı ayağa mı kaldırsam diyorum, ulan sizin bu kızınız bana neler etti falan, anlıyor musun abi?

    Neyse gece bindim otobüse sabah vardım. Bi kahvaltı ettim az yürüdüm ama nasıl öfkeliyim. Bi parka oturdum bi cigara yaktım telefonla oynuyorum. Pat diye bi mesaj gelmesin mi bundan.. Özür diliyor benden, giderken haber veremedim diyor, olacak iş değildi bizimkisi biliyorsun diyor, falan filan diyor işte uzun uzun destan yazmış, sanki ne faydası varsa.. Oracıkta kendime geldim, lanet olsun dedim ya sana da sana gönül verene de. Vazgeçtim evini falan aramaktan, dolaştım biraz daha, güzel memleket ha deniz kenarıydı. Üzerimde de bu tişört vardı işte. Önceki iki görüşmemizde de üzerimdeydi, düşünsene abi iki senede iki kere görebildim yüzünü. İlk görüşmede giymiştim, beğendiğini söyleyince ikinci görüşmede de giyeyim dedim, bir de memleketine giderken işte , uğur gibi bi şey oldu abi anlıyor musun? Döndüm eve geldim abi, her şey bombok gidiyordu anlıyor musun? Unuttum ama bana sor nasıl ne kadar sürdü ah be abi..

    -……

    Neyse abi lafı uzatmayayım, unutana kadar her gün bu tişörtü giydim yazın tekten bunu, kışın içime işte. Soldu, yırtıldı kenarı köşesi görüyorsun baksana. Dört senedir falan çekmecede duruyordu. Geçen hafta rüyamda gördüm bu kızı, sanki nasıl diyeyim abi bir yerlerden çıkıp gelecek gibi hissettim. Aradım ama telefonu değişmiş, internette falan izi kalmamış, ara tara yok işte bir haber. Bir haftadır yine bu tişörtle geziyorum, sanki bir yerde karşıma çıkacak sokaklarda anlıyor musun abi garip bir his nasıl anlatayım.. Annem fark etti halimi tişörtü yeniden giymeye başlayınca, dün oturup konuştuk eski mevzular işte biliyor ne çektiğimi, dertleştik. Yemin verdirdi, oğlum gelmez dedi etme eyleme dedi, o tişörtü çöpe atacaksın dedi. Hakkımı helal etmem dedi, hatırlatıp duracak sana dedi. Hem kasım ayındayız öylece geziyorsun hasta olacaksın dedi. Bir kere de sözümü dinle dedi. Kıyamadım abi, haklı zaten kadıncağız. Gelmez biliyorum aslında, benimkisi züğürt tesellisi işte, rüya falan da hikaye gelmez tabi. İşte böyle abi tişörtü atmadan önce son bir kez giyip kokoreç yemeğe geleyim dedim. Hakkını helal et abi senin de kafanı şişirdim kendi dertlerimle.

    -…..

    Abi, abi nerdesin !? Abi ben ısmarlayacaktım kokoreçi. Ne ara kalktın görmedim ki hay aksi. Adnan abi benim masadaki abi nereye kayboldu, ben ödeyecektim söz verdim ayıp oldu.

    -Kim Fırat hangi abi?
    -Masamdaki işte, bir saattir konuşuyoruz görmedin mi?
    -Oğlum kimse yoktu senin masanda, sen kendi kendine konuşuyordun. Var bi tuhaflık bu çocukta dedim ama ses etmedim, ilk defa böyle gördüm seni ne bileyim iyi misin sahi sen ?

    -İyiyim abi iyiyim.. Adnan abi üzerime ayran dökülmüş, en sevdiğim tişörtüm kirlendi.
    -Üzüldüğün şeye bak, verirsin annene yıkar ne olacak ?
    -Yıkamaz abi yıkamaz, ben bunu atayım en iyisi, çok eskidi zaten…
  • Astor Piazzolla–Oblivion
    https://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs

    MAVİ TİŞÖRT

    Merhaba abi afiyet olsun, seni ilk defa görüyorum burada. Oturabilir miyim masana? Sağolasın. Kokoreçler benden olsun, Adnan abinin kokoreçi bi tanedir kimsenin kokoreçine benzemez.

    -Adnan abi bana da bi yarım az acılı biliyorsun işte.
    -Tamam Fırat.

    Bugün biraz canım sıkılıyor da abi, kokoreç iyi geliyor biliyor musun böyle zamanlarda ondan erken geldim bugün. Şu üzerimdeki tişört var ya abi işte bunun yüzünden hep.

    -Al Fırat yarımını.
    -Eyvallah abi.

    Ne diyordum ha evet şu mavi tişörtüm. Bunu bugün çöpe atmam gerekiyor ama nasıl yapacağımı hiç bilmiyorum, biriyle konuşmaya çok ihtiyacım var sana anlatsam olur mu abi başını ağrıtmazsam.

    -…..

    Eyvallah abi itiraz etmediğine göre dinleyeceksin. Abi bundan yedi sene önceydi , bi kızla tanıştım ben. Nasıl güzel ama nasıl iyi görsen. Nasıl mı tanıştım? O zıkkım feysbuk yok mu oradan işte. Bu geldi buldu beni iyi mi , aslında kızlar pek eklemezdi beni şaşırdım. Sonra selam kelam yazdım cevapladı, öyle öyle konuşmaya başladık iyi mi? Görmek istiyorum inat ediyor, fotoğrafı da yok, buluşalım diyorum istemiyor iyi mi ? Tam altı ay dil döktüm abi, başkası olsa bu kadar uğraşır mıydı sen söyle , alem puşt olmuş afedersin, herkes bizim gibi iyi niyetli mi? Neyse ne diyordum altı ay evet, buluştuk abi ama nasıl güzel hayallerimden de güzel inanmazsın abi. Tamam dedim oldu bu iş. Ayrıldık evlerimize gittik, telefondan yazıyoruz artık biliyor musun abi kaynaştık ne sohbet ne muhabbet of ne biçim. Görüşmek istiyorum ben tabi ama kız inat etti yine iyi mi ? Dokuz ay daha inat etti abi ikinci görüşme için, abi süreye bak bu kadar zamanda bi çocuk dünyaya geliyor biliyorsun abi az zaman mı? Ama görüştük sonunda, bu daha da iyi geçti , tamam dedim artık aylarca beklemek neymiş , haftada bir görüşürüz, haftasonları var yani değil mi abi? Öğrenci o, ben de çalışıyorum işte abi. Okumaya gelmiş büyükşehire , Karadenizin küçük bir kasabasından abi, dereceyle kazanmış okulu , İngilizce falan desen o biçim. Ben liseyi zor bitirdim be abi anlıyor musun yani aslında olacak iş değil. Neylersin abi gönül laf dinlemiyor. Ne oldu dersin sonra peki ?

    -…..

    Anlatayım abi, bir daha göremedim onu ne olacak. Bir duydum ki yurt dışına gitmiş, okulun da yükseği varmış ya mastır diyorlar abi sen daha iyi bilirsin. Çok kafam bozuldu abi , ne yapsam bilemedim. Attım kendimi kızın memleketine, evini bulurum dedim hiç değilse yerini yurdunu görmüş olurum, bindim otobüse abi. Kafamdan neler geçiyor, evine gidip ortalığı ayağa mı kaldırsam diyorum, ulan sizin bu kızınız bana neler etti falan, anlıyor musun abi?

    Neyse gece bindim otobüse sabah vardım. Bi kahvaltı ettim az yürüdüm ama nasıl öfkeliyim. Bi parka oturdum bi cigara yaktım telefonla oynuyorum. Pat diye bi mesaj gelmesin mi bundan.. Özür diliyor benden, giderken haber veremedim diyor, olacak iş değildi bizimkisi biliyorsun diyor, falan filan diyor işte uzun uzun destan yazmış, sanki ne faydası varsa.. Oracıkta kendime geldim, lanet olsun dedim ya sana da sana gönül verene de. Vazgeçtim evini falan aramaktan, dolaştım biraz daha, güzel memleket ha deniz kenarıydı. Üzerimde de bu tişört vardı işte. Önceki iki görüşmemizde de üzerimdeydi, düşünsene abi iki senede iki kere görebildim yüzünü. İlk görüşmede giymiştim, beğendiğini söyleyince ikinci görüşmede de giyeyim dedim, bir de memleketine giderken işte , uğur gibi bi şey oldu abi anlıyor musun? Döndüm eve geldim abi, her şey bombok gidiyordu anlıyor musun? Unuttum ama bana sor nasıl ne kadar sürdü ah be abi..

    -……

    Neyse abi lafı uzatmayayım, unutana kadar her gün bu tişörtü giydim yazın tekten bunu, kışın içime işte. Soldu, yırtıldı kenarı köşesi görüyorsun baksana. Dört senedir falan çekmecede duruyordu. Geçen hafta rüyamda gördüm bu kızı, sanki nasıl diyeyim abi bir yerlerden çıkıp gelecek gibi hissettim. Aradım ama telefonu değişmiş, internette falan izi kalmamış, ara tara yok işte bir haber. Bir haftadır yine bu tişörtle geziyorum, sanki bir yerde karşıma çıkacak sokaklarda anlıyor musun abi garip bir his nasıl anlatayım.. Annem fark etti halimi tişörtü yeniden giymeye başlayınca, dün oturup konuştuk eski mevzular işte biliyor ne çektiğimi, dertleştik. Yemin verdirdi, oğlum gelmez dedi etme eyleme dedi, o tişörtü çöpe atacaksın dedi. Hakkımı helal etmem dedi, hatırlatıp duracak sana dedi. Hem kasım ayındayız öylece geziyorsun hasta olacaksın dedi. Bir kere de sözümü dinle dedi. Kıyamadım abi, haklı zaten kadıncağız. Gelmez biliyorum aslında, benimkisi züğürt tesellisi işte, rüya falan da hikaye gelmez tabi. İşte böyle abi tişörtü atmadan önce son bir kez giyip kokoreç yemeğe geleyim dedim. Hakkını helal et abi senin de kafanı şişirdim kendi dertlerimle.

    -…..

    Abi, abi nerdesin !? Abi ben ısmarlayacaktım kokoreçi. Ne ara kalktın görmedim ki hay aksi. Adnan abi benim masadaki abi nereye kayboldu, ben ödeyecektim söz verdim ayıp oldu.

    -Kim Fırat hangi abi?
    -Masamdaki işte, bir saattir konuşuyoruz görmedin mi?
    -Oğlum kimse yoktu senin masanda, sen kendi kendine konuşuyordun. Var bi tuhaflık bu çocukta dedim ama ses etmedim, ilk defa böyle gördüm seni ne bileyim iyi misin sahi sen ?

    -İyiyim abi iyiyim.. Adnan abi üzerime ayran dökülmüş, en sevdiğim tişörtüm kirlendi.
    -Üzüldüğün şeye bak, verirsin annene yıkar ne olacak ?
    -Yıkamaz abi yıkamaz, ben bunu atayım en iyisi, çok eskidi zaten…
  • Selam verdim.
    Badem ağacı: "Selam ay kadar güzel yüzüne, canım. Toprak üstüne hoş geldin. Yer altından ne haber?"
  • Hani halının üzerine bir koltuk koyarsın, yıllar sonra o koltuğu kaldırdığında bir daha düzelmeyecek olan bir çukur kalır ya halıda. Ben o koltuktum onun hayatında. Kalkıp gittim ve onu yüreğindeki çukurla bıraktım.


    -- selam canim ben de halıyım.--