• Roquentin
    Roquentin Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri'ni inceledi.
    535 syf.
    ·27 günde·Beğendi·10/10
    Üniversitede her dönem zorunlu felsefe derslerimiz vardı zaten ilgim de olduğu için keyifle geçerdi dersler ama bu kitabı bilmiyor olmak beni gerçekten üzdü ve kesinlikle büyük bir eksiklik hissettim.
    Yıllar sonra bu açığı kapatmış olmak bir nebze rahatlatıyor.

    Kitap Tayfun ‘un paylaşımlarından dikkatimi çekti -adam kitabı olduğu gibi yazmaya başlayınca-, baktım çok güzel alıntılar paylaşıyor, sonrasında işleri kendisini taciz etme boyutuna kadar getirerek kitabı kendime aldırmayı başardım. Karşılığında gül gibi Huzursuzluğun Kitabı’nı da verdim ama olsun:)

    Kitapla ilgili söylemek konuşmak istediğim çok şey var, resmen bir ayımı keyifle, bir dolu bilgiyle, sanatla geçirmeme neden oldu, bu anlamda çok mutluyum.
    Tayfun ‘un kitaba dair yazdığı inceleme yarı akademik ve daha düzenli olduğu için aradaki dedikodu ve enstantaneleri yazmayı kendime daha uygun buldum, bu hem kendime not hem de okuma yaparken beslenecek kaynakları da görmek için güzel bir fırsat diye düşündüm. Kitap içinde bazı alıntılar yapmak da istedim ama yine Tayfun bütün kitabı yazdığı için onun alıntılarını kullanacağım, kendimce adamdan habersiz grup çalışması yaptım.
    Esinlerimle…

    Oldum olası büyük insanların “büyük olma” hikayeleri beni çok etkiler, hayatlarına dair özel bilgileri bilmek hem ortamlarda bilge cakası satmama hem de okuduğum, izlediğim gördüğüm ne varsa onu daha da benimsememe sebep oluyor. Şimdi sevgili Laertios’un bu kitabı “felsefesever bir hanıma” –yani bana- yazarak kendimi dahil edip daldım olaya. :) Kitap o kadar keyifli ki, bu felsefe kitabından asla sıkılmaz insan –cahiller hariç-. Ayrıca MÖ yaşamış insanların spoilerı olmaz, felsefe severler bu kitapla ilgili yazımı okuyup daha keyfine varmak isterse kitabı alır, gözünde büyütenler yine yazımı okuyup keyfini alır ona da yeter.:)

    84 Filozofun yaşamları ve öğretilerini muazzam bir çalışma ile -ki bu zamana kadar gelmiş en kapsamlı araştırma da buymuş- bize getiren Diogenes Laertios burdan sana selam olsun, kral adamsın.

    Kitapta beni çeken öğretilerinden ziyade filozofların yaşamları elbette, öğretileri okulda öğrendik yeter. Mesela Efes’e gittiğim zaman orda Herakleitos’ların Sokrates’lerin ortamına dair izler bulduğumda çok sevinirdim, kendimce ortamlar oluşturur, yolda Aristo’ya takılır, Pisagor’a kafa tutardım. Şimdi gerçek yüzlerini gördüm, sandığımdan daha eğlenceli bir ortam varmış.
    Ayrıca 84 tane filozof var maalesef her birine gerekli değeri verememiş olabilirim, şimdiden ismini geçiremediklerimden özür diliyor, başlıyorum.

    1. KİTAP
    Felsefenin iki başlangıcı varmış birini Anaksimandros diğerini de Pythagoras başlatmış, ama Anaksimandros Thales’in öğrencisi olduğuna göre aslında bizim Su bükücü Thales’in başlatmış olması gerekmez miydi eyyy Laertios!
    Neyse ilk kitapta hakikatin kaynağını arayan 11 adet filozofumuz var. Kendi popülist listemi yaptığım için hepsinin ismini geçiremeyeceğim.

    Bilgelerin bilgesi, idolüm; Thales, kendisi zamanının saygı gören, büyük gösterilen 7 bilgesinden biri sayılırmış.
    Thales’e neden çocuk sahibi olmuyorsun diyorlar, reis diyor ki “Çocukları çok sevdiğim için”. Buradaki inceyi anlayıp düzgün üreselerdi ama neyse.:)
    Anası evlen artık oğul vaktidir diye darlıyormuş, o da daha zamanı değil daha okuyup iş bulacam, askerlik, kpss falan derken kaçınıyormuş, yaşı ilerledikten sonra anne yine sıkıştırınca demiş “Anam, artık zamanı değildir”. Böyle güzel kafa görmedim.

    Evrenin, doğanın üzerine konuşan ilk kişinin 7 bilgelerden gökbilimci Thales olduğu söylenir hatta ruhun ölümsüz olduğunu da ilk o söylemiş. Yetinmemiş her şeyin başlangıcı sudur demiş ve taa şimdi bile kullandığımız yılı 365 güne bölmeyi, yıl içindeki mevsimleri de o bulmuş.
    Sana çok şey borçluyuz Thales, esinlerle, sevgilerle…
    Thales’e sorarlar sence kim mutludur? diye;
    “Bedence sağlıklı, ruhça becerikli, yaratılışça eğitimli olan” demiş. “Kendini tanı!”

    Bir sonraki adamım Solon.
    Köleliğin kaldırılmasını isteyen, hacizleri kaldıran Solon, sağlam yasalar koymuş, az biraz gereksiz savaşçı ama gerek Homeros koruyuculuğu gerek demokrasi, eşitlik ve adalete olan inancı, sosyal devlet çalışmaları takdire şayan.
    Haksızlığa uğramayanın da uğrayan kadar sesinin çıkması gerektiğine inanan sevgili Solon; SENCİYİZ. Tanrı ve yasaların halk iyi yönetiliyorsa bir anlamı olduğunu söylediğin için sana madalyamı takıyor, 80 yaşına kadar yaşamak isteğini gerçekleştirdiğin için de seviniyorum.

    Sıradaki reis: Khilon.
    Cinsiyetçi bir iki söyleminin dışında o da çok tatliş. Diyor ki; "Kefil ol, al başına belayı."

    Yumruk dövüşünde birinci olan oğluna sevinirken kalbi dayanmamış da ölmüş. Geride şu güzel öğütleri bırakmış.
    “Dostlarının mutsuzluğunda, mutluluğunda olduğundan daha hızlı koş!”
    “Dilin aklının önünde koşmasın.”

    Pittakos; nasıl bir yüce gönüllülük bu. Oğlunu öldüreni yanına getirdiklerinde "Bağışlamak öç almaktan iyidir" diyerek onu serbest bırakmış. Doğaya, varlığa, insanlığa saygın bir reismiş. Zorluklar çıkmadan önlem almaya akıl işi diyor taaa MÖ 640'larda, şimdikilere gel de anlat.
    Şu öğüdü de direkt bana vermiş gibi;
    “ Yapmayı düşündüğün şeyi önceden söyleme; çünkü başaramazsan, gülünç olursun.”

    Dava yürütürken yüreği daha fazla dayanamayan Bias var bir de; savunduğu davayı kazanınca ölmüş. İnsanlar için en tatlı şey nedir demişler o da “umut” demiş, daha iyi bir cevap olamazdı be Bias.

    Periandros denilen ruh hastasını anmak istemiyorum da bu kadar vahşi, beyinsiz bir adamın bilge olarak anılmasını anlamadığım için yazdım; şiddet düşkünü, ahlaksız, katil, ruh hastası.

    2. KİTAP
    Ya bu ikinci kitap efsane, kimler kimler yok ki; İyon Felsefesi’nin kurucusu Thales’in öğrencisi, ana ilkeyi sonsuzluk olarak belirleyen; Anaksimandros, hava ve sonsuzluk diyen Anaksimenes, maddeye us bağlayan Anaksagoras, oluşu sıcak ve soğuğa bağlayan Arkhelaos, Yalınayak Sokrates, onun öğrencisi Ksenophon, mizahı bulan, atar gider reis; ARİSTİPPOS ve diğerleri…

    Sokrates;
    Yaşam hakkında konuşan ve filozoflar içinde ölüme mahkum edilerek ölen ilk filozoftur. Bu kadar bilinmesine hakkında onlarca kitap yazılıp üstüne konuşulmasına rağmen bir tane bile kitabı olmaması üzücü, ama biz onu sokak sokak gezip herkese sorular sorması ve insanların aklına bir ışık yakarak düşünmeye çalıştırmasıyla tanırız. Tabii bu uğurda nice tartışmalar yaşıyor, bir araba yumruk yiyor, saçı başı yolunuyor hatta çoğu zaman alaya alınıyormuş ama o sabırla dayanıyor, yoluna devam ediyormuş. Amacı insanları düşünmekten vazgeçirmek değil , doğruyu bulup ortaya çıkarmak. Sağlam ruhlu ve halk yanlısı bir insanmış, cağnım Sokrates.

    Sokrates’in en önemli özelliği sade yaşam biçimiyle övünmesi ve ders verdiklerinden para almamasıymış. Buna dikkat, burası çokomelli, öğrencilerine örnek olması gereken bir davranış. İnsanın bilmediği bir şeyi öğrenmesinin doğal olduğunu söylemiş, yaşlılığında da lir çalmayı öğrenmiş bu da bizi o meşhur sözüne götürüyor: “ Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”

    Sokrates’in eşinden yana muzdarip olduğunu bir çok hikayeden biliriz, Sokrataes’e sormuşlar; Evlenmeli mi evlenmemeli mi, diye, “Hangisini yaparsan, yap pişman olacaksın” demiş:)
    Karısı “Haksız yere ölüyorsun” demesi üzerine, “Haklı yere mi öldürülmemi isterdin?” demiş reis.

    Bir de Yiğit Özgür’ün çizdiği bir karikatürü koyayım, bayılıyorum. :)
    https://hizliresim.com/3c8xCt

    Roquentin’den buraya kadar okuyanlar için de dev hizmet. Ülkemizin büyük tiyatro sanatçısı, Nazım’dan sorumlu sanat bakanımız; Genco Erkal, korona sebebiyle evde kalan tiyatro severlere geçmişte oynadığı oyunlarının bazılarını youtube’a koydu, bunların arasında konumuza ilişkin enfes performansıyla “Yalınayak Sokrates”i de var, mükemmel bir oyun, hele bu kitabı da okuduktan sonra cila gibi geldi. İzleyiniz.
    https://www.youtube.com/...y72G0ITiUc&t=10s

    Bütün insanların en bilgesi Sokrates’i dinsizlik ve gençlerin ahlakını bozmaktan ölüme mahkum etmişler, kendisi beş drakhme ödeyip yaptığı hizmetlerden kendisine maaş bağlamalarını da talep edince resmen uyuz oldukları, kendisine cevap yetiştiremedikleri için baldıran zehri ile ölmesine karar vermişler. Yalnız unutulmasın “fikirlere zehir işlemez” sevgili Atinalılar. O oy veren zavallıları hatırlamıyoruz ama MÖ 399’da öldürdüğünüz Sokrates’i çok iyi tanıyoruz.

    Veeeee gelelim adamım Aristippos’a
    Adam dünyaya laf sokmak ve felsefeyle geçinmek için gelmiş, Sokrates'in öğrencisi olması dışında o konuda bir sorun yok tabii, daha önce demiştim Sokrates’in önemli öğretisi bu işi para karşılığında yapmamak. Sokratesçiler arasında para alan ve hocasına da para yollayan ilk sofistmiş. Sokrates de itiraz ediyor “Bu kadar para nerden ? diye, “Sen şu birazcık parayı nerden elde ettinse ordan.”:)

    Yerine, zamanına, adamına göre davranmayı bilir, her durumda ustaca rol yaparmış. Kitapta ona dair bölümlerin hepsi şahane, şöyle Krene Antik Kenti’nde oturup birkaç kişi bu bölümleri okuyup makara yapmayı çok isterdim. Hatta keşke günümüze kalmış olsa bu kitabın en çok kullanılan kaynakçalarından biri olan Aristipposcuğumun yazdığı “Eskilerin Ahlak Dışı Yaşayışları” kitabını okuyup gıybetin dibine vursak, kampını bile yaparım. :)

    Bir gün Dionysios yanında üç hetairadan (üst sınıf hayat kadını) birini seçmesini istemiş, bizimki üçünü de alıp götürürken demiş ki “birini seçmek Paris’e bile yaramadı ( Çok sağlam İlyada esprisi be:) )

    O kadar rahat ki başta hocası Sokrates olmak üzere büyük filozoflar, Platon, Dionysios'a laf sokup dalga geçmeden geri durmamış. Hiçbir laf sokma fırsatını pas geçmemiş, lafı yoksa da milletin suratına tükürerek, tükürecek başka yer bulamadım demiş, tam bir çakal pislik.

    Dionysios ona neden filozoflar zenginlerin kapısına geliyor da, zenginler filozofların kapısına hiç gitmiyor, demiş, "Çünkü filozoflar kendilerinde neyin olmadığını bilirler, öbürleri ise bilmez" diye yapıştırmış cevabı:)

    Kitapta en sevdiğim hikaye Aristippos’un denizin ortasında fırtınaya yakalandığı bölüm. Laf sokma ustası taşı gediğine koyuyor, adam daha napsın.

    Denizde Korinthos'a giderken fırtınaya yakalanınca korkudan allak bullak olmuş. Adamın biri, "Biz sıradan insanlar korkmuyoruz, ama siz filozoflar korku içerisindesiniz" demiş tabii ne bilsin karşısındaki Aristippos, "Evet, çünkü tehlikeye attığımız canlar aynı değil" demiş. Sana madalyamızı takıyor, beş drakhme etmez canımızı da alıp gidiyoruz Aristippos.
    O kadar güzel daha onlarca hikayesi var ki, merak eden kitabı okusun :)
    Anaa dur Platon’a laf çakmasını da anlatıp bitireyim. Bu arada en çok uğraştığı adam Dionysios, o da zengin bizimki fakir ama akıllı olduğu için çekiyorlar sanırım yoksa bu manyak çok yaşamazdı Neyse Dionysios’tan o para Platon kitap alırmış, ona bunu söyleyip çatana “benim paraya, Platon’un ise kitaba gereksinmesi var” diyerek Platon’a da zekasız muamelesi yapmış, lafını sokup çekilmiş.:)
    Adamımsın Aristippos!

    3.KİTAP
    Tek adam Platon;
    Sırada hepimizin bildiği, gerek ideal devlet düzeninden gerek Sokrates’in bir numaralı öğrencisi olmasına gerek hocasının savunmasını yazdığı kitabına kadar günümüze gelen az sayıda filozoftan biri Platon. Ama gerçekte onu iyi biliyor muyuz? Üzgünüm ama hayır. İşte gerçekler…

    Büyük bir dedikodu ile başlamak isterim, bu bizim Platon’un Devlet kitabı “İNTİHAL”miş.
    Vallahi farklı birçok kişinin söylediğine göre Protogoras'ın İtirazlar kitabını olduğu gibi araklamış.

    Hele bir özelliği var, kendi fikirlerini başta hocası Sokrates'in lafıymış gibi millete satmış, sallamış. Sokrates’in Savunması’nda da belli ki söylemediği bir çok şeyi söyletmiş adama.

    Ama boş adam değil tabii, çocukluğundan itibaren Dionysios’un elinde büyümüş, okuma yazmayı da ondan öğrenmiş, genç yaşta Sokrates’in öğrencisi olmuş, fikirler elbette şekillenecek.

    Tabii kral filozoftur, affedilir. Çünkü evrende bulunan her şeye dair fikirleri felsefenin temelini oluşturuyor. Ruhtan bedene, yönetimden sanata, müzikten bilgiye, hekimlikten yasalara erdemden soyluluğa güzellikten iyiliğe, toplumdan mutluluğa...

    İkinci bir dedikodum da Platon da gay imiş. Hatta o kadar çok sevgili isimleri var ki, saymak zor, bir çoğuna da yazdığı şiirler pek tatlı.
    Arkandayız Platon! Mesela şu Dion’a yazdığı;
    “Yıldızlara bakıyorsun, sevgili Yıldız’ım;
    Keşke gök olsam da, sana binlerce gözle baksam.”
    Enfes değil mi?

    Evrenin ilkelerini anlamak isteyenlere ilkin ideaları eşitlik, birlik, çokluk, büyüklük, duruş ve hareket olarak ayırt etmelerini; ikinci olarak kendi başına güzel, iyi, doğru ve bunun gibi kavramları ele almalarını son olarak da bilgi, büyüklük ve efendilik gibi idealardan hangilerinin birbiriyle ilişkili olduklarını anlamaları gerektiğini söyler. Kitapta Platon ile ilgili yüklüce bilgi var, okumak gerek.

    Şu karikatürle uğurlayalım.
    https://hizliresim.com/0j6mqQ

    4.KİTAP
    Platon'dan sonra Atina'da durumlar değişiyor, onun yeğeni Speusippos bayrağı devralıyor Akademeia'dan sağlam filozoflar çıkıyor; güvenin tek adresi demir irade Ksenokrates, Aristippos'umun mirasçısı, çoklu ilişkili; Polemon, onun sevgilisi Krates, Polemon'a platonik Krantor. Hele bir Arkesilaos var, Platon'u daha da ileriye götüren, laf sokmada usta reis. Tabii o dönemlerde hem hayat kadınlarıyla hem de öğrencilerle ilişkiler filozoflara has mıdır nedir, şıpsevdi bir filozofmuş kendisi.

    Bion da çok kafa. Kendisini soysuz diye ezdirmemiş azim ve sağlam yükselişini göğsünü gere gere anlatmakla kalmamış, dalga geçmediği hiçbir konu, çatmadık kimse bırakmamış. Yalnız evlat edindiklerini istismar eden bir arsızmış o ayrı. Tanrıya inanmıyor diye bakmamışlar da ölmüş.
    Diyor ki eli sıkı bir zengine, "Bu servet edinmemiş, servet bunu edinmiş" :)

    5.KİTAP
    Sokrates’in en önemli öğrencisi Platon’un, en önemli öğrencisi Aristotales ile başlıyor, onun öğrencisi Theophratos, onun da öğrencisi narin Straton, ondan sonra okulun başına geçen tatlı Lykon, bol bol heykeli dikilen Demetrios ve Karadeniz’in zengin çocuğu Herakleides.

    Aristotales; Sokrates'in açtığı yolda Platon'un eklediği taşlarla felsefeyi iyi işlemiş. Aristo'nun insandan doğaya, politikadan sanata, eğitime ruha yani akla gelebilecek her konuda kitabı varmış hepsi toplam 445.270 satır ediyor, çalışkanlığa bak.
    Tabi acaip karakter özellikleri Aristo'yu pas geçer mi, geçmemiş. Mesela sıcak zeytinyağında banyo yapmayı çok seviyormuş sonrasında da bu yağı satıyormuş (biraz pislik galiba).

    Aristo anladığım kadarıyla vasiyet mevzusuna yeni bir soluk getirmiş. Vasiyetinde sağken yapmak isteyip yapamadığı ne varsa millete buyuruyor deli mi ne! Kızının kimle ne şartlarda evlenmesi gerektiğinden başlarına bir şey geldiğinde ne yapacaklarına… Normalde efendi ölünce köle azat olur, vasiyette ettirmiyor, iş buyuruyor, hatta anasına yapılmasını istediği anıt var koordinatlarıyla birlikte tarif ediyor daha neler neler…

    Tabii büyük bir zat kendisi biliyorsunuz İskender'in de akıl hocalığını yapıyor, iddialara göre İskender'le haşna fişna oluyor ama sonra gözden düşüyor, İskender onu Anaksimenes ve Ksenokrates'le kıskandırmış, acaip acaip ilişkiler.
    Dedikodunun kralı yine Aristipposcuğumun “Eskilerin Ahlak Dışı Yaşayışı Üzerine “ kitabından; Aristo, Atarneus tiranı Hermias’ın sevgilisi oluyor sonra da Hermias’ın bir cariyesine vuruluyor, kadınla evleniyor bir de bu kadın için kurban kesiyor olay çıkacak gibi oluyor galiba bu da Makedonya’ya gidip İskender’in hocası oluyor.

    Tabii uzun verimli yıllar, kendisinden önceki filozoflardan beslenmesi, onu yine zirvede tutmaya yeter. Yanında uzun saatler çene çalıp sonra 'başını şişirmedim ya' diyen gevezeye 'yok canım, zaten seni dinlemiyordum ki' demiş:)

    Okumalarım tam da denk geldi:)
    Umberto Arte ile Sanat kitabını da bir yandan götürüyordum, ne göreyim; Raffaello’nun “Atina Okulu” tablosu
    Hazır Aristo 'yu bitirmişken Roquentin’den dev bir hizmet daha.
    https://hizliresim.com/BAl2yG

    "Atina Okulu" eseri, muazzam bir çalışma kimler kimler yok ki.
    Sokrates’ten Platon’a Aristotales’ten Diyojen’e Pisagor’a Heraklitos’a kadar yok yok.

    Daha ayrıntılı bilgi almak isteyene, şu linki bırakayım,
    https://dusunbil.com/...-arkasindaki-hikaye/

    Orjinalini görmek isteyene de Vatikan Müzesi’ndeki Raphael’in odasını gezme keyfisi.
    http://www.museivaticani.va/...o/tour-virtuale.html

    Theoprastos;
    Şampiyonlar gibi hocaları var, o da Aristotales Khalkis’e gidince okulun başına geçmiş. Atinalıların içinde öylesine saygın bir insanmış ki derslerini iki bine yakın kişi izliyor, üstün zekasıyla her fikrini rahatça dile getiriyor hatta kıskananlar kendisini dinsizlikle suçlayıp mahkemeye verdiğinde az daha kendileri mahkum oluyormuş.

    Aristo’dan sonra ciddi bir vasiyet geleneği var, millet yapacağı tüm işleri resmen vasiyete bırakıyor. Öğrencileri son bir isteğini sorduklarında hiçbir isteğim yok diyor ama şunu da ekliyor;
    “Yaşamdaki sevinçlerin çoğu şan olsun diye solup gidiyor. Çünkü biz yaşamaya başladığımız gün ölüyoruz. Demek ki adını duyurma merakı kadar yararsız bir şey yok. Haydi size uğurlar olsun, ya bilimi bırakın – çünkü çok yorucu- ya da gereğince ilgilenin: çünkü şanı çok büyük.“

    Tabii bu kadar laf atıyor ama o da vasiyetinde Aristotales’in heykelinin dikilmesini başkalarından istemiş ( kendin niye yapmıyorsun be adam) bir de tüm malını mülkünü felsefe yapmak isteyenlere bırakmış. Helal!
    Bu ölürken bile köleleri yönetme işini çok düşündüm de bu kitabı okurken. Onlar o kadar hak, adalet, eşitlik gibi birçok fikri düşünüp felsefeyle ilgilendiklerinde bile insanlar arasındaki eşitliğe inanmıyorlar mıydı yani, nasıl düşünmemişler. İlginç.

    Herakleides
    Bu da ayrı manyak filozoflarımızdan biri. Öldükten sonra efsane olarak kalmayı kafasına koymuş, tabutuna yılan koyulmasını istemiş, tabut hareket edince insanların onun tanrılara ulaştığını sanacağını düşünmüş. Bir de kıtlıktan kırılan Herakleialılar’a bundan kurtulmanın çaresi olarak, kendisi öldükten sonra onu kahraman ilan ederlerse bu beladan kurtulacaklarını söyletmesi için parayla rahip tutmuş. Tam bir ruh hastası.

    6.KİTAP
    Kyniklerin mekanı
    Bu kitapta Sinop'tan bir güneş doğuyor.
    Sokrates’in öğrencisi Antiathenes, Diogenes’in öğrencisi deli Monimos, bir diğer öğrencisi sağlam reis Krates, koskoca 84 kişilik filozoflar kitabının tek KADIN filozofu Hipparkhia, osuruklu Metrokles, bir diğer meczup Menippos ve son olarak şarlatan Menedamos.

    Aristhenes; de bir manyak. Atinalılarda kendi memleketlilerinden olmayanlara karşı bir küçümseme durumu varmış, bizimki Atinalı ama safkan(!) olmadığı için çeşitli kınamalara, küçümsemelere maruz kaldığı için onlardan önce davranıp onları sümüklüböcek ve çekirgeden daha az soylu olmakla itham ediyormuş. Sırf Sokrates’i dinlemek için her gün dağ tepe aşar, kendi öğrencilerini de peşine takarmış. Ne istediniz be adamdan.

    Kendisi Kynik okulunun kurucularından, çıldırmayı bile hazza yeğleyen, laf sokma yarışında Aristippos’a yaklaşan bir reis, sırf Platon’a laf sokucam diye adamı hasta yatağında ziyaret edip kustuğu tasa bakmış; “burda safra görüyorum ama hiç çalım yok” demiş. İnsanlar bunu övmeye çalışınca bile laf sokmaya çalışıyor. Seni çok beğeniyorlar diyor adam, “niye kötü bir şey mi yapmışım” diyor. Atinalılara eşekleri meclis kararıyla at yapmalarını önermiş; onlar bu öneriyi anlamsız bulunca, "Ama aranızda hiçbir şeyden anlamadıkları halde, sırf oylamayla komutan oluyorlar," demiş. Manyak!

    Veeeeeeee kral Diogenes.
    Karadeniz’in asi çocuğu, ülkemizin kuzeyinin orantısız zekası, bilginin efendisi, laf sokma piri, taşı gediğine yerleştirmede bir dünya markası: DİYOJEN

    Sinoplu dostumuzun hayat serüveni banker babasının sahte para basması sonrası yakalanıp bunların da sürgün edilmesi ile başlıyor. Peki bu durum Diyojen için bir eziklik meselesi olabilir mi, asla ve kat’a.

    Deli deliyi görünce sopasını saklarmış atasözü Diyojen’in Antisthenes’in öğrencisi olma hikayesi sonrası yazılmış olabilir. Diyojen ısrarla kendisini öğrencisi yapıyor. Ve basit yaşamı başlıyor, kendini zorluklarla mücadeleye kızgın kumlara atıp karlı heykelleri kucaklayarak alıştırmaya çalışıyormuş. Sonrasında bir fıçıda yaşadığını da biliyoruz.

    Diyojen reisin küçümsemediği çok az insan var, çalım satan Platon’u dinlemek zaman kaybı, Eukliedes’in okulu safra, yarışmalar da ancak aptallar için yapılırdı gibi açıklamaları var.

    Bir gün ciddi bir konudan söz ederken kimse dinlemek için yanaşmayınca, kuş gibi ötmeye başlamış. İnsanlar çevresine toplanmaya başlayınca da, “maskaralık oldu mu güzelce gelirsiniz, ciddi konu olunca ne umursamasınız” diye milleti kınamış, tükürmüş gitmiş.

    Diyojen’in önemli bir hikayesi de sürgün olduğu için özgür değil, bunu köle pazarında satışa çıkarıyorlar. Elinden ne iş gelir diye soruyorlar satıcılar; “insanları yönetmek” diyor. Kendisini satan adama diyor ki “sor bakalım efendi satın almak isteyen var mı?” Haha özgüvene bak!

    Şanslı olacak ki Kseniades onu satın alıyor ve hayatı boyu destek oluyor, çocuklarını yetiştirtiyor ve çocukları da ona sahip çıkıyor.

    Diyojen bu, rahat davranışları yüzünden çok dayak yemiş, yeri gelmiş dayak da atmış. Bu hır gürden kalma, kendisine köpek deniliyormuş, o da bu lakabı benimsemeye başlamış. Bir şölende bunla dalga geçmek için önüne kemik atmışlar o da bunlara cevaben çıkmış kemiklerin üstüne işemiş.
    Hatta bir gün İskender’le karşılaşıyor, İkender diyor ki “ben büyük kral İskender”, “ben de köpek” diyor Diyojen, kral niye sana öyle diyorlar diyince o da “bana bir şey verene kuyruk sallıyorum, vermeyene havlıyorum, kötüleri de ısırıyorum ondan” demiş.

    İskender ile karşılaşmalar bitmiyor tabi, en meşhuru bizimki bir gün güneşleniyor, İskender başına dikilmiş, “dile benden ne dilersen” demiş. Diyojen’in cevabı “ gölge etme başka ihsan istemem.”

    İskender kızıyor tabii bu cevaplara, diyor sen benden korkmuyor musun. Diyojen de diyor ki sen nesin; iyilik mi kötülük mü, kral iyilik deyince “İyilikten kim korkar” diyor. Ve tiz kellesi vurulmuyor elbette.

    Diyojen’e bu kadar tahammül edilmesi gerçekten zeki ve bilgili bir filozof olup insanları düşünmeye sevk etmesinden. Ki o kadar saldırdığı Platon’a soruyorlar sence Diyojen nasıl biri diye o da “Sokrates’in delirmiş hali” diyor. Varın siz düşünün.
    Diyojen talihin karşısına gözü pekliği, yasanın karşısına doğayı, tutkunun karşısına da aklı koyuyor.

    Bu yüzden beğenmediği, aklına yatmayan, doğru olmadığını düşündüğü her şeye gözü pekçe saldırıyor. Bir gün kötü ruhlu bir hadım, evinin girişine “içeri kötülük girmesin” yazmış, e Diyojen orda arkadaş, yazılır mı o; bizimki de “peki evin sahibi içeri nereden girecek” demiş.

    Bunlar da Tayfun’dan, hepsini yazamadım
    #49337304
    #49335680
    #49335147

    En komiklerinden biri bir gün agorada açıkta mastürbasyon yaparken; “keşke ovuşturmakla karnın da açlığı geçse “ demesi. Valla kral be.

    En doğru cümlelerinden biri bence bir gün tapınak görevlilerini tapınaktan kupa çalmış bir bekçiyi götürürlerken görünce “büyük Hırsızlar küçük Hırsızı götürüyorlar” demesi, hey yavrum hey.

    Ya küfrü bile böyle güzel edebilen kaç kişi var;
    Bir yosmanın oğlunu kalabalığa taş atarken görünce, "Aman dikkat" demiş, "sakın babana gelmesin!"
    Ayağına taş değmesin Diyojen, şahanesin.

    Bu da Yiğit Özgür’den
    https://hizliresim.com/68DCeq

    Bu da yakın çekim Atina Okulu tablosundan, rahatlığa bak
    https://hizliresim.com/hG01K6

    7. KİTAP
    Bu kitap Stoacıların kurucusu Zenon ile başlıyor, kafası karışık kel (garibim kellikten başına güneş geçtiği için ölmüş) Ariston, Herillos, Dönek Dionysios, yumruk dövüşçülüğünden Zenon’un okulunu teslim ettiği Kleanthes, Sphairos, Khrysippos,.

    Stoacıların reisi Zenon; kalabalıktan kaçınan, oğlanlarla ilişki kurmaz ama kadın düşmanı olmadığını da kanıtlamak için mecbur bir iki köle kızla birlikte olmuş, asık suratlı bir de üstüne cimriymiş. “Daha çok dinleyelim daha az konuşalım diye iki kulağımız ve bir ağzımız var” deyip hırsızlık yapan bir köleyi kırbaçlarken hırsızlığın kaderi olduğunu söyleyen köleye dayak da öyle deyip vurmaya devam etmiş, sen nasıl bilgesin arkadaş.

    Stoacılar felsefeyi fizik, mantık ve ahlak olarak üç bölüme ayırmışlar. Felsefeyi canlı varlığa da benzetirler; mantık kemik ve sinirlere, ahlak etli kısımlara, fizik de ruha denk gelir. İnsanı temele alınca onu mutlu etmek de amaç oluyor, bunu sağlayan etmenler de mantığın zorunluluğundan, erdem, diyalektik, retorik yani insanın usunu kullanarak yaptığı her şeyi kapsıyor.

    8. KİTAP
    Bu kitap İtalya felsefesini onun da en önemli temsilcisi Pythagoras yani bizim bildiğimiz hali ile Pisagor’la başlıyor diğerleri de onun öğrencileri; Geometride küpü bulan Arkhytas, Epikharmos, Alkmaion, Hippasos, Philolaos, Eudoksos.

    Bizim ilgimiz Pisagor reise;
    Üç yüze aşkın öğrencisiyle birlikte İtaliotlar’ı öyle iyi yönetmişler ki, gerçek bir aristokrasi ile yani en iyilerin egemenliği.

    Pisagor’un acaip de bir iddiası var, kendisinin reenkarnasyonla dünyaya yeniden geldiğini, ruhunun göç ederek çok yollardan geçtiğini söylermiş, bilgisinin derinliği ile bunu kanıtlamak için de bir çok konuda örnek anlatmış.
    Pisagorcum insan yaşamını “çocukluk 20 yıl, delikanlılık 20 yıl, gençlik 20 yıl, yaşlılığı da 20 yıl olarak dörde; bunu da mevsimlere karşılık olarak yaymış, çocukluk ilkbahar, delikanlılık yaz, gençlik sonbahar, yaşlılık da kış. Reis üçgendeki hipotenüsün karesinin dik karelerinin toplamına eşit olduğunu bulunca yüzlük de kurban kesmiş.

    Öğretilerini ima yoluyla vermiş mesela terazinin üstüne basma derken adaleti ve eşitliği çiğneme demek istiyor, güzel laf oyunları.
    “İnsanlarla ilişkilerini dostlarını düşman kılmayacak, tersine düşmanlarını dost kılacak biçimde ayarla.”

    9. KİTAP
    Bence kitabın diziminin yanlış yapıldığı bölüm bu. 1. Kitap ya da 2. Kitap olmalıydı çünkü bu kitabın bir kısmı Sokrates öncesi filozoflara ayrılmış, tabii evren ve insan üzerine ilk bilgiler onlardan geldiği için aslında çok önemliler.

    En önemlilerinden değişimin efendisi Heraklitos, sonra gereksiz Homeros düşmanı, evreni açıklamak için fikir beyan etmiş ilk bilgelerden Ksenophanes, onun öğrencisi, yerin küre biçiminde olduğunu ilk söyleyen, felsefeyi temellendiren; Parmenides, onun da öğrencisi evreni sonsuzlayan Melissos, Parmenides’in evlat edindiği sonra sevgilisi yaptığı, Aristotalesi de gerek diyalektiğiyle gerekse hitabetiyle etkileyen Elealı Zenon, onun öğrencisi ana ilkeyi atom olarak belirleyen ilk filozof Leukkippos, Sokrates’in beş dalda yarışan atlete benzettiği (fizik, ahlak, matematik, sanat ve temel eğitim konuları) “Söz eylemin gölgesidir” diyen, çok yönlü Demokritos, diyalektiği Sokrates’e öğreten, “her şeyin ölçüsünü insana dayandıran, tanrıyla ilgili olarak bilgilerin bilinmeme meselesinin insanın yaşam süresinin kısalığı ve belirsizlikle açıklayan, konuşmanın temellerini belirleyen ilk kişi., Protogoras, çok yönlü bir doğa düşünürü Apollonialı Diogenes, tepkisiz ve kolay yaşadığı için kendisine “mutlu insan “ denen İskender’e kafa tutup aldığı bir yaradan sonra kanını gösterip “reis bak sen kendini tanrı sanma bu kan ikhor değil” diyerek kendini tanrı sanan İskender’i yola getiren; Anaksarkhos, soylu bir felsefe getiren Pyrrhon, keskin zekalı, edebiyata düşkün, Homeros’a trajedya konusu vermiş Timon’u içeriyor.

    Herakleitos
    Yazarımız sevgili Laertos nasıl uyuz olduysa kibirli ve kendini beğenmiş diye saldırıyla başlıyor, tabii bu kendi fikri değil ama kendisi de insanlardan nefret ettiği için mecbur herhalde.
    Bunda küçük yaşta felsefeye başlamasının, kimsenin öğrencisi olmamasının, her şeyi kendi kendine öğrendiğini söylemiş olmasının yanı sıra kendini bilge olarak gördüğü için diğerlerinden üstünlüğünü anlatmak için cahile cahil demekten başka çaresinin de olmayışının etkisi var bence.

    Her şeyin ateşten oluştuğunu söylemiş, kendini beğenmişliği kutsal hastalık, her şeyin yine karşıtlıkların çatışmasıyla olduğunu, her şeyin ırmak gibi aktığını evrenin sonlu dünyanın tek olduğunu söylemiş. Değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu da zaten biliyoruz.

    Pyrrhon
    Felsefeye soyluluk katan Pyrrhon öğretisiyle tutarlı yaşamına bolca bilgi sığdıranlardan. Bir gün kendi kendine konuşurken yakalanmış nedenini sormuşlar, “doğru insan olmaya çalıştığını” söylemiş, çok kral adammış. Çok sabırlıymış ama bir gün öğrencileri bunu çok bunaltınca harmanisini çıkardığı gibi Alpheion nehrine atlayıp karşı kıyıya geçerek kurtulmuş
    Pyrrhon’un öğretilerini kuşkuculukla birleştirip zilyon fikirle onu desteklemişler, kitapta onun ölümü çok iyi anlatılmış, ayrı bir inceleme konusu olacak kadar uzun.

    10. KİTAP
    Epikuros
    Son kitap yalnız Epikuros ‘a ayrılmış. Kendisi çok küçük yaşta felsefeye başlıyor ve kendisinden önce gelen birçok filozofun öğretilerini temele alıp çala çırpa toparlamış. O yüzden tüm filozoflardan bir parça bulunabilecek eserler verip tomar tomar kitap yazmış, kendi okulunu kurmuş.

    Vasiyetine “Elveda, öğretilerimi unutmayın” diyor ve tembeller ile gerizekalılar için yazdığı kitapların bir de özetini anlattığı elkitabı hazırlıyor. Böylece duyuların önemiyle başladığı özetine evrenin yapısından, cisimlere atomlardan sonsuzluğa; ruh bilincinden ahlaka toplum sisteminden insan doğasına kadar geçmişten bugüne felsefenin konusuna giren her şeye dair açıklama yapıyor.

    İnsanlar arasındaki haksızlıklarının sebebini kıskançlık, nefret ve küçümseme ile açıklıyor, çok mantıklı değil mi?
    En çok insanın mutluluğuna ilişkin tespitleri hoşuma gitti; “mutluluk sağlayan şeylerle ilgilenmeliyiz; çünkü mutluluk varsa, her şeyimiz tamamdır, yoksa onu elde etmek için elimizden geleni yaparız.

    Ben bu kitabı okurken çok güldüm, hatta etrafımdaki insanları makarasını yapmak için çok aradım, ama yazarken zor oldu çünkü bu notları okurken yazmadım, çok pişman oldum. Kitabı iki üç kere okumak zorunda kaldım bazı notları toparlamak için. Bu incelemem kitabı okumayanlar için kopuk ve dışarıda hissettirebilir, yine de buraya kadar okuyana da helal olsun, korona sonrası kahve ısmarlarım.:)
    Esinler, sevgiler…
  • 204 syf.
    Kitabın önsözünde “bu kitabı hakikat endişesi ile dolu vicdanlar, sonu olmayan bahisleri seven insanlar zevkle okuyabilirler” diye başlıyor.

    Kitabın içeriği Raci’nin 9 günlük hatıraları, Manisa Tımarhanesi’ndeki deli/velilerin durumları ve Aynalı Baba’nın gizli defterinden hatıraların bulunduğu 3 bölümlük yolculuktan oluşuyor.

    Filibeli zamanının tahsilli kişilerinden. Doğu ve Batı felsefesini çok iyi biliyor. Doğu ve Batı felsefesi arasında gidip geliyor. Arayışlarının sonucunda Doğu felsefesinin kendine uygun gören bir zât. Kitabta benimsediği "Vahdet-i Vucud" felsefesinden çok bahsediyor, işliyor.

    Doğu ve Batı felsefesinin argümanlarını çok güzel kullanıyor. Özellikle " Saadet nedir?" Sorusuna Cenab-ı Halîl ( Hz. İbrahim ), Cenab-ı Kelîm (Hz. Musa ), Cenab-ı Âdem (Hz. Âdem ), Konfüçyüs, Eflatun ( Platon ), Aristo, Zerdüşt, Brahma, Cenab-ı Mesih ( Hz. İsa ), Hz. Lokman, Hızır (a.s) ve güllerin sultanı efendimiz, Hazreti Muhammed ( s.a.v )'den cevaplar veriyorlar. O bölümü tekrar tekrar okumanızı isterim . Dokuzuncu Gün bahsinde geçiyor bu olay.



    Aynalı baba irfan sahibi bir kimse . Elbiselerinin üzerinde aynalar bulunan, mezarlıkta yaşayan bir zât . Raci Batıda tahsil görmüş, bilgili kimse. Raci içki, ihtiras vb kötü huylara tutulmuşken bir gün Aynalı baba ile mezarlıkta karşılaşıyor . Aralarında güzel bir muhabbet oluyor. Aynalı baba kahve pişiriyor, Raci kahvesini yudumlarken Aynalı baba ney'ini bazen de farklı bir muzik aletini çalıyor ve Raci "Hayalin Derinliklerine " giriyor . Yolculukları bu şekilde oluyor.


    Hayallerde geçen olaylar beni etkilemiştir, yazarın üslubu fevkalâde iyi. Kitabı tavsiye ederim.


    Selam olsun "Hakikat "aşıkları olan Aynalı baba ve Raci'ye.

    Güneş yanar, âlem döner
    Bir gün gelir hepsi söner
    Ey sahib-i ilm ü hüner
    Bilir misin sebebi kim?

    Ne gelen var, ne giden var
    Ne soran var, ne biten var,
    Ne gülü var, ne dikeni var,
    Bilir misin sebebi kim?

    Her zerre tek, yoktur eşi,
    Acep bunlar kimin işi?
    Ey kendini bilmez kişi,
    Bilir misin sebebi kim?

    Haktır desen mânâsı ne?
    Sebep midir? Bir kelime:
    Soruyorum sana yine
    Bilir misin sebebi kim?
  • "Tek gördüğüm gölgelerdi ve onları gerçek sanıyordum."
  • MUTLU YILLAR! 😊

    2019 YILINDA OKUDUĞUM KİTAPLAR
    1. Mağaradakiler-Cemil Meriç
    2. Çakıcı'nın İlk Kurşunu (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Nüket Esen
    3. Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık-Cemil Meriç
    4. Canım Aliye Ruhum Filiz (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Sevengül Sönmez
    5. Mahkemelerde (Sabahattin Ali)-Hazırlayanlar: Nüket Esen-Nezihe Seyhan
    6. Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb-Cemil Meriç
    7. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Mektupları-İbrahim Halil Er
    8. Jurnal 2-Cemil Meriç
    9. ŞEHİT MEKTUPLARI (Bizden Size Selam Olsun)-Koray GÜRBÜZ-Hüseyin ÖZLÜK
    10. Jurnal 1-Cemil Meriç
    11. Bir Milletin Yeniden Dirilişi ÇANAKKALE-Yayın Koordinatörü:Yunus AKKAYA
    12. Işık Doğudan Gelir-Cemil Meriç
    13. İYİLİK -Bu Ramazan ve Her Zaman-Yayın Yönetmeni: Dr. Yüksel Salman
    14. Bir Dünyanın Eşiğinde-Cemil Meriç
    15. Çürümenin Kitabı-Emil Michel Cioran
    16.Bu Ülke-Cemil Meriç
    17. Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler: UYAN TÜRKİYE-İsmail Şefik Aydın
    18. Çanakkale Unutulmasın (Diriliş Destanı)-Sezgin Çevik
    19. Sporda Toplam Kalite Yönetimi ve Futbol Uygulamaları-Prof.Dr. Turgay Biçer
    20. Cesur Yeni Dünya-Aldous Huxley
    21.Âmâk-ı Hayal-Filibeli Ahmed Hilmi
    22. Huzursuzluk-Zülfü Livaneli
    23.Galileo'nun Buyruğu-Edmund Blair Bolles
    24. İtiraf-İskender Pala
    25. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala
    26. Aslını Arayan İnsan-Dr. Vesile Bolaç
    27. Hayat Üzerine Düşünceler-Tolstoy
    28. Metastaz-Barış Pehlivan-Barış Terkoğlu
    29. Sıkıntı ve Umut (Şiir)-Cahit Külebi
    30. Tarçın Dükkanları-Bruno Schulz
    31.Şehvetiye Tarikatı-İsmail Saymaz
    32.Yaratılış Ve Gayelilik (İlim Felsefe Ve Din Açısından Yaratılış Ve Gayelilik)-Prof.Dr.Hüseyin Aydın
    33.Kutsal Çemberler - Phil Jackson, Hugh Delehanty
    34.Toplum Sözleşmesi-Jean-Jacques Rousseau
    35.Kalede 1 Başına-Sunay Akın
    36.Kutlar - Gök Tanrı'nın Mühürü-Ali Çırak
    37.Beklenen Kıyamet (İslam Alimlerine Göre Kıyamet Yaklaştı mı?)-Ömer Çelakıl
    38.Kısıtlı Demokrasi Sancılı Hukuk-Sami Selçuk
    39.İstiklal Marşının Tahlili-Yaşar Çağbayır
    40.Kağnı - Ses - Esirler (Sabahattin Ali)
    41.Hayat ve Biz-Ahmed Şahin
    42.Fahrenheit 451-Ray Bradbury
    43.Kırmızı ve Siyah-Stendhal
    44.İletişim Nedir-Merih Zıllıoğlu
    45.Henüz Vakit Varken Gülüm (Seçme Şiirler)-Nazım Hikmet Ran
    46.Mezarlar Ne Söyler?-Halil Cibran
    47.Rüzgar Gülü-Halil Cibran
    48.Kendini Arayan Adam-Halit Ertuğrul
    49.Ecinniler-Dostoyevski
    50.Futbolda Altyapı Eğitimi-İsmail Topkaya
    51.Öyküler 2-Edgar Allan Poe
    52.Öyküler 1-Edgar Allan Poe
    53.Nasıl Yapmalı-Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy
    54.Nutuk-Mustafa Kemal Atatürk
    55.Geç Ödenen Bedel-Stefan Zweig
    56.Kuş Kapanı-Stefan Zweig
    57.Gora-Rabindranath Tagore
    58.Altıncı Koğuş-Anton Çehov
    59.Hayatın Mucizeleri-Stefan Zweig
    60.Dadı-Stefan Zweig
    61.Hayatın Bilgeliği-Arthur Schopenhauer
    62.İnsan Doğası-Alfred Adler
    63.Kaçak-Stefan Zweig
    64.Böyle Söyledi Zerdüşt-Friedrich Nietzsche
    65.Türk Askeri İçin Savaş Şiirlerinden Seçmeler (1914-1918)-Sadri Karakoyunlu
    66.Kum ve Köpük-Halil Cibran
    67.İnsan Ne ile Yaşar-Lev Nikolayeviç Tolstoy
    68.Öyküler 2-Anton Çehov
    69.Öyküler 1-Anton Çehov
    70.Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri-Stefan Zweig
    71.Tek Gayemiz İnsan Olmak-Yavuzkan Duman
    72.Sokrates'in Savunması-Platon
    73.Görünmez Koleksiyon-Stefan Zweig
    74.Gezgin-Halil Cibran
    75.Bir İdam Mahkumunun Son Günü-Victor Hugo
    76.Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar
    77.Meczup-Halil Cibran
    78.Türklerin Altın Çağı-İlber Ortaylı
    79.Ermişin Bahçesi-Halil Cibran
    80.Ermiş-Halil Cibran
    81.Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor-Stefan Zweig
    82.Alacakaranlıkta Bir Öykü-Stefan Zweig
    83.Kızıl-Stefan Zweig
    84.Bir Kalbin Çöküşü-Stefan Zweig
    85.Mecburiyet-Stefan Zweig
    86.İntibah-Namık Kemal
    87.Genç Werther'in Acıları-Goethe
    88.Milena'ya Mektuplar-Franz Kafka
    89.Korku-Stefan Zweig
    90.Babaya Mektup-Franz Kafka
    91.Konstantiniyye Oteli-Zülfü Livaneli
    92.Çavdar Tarlasında Çocuklar-J. D. Salinger
    93.Kırmızı Saçlı Kadın-Orhan Pamuk
    94.Çakırcalı Efe-Yaşar Kemal
    95.Acaib-i Alem-Ahmet Mithat Efendi

    2019 YILINDA E-KİTAP OKUDUKLARIM

    1-Seçme Şiirler-Emily Dickinson
    2-Küçük Kara Balık (Öykü)-Samed Behrengi
    3-Martı Jonathan Livingston (Öykü)-Richard Bach
    4-Zaman Krallığı (Şiir)-Serkan Taşkın
    5-Özledim...(Şiir)-İpek Yançman Ayboran
    6-Hayatımın Kelimeleri (Şiir)-Mehmet Ali Şenel
    7-Garipçi'den Öfkeli Şiirler Antolojisi (Şiir)-Garipçi ve Kadir Bayata
    8-Aşk Rüyaları (Şiir)-Mustafa Sönmez
    9-Küçük Yürek (Öykü)-Hayalkatibi
    10-İki Uçurumlu Köprü (Öykü)-Hayalkatibi
    11-İnsan Manzaraları (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    12-İnsanım Benim (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    13-Bir Samimi Diyalog (Şiir)-Ozan Ekici
    14-Artık Şairin Dediği Gibi Değilsin (Şiir)-Uygar Yeni
    15-Sevmek Sadece Olmak mı Yanında (Şiir)-Murat Kavşut
    16-Geride Kalanlara Tavsiyeler (Kişisel Gelişim)-Zeynel A. Çift
    17-Bilgiyle Yaşam Güzeldir (Deneme)-Bayram Alaca
    18-Kolu Kırık Kahraman (Şiir)-Ege Sarıaltın
    19. Hikaye Mezarlığı (Öykü)-Cihat Furkan Şendil
    20-Kafiye Kokusu (Şiir)-Fuat Kırgıl
    21- Umut Ölmeden Önce (Psikolojik Roman)-Burak Toprak
  • 218 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Nereden başlayacağımı bilememenin çaresizliğiyle başlıyorum.

    “Söylenecek sözün çokluğu bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır kalırsınız.” sözünün hakikatine inanarak ama yine de yazmaya çalışarak başlıyorum.

    “Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç. Yazı hariç. Evet tabii, tek teselli yazı hariç.” cümleleriyle biten Kara Kitap’ı anarak, hayatla yazının muhteşem buluşmasına şaşırarak başlıyorum.

    Bozkırkurdu’nu okurken kendini hatırlatan “Sizi rahatsız etmeye geldim” diyen Ali Şeriati cümlesiyle başlıyorum.

    Daha kitabın ilk sayfalarında kitabın sonundaki Sihirli Tiyatro’daki binlerce kapıdan habersiz “Okudukça zihnimde sayısız odalar açılıyor” demiştim. Bu sayısız odalarda biriken sonsuz kelimelerimi bir düzene sokmak bu yazıyı yazmaya başlamış olan bana hala imkansız gibi görünüyor. Ama başladım devam ediyorum.

    Neden böyle? Kaç kitap, kaç insan, kaç olay bizi şiddetle sarsıp her şeyi en baştan, en derinden düşünmemize, hissetmemize sebep olabilir? Bu gerçekleştiğinde de nasıl kolayca ifade edebiliriz her şeyi?

    Parçalanmış iki ruh içindeki (kurt-insan) Harry Haller'i, onun gerçeklik ve düş algısını, eski ve yeni arasında sıkışıp kalmışlığını, sonsuz yalnızlığını, kendi içinde kaybolmuşluğunu ve bulunma isteğini hissetmek kolay ama ifade etmek zor.

    Hepsi için ayrı bir kitap yazılabileceğini düşündüğüm, okuyup başa döndüğüm paragraflar, cümleler. Bazen sadece bir benzetme, bir kelime.

    Harry Haller, kendi içinde kayıp, gerçeğin içinde, savaşı, teknolojiyi, burjuvayı, siyaseti ve daha birçok şeyi sorgulayan Bozkırkurdu ya da.

    Harry'nin kendi yalıtılmış dünyasında birlikte yaşadığı yazarlar, sanatçılar. Bence hepsi ayrı bir araştırma konusu Harry'i daha iyi kavrayabilmek adına.

    Descartes, Pascal, Shakespeare (Hamlet), Novalis, Dostoyevski, Nietzsche, Sokrates, Dante, Einstein, Baudelaire, Jean Paul, Hamsun, Cervantes ( Don Kişot), Matthisson, Kleist, Platon. Okuyun.

    Haydn, Beethoven, Schubert, Liszt, Wagner, Çaykovski, Gluck, Pachelbel, Hugo Wolf, Chopin, Händel, Bach, Brahms. Dinleyin.

    Mozart ille de Mozart ve onun Sihirli Flüt’ü.

    Düşünde Goethe ile buluşması ve Bozkırkurdu incelemesinde Faust ile sorgulanan iki ruhluluk kavramı:

    "İki ayrı ruh, ah, yaşar göğsümde” sözünü söylerken Faust, göğsünde aynı şekilde Mephisto'yu ve diğer bir yığın ruhu barındırdığını unutmuş gibidir. Nitekim bizim Bozkırkurdu da iki ruh ( kurt ve insan) taşıdığına inanır ve daha bu kadarıyla göğsündeki yeri iyice daralmış hisseder. Göğüs, beden her zaman tektir, içinde barınan ruhlar ise iki ya da beş değil, sayılamayacak kadar çoktur; insan yüz zardan oluşmuş bir soğana, pek çok iplikten dokunmuş bir kumaşa benzer.” Sonsuz ruhlarımıza selam olsun.

    40-62 sayfaları arasındaki Bozkırkurdu üzerine inceleme belki birkaç kez okunmalı. Ki her paragrafı birkaç kere okudum. İnceleme sonrası üzerine yeniden düşünmemiz gereken konular:

    *Çift kişilik * Acı, mutluluk * Bağımsızlık, özgürlük * İntihar * Burjuva ve burjuva içindeki outsider'lar * Mizah * Ben’in bütünlüğü * İnsan

    “Yalnızca kaçıklar için” diye boşuna dememiş.

    Ve;
    Bozkırkurdu’nun gördüğü rüyaların beni götürüp bıraktığı yer hep hatırladığım Ahmed Arif’in Suskun şiirindeki o cümle: “Rüya bütün çektiğimiz.”

    Kendi kuyusundan çıkıp gerçeklerin dünyasına dönmekte zorlanan Harry sonunda Hermine'nin emirlerine uyarak başka bir dünyaya adım atıyor. Çocukluğundaki Hermann'a benzettiği Hermine. Onu çocukluğuna, gençliğine geri götürecek olan Hermine.
    Eski ve Yeni, eski Harry ve yenisi, zıtlıklar ve zıtlıkların uyumu arasında gidip gelen Harry tuhaf bir yolculuğa çıkıyor.

    Bu yolculukta düşlerin mi yoksa yaşamın ve gerçeklerin mi haklı olduğunu sorguluyoruz. Neyin içinde olduğumuzu bilemeyerek.

    Sonra ölümsüzlüğe, Tanrının ülkesine, “ermişler”in dünyasına, bütün aradıklarımızı karşımızda bulacağımız “sonsuzluk” evine gidiyoruz. Yüreğimizdeki özlemle.

    Gerçeğe dönüp sinemada Hz. Musa kıssası seyrediyoruz, sinemayı da sorgulayarak.

    Yeni Harry şenlik yaşantısında, maskeli baloda bireyin kalabalık içine gömülüp yok oluşunu ( Unio mystica/ Mystical union) deneyimliyor.

    Nihayet Harry herkesin giremeyeceği o “sihirli tiyatro”ya, aynada, şimdiye kadar kendini gördüğü Harry’e, bozkırkurduna, bir hayale baktıktan sonra adım atıyor.

    Tam da burda aklıma Necip Fazıl Kısakürek’in Aynalar şiiri geliyor.

    Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik; 
    İşte yakalandık, kelepçelendik! 


    “Ben hiç kimseyim” diyen satranç oyuncusu bana Game of Thrones daki Arya Stark’ın “Noone/Hiç kimse” olma macerasını hatırlattı.

    Kişiliğin kurulmasıyla satranç arasındaki ilişki oldukça etkileyici. Dağılan kişiliğimizin taşlarıyla yeni bir oyun kuruyoruz her defasında, pek çok ruh ve bir yığın ben'le.

    “Bir gün gelecek, ben’in parçalarıyla oynanan bu satranç oyununun daha iyi üstesinden gelecektim. Bir gün gelecek, gülmesini öğrenecektim. ..”

    Belki de hiç öğrenemeyecek.

    Harry’nin karamsar ve karanlık dünyasında bir ışık aramaya çıktım, düşler ve hayaller dünyasında gerçeği sorguladım.

    “Yaşadığımız dünyanın gerçek mi hayal mi olduğunu söylemek zor.” diyerek Boş Ev’de buldum kendimi.

    Şimdi diyorum ki keşke bir "ah" deyip sussaydım. Kim inanır bana.
  • 304 syf.
    ·13 günde
    Saramago'yu okumayı, o akıcı öykülerin satır aralarındaki Saramago'nun şakalarına kocaman gülümsemeyi, anlattıklarının altında yatan zemine ayak basmayı çok seviyorum.

    Mağara, bir kasabada çömlekçilikle uğraşan ve mallarını Merkez'e (yaşam merkezi) satan Cipriano Algor, Kızı Marta ve Merkez'de güvenlik görevlisi olarak çalışan damadı Marçal'ın ve elbette köpekleri Buldum'un karamsar ancak bir o kadar da sempatik, sıcak öyküsü. Günümüz dünyasında bize dayatılan o alışveriş merkezlerinin, şaşalı yaşam sitelerinin aslında kendimizi hapsettiğimiz mağaralarımız olduğunun güzel, akıcı ve zengin bir anlatımı. Platon'a selam olsun!

    Yazarın en çok Körlük ve Görmek kitapları okunuyor sanırım, Mağara en az Körlük kadar heyecan verici ve zevkle okunacak bir kitap. Yazarın noktasız, diyalogları ve cümleleri virgül ile ayıran, sayfalarca süren cümlelerle dolu anlatımı kesinlikle korkutmasın, bir 15-20 sayfa sonra hemen alışıyorsunuz.

    Saramago ile hala tanışmadıysanız büyük kayıp.

    Keyifli okumalar...