• Ey canlar! Mademki o sevgilinin huzurundasınız, ayak vurun, oynayın! Belli olmaz; belki de mutluluk ayağı ayağınıza
    dokunur, seninle beraber oynamaya başlar!

    ~Hazreti Mevlana Celaleddin-î Rumî~

    Çayınız Demli Muhabbetiniz Daim olsun...
  • Gününüz aydın,Cumanız mübarek olsun.
  • 190 syf.
    ·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Selamunaleykum Arkadaşlar,


    İncelememi kaldırmayı uygun buldum.

    İyi Okumalar...

    Allah’a Emanet Olun Canlar…

    ’Gözyaşı ile yıkanan yüzden daha temiz bir yüz olamaz.’’ William Shakespeare
  • 267 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Selamünaleyküm Arkadaşlar,
    Bitirmiş olduğum bu eserin konuşulacak ve tartışılacak bir çok yönü var. Kötü anlamda değil ama yoruma açık olduğunu düşünüyorum. Önceliği yazarımıza vermek istiyorum; Ömer Rıza Doğrul. M. Akif Ersoy'un damadı olur. Böyle bir şahsiyetin damadı da onun gibi olur düşüncesiyle daha bir saygıyla okudum romanı. Daha sonra yaptığım araştırmalarda pek iyi şeyler söylenmedi hakkında ama ben yazarların hayatlarıyla ilgilenmiyorum ayrıca eserini de gayet başarılı buldum. Baya çaba sarf edilmiş, çok emek var bu eserin hazırlanmasında. Çünkü bir efsane gibi, kulaktan kulağa anlatılan bir şahsiyeti anlatmak, hiç kolay bir şey değil ki tanıtmak için, birçok eser ve kaynaktan yararlandı.
    Esere değinecek olursak uzun bir kaynakçası var. Hatta yabancı bir yazarın yazdığı kitabı bile es geçmeden pek çok eserden yararlandı. Hz. Rabia’nın doğum tarihi, ailesi, hayatı, yaşayışı kısacası kim olduğuna, neler söylediğine dair yazdığı her şeyde “Falan bunu dedi, filan ise şöyle söyledi. Hangisinin doğru olduğunu bilemeyiz ama onun görüşü daha uygundur.” diyerek yorumladı. Anlatışı yalın, ayet, hadis ve rivayetlerle desteklenmiş. Onun çağındaki birçok alim ve arkadaşlarının anlattıkları; eserlerinde yer verdikleriyle desteklenen bir eserdir.
    Eseri ben üçe böldüm; Birinci kısım Hz. Rabia’nın hayatını oluşturuyor. İkinci kısımda ise tasavvuf yoluna nasıl varılır sualine cevap verir niteliğinde. Üçüncü kısımda velayet yıldızlarına yer verilmiştir.
    (Spoiler vereyim azcık)
    Hz. Rabia’nın gençliğinde köle olduğu ve yaşadığı bir hadiseden dolayı tövbe edip, köleliğinin ardında kalan zamanını ibadetle geçirdiğinden bahsediyor. Yine bir ibadet sırasında gördüklerinden ürken sahibi onu azad ediyor. Rabia hürlüğe kavuşunca geçinmek için çalışmaya başlıyor. Burada çok ilginç bir bilgi ediniyoruz geçim için sanata başvuruyor. Ney üfleme ve daha başka birçok şeyle ilgilenmiş. Burdan anlaşılıyor ki Hz. Rabia’nın şairane yönünü gençliğinde kazanıyor. Tabi dünyaya fazla yöneldiğinden ibadetlerini aksatıyor ve yine bir uyarı ile kendine geliyor ve dünyayı tamamen terk ediyor. İbadetlerine daha ağırlık veriyor özellikle gece ibadetine. Tövbesine bile tövbe ediyor, bütün ömrünü tövbe etmekle geçiriyor. Ve Allah aşkı öyle büyüyor ki kalbinde Hiçbir mahlukata sevgi ve nefret duyamıyor.
    Ahh, en çok onu istemeye gelenlere verdiği cevaplar hoşuma gitti. Çok sert ve utandırıcı cevaplar verdi. :)) Ve hiç evlenmemiştir.
    Birde cennet ve cehennem hakkındaki düşüncesini beğendim.#32242809
    Beğenmediğim tek şey Hz. Rabia’nın Kabe’yi bir puta benzetmesi. Bu düşüncesi hoşuma gitmedi açıkçası. Belki düşüncesi doğrudur da ben o derinliğe varamamışımdır.
    Hz. Rabia kendini kısa sürede öyle bir geliştiriyor ki bazı alimlerin yıllarca yaptığı araştırmalara o hiç bir araştırma yapmadan konuya hakim olabiliyor. Verdiği cevaplar onları bile şaşırtıyor. Bende Hz. Rabia hakkında pek bir şey bilmiyordum. Kitabı okurken “acaba onun gibi kadın alimler var mı? Alimler hep erkekler mi?” diye düşündüm. Sanki yazar yıllar sonra onun yazdığı bu eseri okuyup böyle bir sorunun kafamda oluşacağını hissetmiş olacak ki kitabın son kısmını kadın alimlere ayırmış ne de iyi yapmış. Bu bölüme Velayet Yıldızları başlığını vermiş. Ne ince bir düşünce (^.^) Evet kısaca bu şahsiyetlere de değinmek istiyorum;
    >Ümmü Harama; Kıbrıs’ı ilk fetheden mücahitler arasında idi.
    >Râyia bint-i İsmail; Namazıyla, niyazıyla meşhurdu.(Hz. Rabiayla çok karıştırdılar aradaki fark bu evlidir, Hz. Rabia hiç evlenmemiştir.)
    >Muâze;Ümmü Sabha ünvanıyla meşhurdu.
    >Şu’vâne; Güzel sesli idi. Bazı eserleri okur ve ağlardı. Ağlamaktan kör olacak hale gelirdi.
    >Hz. Nefise; Gündüzleri oruç tutarak, geceleri ibadet ederek geçirirdi.
    >Şuhde; Farünnisa diye tanınırdı. Katipti. Yazısı çok güzeldi.
    >Zeyneb;Çok geniş bilgili bir hanımdı.
    >Mümtaz Melek; Hindistan İmparatoru Şah Cihan’ın hanımıdır.
    >Cihânârâ;Hindistan İmparatoru Şah Cihan’ın kızıdır.
    >Dâraşkûh; Cihanara’nın kardeşidir.
    >Aişe bint-i Abdullah; Kemale ermiş, bütün servetini fakirlere dağıtmış.
    >Sıtkı Kadın; Türk şairleri arasındadır.
    Bu ve daha sayamadığımız pek çok alim(alime) var, hatta varlığından haberdar olmadıklarımız. (Allah onlardan razı olsun.)
    Yazarımıza çok teşekkür ederim şahane bir eser hazırlamış. Hz. Rabia hakkında pek bilgim yoktu ama şimdi örnek aldığım şahsiyetler arasında. Bu arada Hz. Rabia’nın Hasan Basri’yi bir araya getirme çabalarını anlayamadım gitti. Çok farklı zamanlardalarmış. Birbirine aşık olmayı bırak denk bile gelmemişler. (İlla bir şeyi abartacaklar)
    Romanı beğenerek ve severek okudum. Kesinlikle tavsiye ederim. Roman hakkında daha konuşacak çok şey var ama fazla uzun olur en iyisi burada bitirelim.
    Allah’a Emanet Olun Canlar…

    “Cennetten önce Cemâlullah gelir.”
  • 160 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Selamunaleyküm Arkadaşlar,
    Senai Demircinin okuduğum ilk eseriydi. Peygamber aşkını, hasretini ve sevdasını biraz şiirleştirerek sundu bizlere. Aralarda çok anlamlı karikatürleri bulunan eğlenceli, hüzünlü, ibretlik öyküleriyle yediden yetmişe her türe hitap eden eden bir eserdir.
    Bir çiçeğe ulaşıp onu sulamak için diğer bütün çiçekleri ezen çocuk(adam)ın karikatürü, okyanusun içinde yağmurdan ıslanmamak için şemsiye açanın karikatürü ve sırtında bi dünya kadar küçük küçük insanları taşıyanın karikatürleriyle (buna hala mana veremedim) kitap bambaşka bir havaya büründü. Peygamberimiz(sav.)’in içinde bulunduğu dönem ve yaşadığı birkaç olaylar hüzünlü, karikatürler düşündürücü, şiirler ise dua tadında; bambaşka duyguları bir arada bulunduran bir kitap olmuş.
    (Salavatı Parantez İçinde Bırakmayalım)

    Kitabı beğendim okumanızı tavsiye ederim. İncelemeye M. Akif’in bir şiiriyle son vermek istiyorum.
    Allah’a Emanet Olun Canlar…

    On Dört Asır Evvel

    Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
    Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
    Lakin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,
    Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
    Neden görecekler, göremezlerdi tabii;
    Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,
    Bir kerede, mamure-I dünya, o zamanlar,
    Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
    Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin.
    Salgındı, bugün şarkı yıkan, tefrika derdi.
    Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
    Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,
    Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!
    Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
    Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi geberdi!
    Alemlere rahmetti evet şer-i mübini,
    Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.
    Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep;
    Medyun ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.
    Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
    Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

    Mehmet Akif Ersoy
  • 240 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Selamunaleyküm Arkadaşlar,

    Kütüphanede bir kitap arıyordum ama ne yazık ki yoktu. Acaba yeni çıktı diye mi? Her neyse rastgele kitap seçmeye başladım ilk elime bu geldi. (Ya bu spoiler şeysini her zaman yazmak zorunda mıyım?) İsmi beni çok etkiledi, arka kitap yazısı da güzeldi. Yazarda tanıdık geliyordu ama çıkaramadım. Bunu muhakkak okumalıyım dedim diğer iki kitabı da alıp istemeye istemeye kütüphaneden ayrıldım. İlk 25 sayfasında kitap resmen beni büyülemişti. İnternette pdf’sini aradım ama yoktu. Yani bana göre başucu kitabı olabilirdi. Konusuna değinirsek eğer; Yazarımız bir psikolog ve ona yöneltilen sorulara cevap veriyor. Sanki hani şu filmlerde gördüğümüz gibi bir yumuşacık koltukta uzanıp sorunlarını anlatırlar ya, sonra psikolog da şu meşhur sözünü söyler ‘Anlıyorum’ aynen öyle hissediyorsunuz. Açıkçası ondan faydalı bilgiler(den kastım terapi) almadım değil ama kitabın sonuna doğru isimle pek alakası olmadığını anladım. ‘Psikolog Yanıtlıyor’ ‘Sorunlarınıza Manevi Çözüm’ gibi şeyler daha uygun olurdu. İnsanların kendilerini/özünü bulmasına yardımcı oluyor. Bana göre bu kitap ‘Dini’ kategorisine girmemeliydi, en azından yazarın bu kitabı, diğerlerini bilmiyorum. Kitabın son sayfasında yazar açıklama yaptı ama sanki ‘kitabım ismine uygun olmadı, n’aptım ben’ düşüncesine kapılıp toplamaya çalıştı :) İsmine uygun olmadığından puan kırdım başka güzeldi. Bir de sanki bir yerden sonra söyledikleri aynı gibime geldi.
    Bence sorulan sorular tüm insanlığın yaşadığı sorunlar; aşk, acı, mutsuzluk, renksiz hayat, karanlık dünya vs. vs. Yazara katıldığım nokta insanın mutluluğu da, mutsuzluğu da kendi elinde. Misal çok güzel uyandığın bir günü ağlayarak bitirebiliyorsun. Bunun sebebi sensin. Şöyle ki; Müzik dinliyorsun hareketli parçalar, gülüp, dans ediyorsun, keyfin yerinde buraya kadar her şey yolunda; birden arabesk bir parça çalmaya başladı, önce hüzünlendin, yaşadıkların aklına geldi ve ağlamaya başladın. Sonra tekrar tekrar dinlemeye başladın ve girdin mi depresyona. Buyur. İsteseydin hemen bir düğmeye basarak tekrar eğlenceli şarkılarına döner, gülümsemeye devam ederdin. İşte yazarın bu kitabında anlattığı böyle bir şeydi, her şey senin elinde. (Yav bu arada benden de iyi psikolog olur) Birde Osho’dan çok bahsettiler; Yazarın Yazıları, blogu, konuşmaları falan hep Osho’ya benziyormuş, özenti mi diye sordular, o da ilk kez duyduğunu falan söyledi. Ben Osho’yu çok merak ediyordum, bir kitabını okumayı düşünüyordum, şu an kararsız kaldım.
    Küçük öykücüklere yer verildi kitapta. Yazar; Farkındalık, anı yaşama ve tüm duyguların insanın özünde olduğunu anlatıyor.
    Psikoloji olarak bu kitabı tavsiye ediyorum ama dini olarak hayır.
    Bir de söylemezsem olmaz; İnsanın bir konu hakkında bir bilgisi yoksa susmalı, diye düşünüyorum. Her ne kadar yazar bilgiye karşı olsada; ‘dost acı söyler’.

    Allah’a Emanet Olun Canlar...
  • 198 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Selamünaleyküm Arkadaşlar,
    (Spoiler içerir)
    Bu eser Nureddin Yıldız’ın 4 kitabından oluşan bir serinin 2. kitabıdır. Bu kitabı bana arkadaşım Sümeyra hediye etti. (Not: Bu siteye üye değildir.) Çok teşekkür ederim gözüm :) Sekiz kişiden oluşan deliler grubuyduk :) Sonunda mezun olduk. Her birimize güzel hediyeler alarak dostluğumuzun ne kadar sağlam olduğunu, okul bitse de asla dostluğumuzun bitmeyeceğini göstermek istedi bir nevi. (Canım sen bana kitap almaya devam et dostluğumuz bakidir :)rahat ol. Bir de benim ayracım herkesinkinden güzel, seviliyorsun cano.) Aslında bu ikinci kitap hediyem birincisi her ne kadar bana ulaşmasa da almış kadar mutluyum düşünmen yeter Duacım.
    Evet kitabın konusuna dönersek eğer; seri olmasına rağmen konular birbirinden ayrıdır. Kitabın ismini yanlış anladım şimdiki zaman olarak kavradım ama geçmiş zamanmış. Şuan ki insanların dünyavi işleri çok ama vakitlerini ona bile ayıramazken ahireti nasıl düşünsünler. Ben böyle anladım ve ona göre öğütler olduğunu düşündüm. Benim suçum yok herkes aynısını düşünürdü. Ama geçmişte yaşamış olan alimlerin kısacık ömürlerine neler sığdırdıklarını konu ediniyor.
    Seyyid Kutup, Hasan el Benna, Muhammed Atıf Hoca, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Tarık Bin Ziyad, Muhammed Bin İsmail El Buhari, İmam Nevevi, İbnülcevzi, Sa’d İbni Ebu Vakkas,Nedvi, Ebu Hureyre gibi birçok alim ve yürekli şahısların hayatları, nasıl idam edildikleri, şehit edildikleri, kahramanlıkları ve eserleri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Onların o zor şartlarda nasıl ilim peşinde koştukları, kısacık ömürlerine ne kadar çok eserler bıraktıkları ve bunun iki katını okudukları yani ilim sevdaları anlatılıyor. Bir çoğunun belgeselini izlemiştim ve çok etkilenmiştim. Onlar imkan ve zamanları olmadığı halde hiç durmadan her yeri, yalın ayak gezmelerine karşın biz; bizim imkan ve zaman sıkıntımız olmadığı halde hiçbir şey yapmıyoruz. En azından onların eserlerini okuyup faydalanabiliriz. Peki ya biz, bizler neler yapıyoruz ilim için, öğrenmek için… Hiçbir şey…O zaman ki insanlar ile bizim aramızda dağlar kadar fark var; onların imkanları yoktu, bizim var; onların zamanları yoktu, bizim var; onların maddi imkanları yoktu, bizim var...İşte bizde olmayıp da onlarda olan tek şey var ki o öbür hiçbir şeyi umursatmadı onlara. Ne bitmeyen yollar, ne giden seneler, ne de çektikleri sıkıntılar hiçbiri umurlarında olmadı. Onlarda olup da bizde olmayan nedir bilir misiniz İLİM sevdası. Bizim büyük kaybımız; onların hem bu dünyada hem de ahirette kazancı. Bizim bu halimizi görseler; her şeye yani ilime bu kadar kolay ulaştığımızı ancak hiç çaba göstermediğimizi herhalde acırlardı. Allah onlardan razı olsun bıraktıkları eserleri yolumuzu aydınlatsın inşallah.
    Kitabı hiç sıkılmadan kısa sürede, akıcı bir şekilde okuyorsunuz, bazı yerlerde insan üzülüyor alimlerin idam edilmesine özellikle. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun inşallah.
    Bazı Alimler;«Âlimin ölümüne, denizde balıklar ve havada kuşlara varıncaya kadar her şey ağlar. Dâimâ siması canlandırılır ve hatıraları anılır» demişlerdir.
    İncelememe burada son vermek istiyorum.
    Allah’a Emanet Olun Canlar. İlimle kalın...