• Öncelikle edat özellikleri üzerine söylemek isterim. Kitap sanırım cep boy. Ebatları biraz küçük bu yüzden okurken zorlanıyorsunuz, bunda 420 sayfa olmasınında etkisi var bu benim hoşuma gitmedi fakat ebatı ufak olduğu ve sayfa sayısı fazla olduğu halde kitap çok hızlı ilerliyor. İçerik konusuna gelecek olursak Adından da anlaşıldığı üzerine kitap baştan sona Bediüzzaman'ın görüşleri çerçevesinde Hilafeti ve Halifeliği ele alıyor. Fakat ilk kısımlarda yani seçim üzere gelenler sonrasında Emeviler ve Abbasiler devri üzerine pek Bediüzzaman'ın görüşleri yok bunun dışında bir çok İslam aliminin eserlerinden alıntı yapılmış. Daha sonrasında ise tam olarak Hilafete gelmeden önce Şiilikten, görüşlerinden ve bugünkü İran'ın Şiiliği nasıl bir siyası ideoloji olarak kullandığından bahsedilmiş. Bu kısımlar oldukça faydalı çoğu kişinin bunu bilmediği aşikar. Fakat Ali Şeriati ve Mevdudi gibi bazı ekollerin alıntılarının bulunması garip gelsede bunların iyi tanınması açısından faydalı olmuş diye düşünüyorum. Selçuklu kısmı oldukça kısa tutulmuş. Osmanlı dönemi ise Halife ünvanını ilk kullananlardan bahsettikten sonra kısa geçilerek Sultan II.Abdülhamid Han dönemine ve onun Halifelik ünvanına sahip çıkışından bahsedilmiş. Sonrasında Abdülhamid Han'ın yaptığı çalışmalar diğer devletler ile ilişkileri, dış ülkelerde yaşayan müslümanlara sahip çıkış ve hatta 1967 yılına kadar bazı yerlerde hala Ulu Hakan adına hutbe okutulması farklı kaynaklardan alınarak bahsedilmiş. Buradan sonra kitap Osmanlıdan Cumhuriyete Hilafetin nasıl bir serüven yaşadığını değişik kaynaklardan faydalanarak aktarmış. İngilizlerin ve diğer devletlerin ülkemiz ve Hilafet üzerindeki oyunlarını, sinsi planlarını sunmuş. Dış ülkelerde bulunan özellikle Afrika, Aysa (Hindistan, Pakistan) gibi bunların Hilafet için yaptığı çalışma ve fedakarlıkları ve hatta bu yolda bizim ülkemiz müslümanından daha çok fedakarlık gösterdikleri ve nasıl maddi yardımlarda bulunulduğu ve özellikle burası çok önemli bu yardımların nereye kullanıldığını kaynakları ile verilmiş bu kısıma özellikle dikkat edilmesini istiyorum. Sonrasında ise birinci ve ikinci meclisin kurulmaları, ikinci meclisin birincisinden farkının ve Hilafetin nerede hangi masalarda pazarlık meselesi edilip dönemin kanunlarına aykırı olarak kaldırıldığını yani değiştirilemez bir düstur olduğunu açık açık yazmış. Bunu savunanlar ise mecliste yuhalanıp susturulmuş. Gerçekten güzel bir eser. Özellikle kitabın son kısımlarında not almak amaçlı sayfa uçlarını katlamaktan yoruldum. Kesinlikle okunması gerekiyor diye düşünüyorum boş bir aşk romanı için hamallık etmeyin, üstelik bu kitabın fiyatı çok makul içeriği ise oldukça değerli.
  • Selçuklu dönemine gidiyoruz. Moğollar istilası altındaki Anadolu’daki taht ve güç kavgalarına tanık oluyoruz. Bir de arada bu hakim sınıflar arasındaki çatışmalarda “Bulunmuş Çocuklar”dan oluşan bir Türkmen oymağının suçlu olarak yargılanmasına… Aslında bu yargı (yargu) hakim sınıfların kendi aralarındaki çatışmalardan baka bir şey değildir. Ama oyunun oyuncuları eşitlik,kardeşlik, özgürlük ve neşe içinde yaşayan bu Türkmen kabilesinin çocuklarıdır.

    Özellikle tarih sevenler bu kitabı daha ilgi çekici bulacak. Kurgu ile gerçek adeta iç içe. Bir çok tarihi isme bu kitapta rastlıyoruz: Selçuklu Sultanı Rükneddin Dördüncü Kılıçarslan, dönemin “pervane” denen ünlü Muiniddin Süleyman, Tarihçi İbn-i Bibi, Mevlana ve daha niceleri…

    Türkiye’deki yargıda oynanan oyunların aslında hiç de yeni bir oyun olmadığını öğreniyoruz bu kitapta. Bence yalnızca romanı değil mutlaa yazılan senaryoda Ezop yani Ezel Akay tarafından görsel olarak aktarılmalı bize diye düşünüyorum…
  • Son derece güzel bir serinin aynı güzellikteki başlangıç romanı. Selçuklu sultanı Alparslan'ın çocukluğundan başlayıp Malazgirt savaşı öncesine giden bir hikaye. Hocası Sav Tekin, Alparslan'a bir Bizans kilidi verir. Bu kilidin manası çok sonraları anlaşılacaktır. Bir yandan Selçuklu devletinin kuruluşu ve gelişmesi bir yandan da Avrupa'ya geçen Peçenek beylerinin hikayesi anlatılır. Peçenek beylerinden Kegen Bey'in oğlu Balçar ile Alparslan'ın yolları ve hikayesi bir yerde kesişecektir. Selçuklunjn var olma mücadelesi ve yaptığı savaşlar da detaylıca anlatılıyor. Mutlaka okunması gereken romanlardan biri.
  • Serinin son derece güzel üçüncü romanı. Hasan Sabbah'ın adamları sözü dinlenen bir adam olan keşiş Piyer Lermit'i bir ordu kurması için kandırır ve bu çapulcular ordusu Haçlı ordusunun öncüsü olacaktır. Bu arada Süleyman Şah, Melikşah ve Nizamülmülk ölmüş Kılıç Arslan ülkenin başına geçmiştir. Alparslan'dan kaşan son bey Ersagun, Bizans'ta hain damgası ile Selçuklu lehine çalışmaya devam etmektedir. Çaka Bey'i İzmir'e gönderir denizci bir beylik kurması için. Bu arada erenler de dini açıdan askeri motive etmektedir. Ancak Çaka Bey zehirlenir. Kılıç Arslan ise Bizans'a saldıracağına Malatya'yı almak ister ve haçlı ordusu ile acı tecrübeleri yaşar. Habur çayında boğulmasına kadar giden bu roman mutlaka okunması gerekenlerden.
  • Selçuklu tarihinin hem acımasız hem de hoşgörülüğünü Mahperi Sultan üzerinden anlatan bir kitap. Kapağına ilk baktığımda beğenmediğim ama okudukça her simgenin, sembolün bir manası olduğunu gördüm.
    Bir kadının arkasında yükselen bir imparatorluğun, acemlerin, taht kavgalarının, kirli oyunlarının yanında kocaman bir hoşgörü kültürü doğması bir o kadar da etkileyici.
    Yabancı bir insanın ise Türkiye'ye şans eseri gelip bu kadar tarafsızca yazması ve bizim araştırmamızdan daha çok araştırmasını takdir ediyorum.
    Hala bir yerlerde Selçuklu merak ediyorsanız, tavsiye edebileceğim yegane kitaptır.
  • 19. ve 20. yüzyılın ilk yarısında popüler tarih yazımı Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu ve Selçuklu Hanedanı'ndan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ı Osmanlı'nın Ata'sı olarak tasvir etmiştir.
  • Efendiler!

    Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil;
    bilakis bu tip yapılar, din ve devlet düşmanı oldukları,
    Selçuklu ve Osmanlıyı bu yüzden batırdığı için yasakladık.

    Çok değil; yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki;
    bazı kişiler, bazı cemaatlerle bir araya gelerek,
    bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek,
    sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde
    bir birlerine düşeceklerdir.
    Ayrıca unutmayın ki, o gün geldiğinde,
    her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır.


    17 Aralık 1927 Ankara