• 408 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10·
    Nedense karantina başladığından beri genelde hep eski okuduğum kitaplara dönüş yapmış bulunmaktayım. Garip bir şekilde beni kendine çekti bunlar ve eskileri yâd ettim. Şimdi de yine işte beni okumaya teşvik eden serinin son kitaplarından biriyleyim. Lux serisi; klişeleriyle, ergenlikleriyle, saçmalıklarla garip bir şekilde harmanlanmış, özellikle de belirli yaş grupları için çok güzel bir seri. Kaçıncı defa oldu okuyorum bilmiyorum, ama garip bir şekilde insan vazgeçemiyor. O zamanlar seriye başladığımda sadece ilk üç kitabı çıkmıştı ve Köken ile Direniş i sabırsızlıkla beklediğimi hatırlıyorum, bu çok değerliydi. Hala da aynı hissediyorum. Cidden sürekli aynı fantastik dünyalardan sıkıldıysanız buyrun Lux serisine efendim. Kendisi bir uzaylı serisidir. Tabi bu kitap 4. Kitap olduğu için çok fazla detay veremesem de Katy ve Daemon in aşkını okuyoruz genellikle. Birbirleri için her şeyi feda edebilmeleri hep etkilemiştir beni. İlk başlarda bir çok seriden esinlenildiiği çok belli olsa da zamanla seri bayağı bir evrilerek değişiyor aklınızda bulunsun. Yani zaten yazarın az çok bir şeylerden çalma huyu olduğunu biliyorsunuzdur diye düşünüyorum, çoğu serisinde var bu durum. Bir şans vermenizi kesinlikle tavsiye ediyorum, kafanızı dağıtacak tam bir çerezlik seri. Muhtemelen her kitabı bir kaç gun bile sürmeden bitireceksiniz. Keyifli okumalar..
  • 184 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Her gün kullandığımız kelimelerin ilk anlamlarını, ortaya çıkış hikayelerini akademik bir çalışmanın ürünü olmadan okumak büyük bir zevkti. Kitap günlük hayatta sıkça kullandığımız kelimelerin kökenini ve arkasındaki hikayeyi anlatarak kullandığımız kelimelere daha farklı bakmamızı sağlıyor. Okuduktan sonra anladım ki Yunan mitolojisinin, Arapçanın, Farsçanın ve Fransızcanın dilimize etkisi oldukça büyük. Kültürler arası bu etkileşim ve insanın bunu benimseyişi muazzam bir şey. Kısaca kelimelerin kökenini merak edenlere tavsiye ederim. Okuyacakalara şimdiden iyi okumalar.
  • 120 syf.
    ·1 günde·9/10
    Osmanlıca yazılıp yıllarca bizlerden uzak kalmış bu polisiye öyküleri okumak müthiş keyif vericiydi.. İnanılmaz keyif aldım. Öyküler günümüz polisyesi gibi aşırı kurgu içermesede zekâ ve incelik taşıyan öykülerdi. Tabi çeviri ve günümüze uyarlanma oldukça başarılı, emeği geçenlere tekrar teşekkürler...

    Şeytan Hadiye’nin öyküsü bana hemen Carmilla’tı çağrıştırdı, gece yarısı gelen bilinmez varlık :)

    Ayrıca Amerika maceraları oldukça geniş bir hayal gücü ortaya koyuyor.

    Ele Geçmez Kadri’nin ise Polis Müdürü Şadan Bey ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynaması ise bambaşka keyifli maceralar içeriyor..

    Ben müthiş keyif aldım, emeği geçenlere tekrardan teşekkürler...
  • Evet 4. Kitap beni hayal kırıklığına uğrattı kız yakalandı oğlan kızı arıyor ve iki ayrı ağızdan ayrı yerlerde yazım var ve bu beni çok bunalttı yatıya kadar geldim hala aynı devem etti nerede ise sonunda buluşacaklar ve bunu daha bekleyemem bu yüzden yarim bıraktığım bir kitap oldu
  • 200 syf.
    ·14 günde·10/10
    Kadına şiddet... Gözümüzün önünde yaşanan, bir çoğumuzun direkt ya da dolaylı olarak hayatını etkilemiş/etkileyen ve hepsinden önemlisi toplum olarak geleceğimizi belirleyen en büyük yaramız... Ve maalesef hala şiddetle kanayan yaramız...

    Babamın mesleği dolayısıyla tüm okul hayatım küçük kasabalarda geçti; peş peşe 3 yılı aynı okulda okumuşluğum yoktur. Türkiye'nin farklı bölgelerinde, farklı etnisite ve kültüre sahip bu topluluklarda ortak olan önemli noktalardan biri idi kadına şiddet. Geçmişimde, hayata bakışımda, psikolojiye merakımda ve iş hayatına bağlanışımda etkisi çoktur.

    Apartmanda her gece bağırış çağırışlarını, vurulan kapıların, kırılan eşyalarının sesini duyduğumuz arkadaşım ile ertesi gün okula beraber yürüyerek gitmek mesela... Konuyu hiç açmaz, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranırız; ama onun yüzünden ve bakışlarından anlarım, merakla bakar bana: Duydum mu acaba? Duyduğumu zaten bilir ama bir ümit işte; gözleri hüzünlü, sesi titrer, sürekli başka konulardan konuşarak o hissettiği derin utançtan kurtulmanın bir yolunu arar çaresizce; sanki yaşanan onun suçu, onun utancıymış gibi... Annesi oturmaya gelir ve yalvarır, polise başvurmayalım diye; sokağa düşmemek, çocuklarını kaybetmemek için.

    Karşı komşumuzun oğlu ile aynı sınıfa gideriz, arada matematik çalıştırırım ona. Sessiz, titiz, iyi yürekli, hanımefendi annesi bu küçücük desteğin karşılığında kekler, börekler taşır bize; zanneder ki bu sayede oğlu okur, adam olur, büyük şehirde iş bulur, ona da bakar. İkisinin de yere göğe koyamadıkları yakışıklı, tatlı dilli babanın kasabanın başka bir köşesinde başka bir evi ve orada sırayla ziyaret ettiği bir kuması olduğunu öğrenmem epeyce geç olur bu yüzden; zira söyleyenlere inanmam. Bu iyi görünümlü babanın bir gün kucağında bir yaşında erkek çocukla gelip eşine emanet etmesi ile anlarız ki pavyonda tanışıp ev açtığı kumasından 3 çocuğu vardır, ama erkek olanı nikahlı eşinin üzerine yapmak, böylece hep gözü önünde tutmak ister. Bir anda eve gelen bu bebek hakkında hiç konuşulmaz, sessiz bir mutabakat olur tüm komşular arasında. Bir yandan gelen bebeğe sevgiyle bakarken titizlik hastalığının arttığını gözleriz komşumuzun; gece yarısı kalkıp süpürgeliklerin altını silmeye kadar varır bu çılgınlık. Sınıf arkadaşım olan oğlu derslerden iyice kopar, sokaklara vurur kendini, hayaller çöpe gider. Kumanın da, bebeğinden ayrılmanın acısıyla kahrolduğunu duyarız. Ama sessizliğimiz baki kalır.

    Çocuğunu kendi büyütmek istediği için işten ayrılan eğitimli ve başarılı arkadaşımdan duyarım ki, o beyefendi eşi kısa sürede değişir; daha havalıdır artık, daha kendine güvenlidir; geç gelir, açıklamak istemez, ev işlerine, bebek bakımına hiç yardım etmez. Para konusu hep sorun olur; yıllarca çalışmış ve ev bütçesini eşiyle beraber yönetmiş bir kadın bir anda her gün para dilenir duruma düşer. Doğum sonrası hormonal değişimin üstüne gelen ve kalıcı görünen bu huzursuzluk çaresizliği tetikler, şiddetli bir depresyon içine düşer. Yıllar boyu bir yandan çocuğunu yetiştirirken bir yandan da ilaçlarla kendini tedavi etmeye çalışır ama fayda etmez; cesaretini toplayıp boşanma kararı vermesi çok geç ve zor olur.

    Kitap, bizlerin günlük hayatımızda sayısız benzerini gördüğümüz ya da tahmin ettiğimiz "koca şiddeti"ni masaya yatırıyor ve geniş bir alan çalışması ile sorunları tespit ediyor. Çok değerli istatistiksel analizler var kitapta, bu yüzden okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Beni en çok etkileyen üç tespiti ise özellikle yazmak istedim:

    1. Sorunun kökeni, kimilerinin diline pelesenk olduğu üzere, etnik köken, kültürel farklılıklar, inanç, vs... değil. Kendimizi kandırmayalım. Konu en çok eğitim ile ilişkili; devletin eğitim hizmeti bir bölgede ne kadar zayıf ise kadınlar o kadar sıkıntı çekiyor, aile birlikteliği ve çocuklar o kadar sorunlu oluyor.

    2. Sivil toplum örgütlerinin sürece pozitif katkısı çok büyük, takdire şayan ve yadsınamaz. Ancak sivil toplum örgütlerinin siyasi duruşu ön plana çıkarması -diğer tüm benzer sivil toplum örgütlerinde olduğu gibi- faydayı kısıtlıyor. İnancı, siyasi duruşu, sosyal statüsünden bağımsız olarak her kadını ve her türlü desteği kabul eden ve paydasını büyüten sivil toplum örgütleri, çözümde devletin hantal organizasyonundan çok daha etkin oluyor.

    3. Devletin hantal işleyişi, süreci hep kadınlar aleyhine işletiyor. Kanunlarla yapılan düzenlenme ile devletin işi bitmiyor; kanunların her yerde ve standart şekilde uygulanmasının takibi gerekiyor. Aksi takdirde belki kendisi de evde eşine şiddet uygulayan polisten, hakimden yapılan başvuruya adil davranmasını bekliyorsunuz; ki beklenti gerçekçi değil.

    Velhasıl hep birlikte, el birliğiyle topu taca atmaktan vazgeçip farkındalık yaratmamız ve katkıda bulunmamız gerekiyor ki bu kanayan yaraya kalıcı çözümler bulabilelim. İstenenin sadece kadınların huzuru olmadığını, toplum olarak geleceğimize umutlu bakmanın yolunun genç kuşakların bu tarz sorunlu ortamlarda yetişmekten ve çaresizlik hissinden kurtarılması olduğunun da ayırdına varalım.

    Bu farkındalık için canla başla çalışan ve kitap ile tanışmamı sağlayan Adem'ye teşekkürü bir borç bilirim.
  • 375 syf.
    ·10/10·
    SPOİLERSIZ
    Tek kelimeyle HARİKA bir romandı. Özellikle etnik köken yüzünden mi demeliyim emin değilim ama yapılan ayrım gerçekten beni şaşırttı. Küçük bir çocuğun kaderini bu kadar çabuk kabullenmesi ise dehşete düşürdü. Düşünsenize küçücük çocukların en çok imrendiğimiz özelliği olan hayal kurma durumu işlemiyordu bile Hazara çocuklarda. Bir çocuğun başka çocuklar tarafından maruz kaldığı şeyler ve bunların maalesef ki şu anki yaşamımızda da olduğu gerçeği kafama dank etti. Şundan eminim ki hayatım devam ettiği sürece bu kitabı hatırlayacağım ve öğrendiğim şeyler bana kattığı şeyleri asla unutmayacağım.
  • 240 syf.
    ·22 günde
    TOTEM VE TABU – SİGMUND FREUD
    Toplumsal anlam arayışının temellerinden biri hiç şüphesiz ki totem ve tabu temellidir. Ahlak denilince bireysel güdüleri yönlendirmek elbette göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Psikolojik altyapısı bilinmeyen o kadar çok totem ve tabumuz var ki...
    Yahudi bir ailenin çocuğu olan ve asıl bulgu kaynağı kendi hayatı olduğunu düşündüğüm Freud kendi ailesinde sorgulamaya başladığı bu öykü her ne kadar kendi totem ve tabuları sebebiyle uzak örneklerle işlense de hayatına hâkim her araştırmacının benimle aynı kanıya ulaşması zannımca yüksektir. Totem ve tabuları farklı toplumlarda başarılı bir şekilde örnekleyen bazı küçük örnekleri devasa topluluklara temellendirmesi sağlıklı olmasa da bu alanda okuduğum birçok eser ile açık ara önde olan bir eserdir.
    Dört temel konu başlığı altında oluşturulan kitabın içeriği başlıklarla şöyledir.
    İlkellerin korkusu, Tabu ve karşıt duygular, Animizm, sihir ve düşüncelerin salt erki ve son olarak totemizmin çocukluktaki yinelemeleri olarak sunulmaktadır.
    Okuyacaklar için içerik paylaşmamaya dikkat edeceğim. Ancak şunun altının çizilmesi gerekir ki totemlerin ilahi literatür taramasından eski olduğu totem ve tabunun toplumsal düzenin aslında kendi açıklarını yamamak için ürettiği yamalar olarak kabul edilebilir.
    Yazarımız her ne kadar içgüdü denilince en temel ve değişmez olan üreme etkinliğini temel alıp tüm teorileri için bir laboratuvara çevirdiği bu bulvarı kendisinin aykırı görüşlerinin oluşturduğu bir zihin haritası ile önümüze sunmaktadır. Ancak teorilerinin diğer bulvarlarda başarısı göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür.
    Daha önce belirttiğimiz gibi toplumsal ahlakın yamalarını kendi laboratuvarında inceleyip açıklarını ince ince kurguladığı ve farklı örnekler ile desteklediği bir kitabı inceliyoruz. Toplumların totem geleneklerinin aslında biraz düşünüldüğünde modern zamanda hala dipdiri karşımızda olduğu kaçınılmaz bir portre çizmektedir. Bireysel istek ve arzuların aslında oluşturdukları talepler toplumlarda kural oluşturmayı zorunlu hale getirmiştir. İlkel kabilelerde evlilik yasakları ve savaş sebepleri bugün bizler için engel teşkil etmese de aslında günümüz yasak ve cezalarının çoğunun da temelinde aynı tabusal engeller çıkmaktadır. Bu da şunu açıkça önümüze sunmaktadır ki totem ve tabular insanlık ile ortaya çıkmış ve gene onunla ortadan kalkacak kadar kadim bir tarihe sahiptir.
    İç Evlilik Korkusu:
    Kitabın başlangıç bölümü olan bu başlık aslında bir bakıma kitabın temeli niteliğindedir. Günümüzde hala varlığını sürdüren bu konu aslında tüm totem ve tabusal bulvarların konusudur uzak akrabalığın özümsendiği farklı ailelerin akrabalıklarının aslında ilkel değil evrensel bir ihtiyaç olduğu farklı ailelerin bir araya getirilmesi ile anlaşma ve bağdaşma temelli oluşturulan bu düşünce günümüzde hala yaşamaktadır. Aile bağlarının oluşturduğu bağların diğer bağlardan daha güvenilir olduğu açık bir olgudur. Bu tabunun içgüdüsel ve düşünsel güvenin temelinde farklı bir takım hislerin olduğu uzun uzadıya anlatılsa da toplumsal düzen ve günümüz teknolojisinin dahi mağlubiyetle takipçisi olduğu bir tabu olduğu kanıksanmış bir gerçekliktir. Aslında bunun korku değil tedbir olduğunu düşünme ile beraber bu konu kitabın özeti niteliğindedir.
    Tabu ve Karşıt Duygular:
    İkinci bölümümüz tabuyu ele almakla başlar farklı bölgelerin tabu örneklendirmeleri açıklanır ve tabusal karşılaştırmalar yapılır. Kendi içindeki dört başlık altında incelenir;
    1) Öldürülen düşman ile uzlaşma
    2) Yaşamsal sınırlamalar
    3) Kefaret ve arınma eylemleri
    4) Bazı seremoniyel önlemler
    Tabu alışılagelmiş etikten farklı olarak temel ayrım da ilahi olmadığı aktarılmaktadır. Tabunun ilk ceza ile karşılaşılan eylem olduğu düşünülmektedir. Freud ilkellerden günümüze aktarımlı ve günümüz Nevrozlarını tabu anlayışının benzer ve geleneksel kökenli olduğu sebebiyle geçmiş takipçiliği ile bağdaştırmaktadır. Günümüz tabularının köken olarak ilkel ve gelenek ile yaşatıldığı ve aynı kaynaktan beslendiğini açıklamaktadır. Tabunun aslında sebepsiz olduğu asıl konunun korku olduğu bilinçsiz bir eylemsellik içerdiğini bunun vicdan ile ilgili olduğunu işler ve ‘’içimizde yaşayan belli isteklerin uygunsallığına ilişkin iç algı‘’ sözleri ile vicdanı sunmaktadır. Aslında tabunun mihenk taşları günümüzden geçmişe hiç değişmemektedir. Psikolojik bir baskı unsuru olarak boşlukları yamamaktadır. Tabuları çiğneyenlerin cezalandırılması ise tabii ki tabu ile kaimdir. Birinin kirli hatta şeytanlaştırmada düşmanlaştıran ve yaşamını bile sonlandırmaya uzayan bu cezalar günümüz insanın bile başvurmaktan çekinmediği uyuyan duygularındandır. Bunun dışa vurumu mümkün noktalarda ne kadar çılgınca sonuçlar verdiği aslında bilinmektedir. Ancak tabudaşlarımız tarafından uygulandığında suskunluğumuz katmerlenmektedir. Çoğu zaman ancak bize dönüldüğünde tepkisellik eylemselliğe dönüşmekte ancak evrensel tepkisellik oluşmadığından çoğu zaman dikkate alınmamaktadır.
    Animizm, Sihir ve Düşüncelerin Salt Erki:
    Asıl tabunun güç ve kalıtsallığı aktarılan bu bölümde asıl olan tabunun temsilcisi veya temsili masa yatırılmaktadır. Aslında buradan nesnenin kabul görülen özellikleri zamanla asıl ile yani tabunun kendisi ile ortaklaşması alınır. Oluşturulan materyalin zamanla büyüyüp tabusallaşması; anlatılanı anlaması, çözüm üretmesi ve bazen ileri gidip duygusal öğelerin atandığı bu nesne zamanla tabunun temsil niteliğini ve hatta tabunun kendisine dönüşmekle devam etmektedir. Güç aktarımı da tıpkı bir tabu gibi birdenbire sebepsiz ortaya konulmakta ve bu aktarım da tıpkı tabu gibi kabul görmektedir.
    Totemizm Çocukluktaki Yinelemeleri:
    Son bölüm düşünürleri sınıflandırmaktır. Bu sınıflama üç başlık altında olur. Nominalistik, sosyolojik ve psikolojik kuramlar altında incelenir. Darwin'in maymun teorisini alarak maymun yaşamından örnekle bazı tabuların totem düşüncesinden eski olduğunu aktarır. Bunun ilkeller arasındaki iktidar mücadelesinde totem oluşumları, totemin öldürülmemesi gerektiği bu saygının aslının totem olarak kabul edilen nesneye veya totem kabul edilen canlıya veya toteme değil ataya gösterilen saygıya işaret ettiğidir. Burada hayvanın veya totemin oluşturduğu yasak ve cezaların alt metnini açıklamaktadır.
    Totem ve tabu kitabı genel perspektifte bu konulara ve alt başlıklara açıklık getirmektedir. Ancak Freud buradaki kabulleriyle oluşturduğu düşünce sistemi bazı açıklar bırakmaktadır. Bunları da düşünceye yöneltmek ve okur ile beyin fırtınaları oluşturmak istemiyle yaptığı düşünmekteyim ancak hakkını teslim etmek gerekir ki gerçekten çok ağır bir eserdir.