Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol
Gönderi Oluştur

selin fırat

selin fırat
@selin54
İnsanlar açıkça büyük zihnin etkilerini en hoş buldukları ve bunun karşısında kıskançlık duymak istemedikleri yerde dehadan söz ediyorlar sadece. Birini "tanrısal" ilan etmek "burada rekabet etmemize gerek yok" demektir.
Sayfa 126Kitabı okudu
Reklam
Kibrimiz, kendini beğenmişliğimiz dehaya tapınmayı teşvik eder: çünkü ancak deha bizden çok uzakta yer alan bir mucize olarak düşünüldüğünde incitmez.
Sayfa 125Kitabı okudu
Bir felsefenin, bir dinin kutsamaları ve mutluluk vermeleri de onların hakikiliğinin kanıtı değildir: nasıl ki bir delinin, kendi sabit fikrinden aldığı mutluluk, bu fikrin akla uygunluğunun kanıtı değilse.
Sayfa 125Kitabı okudu

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Azizin ne olduğu değil, aziz olmayanların gözünde ne anlam taşıdığıdır ona dünya-tarihsel değerini kazandıran. Özellikle iyi bir insan değildi, özellikle bilge bir insan hiç değildi: ama insani ölçülerde iyiliğin ve bilgeliğin ötesine uzanan bir şeyi imliyordu. Ona inanmak, tanrısal ve mucizevi olana, tüm varoluşun dinsel bir anlamına, gelecekteki bir kıyamet gününe duyulan inancı destekliyordu. Azizin gölgesi müthiş büyümüştü, öyle bir yüksekliğe ulaşmıştı ki bu gölge, artık tanrıya inanmayan çağımızda bile, azizlere inanan yeterince düşünür bulunmaktadır hala.
Sayfa 112Kitabı okudu
Genel olarak konuşulduğunda: açıklanmamış olan büsbütün açıklanamaz, açıklanmamış olan büsbütün doğa dışı, doğaüstü, mucizevi olmalıdır, tüm dindarların ve metafizikçilerin ruhlarındaki talep budur; bilimsel insan ise bu talepte "kötü ilkeyi" görür.
Sayfa 104Kitabı okudu
Reklam
Şimdiye dek bir insanın, hiçbir kişisel güdü ve sadece başkaları için bir şeyler yaptığı görülmüş değildir; kendisiyle ilişkili olmayan, yani içsel bir zorunluluk içermeyen bir şeyi nasıl yapabilecekti ki? Ego, nasıl olur da egosuz davranabilirdi?
Sayfa 100Kitabı okudu
Açlık kendini doyurmak için bir yemeğin var olduğunu kanıtlamaz, ama yemeği arzular. "Sezmek", bir şeyin var olduğunu herhangi bir derecede bilmek değil, o şeyi arzulandığı ya da kendisinden korkulduğu sürece olanaklı kabul etmek anlamına gelir. "Sezgi" kesinlik toprağında bir adım ileriye götürmez.
Yasaklanmış eliaçıklık.
Birazını da hayal ürünü varlıklara sunabilecek kadar sevgi ve iyilik yok ki dünyada.
Hoşa giden düşünce doğru kabul edilir: bu tüm dinlerin ondan böylesine gurur duydukları, oysa utanmaları gereken hazzın kanıtıdır. İnanç mutlu kılmasaydı, inanılmazdı ki ona: ne kadar az olurdu değeri!
Reklam
Bir din egemen olmaya başladığında, ilk havarilerinin tümünü düşmanları olarak bulur karşısında.
Bir tanrıya karşı işlenen, bir tanrı tarafından bağışlanan günahlar; ölüm kapısından geçilerek varılacak öteki dünyadan duyulan korku... Nasıl da korkunç, nasıl da kadim geçmişin mezarından çıkmış gibi geliyor tüm bunlar bize! Böyle bir şeye hala inanıldığına inanmalı mı?
Her din korkudan ve gereksinimlerden doğmuştur, aklın dolambaçlı yollarından usulca girmiştir varoluşa; belki bir defasında bilim yüzünden tehlikede olduğu bir durumda, herhangi bir felsefi öğretiyi yalancıktan almıştır içine, daha sonra içinde bulsunlar diye:ama teologların el çabukluğudur bu, bir dinin kendi kendinden kuşkulanmaya çoktan başladığı bir dönemden kalmadır.
Aslında kötülüklerin en kötüsüdür umut, çünkü insanın çektiği eziyeti uzatır.
Mutsuz kişi acıma gösterisinin onun bilincine çıkarttığı bu üstünlük duygusundan bir tür haz elde eder; kendini beğenmişliği kabarır, hala dünyaya acı çektirecek kadar önemli biridir. Dolayısıyla acınma özlemi kendinden haz alma özlemidir, üstelik yakınlarına zarar verme pahasına...
259 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.