Hayır, Tanrım bu olmamalı, eğer merhametin sonsuz değilse, Sen de sonsuz olamazsın o zaman - Sen de - Tanrı değilsin. O zaman Sen gözyaşlarımdan yarattığım Tanrı değilsin, kız kardeşimin korku dolu çığlıklarında sesini duyduğum Tanrı değilsin o zaman Sen yabancı bir Tanrı'sın, öfkeli bir Tanrı'sın, cezalandıran bir Tanrı'sın, bir intikam Tanrı'sısın; ve ben, Rahel, sadece sevenleri seven ve sadece merhamet edene hizmet eden ben, ben, Rahel - o zaman Seni meleklerinin önünde reddediyorum! Buradakiler istiyorlarsa eğilsinler önünde, istiyorlarsa seçilmiş kişilerin ve peygamberlerin eğilsinler önünde -fakat bak ben, Rahel Ana, ben eğilmiyorum önünde dimdik duruyorum karşında ve hükmünü kabul etmiyorum. Çünkü Sen benim çocuklarımla hesaplaşmadan önce ben hesaplaşmak istiyorum Seninle ve Seni itham ediyorum: Sözün Tanrım, doğanla çelişiyor ve öfke kusan ağzın aslında kendi kalbini yalanlıyor. O halde kendinle ağzından çıkan söz arasında bir denge kur. Gösterdiğin gibi öfkeliysen, o zaman beni de at karanlığa, çocuklarımın yanına, çünkü öfkeli bir Tanrı'yı görmek, yüzüne bakmak istemiyorum.
Netice itibarıyla bizler olduğumuz şeyi değiştirmek için yaptığımız şeyleriz. Kimlik bir müze vitrininde hiç değişmeden duran bir şey değil, her bir günümüzün çelişkilerinin daima şaşırtıcı sentezidir.
Sorunlar apaçıktır fakat birey kendi etkinliğinin fazla bir şey değiştireceğine inanmaz, kendinden başlamayı pek istemez, bunun yerine sorumluluğu başkalarına yıkmayı tercih eder. Melankoli ve depresyonu yaygınlaştıran, sadece kudret sahipleri karşısındaki değil, ondan daha da fazla insanın kendi kendisi karşısındaki çaresizlik tecrübesidir. Çaresizlik tecrübesindeki felç hissi, son kertede, işlerin artık düzeltilemeyecek kadar ilerlediği varsayımından beslenir.