• "Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme. Unutma, sen kaldırabiliyorsan, onlar da kaldırabilir."
    Bob Marley

    "Şunu anladım ki; kimse kolay incinen, narin, her ince ayrıntıyı bile düşünecek kadar hassas, kırılınca kendi içine çekilecek kadar duygusal olmak insanı çok yıpratıyor. Kimse bu kadar ince düşünen birinin duygularının yoğunluğuyla ilgilenmiyor ve kimse narinsin diye kırmaktan çekinmiyor."
  • Asla başkaları üzülmesin diye kendini üzme. Unutma; Sen kaldırabiliyorsan onlar da kaldırabilir.
  • Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme. Unutma, sen kaldırabiliyorsan, onlar da kaldırabilir.

    Bob Marley
  • Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
    Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
    -Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
    -Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
    Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
    -Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
    -İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe ile üç dil oluyor.
    -Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.

    Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
    -Kadınların ayrı bir dili mi var?
    -Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçeyi öğrenmeli.
    İyi de niye Bükçe? -Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını "Bükçe" koydum.
    -"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
    -Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
    -Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
    -Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

    -Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
    -Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor? diye canları sıkılır.
    -Biz de bazen Cananla böyle sorunlar yaşıyoruz. Niye düşünmedin? diye kızıyor bana.
    -Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
    -Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
    -Var dedik ya oğlum, Bükçeyi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
    -Hazırım baba.
    -Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçede en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana Bugün bir elbise aldım. diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

    -Hikaye dili yani.
    -Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes. demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen seni sevmiyorum. de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
    -Ne alakası var baba seni sevmiyorum demekle kısa anlat demenin?
    -Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
    -Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
    -Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
    -Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
    -"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."
    -Peki ne demem gerekiyordu?
    -Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup "Ağır mıyım?" derse sakın ;Evet, biraz" falan deme "Hayır" de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

    -Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
    -Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
    -Ve asla unutmazlar, değil mi?
    -Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
    -Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
    -Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.
    -Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun? Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
    -Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.
    -Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
    -Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
    -Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?
    -Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, Neyin var? diye. Hiçbir şeyim yok. diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
    -Bükçe'de Hiçbir şey yok. demek ";Çok şey var, benimle ilgilen. demek oluyor, o zaman.
    -Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
    -Bir arkadaşım da "Kadınların "Peki." demesi tehlikelidir" demişti.
    -Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir "peki", "olur", "tamam" her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

    -Zor bir dil baba.
    -Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
    -Anlamak da pek kolay değil ama.
    -Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
    -Nasıl yani?
    -Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

    -Küçük ama önemli detaylar.
    -Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
    -Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
    -Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
    -Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
    -Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.
    -En değerli sözcük nedir?
    -Sen bil bakalım.
    -"Seni seviyorum." herhalde.
    -Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor. diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
    -Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
    -Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
    -Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
    -Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
    -Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

    Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
    -Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
    -O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
    -Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
    Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün. Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz Kitabından
  • Unutma yüreğim
    Yıllar sonra
    Yine hatırla
    Seni sevenleri
    Asla unutma
    Yüreğin kanasada
    Hatıralar silinip solsada
    Yıllar birbirlerini kovalasa da
    Unutma yüreğim
    Sen asla unutma
    Sen seni sevenleri
    Hiç bir zaman asla unutma.
  • Uçuşan birkaç düşten düşen bir keşişin dediği gibi;
    Çoğu zaman kime ve nereye ait olduğumu hatırlamıyorum Gizimera
    Tıpkı Alzheimer hastası gibi hissediyorum kendimi..


    Asla yeterince kelime olmayacak..
    Gülümsemeler ve karmaşa asla yeterli gelmeyecek..



    Hepsini yazamıyordum..
    Anında unutuyor ve yazmaktan yoruluyordum..
    Bir anda bunlara dalmışken gözlerini açmak gibi ,
    kulaklarımda o ses,
    “You do something to me, somewhere deep inside.”
    İşte ben oradaydım artık..


    Hatırlıyor musun;
    Seni derinlemesine hissedip,
    suçluluk hissini yok etmek için uğraştığım o son geceyi..
    Bazen kapana kısıldığında seni kurtarması için bir kurbana ihtiyacın olur,
    ben, beni sana sundum o gece..
    Sonrası hangimiz hızlı çıkarsa evden,
    evde kalan kişi mutlu olsun diye iki çizik attım şah damarıma..
    O izlerle Tanrı'ya olan ibadetimi tamamlamayı istemiyorum Gizimera. Tanrıyı da istemiyorum.

    Benim adım Halil.
    kendimi ölümsüz olarak görüyorum..
    Var olan mutluluğu sahiplenememek,
    yetim yaşamak gibi..
    Hep inatçı ve gerçeği hissedip,
    reddeden oldum Gizimera

    Acı çektiğim her an,
    saçmalığımın arkasında yakalanmak için saklandım hep..

    Dinle;
    ve sor..
    Hayatın masalı hangi bağımlılıkta satıyor kimliğini!
    Asıl hikayen o zaman başlar,
    vurgudaki setlik hayattır..
    Hayatımıza kattığımız insanlardır..

    Ve o zaman büyürsün kaybedeceklerinden habersizce..
    Sakın unutma Gizimera;
    satrançta siyah ve beyaz karşıttır..

    ..

    Benim adım Ehriman
    kendimi ölümsüz olarak görüyorum..

    Tanrı'nı varliligini reddetmedigim günlerde 17 yaşımda Karen Armstrong okumaya başladım..
    İsteyerek tecavüz ettiler diye düşlerime,
    şiirlerime,
    ben bileklerimi ve sol göğsümü kestim..

    Ve karanlık bir zamanda terk et beni Gizimera
    senin ayaklarının altında dünya yarasının olduğu gibi,
    benim ayaklarımın altında ağıt cehennemi defalarca yaralanmıştır..

    Daha ne söyleyebilirim..
    Adını duyuyorum
    Tanrı'mı fısıldıyor
    ama bu çok güzel
    ama yaralayan..

    - İnsan kendi kalbini kırdığında,
    aynamda suretimin ağladığını gördüm
    senin ağladığını..

    Orada mısın Gizimera?
    İsraf edilmiş anlar geri dönmeyecek
    neden yalnız yaşadığımızı merak ettin mi hiç?
    Keşke isminin bir anlamı olsaydı bu gece..

    Bazı geceler insana hiç beklemediği anda,
    beklenmedik bir şekilde vurur..
    Aslında en başından beri bildiğin ancak kendine bile itiraf etmekten korktuğun gerçeklerle yüzleşirsin..
    “Biliyordum..
    Biliyordum ama unutmak bir çare ise bu çareye tutunmak istiyorum”
    derdin..
    Bazen kendi benliğine yakıştırdığın kişi ve nesneler olur hayatında..
    Bazen bir süre ve bazen de çok uzun bir süre beraber vakit geçirirsin onlarla..
    Sonra bir şey olur ve tekrardan
    “Biliyordum..
    En başından beri bana ait olmadığını biliyordum…”

    04:15
    Uzunca gözlerime baktım aynada..
    Aşık olduğum kadının gözlerine bakar gibi baktım..
    Çünkü ona neden aşık olduğumu biliyordum,
    ve ben kimseyi kendim kadar sevmedim Gizimera
    Ve bekliyorum,
    hiçbir parkta tek salıncak için sıra bekleyen çocukluğumu kimse sevmeyecek..
    Biliyorsun sende aslında,
    hepimizin elleri çiçek kopartmayacak kadar masum değildi..

    Sözler bu gece uçurumun kenarında değiller..
    Yanlışlarının bedellerini yuvarlanarak ödüyorlar..
    Her çarpışları biraz daha acılı,
    biraz daha yakıcı ve biraz daha utandırıcı oluyor..
    Aziz melek bu gece düşüyor..

    Bir ses duydum o gece Gizimera
    bilmiyorum,
    belki de Tanrı'nın sesiydi..
    Dedi ki;
    kimse sana aşık olmuyorsa,
    bazılarımız ölüm gibidir,
    daha iyisi yoktur..
    Fakat o kadar yalnız uyanıyorum ki,
    mamafih sonunda pes ediyorum..
    Ve sabahın ilk ışıklarında
    kalbimide aldın sen,
    hala o acıyı hissediyorum..

    Hangimiz bir ufak tebessüme çölde kalmış kış çiçeği gibi susamadık ki?
    Hangimiz ufak bir mutluluğu gökleri yerden izleyen bir kuş gibi özlemedik ki?
  • Kurşun Kalem

    Ninesini bir mektup yazarken izleyen çocuk sordu: “Yaşadıklarımız için bir hikaye mi yazıyorsun? Yoksa benim hakkımda mı?”

    Ninesi yazmayı kesti ve torununa şöyle dedi: “Aslında, senin hakkında yazıyorum. Fakat kelimelerden daha önemlisi, kullandığım Kurşun Kalem. Umarım büyüdüğünde sen de bu kurşun kalem gibi olursun.”

    Çocuk merakla kurşun kaleme baktı. Özel bir kalem gibi görünmüyordu.

    “Fakat daha önce gördüğüm diğer kurşun kalemler ile aynı!”

    “Bu, senin nasıl baktığın ile alakalı.
    Kurşun Kalemin 5 önemli özelliği vardır ki sen onlara sıkıca tutunduğunda ömrün huzur içinde geçecektir.

    Birinci özellik:

    Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı’dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi O yönlendirir.

    İkinci özellik:

    Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.

    Üçüncü özellik:

    Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman imkan tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir.

    Dördüncü özellik:

    Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın.

    Beşinci özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır.

    Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.”
    *****
    Bize de yazdıran bir el;
    Söyleten bir dil var.
    O, yazdırmasa ve söyletmese ve dahası yazıp söyleyecek gücü ve nefesi vermese kurşun kalemin kendisi gibi etkisiz kalırız.
    Başımıza gelen her işte ve çektiğimiz her acıda ise bir keramet vardır.
    Mevlana’nın dediği gibi:
    “Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin?”
    Nietzsche de: “Öldürmeyen acılar bizi güçlendirir.” diyor.
    Dolayısıyla başımıza gelen üzüntüleri zulüm değil bir ödül olarak değerlendirmek gerekir.
    Ayrıca hatadan dönmek ve hatada ısrar etmemek de çok önemlidir.
    Hatada ısrar etmek insana yakışmaz.
    En önemlisi de hayatta bir iz; bir eser bırakabilmektir.
    Bizim bütün çabamız da bunlar içindir.


    Paulo Coelho

    Sevgiyle kalın
    Kamil Akdoğan