• Sen, benim için –sana nasıl söyleyebilirim? Bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın.
  • Sen, benim için- sana nasıl söyleyebilirim? Bu konuda her girişim yetersiz kalır -, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın. Benim için her şey, ancak seninle ilintili olduğu ölçüde vardı, hayatımdakilerin hepsi ancak seninle bağlantılı olduğu ölçüde anlamlıydı. Bütün hayatımı değiştirmiştin.
  • 332 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
  • 506 syf.
    Nedendir bilmem, kitabı hızlı okuduğum zamanlar anlamadım. Ne zaman ki sakinleşerek ve tüm dikkatimi yoğunlaştırarak okudum, ve merakımı ve ilgimi en üst seviyede tutmaya devam ettim; o zaman daha iyi anlayabildim. Tazelenen merakımla beraber bu kez, dönüp dönüp anlamadığım yerleri okuyarak kaldığım yerden devam ettim yoluma.

    ***
    Kitap iki ciltten oluşmakta, birinci cildi okumak pek hoştu, olaylar arasında olması gerektiği gibi bir bağlantı ve bütünlük vardı. Sıradan bir konuyu veya olaylar bütününü anlatmadığı için çok ilgi çekici ve merak uyandırıcı görünüyordu. İlk kitabı severek okudum ve hiç sıkılmadım. Fakat eğer kitap insanın nefsiyle olan mücadelesini konu ediniyorsa, ilgili içerik yetersizdi, bir ikinci cilt kesinlikle gerekliydi. Fakat ikinci cilt birinciden neredeyse bağımsız gibiydi. Hatta ikinci cilt bile kendi içerisinde bağımsız konular içeriyordu. Bana kalırsa kitabın içinde beş farklı olaylar bütünü vardı:
    Bir: Faust-Margarete/Gretchen ilişkisi.
    İki: Homunkulus'un var olma mücadelesi.
    Üç: Faust-Helen ilişkisi.
    Dört: Mitolojik varlıklar arasındaki ilişki ve mücadeleler.
    Beş: İmparator-Faust ilişkisi / devlet yönetimi.
    Beş konu ve olayların bütünü birbirinden kopuktu. Bir olay vuku buluyor, ve sonrasında başka bir sahne başlıyordu. Fakat nedeni niçini yoktu, bu karakter buraya niçin gelmişti? Devlet yönetimiyle ne ilgisi vardı mesela? En azından bir yerlerde bulunma nedeni, Mefistofeles ile aralarında yapılan konuşmalarla dile getirilebilir ve bir bütünlük sağlanabilirdi. Ancak ikinci kitapta birinciye oranla Faust ve Mefistofeles arasındaki konuşmalar pek azdı.

    İkinci kitap çoğunlukla mitolojik varlıklar arasındaki konuşmaları ve ilişkileri kapsıyordu. Kitabı dümdüz okuyarak anlayabilmek mümkün değildi, dolayısıyla her yeni konuşmacıyla beraber araştırmada bulunması gerekiyordu okuyucunun. Tıpkı eski bir Türk Edebiyatı eseri okurken rastladığım her yabancı kelimeyi teker teker öğrenip de okumaya devam eder gibi, karşılaştığım her mitolojik varlık için de aynısını yaptım dolayısıyla. Tanrıları, tanrıçaları, perileri, yaratıkları, canavarları tanıdıkça daha anlamlı boyutlar kazandı okuduklarım.

    Bence kitabı çeviren kişi kesinlikle dipnotlar bırakmalıydı kitaba, zira ikinci cildi dipnotsuz anlamak mümkün değil. Eminim ki kitabın Türkiye İş Bankası Yayınları çevirisini yapmış olsaydı, kitabın en az son yirmi sayfasını gerekli bilgilerle doldurarak okuyucusunun daha zengin bir okuma yapmasına olanak sağlardı. Böylesine önemli bir kitabın böylesine önemli bir mevzusunu ihmal eden çevirmenin zihniyetini kesinlikle anlayamıyorum!
    Türk Edebiyatı okurken bilmediğim kelimeleri anlamlarıyla beraber not ettiğim gibi kitabın ilgili sayfalarına, bu kitapta da mitolojik varlıklara ilişkin açıklamalarımı ekledim. Ben, okuyucu halimle, bu uğraşlara girerken, sen, koskoca çevirmen, (saygı duymuyorum), bu rahatlığı nereden buluyorsun? Hiç mi gözüne batmadı bunca anlamsızlık? Kuru kuruya çevirdin öyle mi? Anlamadan? Ekmek parası gözüyle mi baktın olaya? Bir şaheser çeviriyorsunuz oysa beyefendi, sıradan bir cümleyi çevirmiyorsunuz internette. Diyelim ki sen anladın, ve gerek duymadın ayrıntıları belirtmeye? Fakat milletçe sanki, mitolojiyle mi yatıp kalkıyoruz? Hani bizim geleneklerimizde mi, kültürümüzde mi varlar da sürekli bize hikayeleri anlatılıyor da küçüklüğümüzden beri, biz de o kadar aşinayız onlara?!
    Velhasıl kelâm, kitabı okurken özellikle de ikinci kısmını, anlamak için kesinlikle okuma esnasında araştımalarda bulunmak gerekiyor.

    (SPOİLER)
    Benim için, aslında ikinci kitabı okumak da zevkliydi, mitolojik varlıklar arasındaki ilişkileri okuyor olmak fantastik ve macera dolu bir kitabın tadını okumakla aynıydı. Merak ediyordum o varlıkların maceralarının sonunu. Ama sonra, mitolojik varlıkların hikayeleri de yarım kalıyordu. Homunkulus gibi örneğin, neye dönüşmüştü en son, tam anlayamadım mesela? Bir deniz canlısına mı, yoksa deniz canlısı olup ardından başka bir varlığa mı; belirsizdi bence. Sonra Helen'le beraber olabilmesi bu kadar basit miydi Faust'un? Hem o kadar imkânsız gösterilirken, ama hem de çok zorlu bir yolunun olduğu vurgusu yapılırken; o zorlu yollar sunulmadı. Neydi şartlar? Sadece Helen'i arayan bir Faust vardı. Ama nerede arıyordu o da belli değildi çünkü araması esnasında Faust'u değil başka mitolojik varlıkları okuyordunuz. Faust'un ne yaptığını siz de bilmiyordunuz. Sonra bir bakıyorsunuz, Faust bir yerlerden çıkıyor Helen'in karşısına, ve ne bir zorluk, bir koşul, var olmaksızın beraber olabiliyorlar kolayca. Hani aklını kaçırması ifade edilebilecek kadar imkânsızı istiyordu bu adam? Damdan düşer gibi nasıl da ortaya çıkıp sonradan, hiçbir kayıp da vermeden istediğini elde edebiliyordu. "Bunun bir yolu var, bir yolu var," diyenler, veya, "Sana ancak şu yardım edebilir," diyenler; ne oldu onların hikâyesine? Bir türlü söylemediler.
    Çıldırış!

    Yine de birbirinden kopuk hikâyeleri sevdim. Ama sadece birbirlerinden kopuk olmasıyla kitabın bütününü değerlendirdiğimde pek olumlu yaklaşamıyorum.

    Ayrıca değinmek istediğim bir nokta da; ben pek de nefsiyle boğuşan ve bocalan bir insan görmedim kitapta. Arzularının peşinden koşan bir adam vardı, arada kalmış, bocalayan, savaşan bir adam yoktu. Savaşıp yenik düşse ona bile razıydım...
    Dorian Gray'in Portresi, Dr. Jekyll ile Bay Hyde, 1880 Paulina (her ne kadar yarıda bırakmış olsam da) daha belirgin şekilde işliyordu insanın alt ve üst benlikleri arasındaki mücadeleyi.

    Hatta, bir çizgi roman olan Ölüm Defteri'ni Faust'tan daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim ne yazık ki. Üzerine başka bir çizgi roman okuyamayacağım kadar beğendiğim bir seridir ve Faust'u yerle bir edecek kadar üzerinde bir eser olduğunu söyleyebilirim. Ölüm Defteri'ndeyse insanın bir Ölüm Meleği ile olan anlaşması ve beraberliği söz konusuydu. Ve Light Yagami'nin Ölüm Meleği Ryuk ile beraber yaşadıklarını okumak, diğer ölüm meleklerini okumak; muhteşemdi. Belki bu çizgi romanı okumasaydım, bilemiyorum, pek ilginç bulabilirdim Faust'u, belki bu ilginçliğe kanabilirdim. Fakat her ne kadar daha eski bir eser olsa da, ve daha önce de belirttiğim gibi, fantastik unsurlarıyla merakımı ve ilgimi çekse de, konu bütünlüğü, olayların tefferruatı gibi açılardan bakıldığında çok başarısızdı.

    Bir şeylerin ööylece hemen olup, bitiverdiği bir kitaptı. Koroların uzuun uzadıya konuşurken, şarkı söylerken, aynı cümleleri farklı şekilde farklı farklı korolar tekrar tekrar söylerken; en önemli olaylar çat diye bitiveriyor ve detaylar sunulmuyordu.

    Ah, tiyatro mu? Romantizm edebi akamıyla yazılmış tiyatrolar mı? Kuşkusuz William Shakespeare derim! Romantizm dışında ise ikinci sırada Luigi Pirandello'yu ve üçüncü sırada da Anton Çehov'u söylerim.

    Peki kitap okunmalı mı, tavsiye ediyor muyum? Sanırım her şeye rağmen ilginç ve farklı kurgusu ve konusu itibariyle (bir insanın şeytanla irtibat halinde olması ve anlaşma yapması durumu) okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. En azından Death Note okumanın zevkini yaşamayanlar Faust'la yetinmeli.

    ***
    NOT: Şöyle bir durum da söz konu. Kitabı bitirip de üzerine düşündükçe, her ne kadar sinirlerim bozulsa da ara ara, şurası şöyle iyiydi, burası böyle iyiydi demeden de edemiyorum. Sanki durdukça, bekledikçe daha da tatlanıyor gibi.
    Biraz fevrice yazmış olabilirim. Ben yine daha mesut olmak için kitabın son 60 sayfasını tekrardan okuyacağım; yavaaş yavaş.

    Ah, nedendir bilmem, kitabı böylesine ağır şekilde eleştirdiğim için, bir yandan vicdan azabı duyuyor ve utanıyorum da. Verdiğim puanı giderek yükseltiyorum. En iyisi biraz daha yükselteyim.

    Özür dilerim Goethe.