• Bir şairi en iyi şiirleri anlatir kuşkusuz ve şairin her şiiri aynı ölçüde etkilemeyebilir kişiyi.Ama Şükrü Erbaş 'in şiirleri şiirlerle tanistigimdan beri etkilemistir beni.Sukru Erbas her kitabinda siirler havalandiran,siirlerinde pek çok şey gibi bozkiri da cok içten sekilde anlatan bir şair."Bagbozumu Şarkıları" adli bu şiir kitabindaki çeşitli sairlerden yapmis oldugu alintilar da oldukça güzel,hatta kimi zaman şairin siirlerine yedirdigi alıntılar şairin şiirlerini bütünlüyor . Her şairin öne çıkan şiirleri oluyor.Sukru Erbas'in da one çıkan şiirleri var kuşkusuz ama şairin bütün şiirleri bir şekilde sarip sarmaliyor insani okurken.Daha fazla uzatmadan sözü "bagbozumu şarkilari"na ve şaire birakayim.

    "...Aşkı bir govdeden doğuran dünya/Sen koydun bu kalbi bu guzelligin önüne/Ayriliga bırakma beni/Ölüm bir gün nasilsa sürecek hükmünü..
    Gecikme-2009

    "...
    Sevgilim
    Once olumden sonra senden doğdum ben."
    Çiçeksiz Kapı

    "Ey gönül haresi keder,insan kendinden ne kadar uzağa gider... "
    Gonul Haresi-2012
    "...
    Ölüler gökyüzüne gölümseydi keşke...
    Yanilsamalar-2012

    "...
    Işık burcum
    Bir Karac'oğlan ıssızlıgı ağzımda
    Plastik zamanlara şiirler söylüyorum. "
    Gelecek Hatırası

    "
    Şair güzel şiirlerinden sonra siir kitabinin şiirler kısmını Behçet Necatigil'in "Yazi" şiiriyle bitiriyor.

    " Ve şairler boyuna kime yazarlar?
    Yıkılmış köprülerin başında
    Urkmus boşluktan biri inliyorsa
    Ve sairler onlara geldimlere yazarlar."
    Yazı-Behçet Necatigil

    Kitap,şairin "Bir Başka Bagbozumu" adlı bolumdeki" Dilsiz Ustalar Suskun Ogrenciler " yazisiyla bitiyor.

    Bence şiir anlatilmaz okunur.Bu kitabi ve Şükrü Erbas'in tüm kitaplarını, tüm şiir severlere tavsiye ediyorum.
  • Misafir odasında baca deliği olmadığı halde "Anne, sobayı bu sene misafir odasına kuralım mı?" diyen abime, "Olur, boruyu da k.......na sokarız, camdan çıkarırsın, sorun olmaz." diyen anneye,
    ——————————————
    Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla koşturup "112′nin numarasi neydiiiii?" diye bagıran sarışına,
    ——————————————–
    Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kişinin arasına girip ikisine de birer tokat atan ve "Analar kutsaldır, analara küfür etmeyin" diyen Karadenizli ağır abiye,
    ———————————————-
    Annesine kızıp, buharlı ütünün içine işemeyi akıl eden! Annesini buram buram çiş kokularıyla iş yerine yollayan! Annesi; ancak arkadaşları ”acayip kokuyorsun” dediğinde işi çözen anneye ve çocuğuna,
    ———————————————-
    Banyonun lambası yanmayınca elektrikler kesik zannedip yarım saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canı sıkılmasın diye televizyon seyreden kişiye,
    ————————————————–
    Ailecek televizyon izlerken üst komşu küçük oğlunu göndermiş. Çocuk, anneme ”X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsınlar da, biz de dinleyelim”. Biz de kırmadık, açtık. Ailecek çok iyi niyetli olduğumuzdan, televizyonları bozuk sandık. Yüksek sesten dolayı bize laf soktuklarını anlamamız çocuğun ikinci gelişinden sonra oldu. Bu olayı yaşayan aileye,
    ————————————————–
    Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimiz AIDS’in açılımını yapıyor: (A)llaha (İ)syan eden (D)eyyusların (S)onu… diyen hocaya,birer alkış istiyorum:))
    ————————————————–


    Ayrıca aşağıdakiler de birer tebrik hakediyor:

    Acı Kaybımız:
    3 ay önce ailemize katılan, "Necmi" ismini verdigimiz kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük. Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip, Necmi’yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ”Abi onlar kış uykusuna yatar” cevabını almış bulunmaktayız. Hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
    ————————————————–
    Annemin Maceraları:
    Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
    tutuşmuş Shrek ve Fiona’yi gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
    ————————————————–
    Alfabe:
    Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı istiyorum. Daha ikinci gün: ‘örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?’ deme cesaretini gösterdiği için,
    ————————————————–
    Annem:
    "Bu taraf bitti" diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da "CD çalar çalışmıyor!" diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
    ————————————————–
    Modem:
    Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem "Bu ne?" diye sordu. Ben de kolay anlasın diye "Hani benim bilgisayarım var ya, onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu" diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni ve "Yani modem bu" dedi ve konu kapandi…
    ————————————————–
    Yaz Okulu:
    Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite ögrencisine gelsin. Bu yaratıcılıga şapka çıkarılır.
    ————————————————–
    Beyin Göçü:
    Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
    midibüsünde yanındakı arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
    ————————————————–
    Alman Yazar:
    Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp "Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır" diyen hocaya, "Niye, kağıt bulamamış mı?" cevabını veren arkadaşa gonderelim.
    ————————————————–
    Düz Mantık:
    Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz, bilin ki Trabzon’dasınız.
    ————————————————–
    İngilizce Yazılısı:
    Bir alkış da İngilizce sınavında "Nice …….." şeklindeki boşluğu
    "Nice mutlu yıllara!" biçiminde dolduran, dahi mi yoksa aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
    ————————————————–
    Hugo’lar Beşledi:
    Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo’ya "Beşinci Hugo" diyen arkadaşımıza gelsin.
    ————————————————–
    Ne Zaman?
    Kardeşim karne almıştı; fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu: "Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin" uyarılar özellikle babama yönelikti: "Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma". Babam daha fazla dayanamadı ve sordu: "Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?"
    ————————————————–
    Havale:
    Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: "Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?" Teyzem cevap veriyor: "Bu paranın hayrını görme inşallah yazalim" evladım.
    ————————————————–
    Lamba:
    Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: "Bacım o geçtiğin gece lambası değildi; çek sağa".
    ————————————————–
    Hacim nedir?
    Öğretmen bir arkadaşımdan naklen: 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. sorusu: "Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız". Öğrencimizden gelen cevap: "Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?".
  • BEYAZ BİR GEMİDİR ÖLÜM

    sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde olurum
    kötü geçen bir güzü
    ve umutsuz bir aşkı anlatan
    rüzgarla savrulan
    kâğıt parçalarına
    yazılmış
    dağıtılmamış
    bildiriler gibi
    uzun bir yolculuğa hazırlanan
    yalnız bir yolculuğa.
    çünkü beyaz bir gemidir ölüm.
    siyah denizlerin hep
    çağırdığı
    batık bir gemi
    sönmüş yıldızlar gibidir
    yitik adreslere benzer
    ölüm
    yanık otlar gibi.
    sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde ölürüm.

    Behçet Aysan
  • sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde
    olurum

    kötü geçen bir güzü
    ve umutsuz bir aşkı anlatan

    rüzgârla savrulan
    kâğıt parçalarına
    yazılmış

    dağıtılamamış
    bildiriler gibi

    uzun bir yolculuğa hazırlanan
    yalnız bir yolculuğa.

    çünkü beyaz bir gemidir ölüm

    siyah denizlerin hep
    çağırdığı

    batık bir gemi

    sönmüş yıldızlar gibidir.

    yitik adreslere benzer
    ölüm

    yanık otlar gibi.

    Sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde
    ölürüm.
  • erasmus’un yolda arkadaşını eğlendirmek için yazdığı bu kitap 2018 dünyasında halen okunmakta ve bizleri de
    eğlendirmektedir. e herkese nasip olmuyor böyle deli bi’ arkadaş.
    kitabın bende 1956 baskısı mevcut ama Hasan Ali Yücel serisi de bu kitabı basmaktadır. gelelim inceleme vari yazımıza.

    kitabı okurken alıntı yaparak zaman kaybetmeyi hiç mi hiç istemediğimden son 20-25 sayfaya kadar hiç alıntı yapmadım. ama bu demek değil ki, eğer yazı sonrası enerjim kalırsa buraya alıntılar yığmayacağım.

    şimdi övülen delilik nedir kardeşim? derseniz tam net bir cevap veremem. ikiye ayırmış deliliği: 1) gerçek bilgelik deliliktir 2)kendini bilge sanman deliliktir

    ha?!

    yaa kalıyoruz biz de bu ince mizahı karşısında. bi ara deli olmayı da istemedim değil hani.

    orta çağdaki egemen ahlak anlayışına derin bir eleştiri getirmiştir ve bunu o dönem sözü hiç geçmeyen kadın üzerinden yapmıştır. kitapta kendini kadın olarak tanıtmıştır ama öyle böyle bi kadın değil, deli dolu bi kadın.

    “bir kadın yaratın, onu erkeğe eş olarak verin. kadının çılgın ve uçarı bir hayvan olduğu doğrudur ama hoş ve eğlencelidir de. erkekle birlikte yaşarken, çılgınlıklarıyla onun kasvetli ve asık suratlı huyunu hafifletip yumuşatmasını bilecektir.”

    “çünkü işin doğrusu, erkeklerden daha çok mesut olmalarını deliliğe borçlu değiller mi?”

    “kadınsız yemeğin tadı çıkar mı çıkmaz mı, hiç bunun üstüne duracak değilim. muhakkak olan şu ki, delilikle neşelenmedikçe, her yemek tatsız ve kasvetli olur.”

    ha hazır başlamışken cariyelerinden de bahsedelim. (kadınlar bölümünün hemen öncesinde) küstah bir bakışla bakan; benbenlik. güler yüzlü ve alkışlamaya hazır olan; yüzegülücülük, uyuklayan; unutma, kollarını kavuşturan; tembellik, çelenklerinden, katif kokularından belli olan; şehvet, hayasız ve kararsız bakışlarla etrafa bakan; bunaklık, teni parlak; zevkü safa. dünyayı idare edenleri bu cariyeler sayesinde idare ettiğini söyler.

    dindarlık ve ahlakçılık üzerinde durur ve teologlara derin bi hicivle yoğrulmuş eleştiri sunar

    yunan mitolojisini a‘dan z‘ye bilen ve bize de bir şekilde öğreten hümanist Erasmus‘un kitabını baştan ayağa incelemek ciddi bir emek ve mesaidir. en son şu altı çizilesi alıntıyla noktalamak istiyorum

    “insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi? kendi kalbi ile barışık olmazsa, başkalarıyla iyi geçinebilir mi? kendi varlığından canı sıkkın ve yorgun ise topluluğa hoşluk getirebilir mi? bu soruların hepsine evetle cevap vermek için, deliliğin kendinden daha deli olmak lazımdır.


    (Nietzsche- öyle bir hayat yaşıyorum ki şiiri geldi aklıma.

    düşün, kim üzebilir seni senden başka?
    kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
    kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
    kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
    kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
    her şey sende başlar, sende biter...
    yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini.
    ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz…)
  • 1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüpteki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı.
    Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu. Çünkü şiirde “kadınım – kısrağım – karımsın” dediği kadın, karısı değildi. Bu şiir’i 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı. Mari Gerekmezyan için.
    “Kara saplı bıçak gibi” Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine “kara saplı bir bıçak ” gibi saplanmıştı.
    Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
    Yorgun yürek “Karadut” 1946´da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi’nden Mari Gerekmezyan´in ölüm haberi geldi.
    Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladı…

    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Nar tanem, nur tanem, bir tanem
    Agaç isem dalımsın salkım saçak
    Petek isem balımsın a gülüm
    Günahımsın, vebalimsin.

    Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
    Yoluna bir can koyduğum 
    Gökte ararken yerde bulduğum 
    Karadutum, çatal karam, çingenem 
    Daha nem olacaktın bir tanem 
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın 
    Kadınım, kısrağım, karımsın.

    Sigara paketlerine resmini çizdiğim 
    Körpe fidanlara adını yazdığım 
    Karam, karam 
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam 
    Sıla kokar, arzu tüter
    Ilgıt ılgıt buram buram. 
    Ben beyzade, kişizade, 
    Her türlü dertten topyekün azade 
    Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
    Durup dururken yorulan 
    Kibrit çöpü gibi kırılan
    Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan 
    Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan 
    Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

    N'etmiş, n'eylemiş, n'olmuşum 
    Cömert ırmaklar gibi gürül gürül 
    Bahtın karışmış bahtıma çok şükür. 
    Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.

    Karam, karam
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
    Sensiz bana canım dünya haram olsun.
  • "Sen bu şiiri okurken
    Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım
    Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası
    Ne de telefonların çalacak gece yarısı
    Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık
    Kaprislerinin hedef tahtası...
    Seni sana
    Beni bir akıl hastanesine
    Bırakıp gideceğim bu şehirdenNasılsa kavuşamadım sana
    Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım
    Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu
    Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın
    Ne yaptımsa
    Bir türlü sana yaranamadım
    Artık adressiz
    Işıksız
    Ve öylesine ıssızım
    Dünlerin kadar eskiyim
    Verdiğin acılar kadar paslıyım
    İşte çıkıp gidiyorum hayatından
    Nasılsa fark etmez senin için
    Belki çok şanslı
    Belki de en yaşlıyım...
    Artık
    Pusulam hasreti
    Saatim yalnızlığı
    Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana
    Neylersin
    Yolcu yolunda gerek
    Belki bundan sonra
    Belki senden sonra
    Adam olur bu “asi yürek”
    Ve dersini alır da bu sevdadan
    Bir daha
    Boyundan büyük denizlere
    Asılmaz kürekYarın bu saatlerde
    Ben yollarda olacağım
    Sen kimbilir kaçıncı uykunda
    Masal mavisi bir rüyada
    Ve elbette o korsan yüreğin
    Yine pusuda
    Oysa
    İlk defa sesimi duymayacaksın
    Sitemlerin sahipsiz
    Soruların cevapsız kalacak
    Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum
    Tanımadığın bir koku içini saracak
    Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın
    Ne oldu?
    Ne oluyor?
    Ne olacak?
    Sonra
    Bir gözün kör
    Bir kulağın sağır
    Bir ayağın kırık
    Bir kolun kesik
    Düşeceksin yollara
    Yani baştan başa yarım
    Yani baştan başa eksik
    Bütün duvarlar üstüne yıkılacak
    Belki ilk defa
    “Unutuldum” diyerek için sızlayacak
    Ve sen bu şiiri okurken
    Ayrılığımız çoktan başlamış olacak
    Belki de son tesellin
    Sana yazdığım “bu son şiir” olacak
    Ve kimbilir
    Unutulmuş bir gecenin tam ortasında
    Başucundaki bir radyoda
    Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak
    Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına
    Sana adanmış bu satırları“Bütün şehirler uyur
    İstanbul uyumaz
    Ve birgün
    Bütün sevenler unutur seni
    Ama bu “şair yürek”
    ASLA UNUTMAZ...”
    #Ahmet Selçuk İlkan