• Henüz uzaktan gördüğümde hissettim. Orası senindi. Senin evindi. Canımın en içi Sait.. Sait Faik Abasıyanık.. Görkemli değil ama zarafet timsali. Büyük değil ama ruhu görkemli. Çiçek gibi bir evdi. Daha adımımı atar atmaz girişte karşıladın beni, otıruyordun. Her zamanki gibi fazlaca düşünceli ve yüzünün çizgilerine oturmuş bir hüzünle bir yere mıhlamıştın bakışlarını ki içimden sarılmak geldi. Girişte senin oturduğun, havasını soluduğun oturma odası.. Senin dokunduğun eşyalar. Hepsinde sen, senin ilmek ilmek dokuduğun öykülerin. İkinci kata çıktığımda biliyordum, üzüleceğim. Sanki bir kez daha gitmiş olacaksın. Sanki ben her şeyi kabul etmek zorunda kalacakmışım gibi. Odana girdim, solda yatağın ve yanında bir ayna. Hemen pencere önünde çalışma masan ki görünce kalbim acıdı. Senin yerindi orası, olman gereken yer. Kitapların, öykülerin açık. Hepsi sen biraz önce bırakmışsın gibi. Çok hüzünlü değil mi artık senin var olmayışın ? Bir daha hiç olmayacak oluşun.. Kitaplarını seyrettim uzun uzun. Sonra aynaya baktım. Her sabah yüzünü seyrettiğin o aynada kendi aksimi gördüğümü anladım sen yoktun. Artık sararmaya yüz tutmuş pijamanda, bir daha giymeyeceğin ayakkabılarında, kayık gezintilerinin ve o meşhur fotoğrafında hep başında olan şapkanda, her birini özenle yerleştirdiğin ama artık dokunmadığın kitaplığında,anladım ki sen gitmiştin. O an anladım bu gezinin aslında ne kadar sancılı ne kadar da yaslı olduğunu. Yitirdim sandım. Sonra yeniden buldum seni evin her bir köşesine sinmiş şiirsel havanla.. Çatı katında sana yazdığım mektupta buldum seni. Seninle aynı manzaraya bakarak sana seni yazmak. Ne kadar da tarifsiz bir mutluluk ve keder.. Ellerim titredi, kelimelerim tükendi. Bu yokluğunun acısı ve varlığının heyecanıydı galiba. Çok zorlandım, çok üzüldüm ama o mektubu bıraktım sana. Daha ümitli bir yerde olduğunu hayal ederek. Seni soludum sevgili Sait. Ben o evde senin öykülerini soludum. Özledim, Sevdim. Anladım. İyi ki varsın güzel adalı. İyi ki varsın Burgaz’ın en masum çocuğu. Senin yerine martılarını sevdim. Senin yerine de sevdim. Senin yerine de..

    Yazdığın her bir satırı solumanın huzurunu, bir yazarı ağabeyin gibi içselleştirebilmenin gururunu bana yaşattığın için bin teşekkür.. Öykülerinle ve öykülerinde var olacaksın daima.

    Bu sevgiyi sen var ettin sen sağ ol..


    Dipnot: Burgazadada bulunan Saİt Faik evi ücretsiz ziyarete açık olup insana huzur vermesiyle ünlüdür. Dilerseniz kitaplarını ve anı türü eşyaları satın alabilir ve benim gibi bu anı ölümsüzleştirebilirsiniz. Bunun yanında en üst kat mektup odasında ona içinizi dökebilir, mektup yazıp bırakabilir ve bu şairane havayı tamamen ciğerinize çekebilirsiniz.

    “Dünyayı güzellik kurtaracak. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.”
  • Beyaz ferforje masa. Tıpkı geçen hafta olduğu gibi senin renginle doldu. Yanındaydım. Bir hafta boyunca, zihnimdeki imgelemin kanlı canlı karşımda duruyordu. Yemek yerken, duştayken, köpeğimi gezdirirken, çiçeklerimle konuşurken, sigaramın zifirli dumanını içime çekerken, içine kapıldığım ve bir türlü kurtulamadığım imgelemin… Tante Rosa’m karşımdaydı. Sendin işte. Gerçek olma ihtimalinle ettiğim kavgadan kurtulmuştum. Hayalinin somutlaşması ile boşalan zihnimi gerçekliğinle dolduruyordum. İçim hep sen oluyordu. Geçen her saniye bana hizmet ediyordu artık. Zamana güldüm. Avucumdasın dedim ona. Böyle düşünüyor oluşuma kızdı anladım.

    Garson geldi. Papatya çayı istedin. Ben çay diyebildim. Yanı başımızda duran, üzerinde “saklı bir sevdadır bulduk sığındık
    bu büyülü bir aşk çünkü yasak
    gizli bir mutluluk ki ne söylesem az
    bin yılda yaşasak hiç de yaşamasak” yazılı tenekedeki papatyalara kaydı gözüm. Hepsini koparıp donatmak istedim seni onlarla. Papatyalara sarılı bir kadındın. Begonvillerin moru üzerinde ışıldıyordu. Gözümü alamıyordum senden.

    Konuşmayacak mısın diye sordun. İçinde bulunduğum esrarlı dünyadan sıyrılıp, konuşurum arada dedim. Güldün. İçimdeki sen milyonlarca kez güldü. Kitabı beğendin mi diye sordun. Kitap. Evet. Elimde tuttuğum ıslak Tante Rosa’dan bahsediyordun.

    Tante Rosa asi. Hayata tutunmaya çalışan bir gonca. Yeşerip büyüyecek ve nesillere tohumlarını aktaracak bir çınar. İçinde bulunduğu yaşam koşullarına isyan eden; dinin, evliliğin, çoğalmanın, toplum kurallarının saçmalıklarını yaşamış ve idrak etmiş bir kadın. Zihnini bütün bu olgulardan arındırmaya başladığı an Tante Rosa oluveriyor. Çocuklarını, kocasını ve içinde bulunduğu gündelik yaşamı teperek bambaşka bir hayat kuruyor kendine. Ama bu hayat da diğerlerinden farklı çıkmıyor ne yazık ki… Toplumun elde edemeyeceği fikirlere sahipken, basit insanların basit düşüncelerine tamah etmiyor. Keman çalan ya da Hint felsefesi ile uğraşan eşlere sahip olsa da bunların gelip geçici suretler olduğunu ve hayatın döngülerle devam ettiğini anlıyor. Topluma karşı oluşmuş büyük bir dik duruşa sahip olduğunu anlıyor ama bunu anladığı an yaşlanmış olduğunu fark ediyor. Geriye baktığında mutsuz bir hayat yaşadığını düşünüyor. Umudunu kesmiyor ama. Yeni bir hayatta, yeni bir bedende bu hatalara düşmeyeceğini düşünüyor. Tante Rosa, kendi içinde hayatın bütün olasılıklarını barındıran bir evren olduğunu anlıyor. O yüzdendir ki ölümsüz olduğunu düşünüyor. Tante Rosa biten ama tükenmeyen bir kadındır. Onu en iyi tanımlayan cümlesi; Gülünç bir ihtilalim ben, kötü bir askeri cuntayım. Asker olmuş gülünç bir soytarı gibi gülünç bir başkaldırma. Gerillalarım var, ne onlar beni devirebiliyorlar ne de ben onların kökünü kurutabiliyorum.

    Bu yüzden sen benim Tante Rosa’msın işte. Geçmişi düşünmek kadar güç ve acısızsın. Artık geleceğimsin sadece.

    İşte bunlar geçti aklımdan ama söyleyemedim. Sustum. Kitaba bakıp kaldım öylece. Çay soğudu. Havadaki bulutlar epridi. Güneş üzerimizden hızlıca kayıp gitti. Zaman avucumdan kurtulup, suratımın ortasına pis bir gülüş fırlattı. Kafamı kaldırdığımda yoktun. Gitmiştin.

    Halbuki ben ellerini tutup, dans etmek isterdim seninle. Beline sarılmak ve kendime çekmek seni, dudaklarının gücünü tatmak isterdim. İçine girip orada kalmak ve seni kendime gebe bırakmak isterdim. Yeniden doğuşumu izlemek isterdim en çok. Ama yapamadım işte. Ne kadar aptalsın Demetrio dedim kendime. Hayallerde yaşayan bir insan olmaktan kurtulup, gerçekliğin sonsuz arzusunu tat diye de bağırdım hatta içimden çıplak yeryüzüne. Kendimi anlatamadım, özür dilerim. Ama anlatacağım söz.

    Garsonu çağırıp, kağıt kalem istedim. Hislerimi ifade etmekte yaşadığım zorluk, kalemin tonlarca ağırlığa ulaşmasını sağladı. Sayfalarca yazıp, yırttım. Garson sürekli kağıt getirdi. Çay da. Sonunda başardım. Hislerimi ifade edebildim. Ama sana değil. Kupkuru bir sayfaya yaptım bunu.

    Şimdi karşımda olman ve bu cümleleri okurken seni izliyor olmam gerekiyor. Bütün bu yazdıklarımı okuduktan sonra tek bir şey söyleyeceğim ama önce seni bulup bu sayfaları sana vermem gerekiyor.
  • Kimbilir kaçıncı denememdi. Sayısını inan ben bile unuttum. Tam cesaretimi toplamış söylecekken birden geç olduğunu anladım. Sen gitmiştin ve geride bir ben birde gece vardı artık...
  • Her şeyin şu andaki gibi olduğu bir rüya gördüm. Ama rüyamda mutlu değildik. ... Ve sen beni bırakıp gitmiştin..
  • "Birden bir kötü düşünce düştü aklıma: sen acaba, benden alabileceklerinin hepsini alıp, artık alabileceğin bir şey kalmadığından mı, gitmiştin?...
    Bazı söylediklerin bunu destekliyordu.
    ama dayanılmazdı bu, benim için:
    sen, nasıl olur da, beni tükettiğini düşünebilirdin.
    ben, nasıl olur da, senin gözünde, tükenebilirdim?"
  • Neden gittin bizi neden bıraktın sen yalnız değildin biz vardık sen bizim herşeyimizdin senin tertemiz bir kalbin vardı.
    Biliyomusun canım dayım anneanneme seni aradığımızı söylemedik seni her soruşunda hep farklı bahanelerlw geçiştiriyoduk bayramda anneannem sana yemek yolladı dayı ama sen o yemekten yiyemedin çünkü sen yoktun dayı sen gitmiştin bizi bırakıp gittin.Biliyomusun dayı annneme beyin kanaması geçirdi dedik ağladı götürün göreyim dedi doktorlar göstermiyo dedik bir gün geçti vefat etti dedik. Biliyomusun dayı taziye için gelen herkes senin hakkında birtek kötü söyleyen olmadı hatırlarmısın dayı semt pazarının olduğu birgün keleben bulmuşsun ezilmesin diye alıp doğaya bırakmışsın sen okadar iyi insansın dayı tek tesellim ne biliyomusun abinin yanında olman abine kavuştun dayı seni çok seviyorum dayı keşke mücize olsa ölmemiş olsan çıkıp gelsen seni çok özledim dayı bana mesaj atıp benle dalga geçmeni çok özledim dayı ve mutlu olun diye attığın mesajlar yok artık dayı