• Kurban sana özge nâzenînler
    İdrâküne yüz min âferînler

    Kimse çü sana vefâda yetmez
    Cânın sana kimse verse yetmez

    Ma‘şûk idün ey büt-i vefâ-dâr
    Âşıklığunı hem etdün izhâr

    Âşık der imiş mana halâyık
    Görmen muna hem özümi lâyık

    Men nâkısem ey harîf-i kâbil
    Sensen reh-i aşk içinde kâmil

    Tahsîn ki yegâne-i zamânsen
    Cân vermek olur sana ki cânsen

    Her şûhda ger olaydı bu tavr
    Sen olmaz idün yegâne-i devr

    Ger gayre bu hâl olaydı makdûr
    Sen olmaz idün cihâna meşhûr

    Yâd eylemeğünden olmışem şâd
    Sen şâd olasen hemîşe men yâd

    Ha beyle men-i hazîni şâd et
    Geh gâh terahhum eyle yâd et

    Ey serv-i semen-ber ü gül-endâm
    Târâc-ı metâ-‘ı sabr u ârâm

    Ey husrev-i kişver-i melâhat
    Mehtâb-ı şeb-i neşât ü râhat

    Çün bendeye rahmet eyler oldun
    İzhâr-ı mahabbet eyler oldun

    Min-ba‘d tarîk-ı mihr dutgıl
    Evvelki tarîkunı unutgıl

    Koyma çıha hasret ile cânum
    Hadden üte nâle vü figânum

    Meyl-i men-i zâr ü bî-karâr et
    Gâhî bu yanaya bir güzâr et

    Hem-derdüm isen menümle yâr ol
    Hem-derdliğün yoh ise var ol

    Sen eyle mukîm-i mesned-i nâz
    Men beyle belâ vü derde dem-sâz

    Sen mahfil-i ayş kâm-kârı
    Men gûşe-i derd dil-figârı

    Aşk içre beğüm revâ mıdur bu
    Râh u reviş-i vefâ mıdur bu

    Ger doğrı ise vefâda lâfun
    Menden ne içündür inhirâfun

    Gel ref‘ edelüm gam-ı fırâkı
    Yanduralum oda iştiyâkı

    Olsun dün ü gün menümle seyrün
    Çün men senünem sen olma gayrün

    V’er İbni Selâm mâni‘ olsa
    Sedd-i reh-i vasl vâki‘ olsa

    Bildür kılayın siyâh bahtın
    Bir âh ile târümâr tahtın

    Çün râz-ı dilin düketdi ol zâr
    Zeyd eyledi azm-i kûy-ı dildâr

    Pervâne sözin deyüp çerâğa
    Bülbül haberin yetürdi bâğa.
  • Neşet Ertaş’ın hayatında babası Muharrem Ertaş’ın ayrı bir yeri vardır. Sadece babası değil ustası olan Muharrem Ertaş’a olan sevgisi o kadar büyüktür ki Neşet Ertaş’ın son arzusu “babasının ayak ucuna gömülmek” olmuştur.

    Her baba-oğul gibi zaman zaman bazı sorunlar yaşayan bu büyük ozanların aralarında yaşanan şu olay, hem birbirlerine olan düşkünlüklerini hem de ozanlıklarını göstermesi açısından dikkat çekicidir.

    Muharrem Ertaş, oğlu Neşet Ertaş’ın Leyla isimli bir kadınla evlenmesine ilk başından itibaren karşı çıkar. ama oğlu Neşet Ertaş karşı çıkarak evlenir. Oğlunun sözünü dinlememesi üzerine Muharrem Ertaş şu türküyü yakar:

    Temiz ruhlu saf kalplisin şöhretsin
    Hakkın vardır evlenmeye evladım
    Mevlam sana yapanları kahretsin
    Aslı bozuk alma dedim evladım

    Dokunsalar nazik tene kir gelir
    Bizden önce ceddimize ar gelir
    Köle olmak şanımıza zor gelir
    Sen aklını yitirmişsin evladım

    Neşet Ertaş, kendisini yaralayan 'aslı bozuk'a, 'ana'yla cevap verir :

    Ulu arıyorsan analar ulu
    Sevmişiz biz onu olmuşuz kulu
    Analar insandır biz insanoğlu
    Aslı bozuk deme gel şu insana

    Aşkı kimden aldın sevgiyi kimden
    Aslı bozuk deme gel şu insana
    Soracak olursan eğer ki benden
    Aslı bozuk deme gel şu insana

    Yazımızı felek yazdı Mevlâ’dan değil
    Senin dediklerin evladan değil
    Her hata suç bende Leylâ'dan değil
    Aslı bozuk deme gel şu insana

    Muharrem Ertaş, oğlunun bu 'ulu ana' göndermesine boyun eğer ve,

    Küsmedim Neşedim kahrettim sana
    Baban değil miydim sormadın bana
    Olan olmuş yavrum ne deyim sana
    Sen aklını yitirmişin evladım

    Bu şiirsel konuşma, Neşet'in Leyla ile evlenip ayrılmasından sonra da sürer. Bu kez, Neşet, Leyla'ya, hatanın kendisinde olduğunu söyler :

    Bilemedim kıymetini kadrini
    Hata benim günah benim suç benim
    Eliminen içtim derdin zehrini
    Hata benim günah benim suç benim

    Bir günden bir güne sormadım seni
    Körümüş gözlerim görmedim seni
    Boşa mecnun eylemişim ben beni
    Hata benim günah benim suç benim

    Neşet Ertaş'la babası ve Leyla arasındaki bu hikayenin sonuçta ulaştığı yer ise Neşet Ertaş’ın şu mısralarındadır:

    Cahildim dünyanın rengine kandım
    Hayale aldandım boşuna yandım
    Seni ilelebet benimsin sandım
    Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
    Evvelim sen oldun ahirim sensin

    Sözüm yok şu benden kırıldığına
    Gidip başka dala sarıldığına
    Gönlüm inanmıyor ayrıldığına
    Gözyaşım sen oldun kahırım sensin
    Evvelim sen oldun ahirim sensin

    Garibim can yıkıp gönül kırmadım
    Senden ayrı ben bir mekan kurmadım
    Daha bir gönüle ikrar vermedim
    Batınım sen oldun zahirim sensin
    Evvelim sen oldun ahirim sensin
  • Ben bu ruh hali içindeyken Şaşkın, cebinden bir parça balmumu çıkardı. Hazır olanlara göstererek:


    – Ey Cemaat! İşte nokta, dedi. Sonra nefesi ile ısıta ısıta uzattı ve:


    – İşte elif, dedi. O anda Mecnun ayağa kalktı ve:


    – Elifin başka ismi varsa söyle! dedi. Şaşkın:


    – Evet vardır. Yalnız kulağına söyleyeyim, dedi yaklaştı. Bir şeyler fısıldadı. Birbirlerini kucakladılar. Sonra bana dönerek:


    – Ey Genç! İşte şimdi Leylasız Mecnun oldun. Çünkü Mecnun, Leyla oldu. Aradan Leyla da çıkarsa o zaman elifin kulağıma söylenen diğer ismini öğrenebilirsin, dedi.