• 247 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bir kitap okumak ve kendini hiç beklemediğin,yıllarca özlemini çektiğin acı,hasret,keder,mutluluk,samimiyet,riya,yalan,doğru ve daha bir sürü şeyin yazdığı bir kapının önünde buluvermek.

    Karar senin...

    Kapının önünden dönecekmisin?Yoksa dışarıya girecekmisin?

    Düşle gerçeğin,acı ile hazzın birbirine girdiği,ayırd edilemediği zamanlar.Bir masalmı okuyorsun?Yoksa... O masal da yaşıyormusun?Anlayacaksın!Kaybolmadan,belki...Ölmeden önce...

    Bir hayali kovalamak,ona yetişeceğini,onu tutabileceğini sanarak engel gördüğün kendi hayatını bile aşmaya çalışmak.Yeni bir hayatın peşine düştüğünü düşünerek karanlıklara korkmadan dalmak.

    Kaybetmek aradığını,geçmiş yada geleceğinin bir parçası olduğunu sandığın şeyi bulamamak ama yine de vazgeçmeden,şikayet etmeden devam etmek.

    Ne yapacaksın?

    Yolcu yolunda gerek,düşlerinle birlikte çok uzun ve sonu belli olmayan bir yolculuğa çıkacaksın.Ama dikkat et,sen yolları değil,yollar seni gidiyor da olabilir.Sevdiklerinin hepsi arkanda ama hepsine bedeli yanında olacak.

    Aşk bu!

    Rastlantısal,Tanrısal bir şey.Ne olduğunu bilmiyorsun,tarih öncesinden beri süregelen kanunlar senin içinde geçerli,vazgeçemiyorsun,acısa bile.

    Arayışlar!Kaç kişi ve nerelerde olduklarını bilmeden bir topluluğa,gizli bir cemiyete,saklı bir amaca dahil olmak ve bu uğurda bilinmeyenin peşine düşmek.Kilometreleri aşarken yol şeritlerini saymak.
    Bir arayış kendini bulma çabası,olmak istediklerin ama olamadıklarının ayırdına varma,uyanış beklerken hayal kırıklığı ve küskünlük yaşama.Sevilenlerin olmadığı,vaadlerinin tutulmadığı dikenli tellerle çevrili bir hayat.

    Ne yapacaksın?

    Tel makasıyla telleri kesip yeni hayatınlamı tanışacaksın?Yoksa makası kendi kalbinemi saplayacaksın?Her iki durum da kurtuluş...

    'Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti'

    Bu kitabı anlamamak yada yanlış anlamak mümkün değil.Bu kitabı alın,sayfalarını açın ve ışığını yüzünüzde hissedin.
    İç huzurunuzu hissedemeseniz,kendinizi bulamasanız,yeni bir hayata ulaşamasanız,efsane aşkınızı yaşayamasanız bile o ışığı görmeniz yeterli.Tutku,duygusal açlık,cesaret,korku,hayalperestlik,pişmanlık,yabancılaşma,kararsızlık,sorgulama ve en önemlisi arayış.İşte Orhan PAMUK kalemi.Sardı bu kitap beni hoşuma gitti.Bir ara aklıma Latife TEKİN'in Sürüklenme'si geldi.Bu kitap çok daha derin ve içine kolaylıkla çekiyor.Alt metinlere dikkat!

    Orhan PAMUK 2006 Nobel Edebiyat Ödüllü bir yazar.Demeçleri,siyasi görüşü veya düşünceleri ne olursa olsun,biz kişiye değil yazdığı satırlara odaklandığımız için bu kitaba kocaman bir 10Puan.Anlaşılmayacak derecede karmaşık bir kitap değil,akıcı,sürükleyici,meraklandırıcı bir hikaye.Ustaca yazılmış,ustaca yaratılmış karakterlerle birlikte eşine az rastlanır bir yolculuk hikayesi ama uzun ve sonu kestirilemeyen bir yolculuk.

    Kitap edebi açıdan çok sağlam Orhan PAMUK'u tebrik etmek ve hakkını vermek lazım.Lezzetli bir kitap.Değişken hislerle giriyorsunuz bölümlere.Bazen çok yumuşak ve naif,bazen çok sert ve saldırgan.Aslında Yeraltı Edebiyatı okudum da diyebilirsiniz,uygun düşer.

    Kitap da ayrıntılara özellikle dikkat edilmiş,betimlemeler yormuyor,bıktırmıyor,üzerinde çok düşünülmüş havası var satırların.Kitabı okuyun ve şundan emin olun,kitap da konu edilen hayat değiştiren kitabı sizde bir an önce bulmak isteyeceksiniz ve konusu geçen aşkı yaralarına berelerine rağmen yaşamayı,hiçbir şey düşünmeden,dert etmeden yollara düşmeyi arzu edeceksiniz.

    Yapabilirimisiniz bilmem ama daha önce muhtemelen aklınızdan geçmiş olan 'atlasam bir otobüse ve çekip gitsem buralardan,adı olmayan bir yerlere' cümlesi ve isteği yine aklınıza gelecek.Ancak ne şimdiki yollar yol,ne şimdiki aşklar aşk,belki de bunu düşünmeyeceksiniz.

    Bu kitabı okumakta geç kalmışım,belirli bir zaman sonra bir kez daha okunur.İyi bir tat oldu.Kesinlikle tavsiyedir.
  • Aptal bir ağlamanın hikayesi bu. Başaranlar ve başaramayanlar diye iki taraf var. Güneş çoktan batmış - kafan oldukça yoğun, yeldeğirmenleri gibi dönüp duruyor şarkılar etrafta. O kadar beklemene rağmen alışamamışsın hala. Çıldırmış içinde bir şeyler- dizginlemeye çalışmışsın şu saate kadar. Ne yapacağını bilmiyorsun. Duş alıp uyumakla, intihar arasında gidip geliyor sarkacın. Başaramayacağını biliyorsun ikisini de. Başka bir şey gerekli aslında,zaten bildiğin bir şeyi kabullenmek için bambaşka renkte bir şey. Dört dolaşıyorsun dünyanda odanda sessizce otursan da. Hayallerinde bile iki kişi olamıyorsun bu gece. Tek başında koşuyorsun koskoca trenin içinde. Vaz geçebilir misin? Ne zaman yola çıkmıştın ki? Uzun hayat - her şeyin çaresi var. Yavaş yavaş hayatının yalanlarla dolu olduğunu hatırlıyorsun. Tek gerçek cümleyi hatırlıyorsun sana söylenen. Sarkaç bir daha salınıyor, gölgelerle dolu bir odada açıyorsun gözlerini. Pencere yok ama rüzgar var. Acı çektiğini düşünüyorsun ama hiçbir şeyi bilmiyorsun. Kapının da olmadığını görüyorsun - beyninin içindesin, farkediyorsun, çıkamıyorsun. Her taraftan üzerine geliyor o. Teslim olmak istiyorsun, ama senin beynin tutan - gerçek dünyada istediğin seni istemiyor. Burada kalmak daha iyi belki. Ama sarkaç yine salınıyor ve gökyüzüne çıkıyorsun. Soğuk epey, gökyüzü soğuk olur biliyorsun, sevecen de olur ama diyorsun. Yalnızları sevmez gökyüzü, yalnız değilim ama ben diyorsun. Yalnızsın öyle hissediyorsan. Dokunmak istiyorsun sana uzatılan ele, yine saçma şeyler görüyorsun, el filan yok, uzatılan bir şey yok. Ay da yok. Tek başınasın, her yer karanlık, her yer soğuk. Sana da sarkacına da demeye kalmadan yatağına düşüyorsun. Telefona uzanıyorsun, arayamayacağını biliyorsun. Ağlamaya başlıyorsun. Sesin duyulmasın istiyorsun , yalnızım zaten diye düşünemiyorsun. Fark edilmesin istiyorsun. Erkekler ağlamaz dinliyorsun, gizli gizli ağlıyorsun. Kolay aslında, zor olan görülmemek, zor olan anlaşılmamak, zor olan hatırlanmamak. Hikayesini yazmak istiyorsun ağlamanın, başaranlar var- başaramayanlar var biliyorsun ta en baştan. Yok diyor o aradaki kalın çizgi - ağlamak hikaye edilmemeli sadece yaşanmalı. Ağlayamıyorsun da belki. Kimse görmüyor zaten- "Kelimeler Kafi"yi buluyorsun sonunda o sarkacın en kırık zamanında. Geçiyor şarkı, geçiyor gece, geçiyor ömür. Sen geçemiyorsun sona kadar. Bekliyorsun sadece.
  • Adil mi? Adaleti neyle ölçersin sen ey Yargıç? Kim seni kırbaçladı ki, kırbaçlanmanın ne olduğunu bilesin? Nasıl oluyor da toprak altında geçireceğim yılları gün ışığında geçirecekmişim gibi parmaklarınla sayabiliyorsun. Sen hiç zindana atıldın mı? Ömrümün kaç baharını benden aldığını biliyor musun? Hiçbir şey bilmiyorsun sen, adil bir insan değilsin, çünkü ancak darbe yiyen bilir acının ne olduğunu, darbeyi vuran değil, sadece acı çeken bilir acının ne olduğunu. Kibrin yalnızca suçluları cezalandırmayı biliyor, oysa sensin en büyük suçlu, çünkü ben öfkeliyken aldım insanların canını, tutkumun esiriyken işledim cinayet, oysa sen soğukkanlılıkla alıyorsun hayatımı benden, ellerinin tartmadığı, dehşetini hiç bilmediğin bir ölçüye dayanarak. adaletin basamağından in aşağıya Yargıç, yaşayan insanların hayatını bitirme sözlerindeki ölümle!
  • Üzüntü nedir bilmiyorsun sen, dedim. Ben de bilmiyorum. Üzülüp üzülmediğimi bilmiyorum. Üzülebilir miyim yoksa üzülemez miyim, bilmiyorum. Ağlayabilir miyim yaksa ağlayamaz miyim, bilmiyorum. Deneyip denemediğimi bilmiyorum. Sıcak kör toprağın içinde azmış ıslak bir tohum gibiyim.
  • Anne baba yeter artık!
    Benim üzerime çok geliyorsunuz, bunaltıyorsunuz beni. Ben özgür olmak istiyorum. Bende gezip dolaşmak, eğlenmek istiyorum. Arkadaşlarımın yaptığı gibi bende gece geç saatte eve gelmek istiyorum. Benimle neden bu kadar çok uğraşıyorsunuz? Ben size ne kötülük yaptım? Hem eğlenmek gezmek suç mu? Kitap okumak, ders çalışmak karın doyurmuyor baba. İnsanlar çalışmadan para kazanıyorlar.

    Geçenlerde bi arkadaşım bahiste kazandığı parayla tatile gitti. Sonrasında büyük borca girdi ama boşver. Ne güzel değil mi? Of anne sen sus! Babamla konuşuyorum ben. Sen karışma. Ama baba neden kızıyorsun? Bende gülmek, sevinmek, mutlu olmak istiyorum. Hem siz benim mutluluğumu istemiyor muydunuz?

    -Bu anlattıkların seni mutlu edecek şeyler değil. Böyle mutlu olamazsın.

    -Sende kimsin? Ben odamda yalnız olduğumu sanıyordum.

    -Yalnız olduğunu sanmak en büyük gafletlerinden birisi. Kimse yalnız değildir. Her yaptığınızı gören vardır. Benim kim olduğum mu yoksa senin içinde bulunduğun acz ve yoksunluktan kurtulman mı daha önemli.

    -Tabii ki benim sıkıntılarımdan kurtulmam önemlide... Sen ne yapacaksın ki? Babamın arkadaşı falan mısın?


    -Yaratılmışların en şereflisi olarak okuyor musun?

    -Evet her gün facebook twitter'da onlarca paylaşım okuyorum çok bilgi verenlerde var. Bende paylaşıyorum bazen.

    -Araştırmadan, sorgulamadan yazılanları doğru kabul ederek bazılarına iftira atmış olmaz mısın? Bazılarının hakkına girmiş olmaz mısın? Bunları hiç düşündün mü? Okumakla doğruyu öğrenmeyi amaçlamalısın. Doğruyu öğrenmek için önce kutsal kitabı okumalısın. Doğayı, evreni, kendini tanımalısın. Bunlar için ilim öğrenmek mecburiyetindesin. Onun için de çok okumalısın. Okurken sorgulamalı ve gerçeği araştırmalısın. Malayani yani boş şeyleri okuyarak da zihnini bulandırmamalısın. Sana fayda sağlayacak her kitabı okumaya çaba sarfetmelisin.

    -Ama ben...

    -Evet biliyorum sen iyi niyetlisin. İyi niyetin kul hakkının önüne geçmiyor ve bu konuda hakkını yediğin kişiden helallik alman gerekiyor.

    -Peki madem öyle bu konuda daha dikkatli olmaya çalışacağım. Annem babam bana çok karışıyorlar. Bende onlardan uzaklaşıp internette vakit geçiriyorum.

    -Annen ve babanın senin üzerinde, seninde annen baban üzerinde hakların vardır. Ana babaya isyan etmek, karşı gelmek büyük günahlardan birisidir. Anne babaya iyilik yapmak ise yaratıcının en sevdiği amellerdendir.

    Onlar seni güzel terbiye etmek için seninle uğraşıyorlar. Seni doğru yola yöneltmek için, iyi ve güzel huylu bir vatandaş olman için hareket ediyorlarsa saygı duymalı ve onlara karşı iyi davranmalısın. Onları hoşnut edecek davranışlarda bulunmalı, bir iş yaparken de izin ve rızalarını almalısın.

    Onların seni eğitmesi sana karşı görevlerindendir. Bu sadaka vermekten çok evladır. Annen ve babana, seni imandan uzaklaştırmadıktan sonra onların söylediklerine uymalı, onların kalplerini kırmamaya çalışmalısın. Bu sözler başlangıçta sana anlaşılması zor veya mantıksız gelebilir. Onlar senin ebeveynlerin ve senin kötülüğünü istemezler. Babanın razı olmayacağını bildiğin şeyleri istemen cahilliktir. Cahillik etme.

    -Bazen arkadaşlarım bana sen çocuksun hâlâ büyümedin, babanın dizinin dibinden ve söylemlerinden ayrılmıyorsun diye alay ediyorlar. Emzik verelim mi falan diyorlar. Çok bozuluyorum.

    -Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeylerin peşine düşme. Ailenle arkadaşların arasında ikilemde kaldığın zaman şunu düşün. Bazı hataların telafisi mümkün değildir ve o yanlıştan geri dönüş yolu da yoktur. Seni kim aldatır? Kim senin gerçek anlamda iyiliğini ister? Kim sana güvenle bakabilir?

    -Ben böyle ikilemde kaldığım zamanlarda ümidimi de kaybediyorum kendimi boşlukta gibi hissediyorum. İçimi dökecek bir arkadaşım olsun istiyorum.

    -Senin en yakın arkadaşın sen doğduğundan beri senin yanından ayrılmayanlardır. Senin annene olan hakkını ödeyemezsin. O hiçbir şey yapmamış olsa dahi seni dokuz ay karnında taşımasını ve hep seni düşünerek hareket etmesini, sen doğduktan sonra da senin üzerine titremesini ve seni yedirip, içirmesini unutmamalısın. Hem o seni küçükken şefkat ve merhametle büyütmüştür. Sadece bu anlattıklarım yüzden bile annene bir of bile dememelisin.

    Ümitsiz olma, ümidini kaybetme, ümit sevgiyi doğurur, sevgi dünyayı kurtarır. Hiç bir zaman ümitsizliğe, yeise kapılmamalısın. Her zaman için bir çıkış yolu vardır. Hep çıkış yolunun peşinde ol. Sorunları kafanda, zihninde çok büyütme. İnsanoğlu çok üstün bir varlıktır. Yapabileceklerinin genişliğinin sınırını sen daha bilmiyorsun.

    -Bu arkadaşlar yani benim arkadaşlar, bakıyorum da sanki pek benim iyi olmamı istemiyorlar gibi. Neden bunlar beni buluyor. Ben hiç mutlu olamayacak mıyım?

    -Bu yaşlarda böyle melankolik olman ve kötü düşüncelere kapılman zamanın hastalıklarından birisidir. Sen dosdoğru ol, insanlara karşı olan tavırlarını güzelleştir, birisi ile karşılaştığında tebessüm et, aciz ve zorda kalanlara yardım etmekten vazgeçme, bunları hayatında uyguladığın zaman göreceksin ki senin yanında iyi, dürüst ve samimi arkadaşlar, senin mutlu olmanı isteyen dostların yer alacaklardır. Yeter ki sen inanmaktan vazgeçme.

    -Peki neden hep ben kandırılıyorum?

    -Agâh ol. Yani uyanık ol. Çevrende yaşananları anlamaya çalış. Olayların farkında olmaya çaba sarfet. Bir kez kandırılabilirsin ama aynı sebepten ikinci kez kandırılmamaya çok dikkat et. Konuştuğun zaman doğruları konuş. Sakın ikiyüzlü davranma. İlim öğren. Anlamadıklarını sor, sorgula, araştır ve gerçek sebeplerini öğrenmeye çalış. Bu konuda öncelikle anne babana danış, sonrasında aile büyüklerinden veya dostlarından bilgisi ve görgüsü ile nam salmış kişilere de danış. Başkalarının başlarına gelen kötü olaylardan da feyz almaya çalış, ders çıkar.

    -Ben geç saatlere kadar oturuyorum, anneme babama kızıyorum kendi kendime, sonra çok sinirleniyorum ve çıkmaza giriyorum. Arkadaşlarımı arayıp derdimi anlatıyorum.

    -Kendine, vücuduna ziyan etme. Bu beden sana verilmiş bir emanet. Emanete güzel bak. Ona sahip çık. Hata yaptığın zaman erdemli davran ve hatanı kabul et. Bu seni daha güçlü kılar. Çünkü artık o hatayı tekrar işlemek istemezsin.

    -Bazen arkadaşlarımla birlikteyken mutlu oluyorum. Beni dinliyorlar. Bana bazı şeyler verip benimde içmemi istiyorlar. Gerçi şimdiye kadar kabul etmedim ama çok daha mutlu oluyormuşsun.

    -Gerçek mutluluk o değildir. Onlar bal görünümlü zehirlerdir. Görünürde mutlu olmak kolaydır. Yüzün gülebilir ama için kan ağlar. Kalbin katranlaşır. Sonrasında merhametsiz ve acımasız birisi olabilirsin. Geçici mutluluklar peşinde olma. Anlık mutluluklar beynini uyuşturur. Sende aldananlardan olursun. Kötü ahlaklı biri olmak mı, yoksa başarılı ve örnek insan mı olmak istiyorsun?
    Eğer örnek olmak istiyorsan örnek insanların yolundan gitmelisin. Örnek şahsiyetlerin yaşantılarını okumalısın. Hakkın peşinden koşmalı, iyiliği güzelliği araştırmalısın. Mutlu olmak için önce vicdanının sesine kulak vermeli, ahlaklı, dürüst ve çalışkan birisi olmalısın.

    -Ben neden böyle zorluklarla karşılaşıyorum bu işin kolay yöntemi yok mu?

    -Bu dünya bir imtihan yeridir. Öğretmen sınav yapar bazı öğrenciler iyi notlar alır bazılarıysa kötü. Ama öğretmen öğrencilerinin kötü not almasını ister mi? Hayır istemez. Sende bunun bilincinde olarak hareket edeceksin. İmtihandan başarılı bir şekilde çıkmak içinde çok çalışmak şarttır.

    Bu dünyada ise ne iş yapıyorsan işini sahiplenip, güzel yapmalı ve çalışkan olmalısın. Helâl ve hoş olan, elinin emeği ile elde edilen kazançtır.

    Dürüst bir şekilde çalışmalısın. Dürüst çalışmak demek; hak yememek, yaptığın her işte doğru olmak, ahlâklı olmak, başkasının namusuna göz dikmemek, anne babaya itaat etmekten geçer. Anne babanın hoşnut olacağı şeyleri yapmaya çalış. Dünyada en çirkin şey ise tembelliktir. Tembellikten uzak durmalısın.

    -Bazen kalbimin sıkıştığını, ruhumun daraldığını hissediyorum.

    -Dua et. Dua etmek kalbin ferahlamasına yol açar. Sığınılacak yegâne liman, yaratcının limanıdır. O'na sığın ve O'ndan kurtuluşa ermeyi murad et.

    -Benim arkadaşlarımla münasebetim nasıl olmalı?

    -İnanan insanlar birbirleriyle ancak kardeştirler. Sen aslında onlarla kardeşsin. Kardeş de diğer kardeşlerinin her zaman iyiliğini ister, ona her daim destek çıkar.
    Yalnız bu söylediklerimi onlar bilmiyor olabilir, o zaman onlara da birisi öğretmeli. Bu sen olabilirsin. Tabii ki sen de çok okumalısın. Hakkı, batılı, yalanı, tuzağı öğrenmelisin.

    Kardeşler birbirlerine hakkı tavsiye ederler. Şeytanın vesveselerine, tuzaklarına karşı birbirlerini uyarırlar. Kardeşlik bağlarını güçlü tutmalısınız.

    Haksızlık karşısında zalimlere karşı birlikte hareket etmeli, onlara boyun eğmemelisiniz.

    Sürekli birbirinize iyiliği teşvik ve tavsiye etmelisiniz. Birbirinizi kötülüklerden, aşırılıktan ve sapkınlıktan korumalısınız.

    Kıskançlıktan, kin duymaktan, nefretten uzak durmalısınız.

    Arkadaşların arasında birleştirici, bütünleştirici rol oynamalısın.

    Arkadaşlarınla kardeş gibi olmanız, sizleri alay etmekten, ayıplamaktan, kötü lakap takmaktan, su-i zanda bulunmaktan, kusur araştırmaktan, gıybet etmekten, dedikodu yapmaktan alıkoymalı.

    Toplum içerisinde güven vermeli, vefa göstermeli, merhametli davranmalı, affedici olmalısınız.

    Şunu da hiç unutma! Allah işini güzel yapanları sever.


    -Şimdi bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. Ama sen.... Ne oldu? Neredesin? Bi teşekkür bile etmeme izin vermeden nereye gittin?


    -Semih, oğlum, kiminle konuşuyordun sen?

    -Az önce buradaydı. İsmiii.. Yok ismini söylemedi. İsmimin ne önemi var falan dedi. Ailenin önemi, anne babanın kıymeti, arkadaşlık ilişkileri gibi konular hakkında uzun uzun anlattı. Bana güzel nasihatler verdi. Çok şey öğrendim kendisinden. Kafamı bi çevirdim. Birden kayboldu. Sen onu çıkarken görmedin mi?

    -Yok oğlum. Ben saatlerdir içeride iş yapıyordum. Giren çıkan birisi olsaydı kesinlikle görürdüm.

    -Peki kim bana böyle akıl verir, düşünmemi sağlayacak güzel fikirler sunar?

    - Sanırım ben kim olduğunu biliyorum.

    -Kimdi o anne?

    -Babanla ben aylardır senin için dua ediyorduk. Biz ne yapsak ne etsek oğlumuz bizi dinlemiyor, ona gerçekleri gösterecek, doğru yola iletecek birisinin karşısına çıkmasını nasip eyle diye Allah'a dua eder dururduk. Sanırım dualarımız kabul olmuş çok şükür.

    - Hımmm demek öyle. Öyleyse Annecim beni affedin. Ben sizleri çok üzdüm, çok kırdım. Şimdi çok pişmanım. Benim iyiliğimi istediğinizi anlayamadım. Özür diliyorum sizlerden.

    - Yok oğlum sen özür dileyecek bişey yapmadın. Sen bizim oğlumuzsun. Senin mutluluğun bizim mutluluğumuzdur. Bundan sonra inanıyorum ki hep birlikte çok daha güzel ve huzurlu bir aile olacağız.

    ömer yaşar
  • Catti-brie, hırlayan köpeği duymuş fakat, iri adam bir kayanın ardından atlayarak, sertçe kolunu yakaladığında tepki verecek zamanı bulamamıştı. "Bildiğini biliyordum!" diye bağırdı McGristle, kötü kokan nefesi kızın yüzüne çarpıyordu.

    Catti-brie bacağını tekmelemişti. "Bırak beni!" diyerek karşı koydu. Sesinde korkunun izi olmadığını farkeden Roddy, şaşırmıştı. Kendisini yeniden tekmelemeye kalkıştığında, onu iyice sarstı.

    "Dağlara bir amaç için geldin," dedi Roddy hemen, tutuşunu gevşetmeden. "Drowu görmeye geldin; O'nunla arkadaş olduğunuzu biliyordum. Gözlerinden okudum!"

    "Hiçbir şey bilmiyorsun!" diyerek Cattibrie yüzüne tükürdü. "Yalanlar konuşuyorsun."

    "Yani, drow Thistledownlarla ilgili kendi hikayesini anlatmış, ha?" diye yanıtladı Roddy, kızın neden bahsettiğini tahmin ederek. Catti-brie o anda, öfkesinin içinde hata yaptığını anladı, bu sefil adama, nereye gittiği konusunda onay vermişti.

    "Drow mu?" dedi Catti-brie, anlamsızca. "Neden bahsettiğini tahmin bile edemiyorum."

    Roddy' nin kahkahası onu alaya alıyordu. "Sen drowla birlikteydin, ufaklık. Bunu açıkça söyledin. Ve şimdi beni, onu görmeye götüreceksin."

    Catti-brie, küçümser bir bakış fırlattı, bu bir kez daha sarsılmasına neden olmuştu.

    Ardından Roddy'nin elleri aniden gevşedi, Catti-brie'ye gözlerinde yeni oluşan ifade, daha kötü gelmişti. "Enerji dolu bir kızsın, değil mi?" dedi Roddy, kedi gibi mırıldanarak, Catti-brie' nin öbür omuzunu tutarak, yüzünü kendininkine çevirmişti. "Hayat dolu, değil mi? Beni drowa götüreceksin, kızım, bundan şüphen olmasın. Ama daha evvelden yapabileceğimiz bazı şeyler olabilir, Roddy McGristle gibilerle oyun oynamamanı öğretecek bazı şeyler gösterebilirim." Catti-brie'nin yanağını okşayışı komik bir şekilde grotesk ve şüphesiz ki tehditkâr görünüyordu, ve Catti-brie, boğulacağını sandı.

    O sırada Roddy'nin yüzüne bakmak için Catti-brie, tüm cesaretini toparlamak zorunda kalmıştı. O genç bir kızdı fakat, onurlu ve sert olan Battlehammer klanının ciddi suratlı cüceleri arasında büyümüştü. Bruenor bir savaşçıydı, tabi kızı da öyle. Catti-brie'nin dizi, Roddy'nin kasığıyla buluştu ve tutuş aniden gevşedi, kız, bir elini suratını pençelemek için kaldırdı. İkinci kez diziyle vurduğunda daha az etkili olmuştu, ama Roddy'nin kendini savunmak için dönüşü onun kurtulmasını, neredeyse kurtulmasını sağlamıştı.
    R. A. Salvatore
    Sayfa 270 - ARKA BAHÇE YAYINCILIK, Türkçesi: Emre Yerlikhan