Bir bürokrat görevli olarak şehirden kasabaya giderken yolda sulak ama bataklık bir yerde mola vermiş. Nasıl olmuşsa ayağı kayıp bataklığa düşmüş;
-"İmdat, Boğuluyorum. Kurtarın beni!" diye bağırmaya başlamış. O civardan geçen bir köylü, sesini duyup yaklaşmış.
Bürokrat;
-"Bataklığa düştüm. Kurtar beni!" demiş..
Köylü;
-"Geçmiş olsun" demiş. Ama kurtarmak için hiç gayret göstermemiş. Hani nerdeyse dönüp gidecek. Bürokrat paniklemiş ister istemez,
-"Lütfen, bir dal uzat. Kurtar beni!" diye yalvarmış..
Köylü:
-"Olmaz sen şu anda hazine toprakları üzerindesin. Hazine malından bir şey almak suçtur"
-"Sen, dalga mı geçiyorsun. Ölüyorum. Kurtar beni!" diye bağırmış ağzına dolan çamurlarla.
Köylü hiç istifini bozmadan cevap vermiş.
-"Ben Hazine'den mal alıp suçlu duruma düşemem. Fakat, seni böyle bırakacak değilim. Gidip muhtara haber vereceğim. O kaymakama, kaymakam da valiyi arar mutlaka. Malmüdürüne talimat verilir. Şayet, hazine arazisi değilse. İtfaiyeye talimat verir ve seni kurtarırlar..."
Bürokrat:
-"Yahu.. Bunlar oluncaya kadar ben ölürüm."
Köylü gülmüş:
-"Ben ölmezsin demiyorum ki...
Ölsen de mevzuata uygun ölürsün!
İmkanın Sınırlarını Görmek İçin İmkansızı Denemek Lazım

Var mı Allah’tan yukarı, kabirden aşağı? Toparlan ruhum gidiyoruz sen yukarı, ben aşağı… - N.F. Kısakürek...GüNaYDıN

Muzaffer Akar, bir alıntı ekledi.
9 saat önce

İstanbul Ağrısı
...
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
...

Büyük Türk Şiiri Antolojisi 2. Cilt, Ataol Behramoğlu (Sayfa 47 - Attila İlhan)Büyük Türk Şiiri Antolojisi 2. Cilt, Ataol Behramoğlu (Sayfa 47 - Attila İlhan)
HavuçReçeli, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Eğer biz değilsek, kim?
+ "Doğru anlamış mıyım bir bakalım. Bizim dünyayı kurtaracağımızı düşünüyorsun galiba."
Zor başını salladı. "Hiç kimse dünyayı kurtaramaz, John. Oysa herkes dünyayı değiştirebilir."
Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. "Tam şimdi, tam burada, sen ve ben dünyayı mı değiştiriyoruz yani?"
- "Eğer burada değilse, nerede? Eğer şimdi değilse, ne zaman? Eğer biz değilsek, kim?"

Zor, Ray Clements (Sayfa 134 - Maya Kitap - 1.Baskı)Zor, Ray Clements (Sayfa 134 - Maya Kitap - 1.Baskı)

Hırka
Sen dağıttın bak.

Ben topluyorum beni.

Madem anlat biraz..

Yolunda mı her şey senin gibi?

Benim değil.

Olumuyor o söylediğin .

Hoşçakal demek kolay,

Güle güle giden için .

 

Başimda bir bela..

Bu aralar ne dinlesem..

Ne çalınsa aklıma,

Hepsinde mevsu sen.

Dillerenden hiç düşmedin.

Bu şarkılar seni tanır gibiler..

 

Anasızın bir hoşçakal kurşununa

Sarılıp veda ettim bütün sokaklarına

Onunla geçinemedim.

Kokunla başedamedim .

Hirkan ömrüme asılı hala..

Dinlemeni isterim.
~ ONUR CAN ÖZCAN - HIRKA ~

Elif Yıldız, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

"İyi ama, o okurken sen ne yapıyorsun?"

"Okurken seyretmemin bir sakıncası yok," diyor Irnerio. "Hem zaten kitap okuyan birileri olmalı değil mi? En azından ben okumak zorunda olmadığım için mutlu oluyorum."

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, Italo CalvinoBir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, Italo Calvino
Berra Nisa GENÇ, Mucize ve Ben'i inceledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Mucizeler...
Bazen en olmadık zamanlarda gerçekleşenler, ya da yaşadığımız karmaşadan dolayı fark edemediklerimiz...
Bugün, bu incelemenin yönetmeni benim, ve senden kendi hikâyenin senaristliğini yapmanı istiyorum.
Emin ol, hikâyesi olmayanın hayatı olmaz. Yarım kalanlar vardır, mutlu sonla bitenler, karmaşa içerisinde yolunu bulmaya çalışanlar, ya da bitip bitmediğini hiçbir zaman öğrenemediğimiz hikâyeler. Hepsi mucizevi bir şekilde hayat verilmiş kalplerin hikâyesidir.
Hiç uzun süre gökyüzünü izledin mi? Sonsuz maviliğin içerisinde kaybolup giderken gözlerimiz, akan kan dolaşırken hızlıca damarlarımızda, çarpar kalbimiz...
Ama gökyüzü bile parçalanır bazen.
Objektif bakalım biraz. Gökyüzü, sadece gündüz gördüklerimizden ibaret değildir.
Sen, sadece bir yıldızın etrafında dönen minik bir gezegensin. Koca evrende, milyarlarca yıldız, milyonlarca gezegen, ve hikayelerini bilmediğimiz nice hayatlar var belki.
Şehir ışıklarından göremediğimiz binlerce yıldız...
Biz daha onları fark edemeden kayan meteorlar.
Hikâyeler, yepyeni hayatlara can verir. Kimi zaman bir şiir, kimi zaman ünlü bir şarkının notası olursun.
Bu senin hikâyen olsun, ve sen başkalarının hikâyelerinin ilham kaynağı...
Çünkü hikâyelerin hayatların etrafında şekillendiği gibi, hayatlar da hikâyelerin etrafında şekillenir.
Bu mucize senin olsun...

https://www.youtube.com/watch?v=mjN8hkfogB4

Seni ben unutmak istemedim ki!
Uzayan yollara neden inandın?
Seni ben unutmak istemedim ki!
Uzayan yollara neden inandın?

Sevenler verdiği sözden döner mi,
Şu yalan yıllara neden inandın?
Sevenler verdiği sözden döner mi,
Şu yalan yıllara neden inandın?

Seni unutsaydım bekler miydim hiç?
Bir derdime bin dert ekler miydim hiç?
Bu sonsuz hasreti kalbime koyup,
Bir ömür boyu ahh, çeker miydim hiç?..

Bana sen uzaktan sitem ettikçe,
Benim ümitlerim elimden tutmaz.
O yalan sözlere sakın inanma!
Seneler geçse de seven unutmaz...

Seni unutsaydım bekler miydim hiç?
Bir derdime bin dert ekler miydim hiç?
Bu sonsuz hasreti kalbime koyup,
Bir ömür boyu ahh, çeker miydim hiç?..

《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
 12 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Alâ' b.Hadramî'nin Münzir b.Sâvâ'ya Gönderilişi :
Alâ(1)b.Hadramî'nin Bahreyn'de Münzir b.Sâvâ'ya gönderilişi, Hicretin 8.yılında, Zilkade ayının sonuna, Ci'râne'den sonraki günlere rastlar.[39] Bahreyn; Hindistan'la Basra ve Umman arasında, deniz sahilindeki memleketlerin hepsinin adıdır.
Bol kaynakları, akarsulan bulunan geniş bir ülkedir.[40] Her yıl Cumâde'l-âhire ayının başında açılıp ay sonuna kadar süren Müşakkar panayırı Hecer'de kurulurdu.[41] Bahreyn, Fars memleketlerinden olup, Arapların Abdulkays, Bekr b.Vâil ve Temim
kabilelerinden birçok halk, Bahreyn kırlarında oturmakta idiler. Münzir b.Sâvâ, Farslar tarafından Bahreyn'deki Araplar üzerine tayin edilmişti. Münzir; Hecer veya Esbez köyünden ve Abdullah b.Zeydü'l-Esbezî oğullarındandı. Esbezîler, atlara taparlardı. Bahreyn halkından kimi Mecusî, kimi Yahudi, kimisi de Hıristiyan di.[42] Peygamberimiz Aleyhisselam, Alâ(1) b.Hadramî'yi, Bahreyn hükümdarı Münzir b.Sâvâ'yı İslâmiyete davet etmek üzere gönderdi.[43] Alâ(1) b.Hadramî'nin yanına Ebu Hureyre'yi de kattı. Kendilerine hayır tavsiyesinde bulundu. Alâ(1) b.Hadramî için, deve, sığır, davar, meyve ve sair malların zekatları hakkında
bir yazı da yazdırdı. Alâ(1) b.Hadramî bu
yazıyı Müslüman olan halka okuyacak ve zekatlarını ona göre toplayacaktı.[44]
Alâ(1) b.Hadramî, Bahreyn halkını İslâmiyete davet edecek, yanaşmadıkları takdirde cizye (vergi) ödemelerini kendilerine teklif edecekti. Peygamberimiz Aleyhisselam, Münzir b.Sâvâ'ya ve Hecer'in Mecusî din başkanı Sîbuht'a birer mektup göndererek, İslâmiyeti kabule yanaşmadıkları takdirde cizye (vergi) ödemeye kendilerini davet etti .[45]
Peygamberimiz Aleyhisselam, mektubunda şöyle buyurdu:
"Bismillâhirrahmânirrahîm Muhammed Resûlullah'tan Münzir b.Sâvâ'ya! Hidayete uyanlara selam olsun! Bundan sonra, derim ki: Ben seni İslâmiyete davet
ediyorum. Müslüman ol, selamete er!
Allah senin iki elinin altındaki şeyi (hükümdarlığını) yine sende bırakır.
Şunu da iyi bil ki; benim dinim, develerin ve atların gidebilecekleri yerlere kadar uzanacak, hakim olacaktır!"[46] Alâ(1) b.H adramî, Münzir b.Sâvâ'nın yanına vardı ve ona: "Ey Münzir! Şüphe yok ki, sen dünya işlerinde büyük bir akla sahipsin! Onu ahiret işlerinde küçültme! Şu Mecusîlik (ateşe tapıcılık) kötü bir dindir. Onda, ne Arapların, ne de Ehl-i Kitab bilginlerinin iyi göreceği birşey yoktur! Onda, evlenilmelerinden utanılanlara (kendileriyle evlenilmemesi gerekenlerle) evlenirler! Yenilmesi uygun olmayanları
yerler! Kıyamet günü kendilerini
yiyecek, yakacak olan ateşe dünyada tapar dururlar! Sen ne aklı kıt, ne de
görüşsüz bir kimsesin! Bak! İyi düşün!
Hiç yalan söylemeyen bir kimseyi doğrulamaman, hiç hıyanet etmeyen bir kimseye gücenmemen, verdiği sözden hiç caymayan bir kimseye itimad etmemen, inanmaman sana yakışır mı?!

İslâm Tarihi, M. Asım Köksal (Sayfa 4359)İslâm Tarihi, M. Asım Köksal (Sayfa 4359)

Hemen bırakıyorum okulu falan
HAYRET! EN BAŞARILI YILAN BALIĞI(eğitim sistemimiz)

Bir gün ormanlar kralı aslana orman konseyi toplanıp der ki,

-“Bu insanlar çok oldular. Artık bu insanlardan kaçacak bir eğitim mutlaka yurttaşlarımıza vermeliyiz. Yoksa bu gidişle yok olacağız.”

Ve daha birçok şeyi söyleyerek bir eğitim programı gerekli olduğuna kralı ikna ettiler. Bunun üzerine ormanlar kralı emirler yağdırdı ve ferman yayınladı.

-“Derhal ormanın en bilginlerinden oluşan bir grup, insanlardan kaçmayı bütün orman sakinlerine öğreteler.”

Hemen bilginler toplandı. İçlerinden tavşanların en bilgesi, sincapların en bilgesi, köstebeklerin en bilgesi seçildi. Çünkü her biri insanlardan kaçmada kendi alanlarında bir uzmandı. Bir de aklıyla çok meşhur ve dünyada çok dolaşmasıyla ünlü bir somon balığı yine aynı gurup tarafından seçildi. Çünkü dediler ki: “Çok gezen çok bilir.” Şimdi sırada görülmesi gereken zorunlu müfredatı yani dersleri konularıyla seçmek ve ders kitaplarını hazırlamak gerekti. İlk sözü büyük bir saygıyla en yaşlı bilinen tavşan aldı.

- “Değerli arkadaşlar, insanlardan kurtulmanın en önemli yolu çok hızlı koşmak ve gözden kaybolmaktır. Derslerimizin ve müfredatımızın içinde koşma derslerinin konulmasını öneriyorum. Konularını ise öğretmen olarak bir yardımcımla ben hazırlayacağım.”

Öneri büyük alkışla kabul edilir ve hemen sözü bilge sincap alır.

- “Çok saygıdeğer ve kendini ilme vermiş arkadaşlarım. Ormanımızda çok fazla büyük ve dallarından sayısız yuva yapılabilecek, uzunluğu gökdelenler kadar olan ağaçlarımız var. Biz çoğunlukla ormanlarımızda insanlardan ağaçlara iyi tırmanmakla kurtuluyoruz. Onun için zorunlu derslerden bir tanesi mutlaka tırmanma dersleri olmalı.”

Ekipten büyük bir sevinç ve kabul naraları yükselir. Tabi dersi verecek ağaca tırmanma uzmanı bir öğretmen sincap bile önerilip, iş bitirilir.

Sıra Köstebek bilgine gelmiştir. Köstebek bilgin hemen söze karışır. Kendi yaşadıklarını ve tecrübelerini anlatarak toprak kazarak ve toprağın içinde kaybolabilmenin, toprağın altında tüneller oluşturabilmenin şart olduğuna herkesi ikna eder. Tabi tahmin edeceğiniz gibi hemen müfredata kazı dersleri ve öğretmeni eklenir. Bu sefer ekip nehir kenarındaki somon balığına döner ve söz hakkı verir. Somon balığı ülkeleri gezmenin bilgeliğiyle şunu der:,

- “Ey kendini, akıllarını ve her şeyini orman halkına feda eden saygıdeğer, hürmete layık bilginler. Bilirsiniz benim gezmediğim memleket, görmediğim saklanma biçimi kalmamıştır. Ben derim ki, diyelim ki bir arkadaşımız çok güzel koşmayı öğrendi ve kaçarken suya rast geldi ne yapacak? Ya da ağaca çıktı bir nehir kenarına rastladı ya da sele rastladı. Sel sonrası her taraf su ne yapacak? Ya da toprağı kazıp kaçarken nehire rastladı ne olacak?”

Bilge sincap lafı uzattığı için hemen somon balığına söylendi.

- “Lütfen meclisimizde açık konuşalım. Lafı uzatmayalım” der demez. Somon balığı nefesini suda tekrar yenileyerek heyecanla der ki:

- “Mutlaka yüzme dersleri olmalı.” Tabi gayet mantıklı ve akla uygun örneklerle herkesi ikna etti. Ayrıca herkesin takdirlerini ve hayran bakışlarını kazanarak alkışları aldı.

Hızlı bir şekilde yüzme öğretmeni de ayarlandı. Ve belli bir süre sonra her şey tamamlandı. Sırada deneme uygulaması vardı. Heyecanla ormanlar kralı aslana gittiler. İkna etmeleri çok kısa sürdü. Bütün orman konseyine müfredat açıklandı ve dakikalarca alkışlandı. Bütün ekip ödüllerle takdirlerle karşılandı. Artık sırada derslerin uygulaması kalmıştı.

Fakat o da ne! İnanılmaz şeyler olmaya başlamıştı. O harika müfredatı uyguladılar. Harika koşma kabiliyetine sahip olan tavşan koşu dersinde birinci geliyordu hem de her zaman. Fakat ağaca çıkma derslerinde o kadar başarısızdı ki artık kendini zorlamaya başladı. Defalarca ağaçtan düştü. Kafasını yerlere çarpmaktan, ayaklarını kırmaktan bırakın koşmayı yürüyemez bile oldu. Artık tavşan ne koşabilir, ne ağaca tırmanabilir, ne yüzebilir yani bir özelliği olmayan kabiliyetsiz biri olmuştu. Sincap başta ağaçlara inanılmaz tırmanıyordu ama o da yüzme ve özellikle kazı dersleri sebebiyle tırnak ve dişlerini kaybetti. Yani o da artık kabiliyetsizin teki olmuştu. Köstebek ise kazı derslerinde çok başarılı oluyordu ama tırmanma dersleri sebebiyle düşüp dişlerini kırdı beyin travması geçirdi. Artık o da kabiliyetsizdi. Zavallı maymun tırmanmadan sınavlarda çok iyi alıyordu ama koşudan, yüzmeden, toprakta kazı ve tünel kazmadan hep sınıfta kalıyordu. Hele zamanla iyice rahatsızlanıp bazen tırmanmayı da kaybediyordu. Fakat okul birincisi bir tek canlı olmuştu. O da YILAN BALIĞI. Çünkü o biraz koşabiliyor. Nehirde biraz toprağı kazıp kendini gizlemeye çalışıyor. Yüzebiliyor ve biraz nehir kenarındaki ağaca tırmanabiliyordu. Hatta hepsinden en iyi biraz yapabilen sadece oydu. Diğerleri onun kadar en iyi biraz yapamıyordu(!) Ah hele sincap bir keresinde yüzme dersleri sebebiyle neredeyse boğuluyordu ve o sırada beynine oksijen gitmediğinden de şuurunu aylarca toparlayamadı.

Durumu görmeye başlayan orman konseyi baktılar ki herkes telef olacak. Hemen içlerindeki sözcülerini seçip ormanlar kralına gönderdiler. Sözcü krala gidip şöyle dedi:

-“Hayret! En başarılı yılan balığı çıktı. Bizde kabiliyetleri öldüren katil.”

Durumu anlatıp ormanlar kralını ikna edip şu emri her yere duyurttular.

-“Artık çok amaçlı karma eğitim modeli yasaklanmıştır. Herkes kendine uygun özellikteki alana göre ve hür olarak eğitim görüp kendini geliştirecektir.”

Tabiki insanlar hayvanlardan farklıdır. Çünkü hayvanlar daha dünyaya gelir gelmez hayatın bütün şartlarını yaratanın güdülemesiyle bilerek gönderilir. Örümcek doğar doğmaz ağ yapmasını, sivrisinek kan almasını, arı bal yapmasını, kuşlar yuvalarını örmesini ördek ördekliği, köstebek köstebekliği bilir. Bu nedenle insanların temel eğitim alması şarttır. Fakat temel eğitim dışında insanlar imece usulü buluş yapmamıştır. Yani eğitim bakanlığı “hadi millet ampulü buluyoruz” deyip ampul bulunmamıştır. Aksine “geri zekalı” denilerek defalarca okuldan atılan Edison “ampul yanmaz diyenlere inat binlerce deneyler yaparak bulmuştur. Albert Einstein(Aynştayn)’da benzer hikayeye sahiptir. Neredeyse bütün çığır açanların benzer hikayeleri vardır. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demiş atalarımız ama hep harikalıklar bir ellerden hatta farklı ellerden çıkmış tarih boyunca. Hiçbir ÖSYM ya da üniversite birincisini hiçbir buluşta ve tarihte göremeyiz ama üniversiteyi terk eden Bill Gates ve Steven Paul Jobs(kendisini yetiştiren, büyüten anne babası Anadolu’dan gittiği söylenilen; HP, IBM ve MİCROSOFT piyasasını geçebilmiş) bilişim dünyasında çığır açmıştır. İlkokul mezunu bile olamayan insanların yanında iş başvurusu yapmaya çalışan nice üniversite mezunları hatta birincileri de az değildir. Yani “beşikten mezara” olan eğitim ve kendimizi geliştirme işi sadece örgün eğitime bağlı değildir.

Elbette insanlar “işçisin sen işçi kal” mantığıyla da yaşamamalılar. Günümüzde Dünya’da eğitime bakışta özelikle bu açıdan tamamen değişmekte…Gazeteci yazarlar “gazetecilik” mezunları olmadığı gibi, edebiyatçılar da “edebiyat” mezunları değiller. Siz hiç neden en iyi kitapevi sitesini yapanların “Barnes, Noble, Waldenbooks “ gibi dev kitap sirketleri değil de “amozon” olduğunu düşündünüz mü? Neden internetteki açık artırma sitesinin bilinen müzayede şirketleri değil de “ebay, vb.” olduğunu hiç düşündünüz mü? Neden en başarılı enformasyon sitesi yapanların “CNN, BBC ve Newsweek”değil de “yahoo” olduğunu merak ettik mi? Ya da “facebook, tweter” ve benzerlerini iletişim devleri yapmadığını, bulmadığını fark ettik mi? Demek insanları belli bir şablona sokamayız gerçeğini de düşünmeliyiz. Gerektiğinde insanlar kabiliyet ve yapılarına göre isterlerse ömürlerinin belli aşamalarında meslekte değiştirebilmeliler. Oysa biz yıllardır daha 12 yaşındaki çocukların mesleklerini seçmelerini bekleyip o yoldan bir daha çıkamayacak şekle onları sokmadık mı? Yazık bu nesillere….

Son paragrafı “herkes” sözcüğünü, “birey”in önemine dikkat çekmek için çok kullanarak bitirmek istiyorum. Dünya eğitim kuramlarında davranışçılıktan, beynin keşfi ve incelenmesiye bilişselliğe ve en sonda DNA keşfi ve incelenmesiyle yapısalcılığa geçti. Bizler ise hala davranışçılık üzerine ısrardayız. Gerçi yeni yeni bu durum düzeltilmeye başlanıyor.. Herkesin aynı düşünmesiyle ya da basmakalıp tek tiplikle, sürü psikolojisiyle ya da ideolojik bakışlarla olmamıştır tarihteki hiçbir buluş. Belki de en önemlisi bu sebeple, en başta farklılıkları düşman değil; zenginlik olarak görmeliyiz ve ideolojik basmakalıp kafalardan kurtulmalıyız bir an önce... Herkesin matematiği mükemmel olacak diye bir kural yoktur. Ya da herkes edebiyatçı olmak zorunda değildir. Bu nedenle hiçbir çocuğumuzu bu dersleri kötü diye silmemeliyiz. Her bir insan ayrı bir âlemdir, bir evrendir, bir ya da birkaç kabiliyettedir. Herkes bir yapıda bir yaratılış ve kabiliyette de değildir. O yüzden herkes kendi çocuğuna -merkeze onun isteklerini koymak şartıyla -uygun bir ya da birkaç alan, meslek seçmeli, tespit edilmeli ve yönlendirilmelidir… Yoksa hikâyemizdeki gibi hayatımızdaki bütün alanlarda ve mesleklerde sadece en iyi birazlar olur ve oluyor…
(alıntıdır)
http://mehmetkonca.com/...harika_hikayeler.htm (64. Hikaye)