• Şimdi ne yapıyorum biliyor musun?
    Seni sevenleri sevmiyordum
    Sen buna ne dersin bilmiyorum
    Ama ben simdi onlari da seviyorum!
    Simdi sen düşün...
    Ben ne yapiyorum?
  • İngiltere krallarından biri, vekiller meclisinde oturur iken:
    "Meclise danışmaksızın ahaliden vergi alabilirmiyim?" dedi.
    Vekillerden biri:
    "Alabilirsiniz!" dedi.
    Kral bir başkasına:
    "Sen ne dersin?" deyince
    "Evet! Şimdi alabileceğinize dair hüküm verenden alabilirsiniz." dedi.
  • Yu.8: 5 "Musa, Yasa'da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?"
     
    Yu.8: 6 Bunları İsa'yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O'nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu.
     
    Yu.8: 7 Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, "İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!" dedi.
     
    Yu.8: 8 Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı.

    Yu.8: 9 Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu.
     
    Yu.8: 10 İsa doğrulup ona, "Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?" diye sordu.
     
    Yu.8: 11 Kadın, "Hiçbiri, Efendim" dedi. İsa, "Ben de seni yargılamıyorum" dedi. "Git, artık bundan sonra günah işleme!"
  • Belki kızacaksın ama yine geldim
    Hafif dumanlı mosmor gözlerim
    Katlediyor beni hain geceler
    Kendini avutma sevmez dediler
    Beni hiç kimseler anlamıyor ki
    Sensizlik canım öyle bir zor ki
    Yaşanmıyor buralarda gülüm gel
    Kahretisn önümüze koyma engel
    Yıkılası gururun bizi mahvetti
    Yokluğun hergece beni katletti
    Bu rapte ben kendimi kaybettim
    Vurdum cigaraya seni defnetti
    Bazen diyorum ki kendi kendime
    Keşke onu hiç tanımasaydım
    Ama olmuyor işte gülüm can bu
    Dayanmıyor acılara vakti doldu
    Şimdi hikayenin sonuna geldim
    Mutlusundur huzurlusundur
    Bana gerek yok artık güzelim sen
    Çoktan aşkını bulmuşundur
    Bozuk bir para gibi harcadın lan
    Terkettin beni mahvettin
    Atın zindanlara zincire vurun
    Onun canı yanmasın durun durun
    Bana yaptıkların yetmedimi lan
    Daha ne istiyon söyle bu candan
    Kahpeliğine son verdim o anda
    Bitecek yüreğim bunada katlan
    Bana bir sözverdin iyi hatırla bi
    Bizi bir kış ayırabilen ölüm olsun
    Ne yapsam da senden kopamazdım
    Hadi gözün aydın ölümüm oldun

    Arsız bela şarkı sözleri
    Gözün aydın benim gülüm solmuş
    Taze fidandım dünyam durmuş
    Söyleyin o yare aramasın beni (aramasın lan)
    Kanlı bileklerim ölüm yer hadi
    Merhaba mutluluk sende kimsin
    Ben öldüm yarimi mutli edesin
    Demeyin yarime senin için öldü
    En büyük derdi seninle gördü
    Vur vur yüreğime kanasın bu gece
    Hep çile doluyum gelmeyin üstüme
    Ufkum karanlık güneş doğmaz
    Açılan yaralar bir daha kapanmaz
    Söz vermiştin hatırlıyoon mu
    Sende benim gibi ağlıyon mu
    Boş ver ağlama derdini çekerim



    Kaderimse bu benim onada gülerim
    Kelepçe vursunlar kollarıma
    Gidipte bir delilik yapabilirim
    Beş yılın hasreti içimde büyüyor
    Ben yarime o günde kıyabilirim
    Dayanamam başkasıyla görürsem
    Anam sen üzülme onu sevdim ben
    Deliye evet deliye döndüm ben
    Bitirin bu hasreti öldüm ben
    Sen başlattın bu ateşi söndür
    Ya gel gülüm gel yada beni öldür
    İşkencelerinle yaşatma beni
    Tak boğazıma ipi vede vur tekmeyi
    Başka bir çarem yok artık olamaz
    Düşünüyorum ben böyle yaşanmaz
    Ayaklarım üstüne basamıyom ki
    Düşerim kalırım böyle son olmaz


    Beni defnedin beni kefenleyin
    Öldüğümü sakın anama söylemeyin
    O bilmesin lan öldüğümü
    O bilmesin lan göçtüğümü
    Duymasın sakın benim annem
    Duymasın o benim canım sevdiğim
    Duymasın sevmeyen sevdiğim
    Duymasın duymasın o benim herşeyim
    Elim tutmuyo bu sözleri yazmaya
    Belki son mektubumdur ona
    Ya Rabbim beni affet
    Acı sen ne olur aciz kuluna
    Yeter be yeter yeter yeter yeter
    Büyüklerim hep derdi sabret
    Bu sabrın sonunda mı güzel amed
    Benim gördüğüm herşey felaket
    Benim bu saf kalbim varya dostum
    Doğduğumdan beri delikti
    İçine düşen her kız dibime girdi
    Benim suçum değil onlara zevkti
    Gözlerim gözlerini gözetlerdi
    Beklediğim o yol gözlenirdi
    Beni sana yönelten gözlerindi
    Bugün ağladım yalan değil
    Ki sana görede hiç sorun değil
    Biliyorum ki hiç dinlemezsin
    Sevenim dersin o gitti bitti
    Mahşer yerinde büyük hesap var
    Rabbim sana soracak sorular
    Sen olsun canım mutluluklar...

    https://www.youtube.com/watch?v=qiPFjCZ6Y8s
  • Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
    Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
    -Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
    -Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
    Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
    -Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
    -İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe ile üç dil oluyor.
    -Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.

    Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
    -Kadınların ayrı bir dili mi var?
    -Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçeyi öğrenmeli.
    İyi de niye Bükçe? -Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını "Bükçe" koydum.
    -"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
    -Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
    -Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
    -Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

    -Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
    -Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor? diye canları sıkılır.
    -Biz de bazen Cananla böyle sorunlar yaşıyoruz. Niye düşünmedin? diye kızıyor bana.
    -Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
    -Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
    -Var dedik ya oğlum, Bükçeyi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
    -Hazırım baba.
    -Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçede en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana Bugün bir elbise aldım. diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

    -Hikaye dili yani.
    -Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes. demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen seni sevmiyorum. de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
    -Ne alakası var baba seni sevmiyorum demekle kısa anlat demenin?
    -Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
    -Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
    -Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
    -Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
    -"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."
    -Peki ne demem gerekiyordu?
    -Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup "Ağır mıyım?" derse sakın ;Evet, biraz" falan deme "Hayır" de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

    -Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
    -Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
    -Ve asla unutmazlar, değil mi?
    -Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
    -Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
    -Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.
    -Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun? Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
    -Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.
    -Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
    -Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
    -Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?
    -Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, Neyin var? diye. Hiçbir şeyim yok. diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
    -Bükçe'de Hiçbir şey yok. demek ";Çok şey var, benimle ilgilen. demek oluyor, o zaman.
    -Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
    -Bir arkadaşım da "Kadınların "Peki." demesi tehlikelidir" demişti.
    -Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir "peki", "olur", "tamam" her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

    -Zor bir dil baba.
    -Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
    -Anlamak da pek kolay değil ama.
    -Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
    -Nasıl yani?
    -Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

    -Küçük ama önemli detaylar.
    -Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
    -Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
    -Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
    -Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
    -Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.
    -En değerli sözcük nedir?
    -Sen bil bakalım.
    -"Seni seviyorum." herhalde.
    -Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor. diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
    -Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
    -Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
    -Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
    -Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
    -Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

    Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
    -Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
    -O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
    -Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
    Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün. Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz Kitabından
  • a) Hiç affetmem birden çok kitap okurum
    b) Kitaba vefa gösteririm, bitmeden diğerine başlamam.
    Ben sanırım "a" grubundanım 🙈🙈
    Peki ya siz? 🤗🤗
  • Aslında onlar üç kişiydiler.
    Rüştü Onur,
    Muzaffer Tayyip Uslu,
    Ve Kemal Uluser.

    Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu genç yaşta hayata veda eden iki şairimiz. Kemal Uluser ise şair kişiliğinin yanında yazar olarak da eserler vermiş bir isim.

    Rüştü hayata 22, Muzaffer Tayyip ise 24 yaşında veda etmiş. Kemal, arkadaşlarından yaşça biraz büyük olmasına karşın, tıpkı onlar gibi yine genç bir yaşta, 29 yaşında vefat etmiş.

    Aslında Kemal Uluser olmadan, ne Rüştü Onur anlatılabilir ne de Muzaffer Tayyip Uslu. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanma yıllarını yaşadığı 30’lu ve 40’lı yıllarda ayrılmaz bir üçlü olan bu isimleri bir araya getiren ise edebiyat ve şiir aşkıydı. Ne yazık ki üçü de daha nice eserler verecekleri, sanatlarının olgunlaşma süreçlerinin bile bitmediği yaşlarda aramızdan ayrılmışlardır.

    Kemal Uluser, anne ve babasını çok küçük yaşlarda kaybetmiştir. Anneannesi tarafından büyütülmesine ve aile dostları sayesinde anne babasının eksikliği fazla hissettirilmemeye çalışılmış olmasına rağmen, bu kayıpların yaşamını derinden etkilediğini hissetmek mümkün. Edebiyat aşkı kadar, okuma aşkı da olan Uluser’in, eğitimini maddi imkânsızlıklar yüzünden yarım bırakmak istemediği için Atatürk’e mektup yazması, Atatürk’ün bu mektubu cevaplayarak, parasız-yatılı olarak O’nun lise öğrenimi görmesini sağlaması, yine hayatını en fazla etkileyen olaylardan birisi. Kısa bir süre İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe eğitimi de alan Uluser, hem maddi zorluklar hem de hastalığı yüzünden okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Tedavi için gittiği İstanbul’da, bir Kasım sabahı hayata gözlerini yuman Kemal Uluser, ardında dergilerde yayımlanmış sadece birkaç yazı bırakmıştır.

    Cahit Sıtkı Tarancı’nın Uluser’in ruhuna ithaf ettiği “Teselli Tarafı” şiiri ile incelememi bitirmek istiyorum:

    Korkacak ne var bunda?
    Bir parça metin olmak yeter.
    “Kısmetimiz kalkmış” diyerek buralardan,
    Bir gurbet yolculuğu niyetine,
    Eşe dosta veda edersin,
    “Beni unutmayın” dersin,
    “Hatırdan çıkarmayın beni.”
    Mektup yollamak vaadinde bulunursun,
    Elin değip yazabilirsen.
    Dağ dağa kavuşmaz,
    İnsan insana kavuşur.
    Sen de avunursun, biz de avunuruz.
    Ölüm bahsinde ümit insanlara mahsustur.