Sezen B., bir alıntı ekledi.
 7 saat önce · Beğendi

Bilmiş,
Bilsinler!.
Sana nasıl yandığımı
Uuuuy gelin...
İşte kan tutmuş korsanlar,
Haramla beslenmiş azgın,
Düzmece peygamberler
Ve cüceleri
Ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı,
İşte bir kez daha
Bu can bendeyken,
Delin, divânenim işte
Uuuuy gelin...
Bu yasaklar, Firavun kalıntısı.
Yoksun,
Akdan - karadan.
Gizline, cânevine kurulu faklar.
Gün ola, umut kesip korkunç yetinden,
Murdar tutkusuna dünyasızlığın,
Gün ola, düşesin bekler.
Düşme!. Ölürüm...
Gözlerinden, gözlerinden olurum.
Leylim - leylim
Ayvalar, nar olanda
Sen bana yâr olanda
Belâlı başımıza
Dünyalar dar olanda.

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 23 - Metis Yayınları)Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 23 - Metis Yayınları)
Bay_X, bir alıntı ekledi.
22 May 11:34 · Kitabı okudu

DEĞİŞİM VE SABİT FİKİRLER
En samimi arkadaşımızla konuşurken bile "Haklısın ama..." diye başlayan ve asımda tüm anlam ve önemi "ama"dan önceki kısımda yer alan bileşik cümleleri
duyabiliriz. Bunun anlamı şudur: "Sen haklısın, dediklerin doğru ve önemli 'ama' ben bunları anlayamayacak (anlamak istemeyecek) veya uygulayamayacak (uygulamak istemeyecek) kadar fikrime veya yaptığım şeylere bağlıyım (bağımlıyım)." Bildiklerinin "her şey" olduğunu sanan insanlarla dolu etrafımız.
Örneğin; falanca şahıs, bulunduğu makam dolayısıyla, alt kademedeki insanları "anlaşılmaları kolay, kısmen cahil, küçük düşünceli, idrak fukarası vs.” olarak görebiliyor ve onlara o şekilde muamele
edebiliyor. Kendi doğrusuna aykırı bulduğu düşünceyi, elinde yetki varsa, cezalandırma cesaretini kendisinde bulabiliyor. Adeta benliğini tanrılaştırarak onun emirlerine kayıtsız şartsız boyun eğiyor.
Dünya tarihi boyunca en büyük sıkıntıları çekenler, "değişim" talebinde bulunanlardır. Bunun yanında, bu "değişim isteğinin" de
tabakaları olduğunu unutmamalıyız. Kendi kendine en basit gerçekleri bile kabul ettirememiş, kendi doğru bildiğini uygulamaktan bile âciz (ben dahil) insanlardan bir kısmının, bir şeyleri değiştir-
mek veya yoluna koymak adına ortaya çıktığına, hatta şiddet kullandığına çokça tanık oluyoruz. Bunun altında genellikle değişim İsteği değil, belki tam tersine, ola giden değişimi durdurma isteği yatar. Bahsettiğim sıkıntıyı çekenler böyle bir "değişim(?)" isteği peşinde koşanlar değildir elbette. Sıkıntıya girmeye namzet kişi,
kendisi değişen ve kendisini sıkan kalıplara artık rahatsızlık vermeye başlayan insandır. Genellikle bu insanlar düşünür, filozof,
şair vs. gibi derinliklerde dolaşmayı seven bireylerdir. Tüm evren devinir ve değişirken bazı insanların "sabit” kalmak için uğraşması hayret verici değil mi? Hem de ölüp gideceğini bilen belki de tek canlı olarak...

Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, Sinan Canan (Sayfa 160 - Tuti kitap-Nefes yayıncılık)Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, Sinan Canan (Sayfa 160 - Tuti kitap-Nefes yayıncılık)

Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar...
https://www.youtube.com/watch?v=3rzrbGcbBac

Ben,
İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
Ben yaşarken koptu tufan
Ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
Her şeyi gördüm içim rahat
Gök yarıldı, çamura can verildi
Linç edilmem için artık bütün deliller elde
Kazandım nefretini fahişelerin
Lanet ediyor bana bakireler de.
Sözlerim var köprüleri geçirmez
Kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
Kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
Uçtum ama uçuşum
Radarlarla izlendi
Gayret ettim ve sövdüm
Bu da geçti polis kayıtlarına.

Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
Ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
Kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
Laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
Ruhum sahte
Evi Nepal'de kalmış
Slovakyalı salyangozdur ruhum
Sınıfları doğrudan geçip
Gerçekleri gören gençlerin gözünde.

Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
Kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
Sanki ne anlıyorum?
Ola ki
Şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
Çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
Devlet sırrıyla birlikte insanın
Sinematografik bir hayatı olabilir
O kibar çevrelerden gizli batakhanelere
Yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
Ve sonunda estetik bir
İdam belki!
Evet, evet ruhu olmak
Bütün bunları sağlayamaz insana.
Doğruysa bu yargı
Bu sonuç
Bu çıkarsama
Neden peki her şeyi bulandırıyor
Ertelenen bir konferans
Geç kalkan bir otobüs?
Milli şefin treni niçin beyaz?
Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
Ne saçma! Ne budalaca!
Dört İncil'den Yuhanna'yı
Tercih edişim niye?
Ben oysa
Herkes gibi
Herkesin ortasında
Burada, bu istasyonda, bu siyah
Paltolu casusun eşliğinde
En okunaklı çehremle bekliyorum
Oyundan çıkmıyorum
Korkuyorum sıram geçer
Biletim yanar diye
Önümde bir yığın açalya
Bir sürü çarkıfelek
Gergin çenekli cesetleriyle
Önümde binlerce çiçek
Korkuyorum sıra sende
Sen de başla ve bitir diyecek.
Yo, hayır
Yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
Söyleyin
Aynada iskeletini
Görmeye kadar varan kaç
Kaç kişi var şunun şurasında?

Gelin
Bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
Bana kötü
Bana terkettiğiniz düşünceleri verin
O vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
Ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
Onları verin, yakınmalarınızı
Artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
Ben aştım onları dediğiniz ne varsa
Bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
Boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
İçinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
Verin bana
Verin taammüden işlediğiniz suçları da.
Bedelinde biliyorum size çek
Yazmam yakışık almaz
Bunca kaybolmuş talan
Parayla ölçülür mü ya?

Bakın ben, bir çok tuhaf
Marifetimin yanısıra
İlginç ödeme yolları bulabilen biriyim
Üstüme yoktur ödeme hususunda
Sözün gelişi
Üyesi olduğunuz dernek toplantısında
Bir söyleve ne dersiniz?
Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
Kazanana vertigolar, nostaljiler
Karasevdalar çıkar.

Yapılsın adil pazarlık
Kapılsın yapılacaksa
işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
Sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
Ne yapsam
Döl saçan her rüzgarın
Vebası bende kalacak
Varsın bende biriksin
Durgun suyun sayhası
Yumuşatmayı bilen ateş
Öğüt sahibi toprak
Nasıl olsa geri verecek
Benim kılıcımı.

-Namaz dediğin, oruç dediğin, iman var ise var Azizim..
Sen imanı bozan haller ne ola onu anlat hele.

İki hamal küfeleri dolu dolu, yolda yürüyorlar.
Biri neşeli şarkılar söylüyor. Diğeri sus pus. Gücü anca yükünü sırtlamaya yetiyor.
Diğerinin neşesi sinirini bozuyor sonra, kendini tutamayıp soruyor:
- İkimizin de yükü aynı ağırlıkta. Ben bu kadar zorlanırken sen nasıl böyle rahat olabiliyorsun?
Gülümsüyor diğeri, “Küfemde bir meyve var ki, her yükü hafifletir” diyor.
Gözleri büyüyor ötekinin. “Ne ola ki o meyve??”
Arkadaşının omzuna vurarak sır verircesine fısıldıyor hamal, “Sabır. “

Alıntı

Dem'kaktüs, bir alıntı ekledi.
13 May 17:35 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Bilirim dilin laldir, lakin aşikâr et bana yüreğini."
Selvihanın bu sözü üzerine Muradhan dedi ki, yedi sesiyle birden,
yedi sesiyle gür ve delikanlı:
"sen bir bey kızısın, ben bir oba uşağı, dünyada ki yerimiz birbirin tutmaz.
Mezhebimiz bir değildir, nikahımız tutmaz.
Ben bir göçerim sense dağlı, mekanımız tutmaz.
Ben bir lalim, sense bülbül, kelamımız tutmaz."
Selvihan bu söz üzre dedi ki: " ya muradhan peki, beni bu on günlük yola süren, seni semahında kitleyen şey n'ola ki bunca tutmazı tutar etmek ister."

Lal Masallar, Murathan MunganLal Masallar, Murathan Mungan
Hasibe Dal, bir alıntı ekledi.
 11 May 22:28 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Hasretinden Prangalar Eskittim...
“Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum. Çok kişisel bir şey. Çok duygusal. Artık anı olmuş. Kitabımın adını ben 'Dört Yanım Puşt Zulası' koymuştum. Ama sevgili kardeşim Ali Özoğuz buna engel oldu. Bana ‘Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok’ dedi. 'Seni 15 yaşında çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme, mısra olarak kalsın.’
Düşündüm, Ali’ye hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı Hasretinden Prangalar Eskittim olsun dedim.
Şunu da söyleyeyim, başlangıçta ‘eskittim’ değildi, ‘çürüttüm’dü o sözcük. Yani 'Hasretinden Prangalar Çürüttüm’. Fakat ‘çürüttüm’ sözcüğünü sevmedim. Her ne kadar doğrusu ‘çürüttüm’ de olsa sevemedim. Bir de bu sözcükte üç tane ‘ü’ geliyor ya arka arkaya, kulağımı tırmaladı. İç kulağımı, yani gönlümü tırmaladı. Her şairin bir de yüreğinde kulağı vardır. Onutırmaladı işte. Müzik ve anlam bakımından daha güçsüz buldum.

O nedenle ‘eskittim’ dedim.”

Leylim Leylim, Ahmed ArifLeylim Leylim, Ahmed Arif

Acı ama yazacağım… Telefonda sesi titrek bir anne “Hocam, çaresizim. Allah rızası için yardım edin.” diye feryat etmişti. “Sorun nedir, ben size nasıl yardımcı olabilirim?” dediğimde, “8. sınıfa giden oğlum garip garip konuşmaya başladı, korkuyoruz.” Dedi. İçim ürperdi. “Buyurun gelin” diyerek görüşmeye davet ettim.

Dünyalar tatlısı bir genç, henüz 13-14 yaşında, ablası ile geldi. Üniversite öğrencisi ablası, “Kardeşime bir şey oldu, korkuyorum” dedi ve ağladı. “Ağlama, ben size yardımcı olmaya çalışacağım.” dedim.

Genç kız odadan çıktı, kardeşi girdi.

Tam karşımdaki sandalyeye oturdu.

İçimde bir garip ürperti hissettim. Bu bakışları tanıyordum. Ama yine de sordum: “Merhaba, benim adım Adem Güneş, tanışabilir miyim seninle?”

Çocuk gözüme anlamsız anlamsız baktı ve “Beni neden suluyorsunuz?” dedi.

İçimde bir şey koptuğunu hissettim. “Nasıl yani?” dedim…

“Benim ziyaretime neden gelmedin sen!” dedi…

Korktum! Hem de çok…

“Adını öğrenebilir miyim canım? Nedir adın?” diye tekrar sordum.

Cevap vermedi.

Çocuğun ablasını çağırdım. “İstersen kardeşini dışarıya alabilirsin. Biraz seninle konuşmak istiyorum.” Dedim.

Çocuk dışarı çıktı.

Genç kıza “Kardeşin ‘Beni neden suluyorsunuz?’ diye sordu. Bu ne demek?” dedim.

Genç kız elini yüzüne kapatarak ağlamaya başladı. “Kardeşim bir haftadır kendinin öldüğünü zannediyor. Mezarda çiçek sanıyor kendisini. Herkese böyle söylüyor.”

Kanım dondu. Çok tatlıydı yüzü. Ne diyeceğimi bilemedim.

“Peki, son zamanlarda neler yaşadı kardeşin?” diye sorduğumda içim cız etti…

“Kardeşim TEOG denemelerinde bölge birincisi idi. Gece gündüz sınava hazırlanıyordu. Bir gece yanıma geldi, ‘abla korkuyorum’ dedi. Ben anlam veremedim önce. Sonra gözlerindeki korkuyu gördüm. Anneme haber verdim. Annem ‘Ne oldu oğlum?’ deyince ‘Beni neden suluyorsunuz?’ deyiverdi. Annem, ‘Oğlum ne diyorsun sen, ne sulaması!’ dese de anneme dönük ama boşluğa bakarak ‘Beni neden mezara koydunuz?’ deyince babam da uyandı, evin içinde bir garip korku oluştu. Annem hem ağlıyor hem dua ediyordu. Cin mi çarptı acaba diye düşündü annem önce, sonra korkuları iyice arttı. Babam belki uykusuzluk ve sınav kaygısından dolayı halüsinasyon gördüğünü düşündü, ‘Hadi yatalım, sabah ola hayır ola.’ dedi ama ben yatamadım… Korku ile birkaç kez yanına gittim durdum. Sabaha karşı uyumuşum. Allah’ım bir rüya olsun gördüklerim diye sabahın ilk saatinde uyandırdım kardeşimi. Uyandığında yine o boş gözlerle baktı bana. Anlamsız bir-iki söz söyledi, benim sinirlerim iyice gerildiği için omuzundan tutup salladım, ‘Kendine gel ya, yapma, korkuyorum’ dedim ama sanki uyurgezer gibi idi, hiç etkilenmedi bile. Annemler yanımıza geldiler, annem ağlamaya başladı, babam şaşkındı.”

“Doktora götürdünüz mü?” diye sordum. “Bir haftadır hastanelere gidiyoruz, psikiyatra gittik, ilaç aldık ama hiçbir şey değişmedi.” dedi.

İçim çok yandı. Ne diyeceğimi şaşırdım. “Ben size yardımcı olamam ki…” diyebildim. Genç kız sordu: “Kendiliğinden geçer mi hocam, ne yapalım? Annem diyor, ‘Taşınalım İstanbul’dan. Memleketimize dönelim. Ben oğlumu okutmak falan istemiyorum. Kendim bakar büyütürüm.’ Önümüzdeki hafta da sınavı var, dershaneden öğretmenleri arıyor, onlara da bir şey diyemedik. Ne yapalım? Bize bir akıl verin n’olur!”

Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım. “Kardeşinizin akıl zembereği boşalmış galiba” diyemedim. “Annenizi dinleyin. Alın kardeşinizi gidin buralardan.” diyebildim.

Vedalaştık…

O çıktı, ben kaldım sandalyede tek başıma…

Durdum biraz… Gözlerimi tavana çevirdim… Düşündüm… Sonra kendime hâkim olamadım… Ellerimi yüzüme kapattım ve hıçkırıklarla ağlamaya başladım…

Bu olayın üzerinden 2 yıl geçti. Bu genç delikanlı ne hâlde bilemiyorum. Aile Konya’ya gidecekti, gitti mi onu da bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Ülkemizdeki sınavlara yüklenen anlam, çocukların ruh sağlığını bozuyor. Yetkililer ne yapar bilemiyorum; ama sınav tarihi yaklaşırken koca koca çocukların altlarını ıslattıklarına, panik atak olduklarına, geceleri kâbus gördüklerine, kekelemeye başladıklarına şahit oldukça benim de psikolojim bozuluyor.
Yakında TEOG var. Sözüm tesir eder mi size bilemiyorum ama bunaltmayın çocuğunuzu. Bırakın şu son haftalar dinlensin, kendine gelsin. Sınaiv her şey demek değil. Zira bazı kayıplar, sınavı kaybetmekten daha acı verir insana…

(Adem Güneş)

Leylâ ve Mecnûn 1201-1300 :
İzhâr kılup nişâne-i gam
Kim kıldı seni esîr-i mâtem

Ger âşık isen sen ey cihân-gerd
Kaçma ki menem senünle hem-derd

Bir lahza menümle hem-nişîn ol
Gencîne-i râzuma emîn ol

Başum tüğin âşiyâne kılgıl
Göz yaşumı âb ü dâne kılgıl

Sen kâsıd imişsen ey hamâme
Menden hem ilet nigâra nâme

Gör hecr-i ruhında ıztırâbum
Peygâmum ilet getür cevâbum

Bi’llâh ser-i kûyına gedende
Her çizginüben tavâf edende

Yâd eyle meni sevâbuma gir
Bir tavf sevâbını mana ver

Kon hâk-i derine iste dâne
Kıl özüne dâneni behâne

Oldukça mecâlün etme nâmûs
Menden yetür ol yere zemîn-bûs

Anca dedi ana hem gam-ı dil
Kim kıldı anı hem ünse mâil

Başında olup şeb âşiyânı
Gündüz ol olurdı pâsbânı

Zâtında görüp nişâne-i hayr
Hem vahş mutîi oldı hem tayr

Râm oldı behâyim ol figâra
Bir fevc yığıldı vara vara

Ol zâr idi mülk-i derd şâhı
Hayl-i ded ü dâm anun sipâhı

Olmışdı beşerden eyle bîzâr
Kim öz aksin sanurdı ağyâr

Dartup göğe dûd-ı şu‘le-i âh
Öz sâyesin istemezdi hem-râh

Bu Leylî ahvâlinden bir haberdür ve Ma‘şûk-ı âşık-pîşe etvârından bir eserdür

Sâkî müteellim-i humârem
Müştâk-ı şarâb-ı hoş-güvârem

Üftâdeliğüm gör etme ihmâl
Rahm et bir ayağ ile elüm al

İzhâr kılup safâ-yı meşreb
Bu bezmi çün eyledün müretteb

Bezm ehline nevbet ile ver câm
Hem hâs riâyet eyle hem âm

Mecnûna hemîn şarâb dutma
Leylîni ki asldur unutma

Dihkân-ı fasîh-i Fârisî-zâd
Bu gülşene beyle tikdi şimşâd

Kim ol çemen-i vefâ bahârı
Dâğ-ı gam-ı aşk lâle-zârı

Ya‘nî reviş-i vefâda muhkem
Leylî sadef-i cevâhir-i gam

Girmişdi hisâra genc mânend
Urmışdı ayağa pendden bend

Ne bir ferahı ne bir neşâtı
Ne kimse ile bir ihtilâtı

Bîzâr atadan ü anadan
Bîgâne cemî‘-i âşinâdan

Yanına olurdı hûblar cem‘
Pervâne-sıfat havâlî-i şem‘

Şâd olmağa hâtır-ı hazîni
Eğlenmeğe tab‘-ı nâzenîni

Min turrfece turfece fesâne
Şîrîn söz ile çeküp beyâna

Eylerler idi zaman zaman yâd
Takrîb ile lahza lahza bünyâd

Ol terk kılup neşât ü râhat
Bir uzvını eyleyüp cerâhat

Eylerdi behâne ile nâle
Düşmezdi olar düşen hayâle

Kızlar kaşa verse vesmeden reng
Cân gözgüsine salurdı ol jeng

Kızlar yüze koysa nîlden hâl
Ol nîle çekerdi raht fi’l-hâl

Kızlarda hayâl-i nakş-ı dîbâ
Ol nakş-ı hayâl ile şikîbâ

Kızlarun eli hınâda gül-gûn
Anun eli eşki ile pür-hûn

Ne iğnede ne ipekde meyli
Müjgâna tökerdi eşk seyli

Kızlar kılup ârzû-yı zîver
Ger rişteye çekselerdi gevher

Ol dahi çekerdi eyleyüp reşk
Târ-ı bedenine gevher-i eşk

Mecnûndan idi cünûnı efzûn
Leylî deyene der idi Mecnûn

Dünler ki gedüp yanından ol cem‘
Bir gûşede ol kalurdı vü şem‘

Şem‘e gam-ı dil beyân ederdi
Sûz-ı ciğerin ıyân ederdi

Bu Leylînün çerâğ ile macerâsıdur ve Andan câre-sâzî-i dil temannâsıdur

K’ey didesi nemlü bağrı dağlu
Başı karalu ayağı bağlu

Gel olalım hem-nefes men ü sen
Râz-ı dil-i zârun eyle rûşen

Ne derd seni nizâr edüpdür
Âlüfte vü zerd ü zâr edüpdür

Başdan ayağa nedür bu yanmak
Dûd-ı dile dem-be-dem boyanmak

Ne cinsdür aslun ey belâ-keş
Kim âb-ı hayâtun oldı âteş

Şerh-i dil-i germ ü çeşm-i ter ver
Ser-rişte-i râzdan haber var

Her lahza düşersen ıztırâba
Hem âteşe garkasen hem âba

Ne sihr kılursen ey seher-hîz
Kim âteşün âbdan olur tîz

Men sûhteden hem olma gâfil
Mende dahi var bir gam-ı dil

Men hem sana benzerem vefâda
Belkim niçe mertebe ziyâde

Sen gece hemîn yanarsen ey zâr
Men gece vü gündüzem giriftâr

Sende eser-i hevâ ziyândur
Nisbet mana râhat-ı revândur

Hûdur sana sırrunı töküp yaş
Meclisler içinde eylemek fâş

Gönlün çü değül vefâda kâim
Gönlündekidür dilünde dâim

Men sâbit-i arsa-i belâyem
Ney kimi hizâne-i hevâyem

Olman olur olmaz ile dem-sâz
Başum kesilürse söylemen râz

Derdüm sana söyleyem gam-ı dil
Sende dahi tâb yoh ne hâsıl

Döymez ciğerün bu şerh-i râza
Âhum getürür seni güdâza

Bir yâra bu derdi eyledüm fâş
Olmadı mana bu yolda yoldaş

Sabr eylemedi bu derd ü dâğa
Katlanmadı düşdi daşa dağa

Yanunda senün hem urmayam dem
Tâ kaçmayasen ırağa sen hem

Şem‘ün çü görürdi yoh zebânı
Dem urmağa yoh yanında cânı

Bu Leylînün pervâneye keşf-i râzıdur ve Anunla fi’l-cümle izhâr-ı niyâzıdur

Pervâneye şerh ederdi râzın
Arz eyler idi olan niyâzın

K’ey tâir-i âşiyâne-i aşk
Ser-geşte-i âb ü dâne-i aşk

Sensen reh-i aşk içinde sâdık
Âşık ammâ tamâm âşık

Bir görmeğe yârı cân verürsen
Bir zevkle iki cihân verürsen

Hem-râzdur taleb-i fenâda hâlün
Gûyâ ki fenâdürür visâlün

Her çend ki şöhre-i cihânsen
Aşk içre ser-âmed-i zamansen

Müşkil ki menüm kimi olup zâr
Mence ola sende şevk–i dîdâr

Sen seyrdesen hemîşe ser-mest
Men dâm-ı belâ vü derde pâ-best

Dünler sana dûst-ı hem-nişîndür
Hicrân mana muttasıl karîndür

Bir şu‘leye sen nisâr edüp cân
Düşvâr gamun kılursen âsân

Men cân ile isterem çekem gam
Min cân dilerem gamında her dem

Mence sana yoh gam-ı nihânî
Ger var desen hanı nişânı

Hanı nem-i çeşm-i eşk-rîzün
Hanı dem-i serd-i germ-hîzün

Hanı sitem-i belâya dözmek
Aşka düşüben cefâya dözmek

Pervânede hem görürdi noksân
Bulmazdı anunla derde dermân

Nâ-çâr kılup tahammül ü sabr
Ol kesre dilerdi gaybden cebr

Yarum geceler ki çeşme-i hâb
Gözler çemenin kılurdı sîr-âb

Zulmâta düşerdi nûr-ı bîniş
Ârâm bulurdı âferîniş

Uyhuya gederdi yâr u ağyâr
Derd ehli hemîn kalurdı bîdâr

Sahrâya çıhardı evden ol mâh
Kâmınca kılurdı nâle vü âh

Feryâdın edüp bülend-pâye
Râz-ı dilini açardı aya

Bu Leylî’nün mâh ile münâzara kılduğıdur ve Hurşîd kimi şevk odına yakılduğıdur

K’ey gâh kadüm kimi hamîde
Gâhî pür olan misâl-i dîde

Geh zâhir olan mana gamum tek
Geh gâib enîs ü hem-demüm tek

Şâhiddür ana bu inkilâbun
Kim âşıkısen bir âftâbun

Hicrânı ilen nizâr olupsen
Ser-geşte-i rûzgâr olupsen

Ey mihnet-i aşkdan haberdâr
Gör Tanrı içün ne mihnetüm var

Kıl şu‘le-i âhuma nezâre
Ger var ise rahmun eyle çâre

Seyr eyle fezâ-yı her diyârı
Gez cümle-i deşt ü kûhsârı

Gör handadur ol menüm penâhum
Şâhum mâhum ümîd-gâhum

Hâl-i dilüm ana arza eyle
Bi’llâh nişe gördün ise söyle

Tâ vakt-i seher bu idi hâli
Teşvîşden olmaz idi hâlî

Mürg-i seherî çekende âvâz
Eylerdi bir özge nevha âğâz

K’ey vây tükendi mâye-i ömr
Hurşîde erişdi sâye-i ömr

Demdür der-i fursat ola mesdûd
Müşkil görine beyân-ı maksûd

Leyla ve Mecnun, FuzuliLeyla ve Mecnun, Fuzuli