• anılarımızı unutalım, daha az konuşsunlar,
    acılarımızı kırbaçlayalım, daha çok duyulsunlar
    kardeşlerim!
    Acılarınızın sizi yüceltmesinden çekinmeyin!
    Onlar, şüphesiz ki, sizi daha iyi biri yapmak için gönderildiler.
    Diyorum ki,
    Anılarımı ve acılarımı feda edebilirim,
    Senin için,
    Vaz geçebilirim en değerli yalnızlıklardan,
    Hatta, inanıyorum,
    Mutlu bile olabilirim.
    Ola da bil ir iz.

    Kızmıyorum,
    Sadece sinirlerime toz kaçtı.

    Sen dünyayı bilmezsin,
    Aslında güzel gibi görünür, kötü de sayılmaz
    Bu tarz yargılara varmak için fazla muğlak
    Onun hakkında tek gerçek ve kesin hüküm, adaletsiz bir yer olduğu
    Yoksulluk, haksızlık, eşitsizlik, zenginlik, düşsüzlük, güçsüzlük
    40 bin kilometre çevre genişliğine sahip kutuplardan basık tombul bir mutsuzluk

    Mutlu göreceğimi biliyorum,
    Seni,
    Ben en çaresiz hallerini görebilir miyim?
    Kendini en umutsuz, halsiz, güçsüz, şefkatsiz, gergin ve pesimist hissettiğin halinde yanında olabilir miyim,
    Saçlarını omzumdan aşağı dökebilir misin tam o anda,
    Biliyorsun,
    Ya da bilmiyorsun, Henüz,
    Kalbin kalbime değecek.
    O günler çok da uzak değil.
    Ne kehanet bu ne altıncı his,
    Bir yakarış, bir yalvarış, bir inanç ve bir tutam da istek.

    bir şeye ihtiyacın var mı diye sorduğunda
    "and away with the wind we'll go
    a million miles away – it’s a crime i never told you about the diamonds in your eyes"
    çalıyordu
    var demeliydim,
    sana ihtiyacım var,
    konuşmana, fısıldamana, ses tonundaki melodiye, saçlarının muhteşem güzellikteki tellerine,
    betonarme zeminde topuklu ayakkabılarının çıkaracağı sese,
    dertlerimi bir bir dinlemene, dinlerken elimi tutmana, gözlerimin içine bakmana,
    sözlerinle kalbime dokunmana,
    aynı havayı solumaya, aynı bardaktan içmeye, hafif olsun diye söylediğin salatayı tatmaya,
    en çok da kelimelerine ve daha çok gülümsemene
    hemen ve hayatımın geri kalanı boyunca, sadece sana, ihtiyacım var
    demeliydim.
    Durun efendim, her şey ve hiçbir şey bu kadar hızlı olmamalı.

    kendiminkilerden alıntıladım.
  • Avniya kılma guman kim sana ram ola nigar
    Sen sitanbul şahısın ol kalatanun şahıdur

    Fatih Sultan Mehmet (avnî)

    Ey Avni! Sevgilinin sana ram olacağını sanma;
    sen İstanbul şahısın, o Galatanın şahıdır.
  • VERMEYİNCE MABUT



    Rivayet olunur ki, Sultan II. Mahmut, tebdil gezdiği bir ramazan gününde, Üsküdar'da mücerret bir kunduracının, boş örse çekiç vurarak her hamlede "Tıkandı da tıkandı" dediğine şahit olmuş. Merak saikiyle içeri girip bunun sebebini sormuş. Adamcık anlatmış:

    — Bir gece rüyamda gördüm. Çeşmeler vardı. Bazılarından şarıl şarıl sular akıyor, bazılarından sızıyor, bir tanesi de şıp şıp damlıyordu. O sırada bir pir-i nuranî belirdi. Ona bu çeşmeleri sordum. "Şu şarıl şarıl akanlar, padişahımızın talihidir. Sızanlar devlet erkânından filânca paşaların ve falanca zenginlerin talihleridir. Şu damlayan da senin talihindir," deyip kayboldu. Yerden bir çöp aldım ve benim talihim olan çeşmeye yaklaştım. Çöple biraz kurcalayıp lüleyi açmaya çalıştım. Ah, ellerim kırılsaydı! Filvaki çöp kırıldı ve artık o eski damlalar da damlamaz oldu. O günden sonra müşterim kesildi, kazancım bitti. İflâs ettim, bu hale geldim. Şimdi de talihimden şikâyet ile "tıkandı da tıkandı" zikriyle boş örsü dövüyorum.



    Padişah kendini aşikâr etmez ve saraya dönünce adamın söylediklerini tahkike memur gönderir. Meğer, adamcağız herkes tarafından "Tıkandı Baba" diye tanınmakta ve nasipsiz-liğiyle bilinmekteymiş. O kadar ki, çeşmeden su doldurmaya gitse çeşmeyi bir kurbağa tıkar; bir mal almak için pazara uğrasa, ona sıra gelmeden mal bitermiş.



    Sultan, mübarek ramazan ayında garibi sevindirmek ister ve bir tepsi baklava yapılmasını, her dilimin altına da bir sarı altın konulmasını emreder. Sonra, tepsiyi bir zengin konağından iftarlık geliyormuş gibi gönderir.



    Nasipsizlik bu ya; Tıkandı Baba, bir tepsi baklavayı bir iftarda yiyip bitirmek yerine satıp parasıyla birkaç gün iftar etmeyi düşünerek tepsiyi pazara çıkarmış.



    Padişah durumu öğrenip üzülmüşse de niyetine sadakat ile aynı minval üzere ertesi gün nar gibi kızarmış bir hindi dolması yaptırıp yine içini altın ile doldurarak Tıkandı Baba'ya yollar. Baba'dan baklava tepsisini satın alarak parsayı toplayan uyanık müşteri, bu sefer yine kapıya dayanıp Baba'nın aklını çelmenin yollarını aramaktadır. Der ki:



    -Bre Tıkandı Baba ya! Sen bir garip âdemsin. Tek başına bu hindiyi nice yiyeceksin. Gel sen de bu hindiyi bana sat.



    Pazarlık tamam olup hindi de kanatlanınca, padişah bu derece safderunluğa, aşırı derecede öfkelenip derhâl Tıkandıy1 saraya çağırtır. Çavuşlar eşliğinde iftar vaktine yakın, karga tulumba sarayın yolunu tutan Tıkandı Baba, telâşlanır. "Bir suç işlemiş olmalıyım, ama ne ola ki!" diye kara düşünceler içinde huzura alındığında, neredeyse bayılmak üzeredir. Bu hâle padişahın yüreği dayanmaz ve öfkesi merhamete döner. Sultan, olup bitenleri anlattığı zaman, Tıkandı Baba hayretler içinde hünkârın ayaklarına kapanıp, dualar, şükürler okumaya başlar.



    Padişah, ona son bir hak daha tanımayı isteyip doğruca hazine-i hassa odasındaki altın ve mücevher dolu sandıklardan birinin huzura getirilmesini buyurur. Sandık gelir. Sultan Mahmut, selâmlık dairesinin çini sobasının altını yoklayıp küreği eline alır ve:

    — Tut şu küreği! Sandığa daldır. Ne kadar alırsa hepsini sana bağışladım, der.

    Tıkandı Baba, makûs talihinin böyle bağteten muradına muvafık harekâtından fazlasıyla heyecanlanır. Sevinçten titre-ye titreye küreği sandığa daldırır. Bir müddet iteleyip çalkalar ve itina ile kaldırırsa da kürek ters dalmıştır ve ancak sap kısmında bir tek kızıl altınla çıkar. Baba, düşüp bayılır. Şair ruhu taşıyan hisli padişah ise seçili bir üslûpla o tarihe geçen sözünü söyler:

    — Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut!?..
  • Aşktan bahsedelim. Lakin bilirsiniz, mevzu derin. Yazı uzayabilir, şimdiden haber vereyim. Sonuna kadar okumayacaklar burda okumayı kesebilirler :) Bugün arkadaşa gül geldiğini görünce, içimde "Gönül dağı" çaldı. Aşkı anlatır gül, ve aşkın tek bir durağı vardır; rıza. "Rızasız bahçanın gülü derilmez!" diye kafamın içinde konser verdi nöronlar. Yar oy, yar oy! Rıza meselesine sonra geliriz, şimdi başa dönelim; "Dost elinden gel olmazsa varılmaz/rızasız bahçanın gülü derilmez" böyle demiş Neşet babamız. Gönül dostlarının her biri, yüzyıllar evvelinden aynı manayı diyedurmuşlar. Fuzuli şöyle ifade ediyor aynı manayı, "Aşkın odu evvel düşer maşuka, ondan aşıka/ Şem'i gör ki, yanmadan yandırmadı pervaneyi" Yani, "Aşkın ateşi önce sevgiliye, sonra sevene düşer/ ışığa aşık olan kelebeklere bak, ışığa aşıklar ama o ışık yanmak suretiyle onları çağırmasa, kelebekler ışığa kavuşamayacaklar!" :) Şah-ı Nakşibendi hazretleri ise şöyle dile getirmiş, "Canibi maşuktan olmazsa muhabbet aşığa/ sa'yi aşık aşığı maşuğa isal eylemez!" Şu demek, "eğer sevgiliden/sevilenden aşığa bir muhabbet/teveccüh yok ise şayet, aşığın/sevenin hiçbir çabası onu, sevgiliye/maşuğa ulaştırmaz." Fesubhanallah! :) Neşet baba, "Dost elinden gel olmazsa, varılmaz!" derken yine aynı mana. Dost kim ola ki? Farsça bir kelime dost, sevgili demek aslında. "Sevgilim, çağırmazsa basıl geleyim" diyor hasıl. Sen teveccüh göstermezsen, ben ne yaparsam yapayım boş değil mi, diyor. "Ey mum diyor, kelebek, yanmazsan ben seni nasıl bulayım, sana nasıl kavuşayım!" Ya Allah :) Bütün anahtarlar maşukun/sevgilinin elinde yani, onun teveccühü elzem. Sevgili/maşuk Cenab-ı Haktır. El Vedud :) Sevgili bir insan dahi olsa, yıkarsa mevzu bahis edilen denklem ayni şekilde işliyor kanaatimce. " Aşk diyor, bir bütündür, biz onun parçalarıyız" Mevlana Hazretleri. Aynen öyle de, bütün muhabbetler bizi el-Vedud ismine çıkarır, O ise birdir. Bu kadar birlik sikkesi içinde, kim bize "mecazi aşk-ilahi aşk" ikililiğini getirip, algı dünyamızda oynamış a dostlar?

    Melaye Cızırî hazretleri, " Dil yek e işq-i yek bit aşiqan yek yar-i bes Qible de yek bit quluban dilberek dildar-i bes" diyerek bu birlikten bahsetmiş. Diyor ki, "Gönül birdir aşk da bir olmalı, aşıklara bir sevgili yeter Kıble de bir olmalı, gönüllere gönülçelen bir sevgili yeter." Hayır, ikilik yok! Bütün muhabbetler, büyük bir muhabbettin parçası. Gül yaprağıyız, gülün bütününden haber veriyoruz. Hasıl, gül yaprağının hikayesi aslında gülün hikayesi. Aşk ilminin rahle i tedrisinde, kime müteveccih olursa olsun, aşkın yek bir formülü vardır. Aşka giden yollar ister Hakk'a, ister halka yönelmiş olsun, (kanaati acizemce) aynı yol, 20. Mektup'ta(Mektubat/Bediüzzaman) rastladım ben o yol tarifine.
    1. İmanıbillah
    2. Marifetullah
    3. Muhabbetullah
    4. Lezzet-i ruhani. Beşer için de aynı yol; 1. İnanç(muhataba inanıp/güvenmek), 2. Tanımak, 3. Sevmek, 4. Aşk ( burda hiçbir ikiliğe yer yok, sen=ben). Yine kanaati acizemce bu sıralamada en önemli ayrıntı, muhabbetin marifetten sonra geliyor olması, yani (hakiki) sevmek ancak tanımakla mümkün. Çünkü aşk tanıdıktan sonra "hoştur bana senden gelen, ya gonca gül/ yahut diken" boyutuna erişiyor marifet ehli. Kadere de rıza gösterilen nokta yine orası. Bir insan olunca mevzu bahis,muhatabı "insan" olduğu hakikati ile sevmek. Kusurlu insanoğlu, hatalı. Onda sizin hoşunuza gitmeyen şeyler dahi olabilir, fakat gördüğünüz güzellikler o kadar fazladır ki, kusura/hataya/farklı bir karaktere rağmen sevmek... Onun hoşunuza gitmeyen yanlarına rağmen sevebilmek, bu hakiki bir sevmek oluyor. Deli divane bir sevmek değil bu, gayet aklı başında bir sevmek.

    Peki bu çağın insanının aşk ile en büyük imtihanı nerde başlıyor? Evlilikler neden böyle? "Aşk" olarak adlandırdıkları hissin içi neden bu kadar boş? İnsanların duyguları neden bu kadar kolay değişebiliyor birbirlerine karşı? Hangi adımı atlamış ola ki insanlar? En küçük kalbi temayüllere aşk adı verildiği bir çağda, aşkın imtihanı ağır! Halbuki kolay mı bu iddia bu kadar?

    Yine kanaati acizemce, sorun ne tanıma, ne sevme durağında. İnsanlar daha ilk durakta, yani inanç durağında kaybediyorlar. Şüphe dolular, muhataplarına inanmıyorlar ki muhabbetleri olsun :) inanmayan basıl tanısın, tanımayan nasıl sevsin? Ne diyorduk, başa dönecektik? "Rızasız bahçanın gülü derilmez" diyordu Neşet babamız. Yek bir durağı var aşkın, Rıza! Orda aşık, maşukundan razı. Rıza gözü ise kör, kusur görmüyor! :)makam aşk makamı. Seven sevdiğinden razı.

    "Gelse Celalinden cefa
    Yahut cemalinden cefa
    İkisi de cana safa
    Kahrın da hoş, lütfun da hoş"

    İnanmayan razı olur mu?
    Tanımayan razı olur mu?
    Sevmeyen razı olur mu?

    Elcevap: hayır! Şimdi kendimize soralım, aşk ile bağlandığımızı düşündüğümüz her ne var ise ondan razı mıyız? Gülleri deremeyeceğiz yoksa :)
  • Kırk yıl öncesinin İstanbul’unda yürüyorum. İstiklal Caddesi ola ki, bu da o yatır, al çaputlarla donanmış, kısır adakçılarının gözlerinde birer elif çekili titrek mum ışıklarından, ama ortalık aydınlık daha? O sokağa bakmadan geçmeli, adı değiştirilmiş bile olsa, sen bakma o sokağa; o sokak yok, hiç olmamış değil, beton yığınlarının altına gömük, ölü belki, ama var, dönüp bakma, kork, korkuyorsun zaten.
  • Men bir ana tanıdım  tek ümüdünü mubaribe aldı apardi .Gözünü diktiyi    övladini apardi  burulğan.Nə əziyyetler çəkmisdi .Ne  tehqirler  eşidib   tekce      heckim olmadan oğul boyutmuşdu.Ayağina bir daş dəysə cani yanan ana .İndi    muharibe deyilen  felaket apardi  onan bircesini.Oğlu dunyaya gelmemisden qabağ     atasi  heyatdan kocmuş.Anasinin bu zulmet heyatda tekce  yoldaşi ve balasi var idi.Yoldaşini itirmiş .Tek Umudu  bircesi balasi idi onu boyutmek  Namuslu serefli  Terbiyeli usaq  olmasi ucun ellesirdi.Hergun  boyuduyunu gorur ana sevinirdi. Başina geleceklerden xebersiz 😔Balasi uçun herçur eziyyetler çekirdi.Bircesi boyuyur .Anansinin çekdiyi eziyyetler gordukce   oda isdemek qerarina geldi .Yasıdlari     mektebe gedende  balaca urekli  aslan .Işdiyir  eziyyetler çekirdi .Anasina sen menim uçun eziyyet çekirsen gözde  indide men çekim haqqini odeye bilmesemde çekim  eziyyetini .Ele bil o ureyi hiss etmisdi .Anasini tek qoyacaq deye. Zulum   eziyyetler içinde böyüdü .Bir yandan  hemişə ata hesreti bir yananda yoxluğ   zulum anamı stediyim ki yaşada bilmirem istediyim paltar ala bilmirem  hissi ile boyüdü. Amma hecvaxt  üsyan etmirdi sukur edirdi .Axi onun uçün Herseye dozen Anasi var idi onu hamidan çox seven .Heckimi olmasa bele bilirdi ki anasi var.Ana vaxt gelir   bircesinden ayrilacaqdi axi.Vetene emanet verecekdi . Hecvaxt bele ayri qalmamişdilar  ana qorxurdu .Bu ayriliqdan  hiss edirdi ele bil neyse amma diline getire bilmirdi balasinin elinden mohkem tutdu .Doyunca qoxladi .Burulğana az qalirdi.Vaxt kecdikce oglunun sesini esiden ana yaxsi olduğunu bilen ana sevinir  ureyi acilirdi.Veten sevgisini gorub ana fexr edirdi .Amma qorxurdu bir yananda.Burulğana az qaldica anaya bir rahatliq gelir. Sanki Allah guc veriridi  o gece     nese oldu .Ana bunu hiss etmedi can parcasinin bircesinin  onu tek qoyduğunu getdiyi #Yalniz qaldiğini hiss etmedi .Can parcasi yaralanmiş çoxlu qan itirmiş  Şəhid olmuşdu.Gucdu atsima olduğundan   ordan çixara bilməmişlər.Şehid olduqdan sonra  yanina gele bilmişlər.Ana balasi uçun işdiyir pul yiğir   gələndə  evinə gelin gətirəcəkdi .Balaca aileni böyütmek xeyali ile   işə gedirdi.Balasi uçun pul yiğirdi .Yolda işə gedende  dediler Sehid gelecek ana hec umazdi ki bircesi ola  yoluna davam edirdi .Öz ozune axi axsam danişdim gelecem ana .O Meni tek qoymaz teselisi ile yola davam edirdi .Getdikce   oz ozune deyirdi  gor indi kimin balasi Şehid oldu.Hansi eve od duşdu.Yoldan Qefilden ananin yanindan aparirdilar Şəhidi  evlerinə o an ana nese oldu ele bil balasinin qoxusunu aldi . Hiss etdi sanki çiğirdi.Aparmiyin balami .Hami saktlesidirmeye  çalişir axi o menim tek umudum  birce balam idi.Ana  hergun balasina qovuşmaq umudu ile  ölür
    Özunu bağışdiya bilmir  axi  neter hiss etmedim  ki   bircem Şehid olacaq. #Bu heyatda artiq ananin heçkimi yoxdu.Qapısını döyən . Teselli veren.Arada  genceler gelir ananin qapısını doyur  balan olmasada biz variq deyirler .Ana   o sozderden yanan ureyi biraz sevinir   usağlari balarlari kimi bağrina basir .Gelmiyəndə  heckim ziyaretinə  tek qalir gözderi yolda olur kimse  gelecek bu tek anani yad edecek deyə.Ustolu hazir qoyur   oz ozune qapini doyecekler indi bugun deyir.Gələn olmuyanda oturur. Bircesinin  fikirlesir  indi gelse qapidan   qucaglasam  sagam yanindayam dese umudu ile yuxuya kedir  .Seher acilan kimi  Balasinin ziyarete gedir .
    #sen#bugun#gelmedin#men#geldim #balam
    Bunu heyatda Tek övladini Şehid veren analar ucun yazdim çox sey yazardim amma ozum doze bilmiyecem deye yaza bilmedim.
    Oxuyan hamidan Allah razi olsun
    #SEHID#Anlarini#tek#qoymuyaq#vaxt edin aileler ziyaret edin .Axtarin onlari
      .....
  • Eyni ölkədə olubda.Hecvaxt bir ola bilmiyecek   iki insan uçun dunya dar olasada yaşa be kardeş keçecek herşey
     
    #hekaye yazdim başlanğicini men başdadim sonun sen yazdin.Ayriliq 💔