• Müjde Bilir'e

    İki sigaram kaldı bu gece için maviş anne
    İki muhabbet kuşum.
    İki kendim varmış maviş anne
    Biri benmişim, biri mutsuz
    Ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
    Dünyaya bile bir dünya anne lazım.
    Biri sen ol maviş anne, biri ben.
    Dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da birlikte gidelim maviş anne
    Bana da kendi serüvenimden bir yer ayırt, Şefkate söyle o da gelsin.
    Özledim onu, o da gelsin saçlarıma dokunsun
    Bilir misin, büyüler bile ninniyle büyür
    Temiz kokan pazen gecelikler, şehriye çorbası...
    Hepsi, hepsi ninniyle büyür.
    Bilir misin maviş anne?
    Ben çekildiğim her fotoğrafta
    Defolu bir kelebek gibi çıkarım.

    Mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı Kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı
    Sanırım ben assolist oldum maviş anne Şimdi mutluyum
    Geçmişini mi yok ettin kızım diye soran
    Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum
    Babama söyle, o gelmesin maviş anne Birileri mutsuzsa, mutsuzlara nergis yolla, Bir kırmızı battaniye, onlara bir mutluluk çadırı yolla
    sonra belki, ben de gelirim

    Kuşlarımı da bırakayım gitsinler
    Dışarıda ölürler mi sence
    Postacı mektup bile getirmezse onlardan Ben bir anne gibi ağlarım sonra Bırakmayayım, gitmesinler bari maviş anne Ölürler yazık dışarıda!
    Onlar birer yıldız olursa
    Biri mavi, biri yeşil Ben onlara bakarım maviş anne.

    Kalbimi de büyüttüm sonunda
    Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
    Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
    Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın. Kalbim sanırım büyüyünce
    Sokaklarda ağlayan biri olacak
    Rezillik yani maviş anne!
    Kalbim komik kaçacak
    Kaçmaması için sen en iyisi kalbime de Benim serüvenimden bir yer ayırt
    Aman, mutsuz bir yer olmasın!

    İki sigaram kaldı bu gece için
    Yüzyıl yetecek çocukluğum,
    İki muhabbet kuşum,
    Biraz da ateşim var.
    Dua ediyorum ateşe
    Vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
    Aman umutsuz bir yer olmasın!

    İki kendim varmış maviş anne
    Biri benmişim biri mutsuz
    Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için Dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.

    Ben ölürsem mutsuza iyi bak!
  • Sevgili Anneciğim,
    Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
    Kocaman bir dağ lalesi gibi
    Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

    Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc'ın ucuz evinde
    Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor
    di'li geçmi zamanda birçok resim,
    Hep gülümsüyorsun
    Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
    Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında Durmadan soluyormuş gibi

    Hatırlar mısın?
    Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü'nü
    O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü. Vişne bahçeleriyle dolu,
    Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
    Bazen ölmek istiyorum
    Beni yeniden doğurman için
    İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.

    Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
    Bir ton rüya çıtırdarken
    Sen kar yağmadan önce başkaydın,
    Kar yağdıktan sonra bambaşka.
    Sanki hep buluğ çağındaydım.
    Kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları
    Binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini
    Bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi
    Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
    Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
    Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
    Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

    Ben bu eve Muc'ın ucuz evi diyorum
    Yokluğunda böyle oldum.
    Mucize öldükten sonra buraya taşındım.
    Ve inan Muc bu evi bana ucuza verdi. Yaşasaydın, hayatının ortasına
    Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
    Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
    Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
    Diye başlayan bir çocuk romanında...
    Şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi
    Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
    Bu acımasız ölü anne sesini
    Şimdi mucizevi bir yerdeyim
    Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada
    Ve çok ağır ilerliyor.
    Yüzümdeki çillerden başka
    İsyan eden biri yok hayatımda.

    NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
    Onları Muc'a evin karşılığında verdim
    Çok ucuza.
    Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
    ANNE!
  • Bu sen misin?
    İçinde kuşların gözü kapalı uçtuğu kitapların hepsinde anlatılan, sen misin?
  • Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır, cıvıklaşır, katranlaşır.
  • Sensiz de denizi seyredebiliyorum.
    Hem dalgaların dili seninkinden açık.
    Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
    Sensiz de seni sevebiliyorum.

    Hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
    Karşılaştığımız zamanlarda.
    Sen, sevgiden şımaran çocuk,
    Ben şaşıran budala.
  • Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
    Ne kötüdür an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması. 
    Ve bilir misin? 
    Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması... 
    "Ben" deyip susması, "Sen" deyip ağlamaklı kalması..

    Nazım Hikmet
  • https://www.youtube.com/watch?v=vV-AQyhYH4I

    Beni Anlamayışına...

    Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın.
    Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
    Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını.
    Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık,
    Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın...

    Sevdâ suya karışır, sızar kan dağlarına.
    Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar,
    Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına.
    Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar.
    Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar...

    Bir yanında münzevi hıçkıran Leylâ Kuşu
    Sen henüz tanımadın sevdâ denen yokuşu...

    Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi,
    Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi,
    Sen henüz vurulmadın, uçarken göklerinde.
    Sen henüz bir oltaya takılmadın, derinde.
    Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın.
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın...

    Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere,
    Her gece ışığını ruhumdan alacaksın.
    Aldanma gururunu okşayan çiçeklere!
    En güzel güllerini ruhumla alacaksın...

    Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden.
    Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi!
    İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden,
    Bu sevdâ tükenecek sönen bir alev gibi...

    Sen hala anlamadın sevginin en hasını,
    Sen hala çözemedin ırmağın dünyâsını...
    O, coşkun bir denizin sularına yürürken,
    Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını.
    Gittiği her iklime sevdânı götürürken,
    Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını...

    Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk.
    Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık.
    Görmedin bir arslanın can çekişen resmini,
    Yalnızlık kitabında okumadın ismini...

    Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların,
    Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların.
    Karanlık köşelerde acı acı gülmedin.
    Sen henüz, kovulduğun kapılarda ölmedin...
    O Celâli uykudan uyanmadın, uyanma!
    Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma!

    Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine,
    Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm?
    Feryadı kayaları parçalayan sesine
    Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm?

    Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
    Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini...
    Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne,
    Dudağında kuruyup dağılan sözlerini...
    Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi,
    Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi.
    Karalar bağlamadın, beni anlayamazsın!

    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın!..

    Nûrullah Genç