• Hiç kimse aramasa sormasa beni 
    Sen gelsen yeter... 

    Yavuz Bülent Bakiler
  • FATİH SİGARA VE KAHVE İÇER MİYDİ?

    Yavuz Bülent Bakiler bey anlatıyor: "Ben lisede Fetih şiirleri yazmaya heveslendim. Arif Nihat Asya'nın fetihle ilgili şiirlerini okuduktan sonra daha çok heyecan duydum. Ve bir takım fetih şiirleri yazdım.

    Ankara'ya yüksek tahsil için geldiğim zaman da bu yazmış olduğum fetih şiirlerini de çeşitli toplantılarda okudum. Hiçbir yerde, hiçbir kimsenin dikkatini çekmedi bu. Ama Arif Nihat Asya'nın çok dikkatini çekmiş.

    Bir gün "Yeni İstanbul" gazetesinde çalışırken, Arif Nihat bey gazetede köşe yazıları yazıyordu. Ben de o gazetenin meclis muhabiri idim. "Yavuz Bülent, şu fetih şiirlerini yazıp getirsene bana" dedi.

    Heyecanlandım..Gittim, sarı bir deftere onları yeni baştan yazdım. Götürdüm, kendisine verdim. Birkaç gün onra gazeteye geldi.

    Galip Erdem de gazetede köşe yazısı yazıyor. "Galip sen de gel de yukarıda seninle de beraber olmak istiyoruz" dedi. Üçümüz odasına çıktık.

    Dedi ki; "Galip! Bu çocuk Fetih şiirleri yazıyor. Azizim, Fethi o kadar mükemmel anlatmış ki, hayran olmamak mümkün değil. Oku Yavuz Bülent şu Fatih şiirini" dedi.

    Hakkımda böyle bir beyanda bulununca, doğrusu ben bundan son derece memnun oldum. "Hocam teşekkür ederim" filan dedim ve okudum.

    Fatih şiiri şöyle başlıyor;

    "Padişah olduğu belli yer ile gök arasında,

    Boyu bosu dağ gibi.

    Bir duruşu var tepelerden mağrur, korkusuz,

    Kara bir kartal gibi..

    Gözlerini yumsa bir an,

    Bir sigara yaksa sonra karşısında duman duman.

    Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi..

    Ve devam ediyor..

    Dedi ki; "Galip be, çocuğa bak! Fatih'i ne kadar güzel anlatmış. Fatih o kadar fetih ruhu içerisindeki, sigara içtiği zaman dumanında Bizans surlarını görüyor. Kahve içtiği zaman kahve fincanında Bizans surları karşısına çıkıyor. Mükemmel.. mükemmel..mükemmel" dedi.

    Oturduğum koltuğa sığamadım, böyle kabardım, ondan böyle bir iltifat görünce.. "Teşekkür ederim hocam, sağolun" dedim. "Ama oğlum, Fatih Sultan Mehmed katiyyen kahve ve sigara içmezdi . Sen ona nasıl kahve ve sigara içirirsin?" dedi.

    Cahil adam çok cesur olur. "Olsun hocam" dedim "ben de sigara ve kahve içmiyorum. Ama zaman zaman bir sigara tüttürdüğüm, bir kahve içtiğim oluyor" dedim. "Ama Fatih hiç sigara tüttürmedi, hiç kahve içmedi" dedi.

    "Hocam" dedim, "mesela Fatih Sultan Mehmed Topkapı sarayının bahçesinde otururken, denize baktığı zaman bir sigara tüttürmedi mi?"

    "Tüttürmediiii" dedi.

    "Hocam, Fatih Sultan Mehmed'e bir büyükelçi geldiği zaman, o büyük elçiye yemek verildiğinde ve yemekten sonra bir de kahve sunulduğunda Fatih Sultan Mehmed'e de bir fincan kahve getirilmedi mi?" dedim.

    "Getirilmediiii" dedi..

    "Ne biliyorsunuz hocam, böyle yanı başındaymışsınız gibi konuşuyorsunuz" dedim.

    "Oğlum" dedi, "sigara ve kahve Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden yüzyıl sonra Türkiye'ye geldi. Sen nasıl böyle bir sultana sigara ve kahve içirirsin münasebetsiz adam. Çıkar onları" dedi.

    Galip Erdem ağabeyimiz dedi ki; "hocam, bu arkadaşımız destan yazıyor, tarih kitabı yazmıyor ki" dedi. "Galip! Saçma sapan laf etme. Destan yazmak istiyorsa doğrusunu yazsın. Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşımızla ilgili bir destan çalışması var. Fuat Uluç onunla ilgili bir yazı yazdı, Nazım Hikmet'in onbeş ayrı hatasını buldu, ortaya çıkardı. Türkiye'deki komünistlerimiz Nazım Hikmet'in kaç defa nefes alıp verdiğini tesbit ettikleri halde ve bu konuda en küçük bir yanlışa katiyyen tahammül edemekleri halde bu konuda seslerini çıkaramadılar. Yarın bu çocuğu Fatih'e sigara ve kahve içirdiği için sokağa çıkarmazlar, çıkaramazlar" dedi.

    O sırada ben sigarayı çıkardım. "Hocam, sigarayı çıkardım" dedim. "Nasıl?" dedi.

    Gözlerini yumsa bir an,

    Çizgi çizgi duman duman.

    Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi.."

    "Güzel bak güzel" dedi. "Ama kahveyi de çıkaracaksın"

    "Hocam, kahve çıkmıyor" dedim.

    Sonra çalıştım,

    Gözlerini yumsa bir an,

    Çizgi çizgi duman duman.

    Bir kaç yudum su içse tasında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi.."

    Kurtulduk.. Sonra bir yer daha var;

    Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin.

    Üç kısrak üstünde üç yeniçeri,

    Dört nala at sürerler Bizans surları üstüne,

    Kılıç tutar, mızrak tutar, kalkan tutar elleri."

    "Oğlum, sen burada bu yeniçerileri nasıl ata bindirirsin be?" dedi. "Niye bindirmeyim?" dedim. "Oğlum, yeniçeri ata binmez, yeniçeri yerde dövüşür. Sipahi ata biner. İndir bu yeniçerileri attan" dedi. "Hocam, yeniçerileri attan indirmem mümkün değil.Çünkü kafiye öyle gidiyor... yeniçeri, elleri, iri, biri, diri... diye gidiyor. Yani sipahi ile ileri, geri.. kafiyeli değil ki" dedim. "Bilmem.. bunları mutlaka indirmen lazım" dedi.

    "Git" dedi, "benden Enver Behnan Şapolyo'ya selam söyle. Sana anlatsın, yeniçeri ata biner mi binmez mi?"

    Enver Behnan o yıllarda Kızılay'da tek başına dolaşırdı. Bir gün kendisini gördüm. "Efendim, Arif Nihat beyin size çok selamı var. Aramızda bir tartışma oldu. Beni size gönderdi. Bu şiirde ben yeniçerileri ata bindirmiştim. Yeniçeri ata biner mi binmez mi efendim" dedim.

    "Oku bakayım" dedi, okudum.. "Oooo..Arif Nihat çok haklı. Yeniçerileri topyekin indireceksin" dedi. Sonra "Peki" dedi, "bir daha oku." Okudum. "Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin." "Niye Sivaslı Recep" dedi. "Efendim, ben Sivaslıyım da..İstedim ki Sivas ismi de girsin buraya" "Olmaz. Sivas o zaman bizim sınırlarımız içinde değildi" dedi.

    Anladım ki, bir detan şiiri yazmak için mutlaka-Arif Nihat'ın söylediği gibi- meseleleri bilmek lazım..Böyle heyecanla, heyheylerle, bağırmakla, çağırmakla destan şiiri yazılmaz.

    (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013)
    http://www.cevaplar.org/...7401&ctgr_id=121
  • Bilmez miyim senin Maraşlı olduğunu
    Söylediğin ağıt ve türkülerden
    Sen getir ışığı bize her seher
    Güneşin doğduğu yerden.
  • Bir anlatsam diyorum fikrimi ince ince
    Delice susuyorum sen yanıma gelince
    Kopsun bu hayırsız dil
    Kopsun bu hayırsız dil.
  • Şaşırdım Kaldım İşte
    Sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla..
    Bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla..
    Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla..
    Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla..
    Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla..
    Yüreğimin başına noktalarla..
    Hatlarla..
    Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla..
    Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.
    Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle..
    Öldür bendeki beni.. ..Sonra dirilt kendinle!
    Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle..
    Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle..
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle..
    Ama her defasında geri döndüm SENİNLE..
    Hangi düğüm çözülür.. Nazla.. Sitemle.. Kinle..
    Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle..
    Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin..?
    Bazen kızkardeşimsin.. Bazen öpöz annemsin..
    Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin..
    Eksilmeyen çilemsin..
    Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin..
    Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin..
    Çâresizim.. Çâremsin..
    Şaşırdım kaldım işte bilmem ki nemsin...
  • https://youtu.be/UAdJPcBivFY

    "Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkar
    Ve yine içimde şarkılı sesin.
    Gözlerimde çizgi çizgi duraklar
    Duraklarda hayal- meyal sen misin?
    Sen misin yanyana gezemediğim?
    İnce sitemini sezemediğim
    Sırrını bir türlü çözemediğim
    İçimdeki çetin sual sen misin?
    Bu nasıl yürekten söylenmiş makam? "