Madam Bovary’yi okurken, bir kadının hayalleriyle gerçeğin acımasız çelişkisi arasında sıkışıp kaldığını iliklerime kadar hissettim. Yazarın dili o kadar sade ama keskin ki, Emma’nın arzularının giderek nasıl bir bataklığa dönüştüğü okudukça fark ediliyor. Her sayfada onunla birlikte umutlanıyor, sonra aynı hızla düşüyorsun. Sadece bir kadının trajedisini değil, insanların doyumsuzluğunun da ne kadar evrensel olduğu anlatılıyor. Kitap bittiğinde, Emma’ya kızmakla ona acımak arasında kalıyorsun, belki de bu yüzden unutulmuyor.